Sayfa 2/2 İlkİlk 12
18 sonuçtan 11 ile 18 arası

Konu: Platon a göre varlık tanımı

  1. #11
    iuflsfozkn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    09 Ocak 2011
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    26
    Mesajlar
    675

    Standart

    Alıntı Macavity Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Einstein'dan sonra Newton'un "uzaktan etki" kavramı da komik midir? Nedir o uzaktan etki? Açıklanamayan, bilinemeyen, görülemeyen (etkinin kendisi görülemiyor) bir şey. İdealardan farkı yok anlayacağın. Ama 150 yıl boyunca bilim dünyasında tek otorite olmuştur. Muhtemelen bundan 500 sene önce yaşasaydın Dünya'nın döndüğü ve Güneş etrafında dolandığı fikri de sana komik gelecekti, bunu savunanlara hayalperest diyecektin ve onlardan utanacaktın. 2000 sene önce yaşasaydın da köleliğin insanlık dışı olduğunu söyleyene gülecektin... Bu kadar kendi yaşadığı çağı mutlaklaştırabilmek için ya hiç okumamış olmak ya da Hegel gibi dünyanın sonunda durduğunu sanmak gerekir herhalde. Ama Hegel bugün yaşasaydı aynı şeyi söyleyemezdi. Ben de asıl bu çağda böyle kaba bir pozitivist görüşte olanları komik buluyorum. Tarihten hiç mi bir şey öğrenmez insan.
    dün agora isimli filmi izledim ilkkez..film filozof hypatia nın hayatını ya da ölümünü konu edinmiş.filmde ilgimi çeken şeylerden biri kadının güneş sistemi ,dünya hareketi ,yörüngeler hakkında geçmişten aldıklarını da kullanarak doğruyu bulmak için nasıl çalıştığı çok güzel resmedilmiş ..dediğiniz gibi yaptığı çalışmaları inceleyen o günün insanları onu boş şeylerle uğraşmakla nitelemekteler..insan bilmediği şeye karşı düşmanlık gösterir...bu genelde böyle olmuş
    İnsanoğlu eğer en iyiye ulaşacaksa hangi yolu izlemelidir

  2. #12
    Lucretius - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    11 Şubat 2011
    Mesajlar
    22

    Standart

    Alıntı Macavity Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Einstein'dan sonra Newton'un "uzaktan etki" kavramı da komik midir? Nedir o uzaktan etki? Açıklanamayan, bilinemeyen, görülemeyen (etkinin kendisi görülemiyor) bir şey. İdealardan farkı yok anlayacağın. Ama 150 yıl boyunca bilim dünyasında tek otorite olmuştur. Muhtemelen bundan 500 sene önce yaşasaydın Dünya'nın döndüğü ve Güneş etrafında dolandığı fikri de sana komik gelecekti, bunu savunanlara hayalperest diyecektin ve onlardan utanacaktın. 2000 sene önce yaşasaydın da köleliğin insanlık dışı olduğunu söyleyene gülecektin... Bu kadar kendi yaşadığı çağı mutlaklaştırabilmek için ya hiç okumamış olmak ya da Hegel gibi dünyanın sonunda durduğunu sanmak gerekir herhalde. Ama Hegel bugün yaşasaydı aynı şeyi söyleyemezdi. Ben de asıl bu çağda böyle kaba bir pozitivist görüşte olanları komik buluyorum. Tarihten hiç mi bir şey öğrenmez insan.
    Anlatmak istedigim miadinin doldugu. Ornekleriniz de hayli, hayli alakasiz, bugun neyin ne oldugunu biliyoruz veya bildigimizi dusunuyoruz, neticede elimizde bilimsel gercekler var ve cagimiz bu konuda mutlaktir. Ben fikirlerinin kanitlanamaz oldugu icin hayalperest oldugunu soylemedim, artik ise yaramaz oldugunda bahsettim, sanirim artik once anlamaniz, daha mantikli cevap vermenizi saglayacaktir. Bahsettiginiz gibi, tarihten ogrenmemiz gerekenleri ogrenmeliyiz, isimize yarayanlari kullanmaliyiz, ancak aksini ortaya koyan veriler elde ettigimizde bunlari rafa kaldirmak daha mantikli olacaktir, dunyanin donmesini istiyorsak.

