5 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Feminizm Felsefesi

  1. #1
    Phi
    Phi çevrimdışı
    Phi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2008
    Yer
    Kuzey Kutbu
    Mesajlar
    1.101

    Standart Feminizm Felsefesi

    "Kadın hakları" 60'lı yıllardan sonra sıkça duymaya başladığımız bir kavram olmaya başlamıştır. Bu kavramın içeriğinin doldurulmasında ise feminist hareket etkili olmuştur. Feminist hareket çerçevesinde kadın sorununu sadece kadın-erkek eşitsizliği açısından ele almak tek boyutlu bir çözümleme olacaktır. Zira kadın sorunu ekonomik, politik, ideolojik psikolojik yönlerin iç içe geçtiği karmaşık bir olgudur. Bu çalışmada feminist politikaların belirlenmesinde etkin olan düşünce akımları boyutundan kadın haklarının kültürel olarak geçirdiği süreç ortaya konulmaya çalışılacaktır.


    Feminizmi genel olarak kadın=erkek ayrımcılığına karşı çıkarak, cinsler arasında siyasal, ekonomik ve toplumsal eşitliği savunan görüş olarak tanımlamak mümkündür. Batıda Fransız devrimi ile birlikte kadınların seçme ve seçilme hakkı, mülkiyet hakkı kadın özgürlüğü kavramı çerçevesinde savunulmuştur. Çeşitli eylem ve reformlar sonucunda kadınlar açısından bazı haklar elde edilmiştir. Feministler bu hakları elde ettikten sonra özgürlüklerinin yalnız bu haklarla sınırlı olmadığını, asıl sorunun erkeğin kültürel egemenliği olduğunu savunarak mücadelelerine devam etmektedirler.


    Feminist hareket tarihsel açıdan I. Dünya Savaşı öncesi ve 1968 sonrasında.olmak üzere iki döneme ayrılmaktadır. Bu hareket ile bir çok kadın bir araya gelmiş "daha önemlisi kadın-erkek eşitsizliğine karşı bir şeyler yapılması gerektiğini, bu konuda ilgisiz birçok kadına fark ettirmişlerdir . Feminizm 1968 sonrasında daha geniş bir tabana yayılma eğilimi göstermiştir. Günümüzde feminizm bazı vurgu farklılıklarıyla değişik ülkelerdeki çeşitli kadın gruplarınca benimsenmektedir.


    Batıda kadın haklan teorik olarak çeşitli düşünce akımlarının etkisinde tartışılıp gelişirken, Türk toplumunda kadın hakları, sadece kültürel nedenlerle değil, Tanzimat'tan günümüze kadar ülkenin kalkınması açısından ekonomik bir temele de dayanarak, kadına işletmenin kâr maksimasyonu açısından hesaba katılması gereken bir araç; toplumbilimsel deyişle cinsiyet rolünün gereklerine uygun olarak hesaba alınan birimler olarak bakılması ile gündeme gelmiştir.

    Temelde ataerkil toplumsal düzenini eleştiren feminist görüşü bir bütün olarak çözümlemeye imkân tanıyan bir teoriyi geliştirilemediğinden, feminist düşünürler, liberalizm, marksizm, psikanaliz, varoluşçuluk, radikalizm gibi düşünce akımlarının etkisinde kalarak oluşturdukları teoriler ile kadın haklarına alternatif çözüm arayışlarını sürdürmektedir. Bu feminist teoriler, kadınların ataerkil toplumsal düzen yapısı içinde değersizleştirildiklerini varsaymakta ve bunun nedenini sorgulamaktadır.

    Dr.Dilek İmançer
    Biz bir kac tembel, vakt-i kerahet bir uykuya dalmisiz, bir lugat paralamalar, bir tuhaf ruyalar, tabire gelmez.

  2. #2
    telrunya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    18 Kasım 2009
    Mesajlar
    559

    Standart

    Sadece bunlar değil, dinlerin de etkisi söz konusu. Keşke bu anlamda bir feminizm kavramına hiç gerek olmasa(!)
    Kendisine yakıştırılan bütün değerleri Hiç'e indiren bir yokluk!


    in vino veritas.


    non serviam.

