Sayfa 1/2 12 SonSon
17 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Dünya Dışında Canlı Var mı?

  1. #1

    Üyelik tarihi
    25 Mart 2011
    Yaş
    65
    Mesajlar
    28

    Lightbulb Dünya Dışında Canlı Var mı?



    Dünya dışında başka yıldız ya da gezegenlerde canlılar var mı sorusu var oluş gibi nice bin yıllardır insanların zihinlerini meşgul etmiştir.


    Genelde verilen cevaplar bilimin gösterdiklerinden çok derin hayal mahsulleridirler.

    Bunun en büyük nedeni evrenin ölçülerimize göre büyüklüğünün yeterince fark edilmemesi, yıldızların komşu kapıları zannedilmesidir. Fakat gerçek böyle değildir.

    Yıldızlar arası muazzam boşluklar varoluşun bir başka gereği ve gerçeği olarak karşımıza çıkar, bizleri şaşkınlıktan şaşkınlığa uğratır.

    Güneş sisteminde ya da evrenin herhangi bir yerinde dünyamızdakilere benzeyen canlılar var mıdır?

    Bu soruya henüz bilimsel bir cevap veremiyor sadece tahminlerde bulunabiliyoruz.

    Bu soruyu cevaplamayı böylesine karmaşıklaştırıp güçleştiren ise yaşamsal uygunlukların çok ve kompleks olmasıdır.

    Diğer ifade ile yaşamın oluşması ve devamlılığı için oluşumlarda milyarlarca bilinmeyenli bir denklemin çözülmüş (ya da bir terazinin) tam dengede olması gerekliliğidir.

    Dünya dışında canlıların olup olmadığı sorusuna verilecek cevap materyalizm için çok önemlidir.

    Bunun nedeni ise dünyanın özel olmadığını (rastlantılarla oluştuğunu, bu tür sistemlerin rastlantılarla oluşabileceğini) gösteren bir kanıt ya da kanıtlar olarak yorumlama çabalarıdır.

    Güneş sisteminde bulunan Dünyamız dışındaki diğer gezegen ve uyduların yaşama uygun olmadıkları gözlemlenmiştir.

    Mars’ta ve Jüpiter’in Europa uydusunda mikroorganizma türü canlıların olabileceği gibi zayıf iddialar varsa da doğruluğu konusunda herhangi bir kanıt bulunmamaktadır.

    Bu nedenle dünya dışında canlılık varsa güneş sisteminin dışında olmalıdır diyebiliriz.

    Fakat güneş sistemi ile diğer yıldızlar arasında öylesine uzun mesafeler vardır ki bir canlı türünün bu mesafeleri aşarak dünyamıza ulaşması mümkün değil gibi görünmektedir. Bu konuda bir örnek verelim.

    Güneş sistemine en yakın yıldız Alfa Centuari-3’tür ve ortalama dört buçuk ışık yılı uzaklıktadır.

    Uzaya gönderdiğimiz Pioneer ve Voyager uzay araçları saatte seksen bin km hıza ancak ulaşabilmişledir.

    Yıldızlar arası araçların daha yüksek bir hıza ulaşabilmeleri mümkün değil görünmektedir.

    Biz yine de saatte yüz bin kilometre hızla giden bir uzay gemisi yapmayı başardığımızı varsayıp yola çıkarsak en yakın yıldız olan Alfpa Centauri’ye ancak elli bin senede ulaşabileceğiz.

    Bu kadar uzun bir sürede gemi ve içindeki canlılar varlıklarını devam ettirebilir mi?

    Serseri mayınlar gibi dolaşan göktaşlarından, süpernova patlamaları sonucu yayılan zararlı ışınlardan, mutlak sıcaklığın ancak birkaç derece üzerindeki soğuktan… Bunlara benzeyen ya da benzemeyen binlerce tehlikelerden, olumsuz şartlardan korunma mümkün olabilir mi?

    Bu tür uzun süreli yolculuklarda belki de en büyük tehlike tersinim (düzen sahibi sistemlerin zaman içindeki bozumu) olgusudur.

    En fazla bir kaç on sene sonra metal yorgunluğuna (tersinime) uğrayacak uzay gemisi elli bin yıl boyunca kendini nasıl yenileyip de varlığını devam ettirecektir?

    Muhtemelen çok kısa bir sürede (bir kaç on yıl içinde) tersinim sonucu bozulup dağılacaktır.

    Böyle bir yolculuktaki en büyük engelin tersinim olduğu açıktır.

    Her türlü yaşamsal imkan sağlanmış olsa dahi bu kadar uzun süre çalışacak bir uzay gemisi yapmak mümkün değildir. Bu doğa kanunlarına aykırıdır.