  3. #13
    Macavity - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Eylül 2009
    Yaş
    26
    Mesajlar
    144

    Standart

    Alıntı Lucretius Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Anlatmak istedigim miadinin doldugu. Ornekleriniz de hayli, hayli alakasiz, bugun neyin ne oldugunu biliyoruz veya bildigimizi dusunuyoruz, neticede elimizde bilimsel gercekler var ve cagimiz bu konuda mutlaktir. Ben fikirlerinin kanitlanamaz oldugu icin hayalperest oldugunu soylemedim, artik ise yaramaz oldugunda bahsettim, sanirim artik once anlamaniz, daha mantikli cevap vermenizi saglayacaktir. Bahsettiginiz gibi, tarihten ogrenmemiz gerekenleri ogrenmeliyiz, isimize yarayanlari kullanmaliyiz, ancak aksini ortaya koyan veriler elde ettigimizde bunlari rafa kaldirmak daha mantikli olacaktir, dunyanin donmesini istiyorsak.
    Peki ben de biraz daha açık yazayım. Platon'un varlık kuramının miadı doldu diyorsunuz ve onu komik buluyorsunuz. Ben de miadı dolmuş diğer şeylerden örnekler vererek, onların yerine bugün kabul ettiğimiz görüşleri/bilgileri söyleyenlerin de başlangıçta hep tepki aldığından ve saçma bulunduğundan bahsettim. Ama öyle görüldükleri için saçma değillerdi. Buradan Platon'un haklı olduğu sonucu çıkmaz. Ama felsefede sadece kuramlar yoktur. Öyle olsaydı bilimden farkı kalmazdı. Felsefede asıl ortaya atılan şey kuramlardan çok kavramlardır. Platon'un ortaya attığı kavramlar da bugün de varlığını sürdürür. Nedir onlar? Mesela varlık kuramı için en temel kavramı idealizmdir. Platon idealizmin kurucusudur. Ayrıca siyaset felsefesinde yönetim biçimlerinin ayrıntılı analizlerini yapar. Bunlar da hala değerlidir, sizin deyiminizle işe yarardır. Platon'un idealizmi siyaset felsefesiyle doğrudan bağlantılıdır, hatta varlık kuramını siyaset hakkındaki görüşlerini ifade etmek için geliştirdiği bile söylenebilir. Bu nedenle de siyaset felsefesi, varlık kuramı olmadan anlaşılabilir değildir. Yani bugün kabul edilmesi mümkün bile olmayan idealar kuramı dahi yararlıdır. Ayrıca şunu da söyleyeyim, Platon ile akademik olarak ciddi şekilde ilgilenenler sadece Platon'un bu konulardaki düşüncelerini çalışmaz, bugünle bağlantısını kurarlar. Bu ise günümüz düşüncesine yeni bir pencere açabilir. Yani özetle, Platon çalışmak her zaman yararlıdır. Tabi yararlı olup olmadığı bir filozofu değerlendirmek için doğru bir ölçüt müdür o da tartışılabilir. Ama çalışılan filozof ile günümüz dünyasına bir bağlantı kurulması bence de gereklidir.
    Konu Macavity tarafından (24 Şubat 2011 Saat 18:04 ) değiştirilmiştir.

