Sayfa 1/5 123 ... SonSon
45 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: "maddeyi tanımak"

  1. #1

    Üyelik tarihi
    21 Şubat 2010
    Yaş
    53
    Mesajlar
    307

    Standart "maddeyi tanımak"

    "MADDEYİ TANIMAK" sf-36-38
    “ Maddeci düşünmek ile Diyalektik Materyalist düşünmek arasında bir fark var mıdır?”

    Bir insanın maddeci düşünmesi, onu, o maddenin yasalarının işlerliğine ve toplumlarla olan gelişimindeki aldığı role götürmez. Bunun için kişini maddenin genel evrensel yapılanmalarını da öğrenmesini gerekir. Maddenin önce ya da sonra gelip gelmediği onun oluşumunu ve iç yasalarını anlatmaz. Sonuçta ilk de gelse bunun bir oluşum biçimi vardır. Bu yasaların dışına çıktığınızda son aşamada metafizik yönelişlerin içerisine, maddenin yaratılışı düşüncesinin içerisine girersiniz.

    Oysa maddenin tarihsel diyalektik sürecine girerek çözüme yöneldiğinizde her oluşumun bir nedeni olduğunu, bu nedenin hiç birinin kendiliğinden değil diğer bir çok unsur ile bağıntılarını, maddenin hızı yavaşlamış bir enerji oluşumu olduğunu, değişimler ve gelişimlerde her bir gelişimin yeniye rahim görevi yaptığını görürsünüz. Evrendeki dinamizm ancak diyalektik tarihi materyalist düşünce ile takibinde netlik kazandırılır.

    Bugün keşif olarak kabul ettiğimiz her düşüncenin altında tarihsel miras yatar.Bu sadece bugünün eseri değil milyarlarca yıllık bir oluşum sürecinin devinimidir.

    “Metafizik düşünce nasıl oluşmuştur?”

    İnsanın maddelerle olan ilişkisinde ilk öncelik çözüm konusunda doğum ve ölümlerle ilgilidir. İlk düşünce sürecinde doğumun, anne karnından çıkan bebek, annenin yaratıcılığı olarak algılanması aynı zamanda da anneyi kutsal hale getirir. Bu ilk toplumun anaerkil olmasındaki en önemli unsuru oluşturur. Annenin çocuğu yetiştirirken, (ki en uzun sürede erişkin hale gelen canlı türüdür insan) bir çok konuda yavrunun zayıf olduğu dönemlerde kullandığı yöntemlerle bir otorite oluşturması, bu otoritenin kutsallıkla birleşmesi anaerkin gücünün en büyük nedenidir. Süreç içerisinde doğumlardaki erkeğin fonksiyonunun ortaya çıkması kutsallığı zayıflatır. Yetiştirme süresindeki otorite devam eder. Erkek de kadın kadar doğumda pay sahibidir, cinsellik tabulaşır, basit kurallaşmalar başlar.

    Düşünebilme yetisinin farkındalığına varılması insanı bedenle düşünce arasında bir sınıra zorlar. Ölümler sonrası tepkisellik bedenden tepkiyi oluşturan yapı olan ruhun çıkması olarak nitelendirilir. Bunda da anlamı çözülemeyen rüyaların etkisi büyüktür.

    İnsanı en fazla meşgul eden konu, düşüncenin bir beden bularak onun içine girmiş olduğu kanısıdır. Milyonlarca yıl ruh olarak nitelendirilen bu yapı ölümsüz olarak kabul edilir ve bunun çözümü ve bu çözümler üzerine yaşamsal işlevleri kurulur. Aranan en büyük ruhtur, bu doğrultuda ruhları yanına alana tapılmaya başlanılır. Kimi toplumlarda bereket veren şeyler algılanırken kimi toplumlarda korkulan, özümlenemeyen yıldırım gibi, güneş gibi güçler kutsal sayılır.