    Madde ötesi ışınlanma gibi bir yolculuk (transfer) mümkün olabilir mi?

    Evren pek çok sırlarını bizden gizlemektedir. Bu nedenle bu sorunun cevabını bekleyip göreceğiz.

    = = =

    Varoluşu rastlantıların eseri olarak gören bir materyalist için eğer güneş sistemi ve dünya rastlantılarla oluşmuşsa trilyonlarca yıldızın bulunduğu evrende güneş sistemimize ve dünyamıza benzeyen yıldızlar ve gezegenler olmalıdır.


    Olasılık hesapları eğer yaşamsal uygunluklar göz önüne alınmaz ise bunu mümkün görür.

    Ayrıca dünyamıza benzeyen gezegenlerin olması güneş sisteminin ve dünyamızın rastlantılarla oluştuğunun kanıtı da olacaktır.

    Bu nedenle evrende güneş sistemine ve dünyaya benzeyen gezegenlerin olup olmadığı sorusuna verilecek cevap materyalizm için çok önemlidir. Bu yönde çalışmalar yapılmış, yapılmaktadır ve bazı teoriler öne sürülmüştür.

    1961 Yılında Franke Drake tarafından geliştirilen Drake Denklemi galaksi-mizde ne kadar zeki ve iletişim kurabilen uygarlık olabileceğinin belirlenmesiyle ilgili faktörleri içerir.

    Bu denklem N= N1. fp. ne. fl. fi. fc. fL eşitliği ile ifade bulur.

    Burada N uygarlık bulunma ihtimali olan gezegenlerin sayısıdır.

    Denklemdeki faktörleri şöyle sıralayabiliriz.

    N1- Galakside bulunan yıldızların sayısıdır. Formül sahibi Samanyolunda iki yüz milyar yıldızın olduğunu varsaymış bu rakamı almıştır.

    Pek çok kaynakta Samanyolundaki mevcut yıldız sayısının iki yüz milyar değil, iki yüz milyon olduğu belirtilir. Arada bin misli gibi çok büyük bir fark vardır.

    Drake denkleminde toplam yıldız sayısının belirli bir yüzdesine karşılık gelen sayı kadar gezegende (yıldız değil) canlılık olabileceği düşünülür. Bu oran fp rumuzuyla ifade bulur ve yüzde yirmidir.

    Diğer ifade ile formüldeki rakama göre Samanyolunda bulunan yıldızlara ait kırk milyar gezegenin yaşama uygun şartlara sahip oldukları varsayılır.

    Formüldeki ne rumuzu yaşam içeren ya da yaşama uygun olan gezegenlerin sayısıdır.

    Drake bu konuda Güneş sistemini örnek alır. Venüs, Dünya ve Mars gezegenlerini yaşama uygun kabul eder. Buna göre ne=3 olur.

    Formülde yaşamsal şartlara sahip olup da evrimleşmeyi mümkün kılan daha geniş olanaklara sahip gezegen sayısının yaşam olan gezegenlerin sayısıyla oranı fl harfleriyle gösterilir. Drake bunu %50 olarak kabul eder.

    Formüldeki fi fl’deki gezegenler sayısında içlerinde zeki yaratıkların olabileceği yerlerin oranıdır. Bu da %20 olarak kabul edilir.

    Fc fi türü gezegenlerin içinde iletişim teknolojisine sahip olabileceklerin oranıdır ki bu da %20 dir.

    fL ise iletişim teknolojisine sahip medeniyetlerin yaşam sürelerinin yaşadıkları gezegenin ömrüne olan oranıdır.

    Formül sahibi bu oranı milyonda bir olarak kabul etmiş; dünyamızın yaşını on milyar, medeniyetin yaşama süresini ise on bin yıl olarak almıştır.

    Drake formülüne göre bulunan sonuç N = 2400dür.

    Diğer ifade ile Samanyolu galaksisinde iki yüz milyar yıldızın olduğu kabul edildiğinde evrimleşip iletişim kurabilecek yeteneklere sahip canlıların bulunduğu gezegen sayısı iki bin dört yüzdür.

    Dikkatli bir okuyucu formüldeki bilgilerin bilimsellikten çok zorlamayla, afakî olarak ortaya konulduğunu hemen fark eder.

    Verilen bilgilerin hemen hemen hepsi bilimsel olmalarına engel olacak kadar derin ve güçlü şüpheler içerir.

    Samanyolunda bulunan yıldız sayısında bile bir mutabakatın olmadığı görülür.

    Hâlbuki bu sayı Drake formülünün omurgasını teşkil eder.