  4. #14
    Macavity - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Eylül 2009
    Yaş
    26
    Mesajlar
    144

    Standart

    Ayrıca Platon'un varlık kuramı kendi başına da çok değerlidir. Varlık ile görünüş ve oluş arasındaki ilişki bugün de geçerlidir. Varlığın bir olduğunu, sabit olduğunu düşünürüz biz de. Sürekli değişen şey ne olduğu belli olmayan şeydir. Bunu yalnızca idealar ile bu dünya ayrımı olarak görmek hatalıdır. Felsefi kavramların tümü için de geçerlidir bu. Örneğin Mevlana'nın ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol sözü de bu ayrımdan hareket eder. Çünkü görünen ile olan farklıdır bizim için ve varlıktan, olandan anladığımız da Platon'un idealarından anladığı şey gibidir. Bu nedenle Platon'un idealar ile bu dünya arasında yaptığı ayrım, onun varlık kuramından ibaret değildir, bu ayrım bütün bir düşünce tarihinde görülebilir. Böyle bakıldığında Kant'ın numen ile fenomen ayrımının da kökeninin Platon olduğu görülür. Bu ise çok önemli bir dönüşümdür, hakikatin dış dünyada değil, insanın kendisinde olduğunu söyler Kant. Bunu insanın anlama yetisinin kavramlarıyla açıklar. Ama 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında bu özne anlayışı tamamen hakikatin dilsel olduğu düşüncesine ulaşır. Neopozitivizm ve analitik felsefe bu çizgiden ilerler. Bu bakış açısı da dil oyunları, paradigma gibi kavramların ortaya atılmasına yol açar. Ayrıca dil, kültür, söylem ile iktidar ilişkisi de kurularak postmodernizm düşüncesi ortaya çıkar. Bütün bunlar da bugünün düşüncesini oluşturur ve yeri gelmişken söyleyeyim, hiçbiri bugün neyin ne olduğunu bildiğimizi söylemez, bugün hiçkimse, bilimin kendisi dahil, kendini ve çağı mutlak saymaz.

    Bu tarih çok daha ayrıntılı ve derin analizlerle açıklanabilir. Zaten felsefe tarihi de bunun tarihidir. Ama bütün bu düşüncelerin gelişebilmesi için, öncelikle varlık ve görünüş, idea ve duyular dünyası, idealizm ve materyalizm ayrımlarının ve bunlara dayanan düşünce sistemlerinin ortaya atılmış olması gerekirdi. Bunu ilk yapan da Platon'dur. Bir analitik felsefeci olan, yani tam da Platon'un karşısında yer alan bir 20. yüzyıl filozofu olan Whitehead'in "bütün felsefe tarihi Platon'a düşülmüş kenar notlarından oluşur" sözü boşuna değildir. Böyle önemli bir yerde, bir başlangıç noktasında duran filozofun görüşlerini komik bulmak ve onunla ilgilenilmesinden utanıyorum demek bu yüzden bugünün düşüncesinden bile haberdar olmamaktır. Tabi bizde herkes her şeyi bildiği için ne gerek var kimin başlangıçta yer aldığını bilmeye değil mi? Şöyle doğum tarihi 1900'lerde olan bir filozofun birkaç kitabını okuyunca her şeyi öğreniriz biz nasıl olsa.
    Konu Macavity tarafından (26 Şubat 2011 Saat 10:16 ) değiştirilmiştir.

  5. #15
    Lucretius - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    11 Şubat 2011
    Mesajlar
    22

    Standart

    Varlik-gorus-olus demissiniz. Demek, "varlik" birdir ve degismez, oyle mi? "Biz" derken kastettiginiz kimler acaba, oyle saniyorum ki merak eden yalnizca ben degilim. Ve belirteyim, Platon'un gorusu tamamen ise yaramazdir denemez. Etkileri vardir, elbette, ancak iflas ettigi muhakkaktir, soyledigim bu.