    Metafizik düşünce, yaratılma bilinci, düşüncenin gireceği maddeyi yaratan bir olgunun varsayımı ile başladı. Bu yaratan diye tanımlanan olgu onların yeryüzündeki temsilcileri tarafından toplumu yönetmeye tayin edildi. Ve her şey onun denetiminde ve arzusunda şekillendi sonucuna varıldı. Üretim ilişkilerinin çeşitlenmesi ve gelişimine paralel bu inançlar da şekillendi ve gelişti. İnsanlık var olduğu sürece de devam edeceği, her çözümsüzlükte dönemin ilkel kalan düşünce yapılarında var olmasını sürdürmesi, kaçınılmaz olacağı açıktır.

    Bu bölümde bence tartışılması gereken ya da bir başka deyiş ile açığa çıkarılması gereken konuları şöyle özetleyebiliriz:

    - Kadının yönetimdeki yeri ile toplumsal yapının paylaşımdaki konumu,
    - Üretim araçları ve beslenme biçiminin gelişimi ile akıldaki gelişim,
    - Güç kullanımının ortaya çıkış nedeni ve ortaya çıkan yapılanmalar,
    - Korkunun belirginleşmesi ve korkunun erk tarafından kullanım amaçları ve büyü ile tapınmaların başlaması,
    - Kadın ve çocukların erkil yönetimdeki değişimlerle aldıkları konumlamalar,
    - Yerleşik düzene geçişteki kan bağı zayıflaması ve ilkel uluslaşma,
    - Avcılık aletlerinin gelişimi ile başlayan bireyin tek başına dolaşımının başlaması ve getirdiği bağımsız yapılanmalar yağmacılar ve mübadeleciler,
    - Koruyuculuk sistemi ve verimli arazilere yerleşebilme koşullarının oluşumu.

    Burada genel olarak bir toparlama yaparsak, doğal süreç ile başlayan anaerkil dönem, süreç içerisinde sayının ve ihtiyaçların artımı ile yeni istemlerin getirdiği yeni yapılanmaları ortaya çıkarır. Ataerkil ve bunun farklı biçimlerini, doğal sürecin bozulması, insanın işini kolaylaştırıcı aletlerin gelişimi, insanın özellikle de güçlü olanın topluluk dışı dolaşım işlevini kazanması, düşünsel anlamda bireyciliğin ve paylaşımdan bu farklılığını kullanarak farklı pay almanın alt yapısını oluşturur.

    Sadece bir topluluğa bağlılık değil, topluluklardan, ortamın gelişimine göre takas alan ve benzer yöntemlerle zaman zaman büyü, zaman zaman da güç kullanarak, üretmeden, üretimden pay almaya başlayan bir katman ortaya çıkar. Bu, toplumlarda karakteristik bir yapı olmaması nedeniyle - buna sömürü diyemesek de-ileriki dönemlerde üretmeden erk veya başka yöntemlerle yaşamsal tarzın oluşmasının ilk kıvılcımlarını oluşturur.
    Bilgi gömü gibidir,bulup çıkarmak için onu, emek ister....

  2. #2
    evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27 Eylül 2011
    Yaş
    56
    Mesajlar
    2.760

    Standart

    Maddeyi madde olarak kendini yansittigi gibi tanimak insanoglu olarak mumkun degildir. Cunku insanoglu maddeyi degil, onun gozlemini ortaya koyar ve bu her turlu bilimsel/inancsal bilgi de bir turevdir.

    Insanoglu bilimsel olarak genelde fenomen olarak adlandirdigi ve bu fenomenin ne oldugu tartismasini metafizigin varliksal tartismasina biraktigi, fenomeni degil; onun gozlemini bildirir. Bu da bir turevdir.

    Insanoglunu madde ile ozdestirme hatasi da insanoglunun bugune kadar kendi buntesinde verdigi her turlu iktidar, guc ve otorite savaslarinin,her turlu cikar ve ayrimciligin temelini teskil eder.
    Konu evrensel-insan tarafından (25 Ekim 2011 Saat 20:05 ) değiştirilmiştir.
    http://img88.imageshack.us/img88/2130/xsig2.jpg
    Iste bu benim hem kendime hem herkese duydugum saygim. Ne kendime zarar veririm, ne de baskasina. Ben bir bireyim, bireysellikten arinip "insan" olmaktir, dilegim.