    Canlılığın olmadığı bilinen Venüs ve Mars gezegenlerinin ölçü alınması yukarıdaki formülün bir başka açmazı ve mantıksızlığıdır. Venüs ve Mars gezegenlernin yaşama uygun omadığını biliyoruz.

    Drake formülünü incelememiz sonucunda vardığımız sonuç; gerçeği arama yolunda sık sık karşılaştığımız materyalizmin canlılığın rastlantılarla oluşabileceği varsayımının temel propagandalarından biri olmasından öte bilimsel değerinin olmadığıdır.

    Temel propagandadır çünkü daha önce de yazdığımız gibi evrende canlılığın başka dünyalarda da var olmasının kanıtlanması Güneş sisteminin dolaysıyla Dünyamızın özel olmadığının, rastlantılarla oluşabileceğinin kanıtlanması anlamına gelir.

    Evrende Dünyamız dışında yaşama uygun gezegenler var mıdır?

    Bu soruya vereceğimiz yanıt ne evet, ne de hayırdır. Vereceğimiz cevap niye olmasındır.

    Bunun nedeni de evrende Dünya dışı canlıların olup olmadığı konusunda bilimsel kanıtların henüz bulunamamasıdır.

    Aynı soruya yaratılış teorisi taraftarlarının vereceği yanıtta bu teorinin temel aldığı kutsal kitaplarda Var Edicinin Âlemlerin Var Edicisi olma yönündeki ilahi kelamın yorumuna bağlı olarak cevabımızla aynı diyebiliriz.

    Âlemlerin Var Edicisi sıfatı Dünya dışı başka dünyaların var olduğunu gösterdiği gibi yaratılış teorisi taraftarlarının (genellikle) gönülden inandıkları Dünya ve ahreti de ifade ediyor olabilir.

    Evrende canlıların yaşadığı başka dünyaların olup olmadığının tespiti konusunda hakkında en fazla bilgi sahibi olduğumuz Güneş ve sistemi örnek alınabilir.

    Eğer güneş ve sistemi özel değilse (ki materyalizm Güneş ve sisteminin özel yaratılmış olduğunu şiddetle ret eder) diğerleri gibi rastlantılarla oluşması gerekir.
    Evrende öylesine çok yıldız gezegen ve uydu vardır ki Güneş sistemimize ve Dünyamıza benzer pek çok sistemin olması gerekir. Güneş sisteminin de içinde bulunduğu Samanyolu galaksisine örnek alırsak:

    Galakside toplam iki yüz milyon yıldız vardır. Güneşimiz de bunlardan orta büyüklükte olanlarından sadece biridir. Güneşimizin iki yüz milyon yıldız içinde orta büyüklükte olması sistem değerlerinin ortalama olarak alınmasını mümkün kılar.

    Yaşam hem gezegenlerde hem de gezegenlerin uydularında (örneğin Jüpiter’in Europa uydusu gibi) olabileceğinden hem gezegenlerin hem de uyduların toplam sayılarını dikkate almak gerekir. Bu sayıyı güneş sisteminde elli olarak kabul edebiliriz. (Gerçekte elli beş) İki yüz milyon yıldızın ortalama elli gezegen ve uydusu olduğu var sayılırsa Samanyolundaki toplam gezegen ve uydu sayısı on milyar olur.

    Varacağımız sonucun daha gerçekçi olması için gezegen ve uyduların içinde sadece yüzde birinin (Güneş sistemi örnek alındığında bu ellide birdir) yaşama uygun olduğu kabul edilirse Samanyolu galaksisi içinde yaşama uygun gezegen ve uydu sayısı yüz milyondur.

    Bu da Samanyolu galaksisinde bulunan her iki yıldızdan birinin sisteminde yaşam barındıran bir gezegen ya da uydu var demek anlamına gelir.

    Fakat biz bir tanesini bile tespit edebilmiş değiliz.

    Bu rakamı abartılmış mı buldunuz?

    Eğer bu rakam abartılmış ise Güneş ve sisteminin özel olduğunu kabul etmek zoruna kalırız. Çünkü aldığımız örnek güneş sistemidir.

    Gerçektende en azından bir kısmını çok iyi bildiğimiz Güneş sisteminde dolaysıyla Dünyamızda mevcut yaşam için olmazsa olmazları (yaşamsal uygunlukları) dikkate alıp, araştırmaları bunlara göre yapmak; evrende güneşimize ve dünyamıza benzeyen başka güneşler ve dünyaların olup olmadığını araştırmak çok daha akılcı ve bilimsel olacaktır.


    Devamı var.


