4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Konu: Ateşinden Sorumlusun!

  1. #1
    Süreyya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    16 Nisan 2010
    Mesajlar
    463

    Standart Ateşinden Sorumlusun!

    En son, en kalın odunu yakarsın.

    ...Deniz’in taşıdıklarını da kesip kesip yakmıştın,
    o bir zamanların şimdi uzakta kalmış ocağında —
    ne kalır ki, geriye?…

    Ateşinin dumanını da biriktirirsin—

    Her şeyden önce unutmaman gereken,
    ateşinin hiçbir zaman tek bir düzeyde yanmadığıdır :
    ateşin, ya harlanma içinde ya da sönme içindedir —
    ya yükseliş, ya iniş…

    Ateş, yanmakta olan odunlarla değil,
    yeni yanmağa başlayan odunlarla yanar.
    Hep yakacak yeni odunlar bulan ateş, yükseliş içindedir;
    yalnızca eski —yanan— odunları olan ateş,
    inişe geçer.

    Yanan odunlar tüten odunların dumanını da yakarlar.

    Yanamayan odun, tüter.

    Ateşin, bazen, yalnızca tüter: yanamamaktadır…

    Dikkat etmen gereken, ateşe yanyana ve üstüste koyduğun odunların
    birbirlerine olabildiği kadar yakın olmaları; ama hiçbir zaman
    bitişik ve binişik olmamalarıdır : ateşi yakan, ısı olduğu kadar,
    havadır — belki daha da çok…

    Ateşin tütüyorsa, bil ki bir şeyleri yanlış yapıyorsun.

    Tek bir odunu yakamazsın: odunlar ancak başka odunlar
    yanıyorsa, yanar — her bir odunun yanması, öteki her bir
    odunun yanmasına bağlıdır: hepsi için ayrı ayrı; ve,
    hepsi birlikte, karşılıklı…

    Alttaki odunun yanması, üstünde yanmaya başlamış bir odunun
    bulunmasına — ve üstteki odunun yanması, altında yanmakta olan
    bir odunun bulunmasına, bağlıdır.

    Odunlar yalnız yanmazlar.

    Ateşini yakmağa başlarken, çıra parçalarını çok dikkatli
    kullanmalısın: fazla koyarsan, ya gereksizce büyük alevler
    elde edersin, ya da yanamayan çıra parçalarındaki reçinenin
    tütmesine yol açarsın; az koyarsan, hem kalın odunları
    tutuşturacak kadar alevin olmaz, hem de, yanamayan odunlar
    tütmeğe başlarlar — tam ölçüsünü, tam yerini, tam zamanını
    bulmalısın, ateşini yakmağa başlarken.

    Ateş, bir kez yanmağa başlayınca, senin denetiminden
    çıkar gibi olur — ama, unutmamalısın ki, kendi haline
    bırakılan ateş, gerçi, koşullar uygunsa, harlar; ama,
    kısa zamanda, yakabileceklerini yakarak, tükenme sürecine
    girer: Ateşin ilk niteliği yayılmaksa, son niteliği de, tükenmektir.

    Bu yüzden, ateşini ‘beslemen’ gerekir: tam zamanında, tam yerine,
    yeni yanacak odunlar koyman; belirli bir yanı tükenmeğe
    yüz tutmuş odunları biribirlerine göre çevirmen; yanamayarak
    tütmeğe başlamış odunları yanabilecekleri bir konuma getirmen
    — bir sürü düzenleme, ayarlama…

    Ateşini kendi haline bırakamazsın — bırakırsan, tükenip söner…

    Ateşinden sorumlusun.

    Oruç ARUOBA



    Oruç Aruoba 'nın bu yazısını, takip ettiğim bir adresten aldım ve aklıma takıldı paylaşalım istedim.

    Ateşinden Sorumlusun!...

    Soluduğun nefesin tüm biriktirdiklerinle, yanmayı gerektirirken çevreye rahatsızlık! vermek kaçınılmazdır. Tükenmeden, bir dolu düzenleme,ayarlama…

    ancak, yayılması! ateşin... bu kısmı açılmak istiyor.

    Her şey kendi od'unda pişerken veya pişmeli iken O' meşalenin sönmeden yanması nasıl mümkün olacak, ateşi -yenilenerek!- harlamazsak. Her yeri sarmasından korkulduğu için mi tüter ocaklar , külolmak mı korkumuz ve bu dumanlı havada uzaktan ısınmak mıdır çare, böyle varlığını sürdürebilir mi O ateş ! çözüm nedir?

    Cehennem im iz den! bu korkumuzu yenmeden, cenneti bulabilir miyiz? bu konuda arkadaşların düşünceleri nedir? paylaşırlar mı

  2. #2
    fides - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    15 Şubat 2008
    Yer
    Sürgün
    Mesajlar
    1.537

    Standart

    Çok güzel bir paylaşım bunun için ayrı teşekkür ederim. Oruç Aruoba ayrı güzellikte bir insan zaten ama sen de sorularınla ayrı bir güzelleştirmişsin konuyu MuratSSRG.
    Herkes kendi ateşinden sorumludur.Yani onun harını da dumanını da közünü de kişi kendisi yaratır.

    Yanamayan odun, tüter.