  3. #3

    Üyelik tarihi
    21 Şubat 2010
    Yaş
    53
    Mesajlar
    307

    Standart

    Aklın en fazla uğraştığı konulardan biri de yaşamın başlangıcı ve evrimleşmedir.

    -Nasıl başlamıştır?
    -Nerde başlamıştır?
    -Evrimin tek merkezli başladığını düşünmek canlıların evrimleşerek oluşumuna ne oranda uyar?

    Bu soruları örneklemelerle ve genel bilgi ile bir muhakeme yapmada yarar var.

    Denizlerdeki canlı patlaması denizlerin yükselmesi ve çekilmesi ile karaya sıçramıştır. Bitki patlaması ve diğer etmenler, volkanik patlamalar,gaz bulutlarının güneş ışınlarına yaptıkları filitrasyon, fotosentez sonrası oksijenin bollaşması, süreç içerisinde yağmurlar ve ozon tabakasının oluşması, atmosfer aracılığı ile koruyucu ozon diye tanımlanan tabakayı oluşturması karalarda da canlı patlamasının artışının olduğu bilimsel çıplak gerçekler biçimine dönüşmüştür.

    Darvin’in evrim teorisi, tarihsel süreç içerisinde ayağa kalkan bir canlı türünün maddelerle olan ilişkiler sarmalında geçirdiği mutasyonlar ve evrim süreci tartışılmaz bir biçimde bilimsel temellerdedir.

    Bu evrim şemasının geçirdiği evrelerin aksine görüş getirmek mümkün gözükmüyor, fakat yeni gelişmeler ve çağın teknolojik katkıları evrim teorisinin tek merkezli mi çok merkezli mi olduğu, sorusunu ortaya koyuyor.

    İnsanın gelişiminin ayağa kalkış ve materyal kültürle ortaklaşa bir devinimden geçtiğini var saydığımız yerde milyonlarca yıl içinde canlı patlaması ile bu özelliklere sahip başka başka merkezlerin de olduğunu düşünmek ve sorgulamak bilimsel temelerde düşünmenin diyalektiği gereğidir.

    Primatlar, zoolojik sınıflandırmada memeliler sınıfı içerisinde yer alan takımlardan biridir. Primatlar takımının iki alt takımı vardır:

    - Prosimiyenler ve antropoidler.
    - Bu gün yaşayan yaklaşık 200 tane primat türü vardır. İnsan da temel biyolojik özellikleri ve genetik bakımdan diğer primatlarla çok yakındır. Bu genetik yakınlığın sebebi, bütün primatların ortak bir kökenden evrimleşmiş olmalarıdır.
    - İlk primatlar, günümüzden yaklaşık 55 milyon yıl önce eosen dönemde ortaya çıkmışlardır.
    - Bu tarihten itibaren geçen milyon yıllar içerisinde pek çok yeni primat türü ortaya çıkmış ve her tür kendi evrimsel sürecini izlemiştir.
    - Bu yüzden fiziksel ve genetik benzerliklerine göre bir sistem içerisinde sınıflandırılır.*

    Moleküler düzeydeki benzerliklere dayanan bir sınıflandırmaya göre insanın ataları ve modern insanlar Homini adı verilen bir tribusun üyeleri olup kısaca hominler olarak adlandırılmaktadırlar.


    *Uygarlık Tarihi, Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2007

    – Australopibecus,
    – Hoo babilis (ve Homo rudolfensis),
    – Homo erectus (ve Homo ergaster),
    – Homo beidelbergenesis, Homo neanderbalensis ve
    – Homo sapiens türleri hominleri oluşturur.
    Hominleri diğer primatlardan ayıran en önemli özellik bipetalizmdir.*


    * Uygarlık Tarihi, Anadolu Üniversitesi Yayınları, 2007

    Bipetalizm iki ayak üzerine kalkma olarak tanımlanır. Ayağa kalkmanın görüş mesafesi ve çeşitliliğini arttırışı, aynı zamanda da iç organların aktivitesindeki değişikliklerin yolunu açmadaki önemi açısından önemli bir olgu olması özelliği vardır.
    "Maddeyi Tanımak" sf31-32
    Bilgi gömü gibidir,bulup çıkarmak için onu, emek ister....

