Sayfa 5/5 İlkİlk ... 345
45 sonuçtan 41 ile 45 arası

Konu: "maddeyi tanımak"

  1. #41
    evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27 Eylül 2011
    Yaş
    56
    Mesajlar
    2.760

    Standart

    Alıntı ikozabata Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ben de yapmaya çalıştığını algıladım.bunu da hoş karşılıyorum.açıklamalarını anlamam süre alıyor.googledan bazı terimlerin ne olduğunu anlamak ve tarifini kabaca oturtmam bile gerekti bazı yerlerde.tespitlerin oldukça haklı.bir tek şu kavram ve dil ayrımını kestiremedim.birazda onu açıklarsan belki yanıt verebilirim ona da.
    Bir insanoglunun fenomenonumenal yapisi, yani; beyin ve onun numenal yetisi (zihin, dusunce, akil, zeka, hafiza, bilinc ve farkindalik v.s.), birde bu insanoglunun kendi dahil ortaya koyumunu saglayan kavrami, yani dili vardir.

    Iste bu temelde insanoglu kavrami hem kendini, hem maddeyi hem de dusunceyi icerir, yani ortaya konan her ne ise o bir ucludur. Kavram olmazsa, hem kendi, hem beyin, hem de dusunce ortaya konamaz, beyin olmazsa dusunce olmaz ve kavram ortaya konamaz, dusunce olmazsa beyin kavrami ortaya koyamaz.

    Kisaca insanogluna yansiyan ve gozlem veren, kendi dahil herseyin algisi kavram ile ozdesleserek ortaya konmustur.

    Simdi daha iyi algilandi mi?
    http://img88.imageshack.us/img88/2130/xsig2.jpg
    Iste bu benim hem kendime hem herkese duydugum saygim. Ne kendime zarar veririm, ne de baskasina. Ben bir bireyim, bireysellikten arinip "insan" olmaktir, dilegim.

  2. #42
    ikozabata - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08 Ekim 2011
    Yaş
    25
    Mesajlar
    22

    Standart

    sanırım bir tripottan bahsediyorsun.daha iyi algılamaya hala çalışmaktayım.
    numaraları seviyorum.

  3. #43
    evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27 Eylül 2011
    Yaş
    56
    Mesajlar
    2.760

    Standart

    Alıntı ikozabata Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    sanırım bir tripottan bahsediyorsun.daha iyi algılamaya hala çalışmaktayım.
    Herseyin bir uclem oldugundan (en genis kavramlariyla; bir pozitif nokta) ve bu uclemin karakterinin de bir dortlu oldugundan (ikilem, karsitlik, kendisi ve karsiti) ve de isleyisin, ikilemin teke ve karsitligin pozitife ve pozitif ve tekin de noktaya indirgenerek noktalanmasindan bahsediyorum. Kisaca dogal zihniyetin yapilandirmaci yapi ve isleyisinden ve bunun numenal insanlik acisindan ortaya koydugu sorunun gozleminden bahsediyorum.
    http://img88.imageshack.us/img88/2130/xsig2.jpg
    Iste bu benim hem kendime hem herkese duydugum saygim. Ne kendime zarar veririm, ne de baskasina. Ben bir bireyim, bireysellikten arinip "insan" olmaktir, dilegim.

  4. #44

    Üyelik tarihi
    21 Şubat 2010
    Yaş
    53
    Mesajlar
    307

    Standart

    Yaşamlarının devamı için beslenme ve üreme refleksi, yaşama tutunma refleksi süreç içerisinde canlıların gelişimi ile önemli roller ve farklı biçimler almıştır. Kimi canlı bu refleksi geliştiremezken kimi canlı çok hücrelilik süreci ile birlikte farklı biçimlerde hayata geçirmeye başlamıştır. Doğa içinde cansız maddelerin sürece dayalı mücadelesi, süreç içerisinde canlı maddelerin de önce kendi içlerinde sonra da çevre ve diğer maddelerle reaksiyon ve mücadele biçimi ile devam etmiştir. Bu mücadele yaşama tutunma mücadelesidir. Hangi açıdan bakılırsa bakılsın, yaşama hakkı, yaşamak içinse kutsaldır.

    Konumuzun sosyal yaşam ve insan olması nedeni ile insanoğlunun yaşam içerisinde maddelerle olan ilişkisini takip etmemiz gerektikçe de diğer alanlara girmemiz konuyu dağıtmamızı en aza indirecektir.