    "Sürekli değişen şey ne olduğu belli olmayan şeydir" sozunuzden sonra size cevap vermek bile zor geliyor aslinda. Ancak bu kez anlayacaginizi umarak yaziyorum. Varliklar enerjiden olusur. Varlik surekli hareket, surekli degisim halindedir. Her obje, her materyal, durmaksizin degisir, durmaksizin hareket eder. Bilim bu konuda da mutlaktir ornegin. Siz dahi surekli degisim halindesiniz, aldiginiz her nefes, her dusunceniz, her hareketiniz yapinizi degistiriyor. Simdi, binlerce yil once kisitli dunya gorusu ve varlik hakkinda mutlak hicbir kaide bulunmadigi icin Platon'unki gibi fikirler ortaya atilabilir. Bugun ise komiktir. Bahsettigim de bu. Ve bakiniz, sizin gibi gecmiste yasayan birisi icin varligin hareket etmedigini, degismedigini iddia etmek elbette oldukca kolaydir, bunu yadirgamiyorum. Ama ne der Herakleitos, aynı nehirde iki kez yikanamazsin.

    Peki, siz bunlari nerede okudunuz? Umarim dogumu 1900'lu yillarda degildir. Numen-fenomen'de Kant, hakikatin insanda oldugunu soylemez, insandan ote oldugunu soyler, ve maddenin otesinde, maddenin asil gercekliginin oldugunu savunur, bunun da bilinemeyecegini iddia eder. Idealar dunyasindan cok, cok farklidir. Buraya kadar masum hatalar olarak gorebilirdim bahsettiklerinizdeki celiskileri, ancak gunumuzdeki pozitivizmi hatta analitik felsefe'yi da ayni kavrama sikistirma cabaniz bilincli bir kavram kargasasi yaratma niyetinde oldugunuza inanmam icin yeterli bir sebep oldu.

    Yani diyorsunuz ki, eger Platon olmasaydi, ne olguculuk, ne analitik felsefe olurdu? Ne Kant olurdu, ne Hegel, ne Comte. Analitik felsefe, genel olarak, gelenege karsi cikmaktadir, mantiga ve bilime dayalidir, bunu ise salt Platon ile bagdastirmak komiktir. Bugun bilimden alinti yapmak gerekirse Platon'u alasagi etmeye insanlik tarihinin en onemli buluslarindan birinin sahibi, Darwin yetecektir. Ne diyor Dawkins, bugun insanlarin evrimi kavrayamamasi bu Platoncu dusuncenin sonucudur. Goruyorum ki siz de bir teist gibi Platon dogmalarina biat ediyorsunuz. Platon'un sizin yenilik olarak algiladiginiz her dusuncesi tamamen metafiziktir, hicbir mantigi yoktur. Sunu da goruyoruz ki, Herakleitos olmasaydi Platon diye birisi de olamazdi. Ayrica kurdugunuz baglantilar tebessum etmemi sagladi, tesekkurler.

    Tekrar ediyorum, iyi okumuyorsunuz. Cagimizda bilim mutlaktir demek, bugun kabul gormus bilimsel gerceklere gore yorum yapmamiz gerektigidir. Siz eger, 3000 sene once bilinen ve mutlak sayilanlari kabul ediyorsaniz hata ederseniz, sanirim buna da karsi cikmiyorsunuzdur? Bilimsel bilgiler degismez degildir, ancak degisene kadar kesindir. Cagimiz, gecmise gore bilimsel olarak mutlaktir. Bu anlamda, karanlik caglardan kurtulup, 1900'lere yaklasmanizda yarar var, zihninizi acar.

    Felsefe tarihinin, yanlis, hatta sacma sapan bir varlik gorusu uzerine temellendigini dusunmek ve bunun bugun de surdurulebilecegini sanmak hayli eglenceli ve kolay olmali, zira her seyi binlerce yil once adeta elleri, ayaklari, gozleri bagli bir cagda yasamis bir ismin dusuncelerine birakmak size farkli her dusunceyi, yeni her ismi, yaratici her fikiri dusunmeden silip atma firsati verir. Peki, ne gerek var baskalarini anlamaya degil mi? Bize Platon yeter, iyi uykular.