  2. #2

    Üyelik tarihi
    25 Mart 2011
    Yaş
    65
    Mesajlar
    28

    Standart

    Dünya Dışında Canlı var mı? (devam)

    Bilimsel araştırmalar ne diyor? NASA 1979 yılında mevcut olma ihtimali hayli güçlü bulunan dünya dışı yaşamı araştırmak amacıyla SETİ kısaltmasıyla ifade bulan bir projesini başlattı.

    Bu projenin temeli ve amacı uzaya radyo sinyalleri göndererek Dünya dışındaki gezegenlerin bazılarında insanlar gibi zeki canlıların bulunabileceği varsayılarak varsayılan canlılarla irtibat kurup tanımaktı.

    Bu nedenle gönderilen radyo sinyallerine zeki varlıklarca gönderildiğini belirten örneğin insan vücudunu tanıma gibi bazı özellikler, işaretler katılmıştı. Projeye göre bu radyo sinyallerini alıp irdeleyebilecek zekâya ve teknolojiye sahip olduğu varsayılan Dünya dışı canlılar yanıt olarak bazı sinyaller gönderecekler bu sinyaller çözümleyerek irtibat sağlanacaktı. Dünya dışı varlıklardan gelmesi ihtimali olan radyo dalgalarını dinlemek amacıyla Dünyanın çeşitli yerlerine çok duyarlı radyo teleskopları konuldu.

    1977 ile 1990 yılları arasında gök bilimciler çok değişik takımyıldızlardan bazı sinyaller aldılar. Bu sinyaller açıklanamadı ve aralarından hiçbiri de yinelenmedi.

    Ohio Eyaleti radyo teleskopunda görevli bir araştırmacı 15 Ağustos 1977 tarihinde Yay Takımyıldızından wow sesi olarak tanımladığı bir sinyal aldı. Bu sinyal bir daha asla duyulmadı.

    10 Ekim 1989 da yine Yay Takımyıldızından kırka yakın sinyaller alındı, bunlardan sadece biri kaydedilebildi.

    14 Ağustos 1989 yılında Başak takımyıldızından Dünya dışı zekânın yayını olduğunu düşündüren bir sinyal kaydedildi.

    16 Ağustos 1989 yılında Balık Takımyıldızından belirli aralıklarla tekrarlanan bazı sinyaller alınmışsa da nicelliği kontrol edilirken kesildi.

    15 Kasım 1989 da Kasiope Takımyıldızından Dünya dışı zeki canlılarca gönderiliyormuş izlenimi bırakan bazı sinyaller duyuldu.

    9 Mayıs 1990 yılında Yılan Taşıyan Takımyıldızından bazı sinyaller duyuldu. Bu sinyallerin dünya dışı zeki varlıklarca gönderildiği iddia edildi.

    Araştırma ekibi bu günde Amerika merkezli çalışmalarına devam etmektedir.

    Yukarıda sıralanan radyo sinyallerinin gerçek mahiyetleri açıklanamamışsa da dünya dışı zeki varlıklarca gönderilme ihtimalinin bulunması bilim insanlarını heyecanlandırmakta, bu konuda çeşitli varsayımlar ileri sürülmektedir.

    Bu varsayımların pek çoğu Dünya dışı canlıların bizlerden çok daha zeki; medeniyet ve teknoloji alanında çok daha gelişkin oldukları yönündedir.

    Dikkatli bir okuyucu bütün bunların bir varsayımdan öte değerinin olmadığını hemen fark eder. Bilim bir şeyi gerçek kabul etmesi için kesin deliller ister.

    Gerçektende Dünya dışındaki gezegenlerde varlıklarını sürdüren canlılar var mıdır?

    Bu soruya daha önce yanıt vermiştik. Fakat burada uygulanan projede çok vahim bir hatanın işlendiğini özellikle belirtmek isteriz.

    Güneş sisteminde bulunan gezegen ve uydularda iletişim teknolojisine sahip insanlar gibi zekâ sahibi canlıların bulunmadığını biliyoruz.

    Güneş sisteminde dünya dışında canlı olduğu konusundaki en iddialı varsayım Jüpiter gezegeninin Europa uydusunda mikroorganizmaların olabileceği şeklindedir. Bu konuda herhangi bir kanıtta yoktur.

    Bu nedenle yukarıdaki satırlarda detaylarıyla anlatmaya çalıştığımız evren içi zeki canlılarla irtibata geçme projesinde zekâ sahibi canlılardan geldiği iddia edilen sinyaller güneş sistemi dışındaki yıldızlardan gönderilmiş olmalıdır.