    Ateşin, bazen, yalnızca tüter: yanamamaktadır…

    Dikkat etmen gereken, ateşe yanyana ve üstüste koyduğun odunların
    birbirlerine olabildiği kadar yakın olmaları; ama hiçbir zaman
    bitişik ve binişik olmamalarıdır : ateşi yakan, ısı olduğu kadar,
    havadır — belki daha da çok…
    Bu yorum bana alttaki sözü hatırlattı:

    "Her tür ilişki avuç içinde duran kum taneleri gibidir.
    Avucumuzu sıkmadan, gevşekçe tutarsak, kum taneleri
    kaymaz, durur. Avucumuzu kapatıp, sıkmaya başladığımız
    an kum taneleri parmaklarımızın arasından akmaya başlar.

    Bir kısmını tutmayı başarsanız da, çoğu akıp gider.
    Ilişkiler de böyledir. Esneklik varsa, diğer insana
    saygı duyuluyor ve özgürlük tanınıyorsa ilişkiler
    bozulmaz. Ama diğer insanı çok bunaltırsanız
    ilişki de yavas yavas bozulur ve biter."

    Ve aynı zamanda şu öyküyü hatırlattı soruların:

    Bir zamanlar 4 kelebek ateşin sırrını çözmeye karar vermişler, sonra hep beraber yanan bir ateşin yanına gitmişler...
    Aralarında konuşurlarken 1.kelebek:
    - "Önce ben gideceğim ve ateşin sırrını çözüp size de söyleyceğim." demiş ve gitmiş...
    Şöyle bir ateşin etrafında dolanmış, gelmiş. Arkadaşlarına:
    - "Ben ateşin sırrını çözdüm: Ateş ışık yayan bir şey." demiş...
    Kelebekler buna ikna olmamışlar. Ateşin bundan daha büyük bir sırrının olduğunu düşünmüşler.
    Sonra 2.kelebek:
    - "Ben gideceğim, ateşin sırrını çözeceğim ve size söyleyeceğim." demiş ve gitmiş...
    Ateşe biraz daha yaklaşarak bir tur atmış ve gelmiş. Arkadaşlarına:
    - "Ben çözdüm ateşin sırrını: Ateş ısı veren bir şey" demiş...
    Kelebekler buna da ikna olmamışlar.
    3.kelebek:
    - "Ben gideceğim ve ben ateşin sırrını çözeceğim." demiş ve gitmiş...
    3. kelebek biraz daha cesaretliymiş. Ateşe yaklaşmış, o kadar yaklaşmış ki ateşin yalımı kelebeğin kanatlarını yalayıp geçmiş. Kelebek döndüğünde arkadaşlarına:
    - "Asıl ben, ben çözdüm ateşin esrarını" demiş büyük bir heyecanla...
    - "Ateş, yakıcı bir şey." demiş.
    4. kelebek ikna olmamış bir türlü. Ateşin asıl sırrının bu olmadığını düşünmüş inatla. Birden arkadaşlarının yanından ayrılmış ve ateşe doğru gitmeye başlamış. Arkadaşları ne olduğunu anlayamamışlar bile. Sadece izlemeye başlamışlar. 4. kelebek önce ateşin etrafında bir tur atmış. Sonra bir tur daha ve bir tur daha. Her seferinde ateşe daha çok yaklaşıyormuş. Artık o kadar çok yaklaşmış ki alevler kanatlarını kavurmaya başlamış. Ateşin etrafında son bir kez daha dönmüş ve ateşin içine kendisini bırakmış. Küçük bir parıltı yanıp sönmüş ateşin içinde...
    Ateşin hakikatte ne olduğunu sadece bu kelebek anlıyor tabiki. Geri gelip arkadaşlarına ateşin ne olduğunu anlatamıyor, zaten anlatması da gerekmiyor..."






    Eğer biri sana parmağıyla güneşi gösterir ve sen de parmağa bakarsan aptalsın demektir. Eğer güneşe bakarsan daha da aptalsındır, çünkü güneş gözlerini kör eder. Senin bakman gereken parmakla güneş arasında uçan kuştur... (Subcomandante Marcos)

  3. #3
    enkaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13 Ekim 2009
    Yaş
    29
    Mesajlar
    449

    Standart

    sorular bana da pir sultan abdal ı hatırlattı...

    pir sultan abdal’ım nefesim haktır
    hak diyen kullardan hiç şüphem yoktur
    cehennemde ateş olmaz nar yoktur
    herkes ateşini bile götürür

  4. #4
    Süreyya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    16 Nisan 2010
    Mesajlar
    463

    Standart

    Teşekkürler sevgili arkadaşlar

    ben de sözü ustalara bırakıp Nazım'dan, Kerem gibi diyeyim

    KEREM GİBİ

    Hava kurşun gibi ağır
    bağır, bağır bağır!
    bağırıyorum!
    koşun,
    kurşun eritmeğe çağırıyorum…

    O diyor ki bana:
    -Sen, kendi sesinle kül olursun ey!
    Kerem gibi yana yana…

    dert çok,
    hem dert yok!
    yüreklerin, kulakları sağır...
    hava kurşun gibi ağır...

    ben diyorum ki ona:
    - Kül olayım
    Kerem gibi yana yana

    ben yanmasam,
    sen yanmasan,
    biz yanmasak,
    nasıl çıkar, karanlıklar aydınlığa.

    hava, toprak gibi gebe.
    hava, kurşun gibi ağır.
    bağır, bağır bağır!
    bağırıyorum!
    koşun,
    kurşun eritmeğe çağırıyorum......

    Nazım Hikmet RAN (1930 - Mayıs)

Members who have read this thread : 0

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0