  4. #4

    Üyelik tarihi
    21 Şubat 2010
    Yaş
    53
    Mesajlar
    307

    Standart

    Canlının tek hücreden çok hücreye ve daha sonra bazı canlıların ayağa kalkması ile madde -düşünce ilişkisi arasındaki bağlantının ve beslenme yapısındaki değişimin insanı oluşturduğunu yani bu evrimleşmeyi kabul ediyorsak; o zaman kendimize sormamız gereken soru şudur: “Bu bir rastlantısal olgu mudur yoksa evrimleşmenin içindeki mutasyonun ürünü müdür?”

    Arkeolojik kazılarda yapılan bulguların tamamı bu görüşün doğrulanması doğrultusundadır. Canlının ayağa kalkışı ve madde ile ilişkileri, onun beslenmeden muhakeme yeteneğine kadar bir çok yönden gelişiminin araştırılması ve yanıtlanmasına olanak sağlaması temelinde geliştirilmiştir.

    Bu genelleme ışığında bakıldığında tek merkezli ya da çok merkezli olması evrimleşmenin ve tarihsel sürecin değişik yorumlanmasında önemli bir faktör oluşturmayacaktır.

    Maddenin tarihsel yolculuğunun incelenmesinde ele alınması gereken temel unsur, bilimden başka bir şey olamayacağı gibi, tek noktadan hareketle sabit bakış çerçevesi içerisine sokulamaz, bilim her geçen gün insanoğlunun önünü daha fazla aydınlatmakta, bu doğanın milyarlarca yıllık yaşamı inşa deneyimlerinin geleceğe yönelik tuttuğu ışıkla, geleceğinde şekillenmesinde rol alımını sürdürmektedir.

    Bu düzlemde süreç içerisinde topluluk yaşantılarının bir birleri ile kaynaşması, kan bağının ve soy devamının ortak ülküler biçimine dönüşmesine bakıldığında, topluluk yaşantılarının kan bağının dışına çıkmasının sağladığını görürüz. Süreç içerisinde de metanın önemi bu ilişkileri rant çevresine yöneltmiştir. Bu açıdan bakıldığında tarihsel sürecin incelenmesindeki en önemli olgunun emek eksenli üretim yapılanması ve üretimin şekillenmeleri süreci tarihi olduğunu görürüz.

    “İlk insanların incelenmesinin günümüze katkısı olur mu ?”

    İlk insanın düşünce yetisini anlatırken, materyal zenginleşmesinin ve gıda çeşitlemesinin düşünce ve muhakeme yapısına katkısından bahsetmiştik. Aynı olguyu çocuk eğitiminde de düşünmek, çocuğun bebeklik sürecindeki önüne konacak maddelerin çeşitliliğinin gelişimindeki katkısını göstermede bir artıdır. Bu aynı biçimde toplumsal yapılanmalarda da geçerlidir ki bu inceleme toplumsal yapının gelişimi ise, toplumsal yaşamı oluşturan kurum ve yapılanmaların oluşumundaki derinlik aynı biçimde çözümlemelerimizde rehberlik yapması kaçınılmazdır.

    Egemenliğin hangi ihtiyaca istinaden oluştuğunu bilmeden egemenliğin gerçek yapılanmasını ve çözümlemesini algılayamayız. Bu da bizi temelsiz yapılanmalara götürür. “Diyalektik Tarihsel Materyalizm “geçmişteki karanlık bir nokta değil geleceğe ışık tutan bir rehberdir.

    Gen biliminin çözümlenmesi nasıl canlı kimya-sının çözümlenmesinde ileri aşamalarını oluşturuyorsa, tarihsel materyalizm de toplumlar kimyasının ileri aşamalarını aydınlatacak unsurdur.

    Elbette ki bu gelişmeler ve bilgi edinimleri bir anda oluşan ortaya çıkan bir olgu değildir. Milyarlarca yıllık evrenin ve canlıların evrimindeki bir sonraki nesillere aktarılan kültür birikimleridir ve yeniye gidiş o kültür birikiminin üzerinde gelişir. Gerek toplumsal yaşamların incelenmesinde gerek oluşturulan kültürlerin incelenmesinde görüyoruz ki, her şey birbiri ile bağıntılı ve etkileşime dayalı bir gelişme içerisindedir.

