Bakalım Ben Neler Alıcam![]()
Bakalım Ben Neler Alıcam![]()
Nefes Almak DeğiL Yaşam, Nefessizlik DeğiL ÖlüM!...
İstanbul üniversitesi felsefe bölümü mezunuyum (2008 mezunu) haliyle örgün eğitim gördüm. 1. sınıfa başladığım zamanı ve bugünü düşünüyorum da yaşamımda bi çok değişiklik oldu. Varoluşa, insanlara ve yaşamıma olan bakışım ile ilgili bi sürü şey değişmiş durumda bugün. Örgün öğretim görmenin, karşında ders anlatanların tutumlarını, yaşamlarını, bakış açılarını gözlemle şansını veriyor olması güzel. Ama bunu bi filozofun kitabını okurken de yapabilirsin tabi. Ne yazsam klasik sözler olucak sanki ama şöyle bi durum var; tek başına öğrenimin pek bi anlamı yok. Hayatına katabildiğin ölçüde anlam kazanıyo. O öğrenilenleri hissetmeye başladığın gün sana bişeyler söylemiş oluyo. Bunun için büyük ölçüde kişisel bi çaba gerekiyo yani. Merak edip, ilgilenip aldığın ve evde oturup okuduğun bi kitabı ve bunun üzerine düşündüğün zamanı ve aldığın verimi, okula gidip kayıp olarak gördüğüm zamanlara yeğliyorum. Tabi bunun mevcut sistemle ve klasik öğretmen modeli ile ilgisi var.
felsefede oncelikle usta-cirak iliskisi ile yontem ogrenilir sonra kisisel arastirmalarimiz icin evde okumalarimizi yapabiliriz.
gundelik dilde en fazla 300-400 kelime kullanilir. bir felsefe kitabinda bu sayi 3000-4000i bulur. dolayisiyla felsefe yeni bir dil ogrenmek gibidir ayni zamanda, evde tek basiniza kitaptan dil ogrenmeyi denediniz mi hic? denemeyin, bunun size faydasi yoktur. Orgun ogretimde Felsefe ogrenimi gormek demek, bir felsefe kitabini nasil okumaniz gerektigini ogrenmek demektir. Kitap okumayi ogrendikten sonra da elbette evinizde kitap okumaya baslayabilirsiniz. Okuldaki ogrenim Aristotelese nasil bakmaniz gerektigini size ogretir, Kantin Saf Aklin Elestirisi(Sinirlari)ni anlayarak okuyabilmenizi saglar, sizinle ayni yollardan gecip profesor olmus insanlarla surekli bildirisim halinde olmak sadece ders baglaminda degil hayat baglaminda da size pek cok sey katacaktir.
istanbul Universitesi mezunu arkadasim once turkiyedeki en yetkin hocalardan bu isin yontemini ogrendi sonra dev amfilerde felsefeyi bilen insanlarla tartismalarda bulundu, ek olarak felsefe toplulugunda belki de konusmalar yapti; seminerlere katildi. ve 4 sene icerisinde kendisine bu isin tum incelikleri ogretildi. Bunun saglayacagi birikimi de evinizde okuyacaginiz hic bir kitap size sunamayacaktir. Yani bir Istanbul Universitesi felsefe bolumu mezununun sirti hic bir platformda yere gelmez, bununla birlikte size su kitabi okursaniz sirtiniz yere gelmez diyebilecegim bir kitap yok.
ayrica bkz. http://www.felsefe.net/forum/felsefe...layanlara.html
Konu SenexIratus tarafından (27 Aralık 2009 Saat 15:53 ) değiştirilmiştir.
Elbette ki asil mahiyetimi Erosun Psykheden gizledigi gibi gizlerim. Cunku siz benim suratimi degil dusuncelerimi okuyacaksiniz.
______________________________ _________
Konusmalarimi benden izinsiz alintilayip baska yerlerde kullanmayiniz. Eger bunun etik bir eylem oldugunu dusunuyorsaniz, bunu benimle felsefece tartisip, dialektigini yapiniz.
Aldığım öğretim durumunu yadsımıyorum. Burda öncelikle sizin mesele yapmanız gereken şey; 'AÇIKÖĞRETİM FAKÜLTESİNDE FELSEFE bölümünün mevcut olması' olmalı bu durumda.