  6. #16
    glsezinrs - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    12 Aralık 2010
    Yer
    istanbul
    Mesajlar
    1.292

    Standart

    Platon'un idealar ve görünüşler dünyası ayrımı, bu gün de güncelliğini koruyacak kadar kapsamlıdır.Şöyle kilatonu herşeyden önce yaşadığı toplumun siyasetinden, üretim ilişkilerinden ve bilgi düzeyinden soyutlayamayız.Onu günümüze taşıyan, ontolojisinin günümüz bilgisiyle ne kadar örtüşebilir veye kabul görebilir olduğu değildir.Platon, parçalanmış(ide=soyut-görünüş=somut) bir dünya yaratarak, hala kavgası bitmeyen idealizm-materyalizm, bu dünya-öte dünya, madde-mana karşıtlıklarını felsefenin tahtına oturtmuştur.Böylece doğa filozoflarının safiyeti ve hayranlığı yerini dünyaya ve insana karşı horgörü ve aşağılamaya bırakmıştır.Mükemmel idelerin peşine takılanlar (Platoncular) kusurlu, fani zavallı dünyayı ve insanı yerden yere vurmuşlardır. Platon, katıksız bir aristokrattır.Demokrasiden hoşlanmaz ve sınıflı bir devlet taraftarıdır.Asıl komiklik, aristokrat olmayanların Platon hayranlığıdır ki, bu başka bir tartışmanın konusu olabilir.

  7. #17
    Macavity - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Eylül 2009
    Yaş
    26
    Mesajlar
    144

    Standart

    Alıntı Macavity Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Peki ben de biraz daha açık yazayım. Platon'un varlık kuramının miadı doldu diyorsunuz ve onu komik buluyorsunuz. Ben de miadı dolmuş diğer şeylerden örnekler vererek, onların yerine bugün kabul ettiğimiz görüşleri/bilgileri söyleyenlerin de başlangıçta hep tepki aldığından ve saçma bulunduğundan bahsettim. Ama öyle görüldükleri için saçma değillerdi. Buradan Platon'un haklı olduğu sonucu çıkmaz. Ama felsefede sadece kuramlar yoktur. Öyle olsaydı bilimden farkı kalmazdı. Felsefede asıl ortaya atılan şey kuramlardan çok kavramlardır. Platon'un ortaya attığı kavramlar da bugün de varlığını sürdürür. Nedir onlar? Mesela varlık kuramı için en temel kavramı idealizmdir. Platon idealizmin kurucusudur. Ayrıca siyaset felsefesinde yönetim biçimlerinin ayrıntılı analizlerini yapar. Bunlar da hala değerlidir, sizin deyiminizle işe yarardır. Platon'un idealizmi siyaset felsefesiyle doğrudan bağlantılıdır, hatta varlık kuramını siyaset hakkındaki görüşlerini ifade etmek için geliştirdiği bile söylenebilir. Bu nedenle de siyaset felsefesi, varlık kuramı olmadan anlaşılabilir değildir. Yani bugün kabul edilmesi mümkün bile olmayan idealar kuramı dahi yararlıdır. Ayrıca şunu da söyleyeyim, Platon ile akademik olarak ciddi şekilde ilgilenenler sadece Platon'un bu konulardaki düşüncelerini çalışmaz, bugünle bağlantısını kurarlar. Bu ise günümüz düşüncesine yeni bir pencere açabilir. Yani özetle, Platon çalışmak her zaman yararlıdır. Tabi yararlı olup olmadığı bir filozofu değerlendirmek için doğru bir ölçüt müdür o da tartışılabilir. Ama çalışılan filozof ile günümüz dünyasına bir bağlantı kurulması bence de gereklidir.
    Bunu okuyup da benim Platon'un görüşlerini savunduğumu, yetmeyip onları mutlak kabul ettiğimi düşünmek nasıl mümkün olur bilmiyorum. Ama anlamamaktan bahsederken, "kabul edilmesi mümkün bile olmayan" sözünün ne olduğunu anlayabilseydiniz bari. Neyse, umurumda değil anlama kapasiteniz, siz de benim kapasitem yerine yazdıklarıma bakın. Kişisel sözlerle ilgilenmem ben. Fikirlere bakarım. Anlamadınız falan demeyin, komik oluyor.