  3. #3
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.545

    Standart

    Paylaşım için teşekkürler sevgili Major,

    Yanıtlarım yazarın düşüncelerine ve tesbitlerine olacaktır;

    erkeğin kültürel egemenliği” feminizmin temel düşünce taşı olarak gösterilmekte ve salt eşitliğin feminist yaklaşımın dar yorumu olacağına değinilmektedir. Ancak, “erkeğin kültürel egemenliği” tanımlanmamaktadır. Kültür, egemenlik ve erkek her üçü de tanımlanmaya muhtaç bırakılmıştır. Nedir bu kavramlar, ikinci elden sömürülen ve ilk köle olan kadınların cins olarak ayrıştırılmaları feminizmin ortaya çıkmasından sonraki zaman dilimlerine denk gelmektedir. Yazıda anlatım şekline göre ve kısmen/zımnen sanki bu olgu 60 lı yıllardan sonra ortaya çıkmış gibi gösterilmektedir. Dünya Emekçi Kadınlar Günü –8 mart- yaratıcıları bir kalemde göz-ardı edilerek bugün tanımlanan kadının erkekleşme eğilimi feminizm olarak gösterilmektedir.

    Kadın sömürüsünün cinsiyete indirgenmesi şeklindeki yaklaşım çıkış kaynağından sonra günümüze kadar kendine yabancılaşarak feminizm adı altında bir olguya dönüşmüş ve erkek egemenliğinin kadın üzerinden yeniden-üretilmesine farkında olarak/olmayarak katılmıştır.

    Kadın sömürüsü beş-bin-yıllık bir geçmişe sahip olup, emek sömürüsünden ayrı düşünülemez. Dolayısı ile “daha önemlisi kadın-erkek eşitsizliğine karşı bir şeyler yapılması gerektiğini, bu konuda ilgisiz birçok kadına fark ettirmişlerdir”şeklindeki tesbit köktenci bir şekilde tarihsel dokuyu görmemekle eş-anlamlı olacaktır. Birey haklarının fark edilmesini sağlayan unsur feminist kadınlar değillerdir.

    http://www.felsefe.net/forum/felsefe...-sefiller.html
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  4. #4

    Üyelik tarihi
    02 Ocak 2011
    Mesajlar
    75

    Standart

    Feminizm doğal bir tepkidir. Denildiği gibi keşke bu tarz akımları başlatacak durumlar oluşmasaydı diyor insan ancak ilkel dönemin koşulları sonucu oluşmuş bu ataerkil (ve artık bulunması gereksiz olan) durum. Feminizm toplumda yanlış algılanıyor, penis hasediyle karıştırılıyor genellikle, erkek düşmanlığıyla vb. şeylerle. Umarız ki bu akım gereğini yitirir kısa zaman da.

  5. #5
    glsezinrs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12 Aralık 2010
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    1.297

    Standart

    Ülkemizde feminizmin tarihsel gelişim serüveni vs. den çok kadın feministlere(akademisyen, yazar...)bakarak bir düşünce oluşturmaya çalıştım.Bunlar kendi aykları üzerinde durabilen, kariyer sahibi, zeki ve yaratıcı kadınlar -keşke erkek feministler daha çok sayıda olsa)Birey olmanın ,insan olmanın bedelini yalnızlaşarak ödüyorlar çoğu zaman.Çünkü ülkemizde kadın varoluşunun yegane dayanağı, var olan erkek egemen kültürün taşıyıcısı olmak...Din, gelenek, ataerkil aile... sürdürmeye talip değilseniz zaten sizin varoluşunuz olanaklı değil.Daha beteri bu anlamda kadınların varoluşu mevcut varoluşun da müsebbibi.Genel anlamda, kadınların ücretli işlerde üretime katılmaları(ev işleri de iş) şart.Dahası ekonomik bağımsızlık tek başına sosyal bağımsızlığı getirmez.Dayakçı eşiyle birlikteliğini sürdüren pek çok eğitimli kadın var.Toplumsal algı değişmeyecektir altyapılar değişmediği sürece...Eğer kadın bireysel mücadelesini vermezse, yasalardan da medet ummak boşunadır.(siyasette kadın kotaları, pozitif ayırımcılık ...)Mevcut olandan/dayatılandan farklı bir varoluş savaşına girmeyi göze almadan mızmızlanıyorsa kadın, ciddiye alınmaya değmez."hem ağlasın, hem gitsin"...

Members who have read this thread : 1

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0