Emprizim cilerin sensualist lere benzediği , anlama yetimizi dünya ya geldikten sonra duyularimizla oluştururuz düşüncesi doğru ise ebedi olmayan bir dünyada nasıl oluyor da sonsuzluk kavramını sınırlı duyularimizla anlamayı kazanıyoruz
Emprizim cilerin sensualist lere benzediği , anlama yetimizi dünya ya geldikten sonra duyularimizla oluştururuz düşüncesi doğru ise ebedi olmayan bir dünyada nasıl oluyor da sonsuzluk kavramını sınırlı duyularimizla anlamayı kazanıyoruz
-sorunun basit olması neye göre belirlenmiştir?
-duyguların sınırlı olması yine hangi ölçeğe göre belirlenmiştir?
.../
her iki olgu peşin bir kabullenmeyi içeriyor ve bu nedenle eleştiriye açık...ilkin sorun basit değil, ikincisi duygular da sınırlı...nasıl mı?
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
sizin aydeınlatmanızı bekliyorum efendim
ek bilgiler 1
Bilginin duyumdan geldiğini savunan öğreti... Bu öğreti, zihnin bir tabularasa (boş bir kağıt) olarak görülmesinin sonucudur.
Duyumculuk bilgilerimizin usun uranı olduğunu savunan usçuluk ve doğuşumuzdan beri bizimle beraber bulunduğunu savunan doğuştancılık öğretilerine karşıt bir öğretidir. Bilginin deneyden geldiğini, savunan ampirizm, duyumcu bir temel üzerinden yükselmiştir.
Duyumculuk, antikçağ Yunan düşüncesinin bilgicilik akımıyla başlar. Protagaras’a göre bilgimizin tek kaynağı duyumdur. Duyumlarımızın dışında başka hiçbir bilgi edinilemez. Bunun içindir ki ilk neden’i araştırmak boşunadır.
“ insan her şeyin ölçüsüdür”. Atomav Demokritos, Epikuros gibi düşünürler de bu kanıdadırlar. Duyumculuk temelde özdekçi bir öğretidir ve nesnel bir gerçekliğe dayanır.
Çünkü, duyumlar, dış dünyanın nesnel gerçekliğin imgeleridir. Bilgi kuramının ilk ve sağlam kanıtı, bilgilerimizin biricik kaynağının duyumlar olduğudur. İkincisi; duyum insana nesnel gerçeği bildirir. Üçüncüsü; sağlam ve kuşkulanamaz kanıt da, pek açık olarak şöyle dile gelir; Nesnel gerçek özdeksel yapıdadır.
Derleyen: Felsefe Kulübü
ilkin sizin düşüncelerinizi alalım efendim, ne dersiniz? Üstelik öğretileri de hesaba katarak ve fakat onlarla kendimizi sınırlandırmadan hem de..."sınırlandırmadan"
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
ek-bilgi de sözü edilen düşünür/filozofların acuna ilişkin değerlendirmeleri göz-ardı edilecek türden değerlendirmeler olmamakla birlikte tüm düşünce sistemlerini kendi yer-zaman diliminde değerlendirmek gerekmektedir. düşüncenin diyalektik eklenmesi bunu kaçınılmaz kılar, bu nedenle yol-açmak gerektiğine değinmek isterim.
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
efendim önce cozumu soylemeyelim dimi zaten cevabı bilmedigimi kabul ederek cevap arayacagız
1-eger duyumcular gibi dusunursek biz dogdugumuzda bos bır tahta yazı tahtasını kastediyorlar "tabula rasa " olarak dogarız.sonra olaylara bakıs ve algımız etrafımızdaki degerlere gore gelisir ve bizi biz yapar..müslüman bir toplumda dogduk ve müslüman olduk eger yahudi toplumunda olsaydık yahudi olacaktık.
ama anlama yetisinden kasıtları aklın da bombos oldugu nasıl algılayacagını bile bilmedigi soz konusu olmalı yani onu anlıyorum bu durumda sorunlar cıkıyor
anlama yetimiz insan nasıl ise temelde oyle niteliklere sahip bunu nasıl orneklendirelim.örnegin acıkmak durumunda ne yapacagımıza nereden karar verecegiz ?annemizi sevmemiz gerektigine nasıl karar verecegiz? anne kavramı da nerden cıktı?? hem sevgi ne??bunların hepsi bizde dogustan var olan temel özellikler aslında ama tabula rasa yı yanlıs anlamdıysam bunların bizde olmaması lazımdı
devamı gelecek
insan boş-levha olarak doğmaz; ancak yaşamak durumunda olduğu/yaşamak zorunda kaldığı doğal/sosyal çevrede kendini gerçekleştirebilir; bu durum onun tabula-rasa denilen boş bir levha olarak doğduğu anlamına gelmez. doğal/sosyal çevresi canlının tarihsel bellek dediğim ham yapısnı oluşturduğu/oluşturacağı zemindir; o zemin hem kişinin kendini bulduğu bir zemindir hem de kişinin doğal/sosyal zemine müdahil olduğu bir zemindir. anlama-çözümleme süreçlerinin ve faklılaşmasının kuşaklar arasında değişmesi ve sonraki kuşaklarda bunun daha derinlemesine gelişmiş olması nasıl açıklanabilir ki?
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
simdi sozu uzatmadan asıl cevabıma gelelim yanlıs mıdır ?birlikte bulacagız efendim
sonsuzluk kavramı daha önceki sohbette gectigi uzere biz insanların urettigi bir kavram degil bu durumda bir yer cekimi kadar ogrenilebilir bir bilgi ve duyulara ihtiyac olacak.peki duyu dediğimiz seyler belli sınırlara sahip örnek ses frekanslarının hepsine vakıf degiliz sadece belirli seviyede duyabiliriz aynı seklde görme , tatma ,koku alma da boyle iken biz nasıl olur da bos zihne duyularla algılayamacagımız seyi ogretebildik
acaba bunu insana veren baska bir varlık mı var? yoksa insan ruhu denen seyin algılarını da duyumların arasında mı degerlendirecegiz ki bu sanırım pek kabul gormeyecek yani ben sezinledim yarın su ucak dusecek kesin binme demek de bir ruh boyutunun algısı ve biz buna ne kadar güveniyoruz ki ruhumuzun algısı olan ve bos zihne ruhun gözlemleri ile sonsuzlugu kavrattıgımızı nasıl soyleriz??
sanki bir yerlerde bize ogretilen bazı seyler var ve sanki bu bir yaratanı isaret eder
sınırlı olmanın sınırsızı algılamaya engel olduğunu söylemek zor olsa gerek. algıların nesnel gerçeklik ile çevrelenmiş olmasını da sınırlılık olarak benimsemek aynı şekilde ne denli doğru olacaktır? düşüncenin maddeyi zorlaması da bir o kadar maddeseldir. "arzın merkezine sehayat" yapılmadan önce düşlenmiş olması insan türünün hayal gücünde sınırlı sanılanın ne denli aşıldığını gösteren önemli örneklerden biridir.
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.