    Nitekim sinyallerin Yay, Başak, Balık, Kasiope gibi çeşitli yıldız takımlarından geldiği varsayımı bunu teyit eder. İşte vahim hata buradadır.

    Güneş sistemine en yakın olan yıldız Alpha Centauri’dir ve dört buçuk ışık yılı uzaktadır.

    Diğer ifade ile ışık hızıyla yayılan radyo dalgaları bu yıldıza gönderildiği tarihten ancak dört buçuk sonra ulaşabilir.

    Orada zeki canlıların var olduklarını ve hemen aldıkları sinyallere yanıtladıklarını kabul etsek bile yanıt olarak gönderilen sinyaller gönderilme tarihinden sonra ancak dört buçuk sonra Dünyamıza ulaşacaktır.

    Bu durumda gönderilen sinyallere yanıt alınabilmesi için en azından Dünyamızdan sinyal gönderilmeye başlandığı tarihten dokuz sene sonrasına kadar bir zaman gereklidir. Yukarıda adı geçen proje 1979 senesinde hayata geçirildiğine göre ilk yanıt ancak (o da en yakın yıldızdan) 1988 yılında dünyamıza ulaşabilir.

    1979 yılında gönderilen radyo sinyalleri en yakınları dışında aramızdaki onlarca ışık yılı olarak hesaplanan uzaklıkları göz önüne alındığında diğer takımyıldızlara henüz ulaşamamış olmalıdır. Ayrıca varlıklarını bize bildirmek isteyen evrendeki diğer zeki varlıkların gönderdikleri sinyallerin, bu sinyalleri diğerlerinden ayıran karakteristik özelliklere sahip olmaları gerektiği gibi devamlılığı da gereklidir.

    Karakteristik özellikleri ve devamlılığı olmayan sinyaller bu amaca hizmet etmez.

    Bu nedenlerle evrendeki diğer zeki canlılardan yanıt olarak geldikleri öne sürülen yukarıda belirttiğimiz sinyal kayıtlarının hiçbir bilimsel değeri yoktur. Eğer bir kasıt yoksa bu çok büyük bir yanılgıdır.

    1967-1968 yılları kışında Trabzon’da telsiz başındaydım. Eylül 1967den Mart 1968e kadar bütün radyo bantlarına hâkim olan; gidip gelen, dalgalanan derin ve güçlü wow sesine benzeyen bir uğultu bütün telsiz iletişimimizi engellemişti. Bu uğultu ara sıra kesiliyordu. İletişimi bu kesilmeler sırasında sağlayabiliyorduk.

    Daha sonra yapılan araştırmalarda bütün radyo bantlarına hâkim, iletişim kurmamızı engel olan bu güçlü uğultunun güneş patlamalarından kaynaklandığı tespit edildi.

    Bu gün galaksimizde bulunan iki yüz milyon yıldızdan (Güneşten) milyonlarcası patlamakta evrene çok yoğun geniş bantlı radyo dalgaları yaymakta olmalıdır.

    Bir bakıma evren dolaysıyla galaksimiz bu düzensiz fakat son derece güçlü radyo dalgalarıyla doludur varsayımını öne sürersek yanılmış olmayız.

    Duyulan sesler bu radyo dalgalarından bir kaçıdır dersek bu varsayımımız; bu sinyallerin evrende bulunan diğer zeki canlılardan gönderdiğimiz sinyallere cevap olarak gönderilmiştir varsayımına göre çok daha bilimseldir.

    Evrende canlılığın olup olmadığını araştırma ve varsa zeki canlılarla iletişim kurma konusunda böylesine önemli bir projeyi hayata geçirenlerin yukarıda anlatmaya çalışacağımız vahim hatayı işleyecekleri sanmıyoruz. Bu da bize bütün bu safsataların sık, sık rastladığımız bir materyalizm propagandası olduğu izlenimi veriyor.

    Hâlbuki canlılığın evrenin diğer köşelerinde olup olamayacağı konusundaki araştırmalara kıstas olabilecek Güneş Sistemi ve Dünyamız gibi çok güzel bir örnek vardır.

    Dünyanın güneş sistemindeki yerinin, büyüklüğünün, iç ve dış özelliklerinin rastlantısal oluşum ihtimalleri Penrose’un Big Bangden (genişim evresinden) sonra evrenin var olan düzeni içinde kaçta kaç ihtimalle oluşabileceği hesaplarına benzer hesaplarla ortaya konulabilir. Böyle bir hesaplamanın daha bilimsel ve daha akılcı olacağı kesindir.

    = = =


    Dünya dışı canlıların sık sık dünyamıza ziyaret ettikleri, yaşamımıza olumlu yada olumsuz katkılarda bulundukları gibi kimi haberler medyalarda sık sık dile gelir.

