8 sonuçtan 1 ile 8 arası

Konu: gölge-öte-si

  1. #1
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart gölge-öte-si

    İmgeler ve simgeler ile zorlanan fizik, öyle ya da böyle bükülmekle düşsel zeminde yaratılandan ne denli ayrışır? İmgeler eşliğinde yaratılan simgeler ile ötesi "gerçek" e dönüştürülebilir mi?
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  2. #2
    glsezinrs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12 Aralık 2010
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    1.300

    Standart

    Alıntı nejdet Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    İmgeler ve simgeler ile zorlanan fizik, öyle ya da böyle bükülmekle düşsel zeminde yaratılandan ne denli ayrışır? İmgeler eşliğinde yaratılan simgeler ile ötesi "gerçek" e dönüştürülebilir mi?
    Karmaşık görünüyor...Yani net bir cevap vermek.Yanıttan önce kurguladığım imgeler, yanıtta simgeye dönüşüyor(mu?) Somut bir olguda bunu gerçekleyebilir miyiz diye baktığımda bilim insanlarının bunu başarıyla hayata geçirebildiklerini görüyorum.Önce olgu/önce fikir var döngüsü burada da tuzağını kurmuş bekliyor.Ancak kişisel deneyimlerinden yola çıkıp nacizane bir yorum yazabilirim.O da şu:Yaşamımda imge olarak yaratmadığım/üretmediğim neredeyse hiçbir şey, simge/olgu olarak karşıma çıkmadı(çok istisnai durumlar hariç ki belki onlar da bana ilişkin, benden daha güçlü imgelem üretebilen kişilerin simgeleriydi benimle ilgili..)Bir düşünür, "herşeyi (sağlığı, zenginliği, mutsuzluğu...) yaratan insan zihnidir" demişti.Bunu okuduğum zaman da üzerinde epeyce kafa yormuştum.Ben daha çok ortak imgelem ve algıların tarihsel süreçte türümüzü nereye/nasıl taşıdığını (veya taşıyıp taşımadığını) merak ediyorum.
    Gün gelir, istiridye incinin değerini anlar.

  3. #3
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    ["herşeyi (sağlığı, zenginliği, mutsuzluğu...) yaratan insan zihnidir" demişti]

    tarrtışama değer bir tanımlama yapmışsınız

    Gerçeğin, biçimsel sayılan maddenin ötesinde gizlendiği, algı ve sezgiler ile anlaşılabilir/algılanabilir nitelikte olduğu felsefesine dayanan fizik-ötesi/meta-fizik, sezgi ve algı dışında kalanları birer görüntü olarak değerlendirir. Yaşanmışlıkların neler olduğu ile ilgili değil nasıl maniple edilebilirliği ile ilgilenir. Çünkü bu düşünce dizgesine göre, geçmişteki tüm yaşanmışlıklar onların simgeleştirilmeleri ile gerçeklik kazanmaktadırlar. Üstelik simgeleştirmenin neye göre yapıldığının da kıymet-i-harbiyesi olmayacaktır; “...Belki bir tarihsel küme farklı biçimlerde simgeselleştirilebilir; Gerçek’in kendisi zorunlu bir simgeselleştirilme tarzı içermez.” (1) Burada, simge ve gerçek arasında bir fark gözetildiği rahatlıkla görülebilir. Simgeselleştirilme asıl olsaydı o zaman “gerçek” diye ayrı bir kategoriden söz etmek anlamını yitirecektir. Öyle ise, simgeselleştirmenin neye göre yapıldığı göz-ardı edilmek suretiyle “gerçek” ter-yüz edilmiş ve daha sonra doğru olanın arayışına geçilmiş demektir. Bu düşünce tarzı simgeselleştirmeye sığınsa da bu sığınağın gerçek denilenin kendisi olmadığının farkındadır. Bu nedenle, bir mihenk taşı/bir nirengi noktası bulması gerektiğinin farkında olarak der ki; “Gerçek’in kendisi dolaysız yoldan simgeselleştirilmesi için hiçbir dayanak sunmadığı içindir ki –her türlü simgeselleştirme son tahlilde olumsal olduğu içindir ki- verili bir tarihsel geçekliğin deneyiminin, bütünlüğünü kazanmasını sağlayacak tek şey, bir gösterenin devreye girmesidir, [saf] bir gösterene göndermede bulunmaktır. Göndere noktası olarak belli bir ideolojik deneyimin bütünlüğünü ve özdeşliğini garanti altına alan şey gerçek nesne değildir –tam tersine, tarihsel gerçeklik deneyimimizin kendisine bütünlük ve özdeşlik kazandıran şey, [saf] bir gösterene yapılan bir göndermedir. Tarihsel gerçeklik her zaman simgeselleştirilmiştir elbette; onu yaşama biçimimiz her zaman farklı simgeselleştirme tarzları tarafından dolayımlanır: bu fenomenolojik hikmete Lacan’ın eklediği tek şey, kendisi de bir ideolojik alam alanının ufku olan verili bir [anlam deneyimi]nin bütünlüğünün, [saf], anlamsız bir [gösterilensiz gösteren] tarafından desteklendiğidir.” (2) “Gösterensiz gösteren” tam da Kudret Tapınağına yapılan bir göndermeden başka ne olabilir ki?