Tek başına bölümün mezunu olmanın öyle sizin bahsettiğiniz gibi sırtı yere getirmeyen bi faydası yok ne yazık. Canlı örneklerini gördüm-görüyorum ve bunun yanı sıra bir de okulda felsefe eğitimi almamış ama bireysel çabası ile yaşamını saygı ile bakıcağım bi noktaya getirmiş insanlar var. 3000-4000 kelime tek başına felsefeyi yaşama sokmak için yeterli olmuyor anlıyacağınız. Kişisel çaba hayli önemli.
Evet ne yazik ki benim soyledigim durum gunumuzde ancak teoride kaliyor, yani olmasi gereken durum reel hayatta azinlik hale gelmis durumda. 40 mezunun ancak 5 tanesi sirti yere gelmeyecek seviyeye gelebiliyor, bu da sizin de vurguladiginiz gibi kisisel caba, daha da ozel anlamiyla kisisel sorumluluklarimizi yerine getirip-getirmeyislerimizle alakali.
eger bir ogrenci tum derslere aksatmadan katiliyorsa, sorumlu oldugu tum kitaplari okuyorsa, onerilen ek okumalarini da yapiyorsa; bununla birlikte felsefe ile ilgili onerilen seminerlere katilip, kendi de bizzat konusmalar yapiyorsa bunlarin sonucunda felsefe ile yasiyor, felsefe ile yatip-kalkiyor hale gelir. Iste bu turden ogrencilerin mezun olduklarinda bu konuma eriseceklerinden suphem yok.
Geri kalanlar ise yiginin bilincinden cikamiyor, zaten onlar icin okuduklari bolumun anlami da olmuyor, yani felsefeyi iktisat,isletme,muhendislik,og retmenlik okur gibi okuyan insanlar gunumuzde cogunlukta. Fakat eskiden boyle degildi, universiteye talep azdi, sadece felsefe okumak isteyenler o bolumdeydi; onlar da isteyerek orada olduklari icin hakkini vererek okumaktaydi.
Felsefenin akademi disindan uretilebildigini ben de onayliyorum hatta genellikle felsefe akademi disindan uretilir. Fakat hem bunlarin da cok kucuk bir azinlik oldugunu unutmamak gerek hem de turkiyede akademi disinda felsefe uretiminden bahsedemedigimizi yalnizca entellektuel birikim elde edilebildigini de itiraf etmek gerek. Bu da turkiyede orta ogretimde kavramsal egitim yerine ezberci egitimin kullanilmasindan kaynaklaniyor. Kavramlar uzerinde durup dusunme aliskanligi kazanilamadigi icin, bir kavramda derinlesilemedigi icin dusunce de o oranda yuzeyde kaliyor.
Bu dusuncelerin isiginda, felsefenin 100 kisilik siniflarda okutulamayacagi, acikogretimde felsefe okutulamayacagi turunden goruslerimin arkasinda duruyorum. bir muhendislik bu turden sureclerde okutulabilir fakat felsefede durumun cok farkli oldugunu, felsefenin kendine has pek cok unsuru barindiran ciddi bir disiplin oldugunu da gormek gerekiyor gibi.
Konu SenexIratus tarafından (27 Aralık 2009 Saat 21:26 ) değiştirilmiştir.
Elbette ki asil mahiyetimi Erosun Psykheden gizledigi gibi gizlerim. Cunku siz benim suratimi degil dusuncelerimi okuyacaksiniz.
______________________________ _________
Konusmalarimi benden izinsiz alintilayip baska yerlerde kullanmayiniz. Eger bunun etik bir eylem oldugunu dusunuyorsaniz, bunu benimle felsefece tartisip, dialektigini yapiniz.
ufuk8307 0(sıfır) diye gösterilen dersin kredi sayısı olabilir.