    Bu tür haberlerin evrim teorisine hizmet ettiği düşünüldüğünden (dünya dışı bir yerde canlılığın olması dünyanın özel olduğunu savunan yaratılış teorisine aykırı olacağından) teorilerini savunmak için her yolu mubah gören evrim teorisi savunucularınca kasıtlı olarak gündeme getirildikleri kesin gibidir.

    Yukarıdaki hayal kurgusuna benzeyen bir iddiayı Jean Chalin isminde bir bilim insanı ortaya atmıştır.

    Bu bilim insanı daha da ileri giderek uzaydan gelen bu akıllı yaratıkların mevsimleri oluşturan değişimleri, yer sarsıntılarını kontrol ettiklerini, bu oluşumların etkenlerini istedikleri gibi değiştirdiklerini ve hatta Dünya ekonomisini ele geçirdiklerini borsaları indirip çıkardıklarını…. İddia etmekteydi.

    Yine saygın bir bilim! insanımız Evrim teorisi taraftarlarının hiç dinmeyen baş ağrılarından biri olan ilk canlıların oluşumu konusunda:

    -Örneğin ilk meydana gelen aminoasitlerdir. İkinci basamakta, thermal proteinler ve mikro kürecik proteinoidleri oluşmuş-tur. Daha sonraki basamakta, ATP aminoasitleri devreye girip evrimleşmiştir.

    Daha sonra da daha kompleks proteinler ve protein sentezleri gelişmiştir.

    Daha sonra prototip hücreler oluşmuş ve milyonlarca yılda doğa deneye yanıla stabil hücreleri oluş-turmuştur diye (sanki bütün oluşumları birebir gözlemlemiş gibi kesin bir dille) yazabilmektedir.

    Yukarıdaki cümlelerde ilk canlı hücre oluşumun evrim teorisi öngörülerine uygun aşamaları sıralanmış ancak bu aşamaların nasıl ve hangi mekanizmalar aracılığı ile gerçekleştirildiği konusunda bilimsel herhangi bir kanıt gösterilmesi unutulmuştur!.

    Bir evrimci yazar hiçbir kanıt göstermeye gerek duymadan fakat bilimsel deyimleri, isimleri bol, bol kullanarak rastlantılarla ilk canlının nasıl oluştuğundan nasıl evrimleştiğinden bahsederek şempanzelere ondan da insana kadar rahatlıkla getirebilir.

    Yazar evrimi (eğer gerçekse) kolaylıkla tırmanılan alçak basamaklı bir merdiven gibi basitleştirmiştir. Görüldüğü gibi her şey kolaylıkla olu oluvermektedir.

    Fakat gerçek böyle değildir.

    İlk meydana geldiği iddia edilen aminoasitlerin rastlantılarla oluşmalarının mümkün olmadığı bilimsel kanıtlarla gösterilmiş bir gerçektir.

    Yukarıda yazıda iddia edilen evrim merdivenin ilk basamağında bulunan aminoasitlerin rastlantılarla oluşamayacağı oluşsa bile mevcut şartlarda varlıklarını koruyamayacakları dolaysıyla proteinleri oluşturamayacakları bizzat evrim teorisi taraf-tarları tarafından itiraf edilmiş bir gerçektir.

    Dünyaca ünlü Science News dergisinin Ocak 1999 sayısında-ki bir makalede şunlar yazılıdır.

    Hiç kimse şimdiye kadar nasıl olup da geniş çapta dağılmış yapıtaşlarının proteinlere dönüştüğünü tatmin edici bir şekilde açıklayamamıştır. İlkel dünyanın varsayılan koşulları aminoasit-leri yalıtılmış bir yalnızlığa doğru sürükleyecek şekildedir.

    Canlılık konusundaki yazının diğer bölümlerindeki iddialar ise ilk bölümün imkânsız olarak belirttiğimiz oluşum zorluklarını kat, kat aşar.

    Sayın bilim! insanının oldu, oluverdi gibi iki-üç cümlede aktardığı iyice basite indirgenmiş bu senaryoda söz edilen yapıların her biri son derece özel ve komplekstirler ve rastlantılarla meydana gelmeleri kesinlikle imkânsızdır.

    Eğer imkânlı ise bunu iddia sahibinin kanıtlaması gerekir.

    Bir canlı hücresinin en basit yapı taşları olan aminoasitlerin rastlantılarla oluşması ve doğal şartlarda mevcudiyetlerini korumaları mümkün değildir.

