Ali Sabancı'nın 5n1K programında kullandığı bir cümle dikkatimi çekti;
"Düşüncede mütevazi olmamak lazım. Mütevazı olduğunuzda kabullenmeye başlıyorsunuz"
Sözün tartışılacak bir boyutu olduğunu düşünüyorum. Siz ne dersiniz?
Ali Sabancı'nın 5n1K programında kullandığı bir cümle dikkatimi çekti;
"Düşüncede mütevazi olmamak lazım. Mütevazı olduğunuzda kabullenmeye başlıyorsunuz"
Sözün tartışılacak bir boyutu olduğunu düşünüyorum. Siz ne dersiniz?
Söz uçar, yazı kalır...
Buradaki "mutevazilik" "Birey olmayi frenleyen korku" ise, ortada sorun var demektir. Cunku kisi her turlu duzeyini ifade edemezse, her turlu sorun ile karsi karsiya kalir.
Ayrica "herkesin tefine gore oynamak" tamamen medyumluk yapmaktir. O yuzden buradaki "mutevaziligi" aciklamak gerekir.
Konunun diger bir tarafi da, karsilikli dialogdaki algi, bilgi, ilgi, etki, onem derecesidir. Bu da genelde birebir dialoglarda yansir. Eger bahsedilen konu bir cesit size, karsi tarafin rahatsiz oldugu izlenimini verirse, o zaman zaten dialogu ayni sekilde yurutmenin bir faydasi yoktur. Cunku dialog yurudukce, karsinizdaki bu rahatsizligi konu temelinde degil de, kisisel ve kisilige yonelterek rahat etmek isteyecek ve konu dagilacak ve karsilikli "sen/ben" egosal ve duygusal "hakli/haksiz, dogru/yanlis" ikna etme/olmas kisir dongusune donecektir.
Son olarak ta ortam konusudur. Hic bir dusunce ortamin tehlikesini sezdiginde dile gelmez. Cunku dile getirecek olan vucut ve ozne, ayni zamanda kendine de zarar vermemek durumundadir.
Iste bu benim hem kendime hem herkese duydugum saygim. Ne kendime zarar veririm, ne de baskasina. Ben bir bireyim, bireysellikten arinip "insan" olmaktir, dilegim.
kesinlikle olmalıyız..daha bildiklerimizin bilmediklerimize oranını bile bilmiyoruz..kim bilginin sonsuz olmadığına muhalefet edebilir? sonsuz sözcügü yüklediğimiz anlam itibari ile zaten başlı başına itiraf değil mi? başlangıcı göremediğimiz bu evrende tüm bilgimizle inşa ettigimiz bilgi yapılarını neyin üzerine kuruyoruz bir düşünelim? başlangıncı yani zemini /temeli bilmiyoruz..ama biz bilgi yapılarını inşaata başladık sonra baktık ve dedik ki; Ooo ne ihtişamlı bir yapı !!! iyi güzelde zemin yok!! havaya/boşluğa belkide hiçliğe inşa edildi bu tarih boyu inşa ettiğimiz bilgi binası !!! konfiçyusdan 2 alıntı ile bitireyim;
Ben sana bir elma versem, sen bana bir elma versen, bende bir elma, sende bir elma olur.
Ben sana bir bilgi versem, sen bana bir bilgi versen, bende iki BİLGİ, sende iki BİLGİ olur."
Bilmediğini bilenin arkasından gidin, bilmediğini bilmeyeni uyarın, bilmediğini bilene
öğretin, bilmediğini bilmeyenden kaçının..
"Bilginin sonsuzlugu" ile "mutevazi olmak" bagini aciklar misin?
Eger bu konuyu, halk deyimiyle "bilmeden ahkam kesmek/bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak" olarak degerlendirirsek; Bir kisinin neyi bilip bilmedigi, ne kadar bilip bilmedigi, bilip bilmediginin "emin olmasi/suphesi" devreye girer.
Bu da kisinin ogrendiklerini, kendi sorgulamasi ile kendince bilmeye tasimis olup/olmadigina paraleldir. Tabi burada yine bu konudaki "inanc/dogruluk" ve gozlem/ortaya koyabilme" farki rol oynar. Yani akilciligin mi, gozlemin mi devrede oldugu.
Bende iki alinti vereyim "Babamdan ileri, oglumdan geriyim"
"Bildigim tek sey, hic bir sey bilmedigimdir."
Ilk atasozu ve/veya deyim, cagdaslik ve guncelligi ve bunu takip edememeyi; ikincisi de, bilginin noktalanamayacagini, degiskenligini, yenilenisini ve gelisimini anlatir.
Iste bu benim hem kendime hem herkese duydugum saygim. Ne kendime zarar veririm, ne de baskasina. Ben bir bireyim, bireysellikten arinip "insan" olmaktir, dilegim.
açıklayayım;"Bilginin sonsuzlugu" ile "mutevazi olmak" bagini aciklar misin?