    Alıntı Macavity Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Ayrıca Platon'un varlık kuramı kendi başına da çok değerlidir. Varlık ile görünüş ve oluş arasındaki ilişki bugün de geçerlidir. Varlığın bir olduğunu, sabit olduğunu düşünürüz biz de. Sürekli değişen şey ne olduğu belli olmayan şeydir. Bunu yalnızca idealar ile bu dünya ayrımı olarak görmek hatalıdır. Felsefi kavramların tümü için de geçerlidir bu. Örneğin Mevlana'nın ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol sözü de bu ayrımdan hareket eder. Çünkü görünen ile olan farklıdır bizim için ve varlıktan, olandan anladığımız da Platon'un idealarından anladığı şey gibidir. Bu nedenle Platon'un idealar ile bu dünya arasında yaptığı ayrım, onun varlık kuramından ibaret değildir, bu ayrım bütün bir düşünce tarihinde görülebilir. Böyle bakıldığında Kant'ın numen ile fenomen ayrımının da kökeninin Platon olduğu görülür. Bu ise çok önemli bir dönüşümdür, hakikatin dış dünyada değil, insanın kendisinde olduğunu söyler Kant. Bunu insanın anlama yetisinin kavramlarıyla açıklar. Ama 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında bu özne anlayışı tamamen hakikatin dilsel olduğu düşüncesine ulaşır. Neopozitivizm ve analitik felsefe bu çizgiden ilerler. Bu bakış açısı da dil oyunları, paradigma gibi kavramların ortaya atılmasına yol açar. Ayrıca dil, kültür, söylem ile iktidar ilişkisi de kurularak postmodernizm düşüncesi ortaya çıkar. Bütün bunlar da bugünün düşüncesini oluşturur ve yeri gelmişken söyleyeyim, hiçbiri bugün neyin ne olduğunu bildiğimizi söylemez, bugün hiçkimse, bilimin kendisi dahil, kendini ve çağı mutlak saymaz.