    Yaşamın oluşumundan bu güne gelen sürecin milyonlarca yıla tekabül etmesi ve bu süreç içerisinde yazının 3200’lerde bulunduğu düşünülürse 5000’yıllık bir yazılı geçmiş ile ilgili izlerde somut, daha öncekilerde ise somuta dayalı aklın yolu ile zor bir yolculuğun gerçekleştirileceği kaçınılmazdır.

    İnsanoğlunun yaşam süreci içerisindeki diğer canlılardan ayrılma aşamasını; ilk ayağa kalkışı ile başlatmamız sanırım yanlış olmasa gerek. Bu sürecin gelişiminin her bölgede aynı anda başladığını düşünmeninse yine maddeyi anlamamak değil ama geniş etkileşim ağını göz ardı etmek olacağını belirtmede yarar olduğuna inanıyorum.

    Diğer birçok oluşumda olduğu gibi, doğada hiçbir şey bir diğeri değildir. Hiçbir oluşum bu nedenlerle tekerrür oluşturmaz, oluşturmadığı gibi, hiçbir oluşum bir diğerinin simetriği değildir.

    Şöyle ki; kimi bölgelerde toplayıcı olma özelliği ağaçlardan yiyeceğini sağlama zorunluluğu bunu erkene alırken, kimi bölgelerde yerden toplama niteliğinden dolayı daha farklı zaman çizelgesinde olduğunu düşünmek daha gerçekçi olacaktır, Bu da yapılmış kazılardan çıkan buluntularla sabittir. Biz de bu yolda hareket etmenin bilimselliği çerçevesinde davranacağız.

    “İnsanoğlunun ayağa kalkışı neden bu kadar önemlidir?” sorusu elbette ki akla ilk gelen sorudur ve yanıtı arkeologlar ve antropologlarca verilmiş olmasına rağmen kısaca bizim de bu konudan bahsetmemizde yarar görüyorum.


    Ayağa kalkış ilk etapta fiziki gelişmede:

    - Hareketi esnasında ön ayak olarak kullandığı uzvun ele dönüşmesini sağlatmıştır,
    - Elin kullanılışı beslenmesine yönelik ve beslenmede kullandığı doğal maddeleri geliştirmesine yönelik kolaylıklar sağlamıştır,
    - Sopa, taş ve benzeri maddeleri kullanmasında unsur olmuştur,
    - Toplayıcılığın yanı sıra avcılığında gelişimine katkıda bulunarak beslenmenin çeşitlenmesini sağlamıştır.

    Beyinsel gelişiminde:

    - Ki daha önemlisi görüş mesafesinin çeşitlenmesi ile tercihlerinin çoğalması muhakeme yeteneğinin önünü açmıştır.
    - Ayağa kalkışı hareket halinde iken de çevreyi görmesine ve tanımasına neden olmuştur.
    - Kendisinden güçlü yaratıklardan korunmak için kaçarken çevreyi görmesi seçenekler zenginliği içinde karalar vermesine muhakemesini daha hızlı yapma yeteneğini geliştirmesine ilk adımları oluşturmuştur.

    Ve diğer tali unsurlar…

    İnsanı diğer canlılardan ayıran şeyin düşünme yetisi olduğunu söyleseler de, bu maddenin tanınmasına uygun düşmemesi nedeni ile bu ayrımın temeline inmek gerektiğini düşünüyorum. Her canlının şu ya da bu biçimde algılama ve algıladığını özümseme yetisi vardır. Bu yetinin sorgulama sonrası karar verme aşamasına getirilmesi muhakemeyi (aklı) oluşturur. Bu nedenle insani değer yargı ve seviyesinin düşünme ile değil muhakeme gücünün (akıl gücünün) birikimleri ile, doğru tercihe götürme şekli ile tartılması gerekir. Bu yetiye akıl diyorsak insanı diğer canlılardan ayıran özelliğin akıl yapısındaki gelişmişlik olduğunu söylememiz gerekir.