şimdi bir düşünelim elimizde ne var? özetle;
bilinenler, bilinmeyenler,biz (insan yani işletim sistemi)
örneklemek zorundayım devam ediyorum ..
bir insan düşünelim bu zamana kadar varolmuş tüm bilgileri biliyor..( Herkesçe kabul görüyor bu adam ,herkes ona inanıyor bu yetisini kabul ediyor)
ve bu adam bizlere birşeyler söylüyor..
okey güzel...peki soru şu;
bu adamın söyledikleri dogru mu?
herşeyi biliyor oldukça zeki,akıllı hafızası çok güçlü vs..
ama genede bu adamın söyledikleri dogru mu? (her zaman daima doğruyu mu söylüyor anlamında yani)
benim cevabım Hayır !!!
neden mi?
bu adam herşeyi biliyor olabilir ancak onun işletim sistemi belli o bir insan (aklı,mantığı,hafızası,zekası, duyguları,inançları vs)
yani bize söyledikleri kendi işletim sisteminin ''çıkarımları'' dır..kimse bu insanın bildiklerinden ''doğru çıkarımlar ''yaptığını iddia edemez..
onun göremediğini (çıkarım hatasını) ben ondan az bilgimle yada zekamla görebilirim..
öyleyse mütevazi olmak zorundadır..bunu derken başlıktaki ''kabul etmeye başlıyoruz ''yorumunada katılmıyorum.
en değerli insanlar alçak gönüllü olanlardır.Einstein
Sorunlar, onları yaratanların mantığı ile çözümlenemez.Einstein
Çelişkiyi görmek isyancı bir ruh ister diye bir söz vardı..ben insandaki,mantık,çıkarım,bağla ntı kurma ,akıl yürütme vs hataları üzerine bir başlık açmayı düşünüyorum ama bir türlü kafamda istediğim gibi kurgulayamadım..
Peki, senin kontrol mekanizmandaki "bu adamin soyledikleri dogru mu?" sorusundaki "dogru" yu kim ve ne belirleyecek, kimin/neyin dogrusu, kime/neye gore?
Bu da bize dogrunun goreceli ve degisken oldugunu gosterir.
Ama soru "bu bir olgu mu?" olursa,m yaniti bellidir. Ya olgudur, ya da olgu olmaya aday teoridir.
Ikinci konu "herseyin bilinmesi" konusu. Aslinda bilinen seyler, degildir. Gozlemin dile gelmesidir. Eger bu aklin dile gelmesi ise ve gozlem vermiyorsa da inanc olur. Ayrica "tum bilgilerin bilinmesi" diye de bir olgu olamaz. Sonucta bilgi gozleme dayanir ve mesela bir doktor, bir cobanin bildigini bilemez. Ayrica, bilgi; yenilenen, yanlislanan, degisel ve gelisen bir olgudur.
Eger gormek, akilci temelde ise, zaten birinin aklinin kendini inandirdigi dogruluk inanci, ayni akilci inanca sahip olmayanca da gorulemez.
Mutevazilik, alcak gonulluluk bilgi de degil; bilginin paylasiminda ve bilginin kime/neye karsi dile gelisinde gosterilir. Cunku, buradaki "sorun" bilgi de degil; o bilgiyi alacak olan beyinde ve vucutta vardir.
Einstein'in "sorunlar, onlari yaratanlarin mantigi ile cozulemez" den benim algiladigim, sudur. "Sorunlari yaratan da cozecek olan da insanoglu beynidir. Yalniz eger bu beyin sorunu yaratma duzeyinde ise, yarattigi sorunu cozmek icin, sorunu yarattigi mantik ile yola cikmamalidir. Yani sorun ve cozum mantigi ayni degildir." temelindedir.
Zaten sorunlari cozecek olan beyin duzeyi, sorunu yaratan degil; gozlemleyebilen beyin duzeyidir. Cunku yaratan sorunun disina cikamaz, gozlemleyen ise disaridan bakarak sorunu gorur ve algilar.
Ayricasorunlarin gozlemi, algilanabilmesi ve dile getirilebilmesi icin, "isyanci ruh" tan ziyade, hedeflenecek bir ...e gore gerekir. Cunku "isyanci ruh" sorunu cozmez, soruna karsi cikar. Sorunu algilamak ise karsi cikmak degil; oldugu gibi gozlemleyebilip, ortaya koyabilmektir. Zaten bunu yapabilmek icin, sorunun disindan bakabilmek gerekir.
Kisaca sorunu yaratan, soruna karsi cikan, sorunu ortaya koyan beyinler ayni duzeyde degildir. Hic biri de cozum degildir. Cozum sorunu yasayan ve algilayan beynin, kendi kendine bu soruna bir cozum yolu bulmasi temelindedir. Bu da sorunun algilanmadan ve ortaya konmadan yapilmasi halinde cozum degil, sorunu yeni bir boyuta tasimaktir.
Yani sorun cozulmeden once, ortaya konmak, analizinin, senteginin ve kritiginin, sorunun bunyesinde yer almadan yapilabilmis olmasi gerekir.
Iste bu benim hem kendime hem herkese duydugum saygim. Ne kendime zarar veririm, ne de baskasina. Ben bir bireyim, bireysellikten arinip "insan" olmaktir, dilegim.