    Bu tarih çok daha ayrıntılı ve derin analizlerle açıklanabilir. Zaten felsefe tarihi de bunun tarihidir. Ama bütün bu düşüncelerin gelişebilmesi için, öncelikle varlık ve görünüş, idea ve duyular dünyası, idealizm ve materyalizm ayrımlarının ve bunlara dayanan düşünce sistemlerinin ortaya atılmış olması gerekirdi. Bunu ilk yapan da Platon'dur. Bir analitik felsefeci olan, yani tam da Platon'un karşısında yer alan bir 20. yüzyıl filozofu olan Whitehead'in "bütün felsefe tarihi Platon'a düşülmüş kenar notlarından oluşur" sözü boşuna değildir. Böyle önemli bir yerde, bir başlangıç noktasında duran filozofun görüşlerini komik bulmak ve onunla ilgilenilmesinden utanıyorum demek bu yüzden bugünün düşüncesinden bile haberdar olmamaktır. Tabi bizde herkes her şeyi bildiği için ne gerek var kimin başlangıçta yer aldığını bilmeye değil mi? Şöyle doğum tarihi 1900'lerde olan bir filozofun birkaç kitabını okuyunca her şeyi öğreniriz biz nasıl olsa.
    Varlığın bir olmasıyla ne demek istediğim yeterince açık benim için. Bana göre Mevlana'nın o sözünden başka açıklamaya gerek de yok. Yok anlaşılmadıysa, varlığın değiştiğini anlatmaya çalışmak yerine ne demek istediğimi sormalıydınız. O alıntıladığım sözde açıkça belirtildiği gibi varlık, görünen değil, olandır. Varlık sabittir demem de bundan ibarettir. Değişmenin olmadığını ben değil, kimse söyleyemez bugün. Bunun için bkz: yukarıdaki "kabul edilmesi mümkün bile olmayan" ifadesi. Ayrıca bunun Platon'un idealar kuramıyla alakalı olmadığını da açıkça yazdım. Hala daha Platon'dan bahsediyormuşum gibi konuşmayın o yüzden. Ben sadece Platon'un bu ayrımı sistemli bir şekilde ilk yapan kişi olduğundan bahsettim ve ayrımın önemine değindim. Sürekli değişen şey ne olduğu belli olmayan şeydir sözünde anlaşılmayacak ne var? Bir şey önce bir insan, sonra bir dev, sonra bir hayalet gibi görünüyorsa ışığı açıp onun gerçekte ne olduğuna bakarız. Askıya asılmış bir palto olduğunu görürüz ve yatağa döneriz. Kimse o ilk gördüğü şeylerin gerçek olduğunu düşünmez. Neden? Sürekli değişen şey varlık olamaz bizim için. Ya da bir insan her gün farklı şekilde davranıyorsa, önce onun gerçekte nasıl biri olduğunu anlamaya çalışırız. Neden? Çünkü sürekli değişemez hiçbir varlık. Bu, paltonun eskiyip yıpranmayacağı, insanların davranışlarının değişmeyeceği demek değildir. Hiçbir şey "sürekli" değişimden ibaret olamaz demektir. Basitçe, değişen şey bir şeydir, paltodur, insandır ama bir şeydir. Bu kadar basit. Buradaki ayrımlar da görünüş ve varlık ayrımlarıdır, bu ayrımı sistemli olarak ilk yapan Platon'dur. Bu nedenle o gördüğümüz gölgeler yerine bir palto olmalı derken yaptığımız şey, o an için Platon'un ideaları gibi bir varlık aramaktır. Gibi diyorum, onların kendisi demiyorum. Zaten bu ayrımın idealar kuramından ibaret olmadığını da söyledim.

    Kant'a gelince, aslında tek bir söz yeter dediğim şeyi doğrulamaya; düşüncelerdeki Kopernik Devrimi. Kant, hakikati nesnenin kendisinde aramanın hatalı olduğunu, bunun yerine nesnelerin insan aklına uyduğunu varsayarsak istediğimiz türden bilgiye ulaşacağımızı söyler. Bu nedenle de Salt Aklın Eleştirisi'ni yazar. Hiç okudunuz mu bilmiyorum ama orada Kant, hakikat öznenin kendisinde, kendi anlama yetisinde olduğu için bilginin imkanını yalnızca anlama yetisinin formlarını inceleyerek ortaya çıkarabileceğini iddia eder. Bunun adına da bu nedenle transandantal analiz der. Bu nedenle Kant aydınlanmacı özne felsefelerinin başında kabul edilir, bu nedenle dilsel dönüş onunla başlatılır. Sizin Kant yorumunuz hata bile değil, çünkü hata olabilmesi için bile ortada Kant olması gerekir. Ama sizin söylediklerinizde Kant yok. Çünkü Kant'a göre numen, maddenin asıl gerçekliği falan değildir, bilinemez olan "kendinde şey"dir. Bilinemediği için hakikat zaten değildir, ama daha önemli buradaki fark. Kendinde şey, bir metafordur. Varlığın, bizim onu algıladığımız şeklinden bağımsız olarak, kendi başına bulunduğu bir hali ifade eder. Ama böyle bir hal vardır da demez Kant, o bilinemez der. Çünkü biz, yalnızca kendimize göre olanı biliriz. Bu nedenle hakikat öznededir, özneden bağımsız hiçbir bilgi olamaz. Neyse, bu kadar Kant yeter. Ama asıl mesele, Kant'ın bilgi anlayışının idealar dünyasından çok farklı olduğunu söylemeniz. Yahu, zaten o fark nedeniyle Platon'un yaptığı ayrımda yer alıyor ya. Platon'un zıttıdır Kant. Platon bilgiyi öznenin dışında, ona aşkın olanda ararken Kant onu özneye içsel kılar. Bu nedenle Platon'un varlık, görünüş ayrımı çizgisinde yer alır. O numeni tamamen redderek her şeyin görünüş olduğunu söyler. Ben de defalarca filozofun kuram değil, kavram üreten kişi olduğunu ve filozofu değerlendirirken asıl önemli olanın ortaya attığı kavram olduğunu söyledim.