    İlk başlarda başlayan korkuya dayalı tapınma, süreç içerisinde kendini bu tapınma duygusunu kullanma biçimine bırakırken, ateşe, toprağa ve benzer şeylere olan tapınma biçimi kültür birikimi ve doğanın çözümlenmeleri karşısında, tapınma duygusunun çıkar amaçlı kullanımları daha karmaşık hale sokularak egemen sisteminin bir parçası haline sokulur.

    Diyalektik tarihsel materyalizm bilimin ışığında bu oluşumların neden ve niçinlerini ortaya koyarken, bir çok köhneleşmiş düşünceyi de tarihin tozlu sayfalarına atar.
    "maddeyi tanımak" sf 32-34
    Bilgi gömü gibidir,bulup çıkarmak için onu, emek ister....

  5. #5
    evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27 Eylül 2011
    Yaş
    56
    Mesajlar
    2.760

    Standart

    Diyalektik ve tarihsel materyalizm, adindan da algilanacagi gibi, metafizik ve varliksal ideolojilerden materyalizmin bir ideolojisidir ve ne bilimin konusudur ne de bilimseldir.

    Burada iki ana sorun vardir. Diyalektik monizm sorunu. Hegelin diyalektik idealizmini, Marx ve Engels diyalektik materyalizme tasimislardir.

    Bugun bilimsel olarak herhangibir fenomenin kesin olarak sadece maddeden olustugunu soylemek, bilimselligi inancsalliga tasimaktir.

    Ayrica diyalektik mantik, bir monist mantiktir. Ya hegelci, ya da Marxci olarak fenomenin ne oldugu konusunda bilimsel olmayan bir teke indirgeme ideolojileridir.

    Tarihsel materyalizm ise, etik temelde bir inancsal ve ideolojik yonlendirim ve yaptirimdir ve tarihe insanoglunu bir madde yerine koyarak bakar. Kisaca ne insanoglunun numenal yetisini ve bunun insanoglunu her turlu yonlendiren ve hareket ettiren etken oldugunu, ne de fenomenonumenal kavramsal temelli insanoglunun herseyi ortaya koyumunu algilayamaz. Bu temelde de cognitive science, yani bilissel bilimden yoksundur. Bilinc, bilgi, farkindalik v.s. temelli hegel idealizmini maddeye monte eder ve insanoglunun maddesel/dusunsel ve kavramsal alternatifsizligini ve epistemolojik olarak tek tur olduggunu algilayamaz.

    O yuzden de tarihi her turlu yapilanma ve gelismeyi maddesel temelde alir ve insanoglunun bu tarihi gelisimdeki numenal yetisini madde onculugunde goz ardi eder.

    Ayrica diyalektik mantik, diyalektigi veren temel ve tabandan da yoksundur.

    Neyin diyalektigi dendiginde maddenin diyalektigi olarak madde temelli iletisimin sadece bir yonunu ele alir ve insanoglu yapi ve isleyisinin yapilandirmaci birlikteligini teke ve maddeye indirger.

    Bugun bilimin felsefesi epistemolojidir ve metafizigin materyalizm dahil hic bir varliksal kesinlikci ideolojilerinin bilimsel olmadigi ortaya konmustur.

    Ayrica zamansal ve evrensel gercekligin olamayacagi temelinde maddenin ilkligi ve onceligi sorunu ve kisir dongusu mevcuttur.

    Iste bu temelde madde numenal olarak bir degere sahip degildir, ama insanoglu sahiptir. Dolayisiyle insanoglu bir madde degildir. Bilim ve bilimsel olarak materyalizm, diyalektik materyalizm ve tarihi materyalizm bir anlam ve icerik tasimaz.

    Butun bunlar varliksal ve etik ideolojilerdir, tartismalidir ve kesinlik icerir. Bilimde ise ideoloji yoktur, olgu temelinde tartisma yoktur ve bilimsellik temelinde konuya varliksal ve kesin yanasmaz.