    Tek bir protein molekülünün sahip olduğu özellikler kesin-likle rastlantılara yer vermeyecek kadar karmaşıktır.

    Kaldı ki basit bir canlı hücresi birbirinden değişik yapılarda ve her biri özel görevler üstlenmiş iki bine yakın protein ve diğer hücre içi elemanların inanılmaz derecede karmaşık fakat o kadarda düzenli ve kompleks bir planlama ile yerli yerlerinde sentezlenmesi sonucunda oluşur.

    Canlıların moleküler planı her canlı hücresinin çekirdeğinde bulunan DNA dediğimiz dev biyomoleküllerdeki şifrelerde giz-lidir. DNA molekülünün yapısı yaşam mucizelerinin başında gelir.

    Yazının diğer bölümlerinde bahsedilen sözde oluşumlardan ise bahsetmeye bile değer bulmuyoruz. Eğer kanıt yoksa ya da gösterilemiyorsa bu tür varsayımların bir varsayım olmaktan öte değerleri yoktur. Bu tür yazılar genelde koyu bir taassup ürünü olup propaganda amaçlıdır.

    Kanıtsızlığı kanıt olarak kullanmak evrim ve uzantısı teori-lerin sıkça kullandıkları bir yöntemdir. Bilimsel kanıtlara dayanmayan bu tür yöntemlerin propaganda ve beyin yıkama dışında bir değeri bulunmamaktadır.


    Kaynak:tersinim.net

  3. #3
    telrunya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    18 Kasım 2009
    Mesajlar
    559

    Standart

    Ergun Candan Gizli Sırlar Öğretisi isimli kitabında üstü kapalı bahsediyor biraz bundan, okurken oldukça ilginç geldi, fakat bizim bilmiyor oluşumuz dünya dışında canlıların olmadığı anlamına gelmez elbet.
    Kendisine yakıştırılan bütün değerleri Hiç'e indiren bir yokluk!


    in vino veritas.


    non serviam.

  4. #4

    Üyelik tarihi
    25 Mart 2011
    Yaş
    65
    Mesajlar
    28

    Standart

    Alıntı telrunya Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ergun Candan Gizli Sırlar Öğretisi isimli kitabında üstü kapalı bahsediyor biraz bundan, okurken oldukça ilginç geldi, fakat bizim bilmiyor oluşumuz dünya dışında canlıların olmadığı anlamına gelmez elbet.
    Elbetteki bilinmeyenleri kesin bir dille biliniyormuş gibi gösteremeyiz. Makaledeki amaç evrendeki canlılığın nasıl ve hangi şartlarda oluşabileceğinin gösterillmesidir.

    Yaşamsal uygunlukların olduğu her yerde yaşam olabilir. Fakat bu uygunluklar bütün olarak eksiksiz oluşmak zorundadır. Çünkü her biri yaşamın olmazsa olmazlarındandır.

    Yaşamsal uygunlukları yaşamın olup olmadığını anlama ölçüsü kabul edersek bilinmezliğin örtüsünü bir parça kaldırmış olabileceğimiz fikrindeyim.

    Saygılar.

  5. #5
    telrunya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    18 Kasım 2009
    Mesajlar
    559

    Standart

    Dikkatli bir okuyucu bütün bunların bir varsayımdan öte değerinin olmadığını hemen fark eder. Bilim bir şeyi gerçek kabul etmesi için kesin deliller ister.
    O halde bu yazı bilimselse Tanrı'yı da inkar etmeli mi?
    Kendisine yakıştırılan bütün değerleri Hiç'e indiren bir yokluk!


    in vino veritas.


    non serviam.

  6. #6

    Üyelik tarihi
    25 Mart 2011
    Yaş
    65
    Mesajlar
    28

    Standart

    Alıntı telrunya Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    O halde bu yazı bilimselse Tanrı'yı da inkar etmeli mi?
    Bilimi doğru tarif etmek ve yorumlamak kaydıyla eğer Tanrı kavramı akıl ve bilim dışı ise elbette. Buna evrim tanrısı ya da benzerleri de dahil edilmelidir.

    Eğer doğru tarif edilip yorumlanmış bilim Tanrının, evrimin ya da diğerlerinden herhangi birinin var olduğunu gösteriyorsa bunu da kabul etmelidir.

    Fakat bir ateist hiç bir zaman (bilim gösterse bile) bir tanrının varlığını kabul etmez. Bilim bir tanrıın varlığını göstermez der geçer.

    Bilimin yanlış tarif edilip yorumlandığını hiç düşünmez.

