Mizah, bir sanat dalı olarak diğer tüm sanat dallarında olduğu gibi bir ötekine/topluma/topluluğa hitap eden güldüren, eğlendiren ve düşündüren yaşama dair bir bakış açısıdır. Bu bakmanın, yorumlamanın ve eleştirinin özelliği zayıflayan ögeleri inceldiği yerden koparmadan ortaya çıkarmaktır. Bu nedenledir ki mizah anlayışı her toplumda/toplulukta ayrı bir karaktere sahip olur. Onun varlığı, toplumsal hoş-görme ile doğrudan orantılıdır. Düşünmek de öyle değil mi? Eleştirinin yapıcı yanı ile çarpık olanı düzeltme eğiliminde olan mizah, gerek çizgisel gerek sözel ve gerekse görsel tüm alanlarında kendini çarpıtarak bu eğriliğe dikkat çeker; bu incelme,onun düş ve duygu zenginliği ile doğrudan orantılıdır. Düşteki zenginlik, çeşitlilik duygu zenginliği ve çeşitliliği ile örtüştüğünde kırılacak kadar ince bir doku ortaya çıkar. Tam bu noktada mizah, kırılgan olanın ta kendisidir. Bu nedenle hor-görüye dayanıklı değildir; kapanır ve kırılır. Minyatürlerin içine-içine gizlense de, mikro dünyalarda yine varlığını sürdürebilir; işte mizah denilen sanat, tam da böyle bir şeydir. İnce, yapıcı ve kırılgan....
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.