    Bu nedenledir ki insanın ayağa kalkması, her attığı adımda seçenekler oluşturması, aklın gelişimindeki önemli olgularından birisidir. ilk dönem için; ilk insanın küçük sürüler halinde yaşaması içgüdüsel bir olgudur, araştırmacıların ağırlığın anaerkil olarak adlandırdığı bu dönem, günümüzdeki aile yapısındaki üretim ve tüketim açısından günümüzdekinden farklı bir biçim olmadığı, sadece çeşitliliğin günün koşullarına uygunluğunun söz konusu olduğu ortadadır. Bu süreçteki insan sürülerinin 30 ile en fazla 80 kişi arasında olduğu bu güne kadar yapılan araştırmalardan da anlaşılıyor.

    Neden 100 ya da daha fazla olmadığı sorusu akla gelebilir. Her soru kendi içerisinde nesnel ortamında değerlendirilmelidir. Anaerkil süreç doğurganın korumacılığı içgüdüsüne bağlı ve yetiştirme süreci içerisindeki bu korumacılığın getirdiği içgüdüsel şartlandırma refleksi ile kurduğu otorite sayesinde üretimi oluşturucu ve paylaştırıcıdır. Üretim tamamen bu süreç içerisinde ihtiyaç içindir. İhtiyaç hayatta kalma, barınma, yaşamı devam ettirme (biyolojik) ve beslenme ile sınırlıdır.

    Anaerkil süreç içerisindeki sayısal yapılanmayı sorguladığımızda, sayısal anlamda bu süreçte genişlememenin doğurgan olan canlının analık içgüdüsü ve yavrularına sahip çıkışı, diğer canlılarda olduğu gibi insan sürüsünde de aynı gerçekliğin kaçınılmazlığı ilkel benlik dönemine en iyi örnektir.

    Sayıların çoğalmaması canlının yapısındaki denetleme, yönetme ve benzeri güdüsel reflekslerinin sonucu iç çekişmeleri doğurmasındandır. Birçok antropolog bunu toplayıcı süreçteki besin tedarikinde çekilen bölgesel sıkıntıya dayasa da, bu tezin tek başına tüm topluluklara mal edilmesi bana doğru gelmiyor. Bunun da bir payı vardır elbette o süreç içerisinde. Doğadakini sadece toplaması açısından bakıldığında, tek neden olarak bakılmadığında bu mümkündür.

    Yine de bipedalizmin (insanın ayağa kalkışı) ilk ortaya çıkışı olarak adlandırılan sürecin 5 ile 7 milyon yıl önce oluşu, o süreç içerisindeki canlı yaşamının verimliliği, bu toplama ve avlanma sahalarının bolluğu varsayımı, ayrılıkları sadece bu düşünceye bağlamayı zayıflatıyor
    "Maddeyi Tanımak" sf 10...
    Bilgi gömü gibidir,bulup çıkarmak için onu, emek ister....

  5. #45

    Üyelik tarihi
    21 Şubat 2010
    Yaş
    53
    Mesajlar
    307

    Standart

    Hücre oluşumu

    - ilk hücrede çekirdek bulunmuyordu
    - her türlü organelden yoksundu
    - protoplazma gövdesinde inşa planının depolandığı ribonükleik asidin yanı sıra bu inşa planının talimatlarına uygun hareket edecek enzimler yer alıyordu
    - hücre oluşumunun tamamlanmasındaki en önemli unsur iç ve dış dünyadan yalıtılmış olması idi

    Hücre, kendi enerjisini sağlarken ve yapısını sürekli yenilerken girmiş olduğu kimyasal reaksiyonların, cansız dış ortamın tetikleyici etkisinde uzak kalması zorunluydu, dışarıdaki çok karmaşık yapıdaki sürekli akışkan olan fiziksel ve kimyasal reaksiyon alış verişine girmemesi gerekliydi, ancak bu bir izolasyonla mümkündü, ancak bu durum iç ve dış arasındaki sınırların oluşturulması ile hücrenin kimliği iç belirginleşe bilir, iç yapılanmasındaki reaksiyon el gelişim bozulmaya bilir ve evrimini sürdürebilirdi. Bu temelde yaşamın ilk attığı adım bu ilkel yeni oluşumun sürekliliğinin korunmasına yönelik bağımsız iç yapılanma için koruyucu bir kabuğun oluşturulması gereği idi. Bu sayede cansız ortamın reaksiyonel etkilerinden uzak yeni bir evrenin başlangıcı olacaktı.
    Bu nedenle net olarak söyleyebiliriz ki yaşamın ilk tetikleme eylemi bağımsızlaşma, ve kimlik oluşturma eylemidir, ortamından kopmadan ve uygunluğu temel alarak.