    Bilimsellik gozlem ve onun yanlislanabilirligi uzerine kurulur. Gozlemin teorisi test edilebilir ise, olgu halini alir ve bu olgu baska bir gozlem ile yanlislanabilene kadar da bu bir evrensel onaydir ve insanoglundan bagimsiz ve tartisma disidir.
    http://img88.imageshack.us/img88/2130/xsig2.jpg
    Iste bu benim hem kendime hem herkese duydugum saygim. Ne kendime zarar veririm, ne de baskasina. Ben bir bireyim, bireysellikten arinip "insan" olmaktir, dilegim.

  6. #6
    glsezinrs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12 Aralık 2010
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    1.300

    Standart

    Düalizmden...monizme.. bir dik üçgen..
    Gün gelir, istiridye incinin değerini anlar.

  7. #7
    evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27 Eylül 2011
    Yaş
    56
    Mesajlar
    2.760

    Standart

    Alıntı glsezinrs Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Düalizmden...monizme.. bir dik üçgen..
    Ucgen olamiyor ki. Eger insanoglu olarak uclemi yani madde, dusunce ve kavrami beyinler algilasa; zaten metafizigin ontolojik teke indirgeme tartismalari otomatikman durur. Ayrica uclem algilansa, ikllem ve karsitlik celiskisi ve her turlu teke indirgemeci algi noksanligi da algilanir.

    Maalesef toplum olarak cagin cooook gerisindeyiz ve dile gelenler 18. yuzyildan kalma.
    http://img88.imageshack.us/img88/2130/xsig2.jpg
    Iste bu benim hem kendime hem herkese duydugum saygim. Ne kendime zarar veririm, ne de baskasina. Ben bir bireyim, bireysellikten arinip "insan" olmaktir, dilegim.

  8. #8

    Üyelik tarihi
    21 Şubat 2010
    Yaş
    53
    Mesajlar
    307

    Standart

    Bu açıdan av aletlerinin gelişimi ve silah olarak kullanılmaya başlanması bir yandan üretimin artmasına neden olurken diğer yandan da, üretimin paylaşımındaki adaletsizliğin ilk adımlarının ortaya çıkmasına neden olur.

    Bu yapılanma süreç içerisinde yerleşik düzene geçişte erkin temel taşlarını oluşturur. Bu oluşum erk olgusundan egemen yapılanmaya giden yolun ilk aşamasıdır, yani devlet yapılanmasının habercisidir.

    EGEMENLİK işlediğimiz konu kapsamında; ister istemez başlı başına bir konu haline dönüştü.

    Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir, sözü de uzun süre beni düşündüren tümcelerdendir. Yasama ve yürütme dururken, meclis dururken, ordu dururken egemenliğin neden kayıtsız şartsız milletin olduğu söylenir? Bunun için de egemenliğin ne olduğunu her ne kadar bilsek de, kavram olarak ortaya çıkışına bir göz atmada yarar olduğuna inanıyorum.

    İlkel toplumlarda özellikle anaerkil dönemi incelerken bir otoritenin varlığından bahsederiz. Benlik anlamına gelip gelmediği ile ilgili fazla bir sorgulamaya gerek yok sanırım.

    Güdüsel başlayan bu otoritenin ve gücün kullanış biçim ve amacının egemenlik olgusunun tamamen dışında kaldığı açıktır. Otoritenin nerden kaynaklandığına bakıldığında farklı biçimlerini görürüz.

    Anaerkil topluluklarda erkin doğurgan olduğunu, toplulukta yetişmesi ve büyütülmesi sürecinde otoritenin doğal bir biçimde geliştiğini, ataerkil topluluklarda bunun biraz farklılık gösterdiğini, erk olmanın güç veya maharetle ilintili olarak şekillendiğini görürüz.

    Neden anaerkil ve ataerkil otorite farklılığı var?