Eğer biri sana parmağıyla güneşi gösterir ve sen de parmağa bakarsan aptalsın demektir. Eğer güneşe bakarsan daha da aptalsındır, çünkü güneş gözlerini kör eder. Senin bakman gereken parmakla güneş arasında uçan kuştur... (Subcomandante Marcos)
Bölüm değişikliğine giden ben örgün eğitimi kazanamayınca mecburen açık öğretim felsefe bölümünü tercih ettim ve bende 1.sınıf öğrencisiyim(tekrar hazırlık dönemi bu yıl inşallah bir yerleri tutturabilirim yada örgüne geçiş vs..),birde kitaplar var tabi bu bölümün onlarda yeni elime geçti ve aynen çekyatın altına en dibe bir yere koydum,kitapları gözden geçirdikten sonra tabi,evet felsefe kitaplarında kasvetli ve boğuntu bir şekilde öğretim elemanlarının yazmış olduğu derinlikçelik atfettiğini zanneden yazılardan başka birşey yok ama mecburen sınıf geçmek için bu kitaplara ihtiyac var,ben gerek duymadım açıkcası ve felsefe bölümünüde tercih etsin istemem birilerinin,kişi kendini felsefe bölümüne gitmedende geliştirebilir ki esasen bölümü insanı saplantıya götürmek ve boğuntu içine sokmaktan başka bir amaç gütmez,çevremdede nadirde olsa hocalarımdan(lise ve dershane) ve 2.derece arkadaşlarımdan görüyorum ama en nihayetinde tercih tabiki bu bölümde başarı elde edilirmi açık öğretimden ondanda şüphem var,başarılar.
Hakikat, sevgili Pilatus, Tanrı’dır ve hakikati arayan herkes Tanrı’yı arar ve över. Tanrı nerede yaşar? Kafanda; başka nerede yaşayabilir ki?
Max Stirner
,kitapları gözden geçirdikten sonra tabi,evet felsefe kitaplarında kasvetli ve boğuntu bir şekilde öğretim elemanlarının yazmış olduğu derinlikçelik atfettiğini zanneden yazılardan başka birşey yok ama mecburen sınıf geçmek için bu kitaplara ihtiyac var,
diyalektist_ismail’in bu saptaması,ne yazık ki bugünkü sistemde (YÖK) üniversitelerimizin ne durumda olduğunun en temel göstergesi olduğunu düşünüyorum.
Şöyle ki; asistanlıktan, profesörlüğe uzanan yolda ve sonrasında ( yüksek lisans, doktora, doçent, profesör) hazırlanan tezler,makaleler,kitaplar sadece akademik kariyeri yükseltmek için , ait olduğu disiplin ve konularda önceki bilimsel ( özellikle yurt dışı) çalışmalardan kopyala,yapıştır mantığı ile hazırlandığını biliyoruz.Hiçbir katkı da yapılmadan.
Özelliklede yararlanılan kaynaklara baktığınızda birkaç sayfayı kapsayan atıflarla karşılaşırsınız.
Sanırsınız ki,tüm o kaynaklar taranmış!
Hayır.Sadece kopyala/yapıştır mantığı ile aldığı çalışmaların(sayısı önemli değil) arkasındaki yararlanılan kaynakları da aynen almıştır.(zengin! göstersin diye :p)
Bunu seminerlerde,sempozyumlarda veya herhangi bir sunumda da rastlarsınız.
Özellikle,feodal ilişkilerinizin kuvveti tüm bu süreci kısaltacaktır.
Bu şekilde ortaya konan bilgilerin somuta indirgenmesi,hayatın içine çekilmesi yapılmadığından/yapamadığından öğrenci sadece ve sadece sınıf geçmek için hocasının da yaptığı gibi ezber/kopya/yapıştır yapmaktadır.
Sonuç ; Aziz Nesin’in söylediği?
Genelleme yapabilir miyiz?
Ne yazık ki evet.
İstisnalar elbette var.İstisnadır sadece.
Ben aöf kamu yönetimi mezunuyum.Bu yıl aöf felsefe bölüme kayıt yaptırdım.
Mutlaka örgün felsefe bölümlerinde,daha kapsamlı daha yöntemsel öğreniliyordur;fakat, felsefe tamamen bir ilgi meselesidir.Sırf puanı felsefeye tuttuğu için,ilgisi olmadığı halde okuyan yığınla öğrenci vardır eminim.
Her şey,insanın olaya nasıl baktığıyla,kendini geliştirmesi ile ilgili bir durum.Aöf felsefe bölümü okumanın bana çok katkısı olacağına eminim.
"Sen ya Tanrı nurusun ya da Tanrısın;onun görüntüsüsün.
Şu dönen göğü Tanrı'ya layık görme,yıldızlarla ay'da irade,bir özgürlük var sanma.
Güneşlerin güneşi sensin..." MEVLANA