    Burada bağımsızlığın ne anlama geldiği ve gerekliliği kadarda beraberinde getirdiği sorunları ele almak özünde günümüzde geniş kesimlerin bu kavramında içine girmesi açısından sık sık ele almamız, bağımsızlık dendiğinde ne anlamamız gerektiğini de ortaya koyacaktır. Bu tanım ve atılan adım milyarlarca yıllık bir yaşam deneyimin kendi tanımıdır. Bu açıdan bakıldığında da yaşamın önümüze sunduğu bu formülasyonların toplumsal yaşamımız için ne kadar önemli olduğunu görüyoruz, bu bağlamda yaşamdaki “tek gerçek yol göstericinin bilim” olduğu tüm çıplaklığı ile ortaya çıkıyor.
    Bu ve benzer nedenlerle hücre-aile-ulus en küçük nüveden büyüğe doğru gidişin yol haritası olması kaçınılmaz olmuştur.

    Canlı organizmanın kendisi ile çevre arasına sınır koyma işlemi, kapanma anlamı taşımaması gerekiyor, bu kapanma, yaşamsal işlevlerini sürdürebilmek, bu işlevlere zarar verecek dış etmenlere karşı önlem alma işlevidir.

    Bir yandan kapanma ihtiyacı, diğer yandan yaşamsal işlevi koruma geliştirme bir birlerine zıt iki yaklaşım gibi görünse de bu sadece yüzeysel yaklaşımla başlamamızdan kaynaklanır, zıtlıkların oluşturduğu bu birliktelik, kavramsal olarak bile ele alınsa doğanın en temel yasalarından biridir, zıtların birlikteliği.yasasıdır.
    Kapalı yapılarda sistemin içerisindeki bütün enerji farklılıklarının dengeye gelmesi esastır, bunun aksi durumda sistem devre dışı kalır. Bu açıdan baktığımızda evreni kapalı bir sistem olarak değerlendirdiğimiz gibi ilk hücreyi de kapalı bir sistem olarak değerlendirip araştırmalarımızda bu yasalara riayet etmemiz gerekliliği kaçınılmaz olur. Eğer bu gün mevcut durumdaysak bu milyarlarca yıl süren bu yasaların işleyişi sayesinde olmuştur.

    Hücrenin bu yasalara uygun davranış sergileyerek kapanma sürecinde oluşturduğu sınır,izolasyon hattı elbette ki onun dış alış verişlerini yok etmek değil, kendi içi işleyişine en az tahribat oluşturacak biçimde korunma tepkiselliği doğrultusundadır, aynı zamanda da bu denge kendi içerisindeki kimyasal ve biyolojik reaksiyonlar sonrası atık maddenin dışa aktarılması için gereklidir, izolasyondan bahsederken iç ve dış alış verişin tamamen ortadan kaldırıldığı bir ortamda hücrenin yaşam süresinin de kısıtlanması yok olması demek olduğunu bilmemiz gerekir.

    Böyle bir hücre kabuğunun canlının sürekliliğini ve gelişimini sağlaması açısından ne kadar büyük önem taşıdığı ortadadır. İç dünyadaki fiziksel, kimyasal ve biyolojik reaksiyonların rastlantısal bir akıştaki alış verişe bırakılmayacak kadar önemli fonksiyona sahip olacak kabuğun oluşması milyarlarca yıllık bir uğraş sonucu ortaya çıkmıştır. Kabuk aynı zamanda canlı ve cansız tanımının da kavramlaşmasında ilk adımları oluşturmuştur.

    Gariptir ki sıradan insanlar için canlı ve cansız ayrımı çok basit bir konu iken, bilim adamları için bu o kadarda basit bir konu olma aşamasına gelmemiştir, ilk canlı organizma oluşurken hangi aşamalardan geçtiği bu gün için kaba hatları ile bilinse de, laboratuarlarda ki deneylerde bir çok canlıya geçişteki ilk sıçramalar başarı ile gerçekleştirilse bile milyarlarca yıllık doğanın oluşumdaki yapı taşlarının tamamının çözülememiş olması kavramlarında netleşmesinde detay sıkıntısı oluşturuyor.
    "Hücre-Aile-Ulus"
    Bilgi gömü gibidir,bulup çıkarmak için onu, emek ister....

Sayfa 5/5 İlkİlk ... 345

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0