    Oluşumun sosyolojik boyutuna girdiğimizde canlı doğasının içine dalmamız gerekir. Annenin güdüsel davranışları ve babanın güdüsel davranışları…

    Bilincin henüz oluşmadığı süreçlerin içerisine girdiğimizde; insan toplulukları ile diğer canlı toplulukları arasında fazla bir farkın olmadığını düşünmemiz yanlış olmaz. Ana doğurganlığın verdiği güdü ile yavrularını besleme ve koruma içgüdüsüne sahiptir. Yavrularının ihtiyaçlarını güdüsel olarak gözlemler ve paylaşımda bunu göz ardı etmez. Yavrularının hareketlerini kendi algılaması doğrultusunda şartlandırarak zaman zaman şiddete başvurarak belirli bir güdülemenin içerisinde uyulması gereken kurallara dönüştürür. Topluluktan uzaklaşması durumunda, diğer yavruya zarar verdiğinde, veya benzer olaylarda ortaya koyduğu cezalarla, yapılması ve yapılmaması gereken davranışlarda bir otoritenin olduğunu konusunda onları şartlandırır. Süreç içerisinde bu şartlanma yavrunun büyümüş ve erkten daha güçlü bir konuma gelmiş olmasına rağmen otoriteye bağlılık ve otorite güdüsüne biat etme biçimine dönüşür. Bu durum tabii ki istisnaların oluşmayacağı anlamını taşımaz.

    Ataerkil yapıda ise erkin oluşturduğu otorite güç ile elde edildiği için, sürekli olarak güç mücadelesi varlığını sürdürür. Babalık güdüsünün analık güdüsüne göre zayıflığı, erkeğin sahip olma arzusu, bu tip toplumlarda erk yapısının daha fazla dinamik olaylarla dolu olması, buradaki kuralların daha farklı olmasına neden olur. Topluluk içerisinden çıkacak daha güçlü birinin erki ele geçirmemesi için, erki elinde tutanın çevresinde ayrıcalıklı topluluk üyeleri oluşturma ihtiyacı yetişkin çocuklarını güç olarak kullanılmasına, yani çıkar amaçlı düşünülmesine neden olur. Bu durum sadece kan bağına dayalı değildir. Avcılıkta maharet kazananlara farklı statüler tanınır, çeşitli hediyeler verilir ve böylece kan bağı olmayanlar da gücün etrafında toplanarak asıl güç sağlamlaştırılır. Benzeri işlevler ataerkin sadece güç ile değil aynı zamanda varlık edinimlerini de kullanması gerekliliği ve bunu yaşama geçirmesi ile erkinin sürekliliğini sağlayış biçimindeki farklılık iki erk yapılanmasındaki farkı oluşturur.

    Doğa olaylarıyla ilgili çözümlenemeyenler kişilerin bu olaylardaki korkuları kullanılarak denetim altına alınmalarında etkili olmuştur. Erk tarafından inanç bağlılıkları ve denetimleri oluşturma yöntemlerini geliştirenler, bunları farklı biçim ve statüde kullanmışlardır.

    "maddeyi tanımak" sf 38-41
    Bilgi gömü gibidir,bulup çıkarmak için onu, emek ister....

  9. #9
    evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27 Eylül 2011
    Yaş
    56
    Mesajlar
    2.760

    Standart

    Algiladigim ve de gozlemledigim kadariyla, basligi acan ve mesajlari ileten yazar arkadas, sadece bir kitaptan alinti yapmaktadir ve kendi kisisel gorusu temelinde de bir iletimde bulunmamaktadir.
    http://img88.imageshack.us/img88/2130/xsig2.jpg
    Iste bu benim hem kendime hem herkese duydugum saygim. Ne kendime zarar veririm, ne de baskasina. Ben bir bireyim, bireysellikten arinip "insan" olmaktir, dilegim.

  10. #10

    Üyelik tarihi
    21 Şubat 2010
    Yaş
    53
    Mesajlar
    307

    Standart

    "Maddeyi Tanımak" - Gelişim Sanat Yayınları Yazar Türk Öğer KOÇ guruptaki Rumuzu turko29 yaşı 54
    Bilgi gömü gibidir,bulup çıkarmak için onu, emek ister....

Sayfa 1/5 123 ... SonSon

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0