    ............
    (1) (1)İdeolojinin Yüce Nesnesi, Slavoj Zizek, Metis Yayınları, Üçüncü Basım, Ağustos 2008, Tuncay Birkan çevirisi, s.113
    (2)Age, S114
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  4. #4
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    fiziği zorlayan düşüncenin kendisi, içinden çıktığı kabuğu bükerek efendi olmak isteğinde/eğilimindedir. Bunu yapabilmek için bilinç düzeyine çıkardığı kavramlar üzerindeki hakimiyetini kullanır; çünkü, onlar sayesinde var-olabilir. Bilincin oluşma şekli ve süreçleri ile sosyal/tarihsel etkilenimleri onun karmaşık bir dokuya sahip olmasına neden olmuştur. Bilinç, hem olgu dışında ve hem de içinde olmaktan dolayı kendisini ayrıcalıklı bir yere koyabilme durumunu yaratabilmiştir. Yaratan insanın tüm yaratmalarını yoktan var etmediğini bilmesi için çokça zaman geçmesi gerekmiştir. Tüm imgeler var olana dayanırlar. Ancak bunlardan bazıları var olan duygu ve kaygılardan/korkulardan dolayı olmayanı yaratır ve zorlar. Daha sonra onun var olduğu düşüncesi ile hareket ederler. Bu nedenle tüm imgeler gerçek ile örtüşmezler.
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  5. #5
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    Fiziğin berisi nedir ki ötesi olsun? Fizik-dünyanın tüm sırları çözümlenmiş midir ki ötesi imdada yetişsin? Ve “öte” olanın “beri” olana etkimesi nasıl mümkündür? Ve neden?

    ../.
    Korku, güvensizlik ve bilgi eksikliği insanın sığınması için toplumsal/tarihsel nedenleri yaratır. Fizik-ötesinin zorlanması tüm bu düşüncelerin yerinden oynamasına neden olduğu için bu alana dokunulmaz ve ötelenir. Bu durum, onun, varlık yanılsamasına neden olur.
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  6. #6
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    Aklın kendi fantastik yaratmalarında içine düştüğü bataklık, debelendiği bir çıkmazdır. Erasmus’un “deliliğe övgü”sü, kendini akıllı sanan ezbercilere/taklitçilere, baskıcı olan tüm ideolojilere ve çağında engizisyonlara karşı bir duruş değil midir? “Kral çıplak” diyenin diğer sürü kitlesince görünen yüzü bu değil midir? Filozofun “başkalarının düşünceleri ile akıllı sayılmaktan ise, kendi düşüncelerimle deli sayılmayı tercih ederim” demesinin temelinde yatan düşünce dizgesi de aynıdır. İnsan hangi alan içerisinde düşünür? Ya da düşünmenin sınırları nelerdir? Daha ötesinde düşünürken gerçek anlamda özgür müdür? İnsan, diğer canlı türlerinden ayrı olarak düşünmeyi ve soyutlama yaparak yaratmayı gerçekleştirebildiği için farklılaştığını anlayabilen bir türdür. Diğer canlı türleri arasında da bir iletişim vardır ve fakat bu iletişim biçimleri insan türünün geliştirdiği kadar ileri düzeyde değildir. Bu nedenledir ki insan düşünce dizgeleri arasında bir tutarlılık arama gereksinimi duymaktadır. Düşüncenin tutarlı olması ile olgusal süreçle örtüşmesi maddenin/özün ötesinde değil, içerisindedir. Bu durumu fark edemediği sürece düşünce kendi bataklığında debelenecektir.
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  7. #7
    glsezinrs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12 Aralık 2010
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    1.300

    Standart

    [QUOTE=nejdet;24468eneyimi]Gösterensiz gösteren” tam da Kudret Tapınağına yapılan bir göndermeden başka ne olabilir ki?[/FONT][/B]


    Simgeleştirmenin tarihsel süreçteki serüveni de karmaşık...Zaman içinde; simgeleştirilen olgu cılızlaşıp, silikleşebiliyor , unutulabiliyor veya unutturulabiliyor.Yani içerik (öz) , olgudan kopuyor.Simge, içi boş bir kabuk olarak toplumsal yaşama eklemleniyor ve orada var olmaya dirençle/inatla devam ediyor.
    Gün gelir, istiridye incinin değerini anlar.

  8. #8
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.546

    Standart

    haklısınız,

    "persona" Yunanca'da maske anlamına gelmekteydi. Maskeyi simgeliyordu. Zamanında gerçek maske anlamında kullanılmışlardı. persona, maske zamanla faklılaştı. maskeli olmayı ifade eder oldu. Soyutlanmıştı.

    personal, personel tanımlamamarı da aynı kökten gelmektedirler.

    söylediğiniz ile örtüştüğünü düşünüyorum.
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0