tam olarak söylemek istediğim şey budur.Teşekür ederim.
tam olarak söylemek istediğim şey budur.Teşekür ederim.
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
anladım.
o zaman şöyle değişik bir açıdan bakarsak durum ne olacak diye düşünüyorum: çıkış anındaki eylem/eylemsizlik ve düşüncenin etiği kendisi ile örtüşmesine bağlıdır. buna, kendi içerisinde çelişkisizlik/barışıklık da diyebiliriz. bu bir değerdir; işte tam da bu noktada bu değer başka bir değer ya da değerlerle ölçümlendiğinde çıkış anındaki değer ötelenerek zaman-ötesine erteleniyorsa iki olasılık ile karşılaşılır; ilk değer ya aynı şekilde gün-yüzüne çıkar ya da ötekine bağımlı kalır; bu son halde/bağımlılık halinde ise kendisine yabancılaşır. buna ise etiğin kendi içerisinde etiksizleşmesi diyorum.
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
''etiğin kendi içerisinde etkisizleşmesi''ifadesini oldukça çarpıcı buldum fakat ötelenen değer iki olasılık çıkarmaz karşımıza,başta da söylediğim gibi zaman mevhumu sandığımızdan da hırpalayıcıdır,ertelenen eylem değer açısından ahlaksızlık saçmaya mahkümdur,az ya da çok..bu ölçünün temel belirleyeni ise bireyin,zamanın düş dünyasını yıpratan yanına karşı verdiği mücadeledir..
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
"bu ölçünün temel belirleyeni ise bireyin,zamanın düş dünyasını yıpratan yanına karşı verdiği mücadeledir.." Bu söz senin ve söylediğine aynen katılıyorum; ancak, bu mücadelede kişi zamanı yenemez mi? yenebilir diyorsan yukarıdaki söylediklerimle aynı noktaya gelmiş olacağız; değilse, farklı noktalara düşecek yaklaşımlarımız; her iki halde de temelde etiği var-etme çabası görmekteyim.
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
insan zamanı yenebilir mi?tartıştığımız konuyu esas alacak olursak yenemez nejdet..çünkü ertelenen eylem artık senin değildir,zamanın örseleyiciliğine karşı eylemi ateşleyen kıvılcım yani düşünce yumağın savunmasız kalacaktır,bu da bizi nietzsche nin üzerinde durduğu ahlaksızlığa sürükler.
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
yer ve zaman aşılabilir diye düşünüyor ve yaklaşıyorum; olguyu yakınlaştırıp uzaklaştıran hem kendisi hem de düşün-selimizdir. zaman boyutunun yıpratmadığı/değiştirip/dönüştürmediği hiç bir olgu yoktur ki, bu devinimin ve boyutun bir gereği/zorunluluğudur; zamanı tersine nasıl akıtmak olanaklı değilse zamandan kaçış ve değişimsizlik de olanaklı değildir. zamanın yıpratıcılığına itiraz etmiyorum; itirazım zaman istediği kadar yıpratsın çıkış anındaki değer kendisi ile yabancılaşmadan kalabiliyor ise -ki sen kalamaz diyorsun- etiksizleşme yaşanmayacaktır. bir de etiğin bireysel ve toplumsal yanları vardır ki burada söz ettiğimiz sanırsam -ki ben öyle kullanıyorum- bireysel etiktir.
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
eylem düşünden ayrı düşünülemez gibi geliyor bana,dolayısıyla ertelenen eylem olgusal olarak zihin dünyasından zamanın gayyasına (!)doğru giderken düş etkilenmeden kalamaz bu noktada insanın verdiği mücadeleyi bende değerli buluyorum tabiki fakat tam anlamıyla kaçınma/temiz/taze kalma imkanı yoktur,yoktur fakat bu son insan için ne kadar kötüdür ya da kötümüdür?bekleme eyleminin ahlaki yitimi noktasında insan hep çaresiz mi kalacaktır?
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
o zaman bekletici faktörleri/etmenleri kişiye bağlı ve ondan bağımsız/dış etmenler olarak ikiye ayırmalıyız. ilkinde bekletici mesele yapması durumunda eylemsel olarak yapabileceği davranışı yapmamakla etik yitimine uğradığını kabul edebiliriz; ikincisinde ise bunu söylemek olanaklı olmasa gerek. bu duruma ne diyeceksin?!
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
ikincisinde de elinde olmayan zorlayıcı nedenlerden dolayı gerçekleşen bir etik yitimi vardır..sonucu itibariyle kaçınılmazdır,işte bu nedenle tam olarak ahlaklı olamamak doğaldır diyorum ben,dünya da ahlaksızlık diye birşey varsa o sizi -elinizde olan/olmayan nedenlerden bağımsız olarak-bulacaktır.burada kasteddiğim insanın dünya karşısındaki acziyeti değildir yanlış anlaşılmasın,tam tersi durumdan bahsediyorum,insan bu mücadele için vardır,ahlaksızlık dediğimiz yakıcılıkla karşı karşıya kalacak bunu aşmaya çalıştıkça güçlenecektir,örneklendirecek olursak çocukların çamurdan heykeller yaparken gelişimlerine sağlanan katkının yanında kirlenmeleri de sözkonusudur.
felsefe yapmak ölümü anlamaya çalışmaktır..CİCERO
hiç-ten var-edilemeyeceği konusunda tersini düşünüyorum. Çünkü hiç, olmayandır. etik, etiksizliğin üzerine inşa edilemez. olumlu olan her zaman öce olandır; olumsuzluklar onu izler; olumsuzluğa doğru olumlama asla yapılamaz.
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.