    Tersinim teorisi bilimin insansı algılamalarla sınırlandığını, algılama sınırlarının değişmesi (genişlemesi) durumunda bilim ufkunun da genişleyip derinleşeceğini, bu nedenlerle doğru ya da yanlış zannettiklerimiz pek çok olgunun gerçekte tam tersleri olabileceğini vurgular.

    Bu konudaki makalelerimizi takip ederek daha fazla bilgi sahibi olabilirsiniz.

    Saygılar.

    Kaynak tersinim.net

  7. #7
    telrunya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    18 Kasım 2009
    Mesajlar
    559

    Standart

    Alıntı tersinim Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    bilimin insansı algılamalarla sınırlandığını, algılama sınırlarının değişmesi (genişlemesi) durumunda bilim ufkunun da genişleyip derinleşeceğini, bu nedenlerle doğru ya da yanlış zannettiklerimiz pek çok olgunun gerçekte tam tersleri olabileceğini vurgular.
    Bu cevap benim için yeterli. Sizin de dediğiniz gibi algılayamıyor ya da ulaşamıyor olmamız dünya dışında canlı olmadığı anlamına gelmez elbette o halde.
    Yazılarım illa ki vardır diye algılanmasın, sadece çelişen ifadelere değindim. Bu cevabınız benim için yeterli oldu, sizin için de olmuş olmalı. Teşekkür ediyorum.
    Kendisine yakıştırılan bütün değerleri Hiç'e indiren bir yokluk!


    in vino veritas.


    non serviam.

  8. #8
    rainbow64 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Şubat 2010
    Mesajlar
    346

    Standart

    ya ben çok basit düşünce olacak ama şöyle düşünüyorum : Mesela dünya var ay var mars var venüs var bilmem ne var sayısız yıldız var bu sadece bizim sistemimizde bir de bilim bunun da sonunun olmadığını söylüyor yani nerdeyse biz dünyada toz zerresi kadarız . E bi burda mı olacak yani yaşam zilyon tane yer varken neden sadece biz de olsun ki
    Bilginin peşinden hiç durmadan koşmak ümidiyle.

  9. #9

    Üyelik tarihi
    25 Mart 2011
    Yaş
    65
    Mesajlar
    28

    Standart

    Alıntı rainbow64 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    ya ben çok basit düşünce olacak ama şöyle düşünüyorum : Mesela dünya var ay var mars var venüs var bilmem ne var sayısız yıldız var bu sadece bizim sistemimizde bir de bilim bunun da sonunun olmadığını söylüyor yani nerdeyse biz dünyada toz zerresi kadarız . E bi burda mı olacak yani yaşam zilyon tane yer varken neden sadece biz de olsun ki
    Biz dünya dışında canlılığın olmadığını iddia etmiyoruz. Sadece canlılık için bir takım şartların (yaşamsal uygunlukların) oluşması gerektiğini söylüyoruz. Bu şartlara sahip her yerde canlılık olabilir.

    Yaşamsal uygunlukları bir kenara bırakıp kesin bir ifadeyle evrende şu kadar yerde şu kadar canlılık taşıyan gezegen vardır demek elbette yanılştır. Drake denklemine bu yönden karşı çıkıyoruz.

    Bilime ideoloji karıştırmamak gerek.

  10. #10

    Üyelik tarihi
    18 Nisan 2011
    Mesajlar
    210

    Standart

    Harun Yahya zırvalıklarının amuda kalkmış hali. Hüdai Çakmak diye bi adam bu. Tee bu adamcağız:



    Başka bir forumda daha rastlamıştım, alem fena dalgasını geçiyordu. Sözlüklerde falan da acayip alaya alınıyor.

    Anladığım kadarıyla bu takım taklavat, deplasmanda yani bilimde yenilince şimdi kendi sahasında maç istiyor. Evrimi felsefe alanında tartışmaya çalışıyor. Da bu da yan gelir demedi demeyin. Girmedikleri kılık da kalmadı zaten, yaratılış diye başladılar akıllı tasarıma döndü, o da yemeyince şimdi bu tersinim zırvalığı çıkmış.

    Zaten ne diyebilirler ki en fazla, "ol dedi oldu"dan sonra ikinci bir cümle olarak ne söyleyebilirler? Felsefe yada bilim alanında çarpışsalar ne çıkacak. Hala yenilen pehlivan hesabı yırtınıyorlar.

    Özetle; tırt yani. Bilimsel hiçbir enstitüde, akademide, üniversitede yada herhangi bir kuruluşta kabul gören önermler değil. Ciddiye alınan, bilimsel değer atfedilen çalışmalar olarak görülmüyor. Kendin pişir kendin ye hesabı işler....

Sayfa 1/2 12 SonSon

Members who have read this thread : 9

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0