    Şimdi gelelim neopozitivizm ve analitik felsefe meselesine. Zaten buraya kadar olandan çıkıyor her şey de neyse, tekrar edeyim. Anakitik felsefeyi doğrudan Platon'a bağlamadım. Dikkat ederseniz ben bir felsefe tarihi çizgisi ortaya koydum ve o çizgide ilerledim. Analitik felsefeyi de Kant'ın ardına koydum. Çünkü analitikçiler bütün hakikatin dilde olduğunu söyleyerek Kant'ın yaptığını bir adım daha öteye götürür. Kant'ın yaptığı neydi? Platoncu varlık görünüş ayrımını ortadan kaldırarak Platon'un varlığını, yani kendinde varlığı numenal sayıp bilgi için onu dışarıda bıraktı Kant. Böylece varlık, özneye göre varlık, yani fenomen haline geldi. Analitikçiler de özneye göre olanı dile göre olan haline getirdi. Neopozitivizm de benzer bir şekilde, anlamlı ve anlamsız önerme ayrımıyla anlamlı olanı yalnızca doğrulanabilir olana indirgedi. Bu da, doğrulama etkinliği, yani bilim dışında bir varlıktan bahsedilememesi demektir. Burada da Platoncu ayrım, Platon'u reddetmek şeklinde kendini gösterir.

    Bütün bunlar yazdıklarımda vardı zaten. Sadece onları biraz daha açtım. Ama buradaki mesele şu; bir kere burada hiçbir yazılan hiçkimseye felsefe tarihi öğretemez veya felsefe tarihinde bir yol çizemez. Bu nedenle hepsi eksik kalır. Bu nedenle benim önerim, bak burada yanlış yaptı, şunu anlamadı, bunu şöyle yaptı falan demek yerine, anlaşılmayan yerin ne olduğunu sorup açıklama istemektir. Bu yazdıklarımda da bir sürü eksik var, orası kesin. Ama en az bu kadar kesin olan bir şey de bu yazdıklarımda hiçbir bilginin yanlış olmadığı. Çünkü doğrudan filozofların kendilerinden okuduğum şeyler onlar. Ha yorumuma katılmayabilirsiniz, ama o zaman yoruma karşı kendi yorumunuzu getirin. Ben dediğimi son kez tekrarlayayım; Platon'un varlık görünüş ayrımı yalnızca idealar kuramından ibaret değildir, bugün de hala varlığını sürdüren bir kavram çiftidir bunlar. Ve bu kavram çifti bütün felsefe tarihi içinde en temel yol haritalarından biri olmuştur. Bu demek değildir ki bütün felsefe tarihi Platon'u destekler. Bu, şu demektir; felsefe tarihi, bu tarih boyunca bu iki kavramın birbiririne göre aldığı konumdan hareketle okunabilir. Ben de öyle yaptım. Kant'ın varlık görünüş ayrımına yeni bir boyut kazandırdığını, bu kavram çifti izlenerek oluşturulan tarih çizgisinde Kant'ın dönüm noktası olduğunu söyledim. Neopozitivizm ve analitik felsefe de Kant'ın arkasından geldiği ölçüde bu Platon'un kavram çiftinin aldığı son durumu temsil eder.

  8. #18
    iuflsfozkn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    09 Ocak 2011
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    26
    Mesajlar
    675

    Standart

    İdeler gercek varlıklar! Varlıktan daha gercek olan varlık idesi, bizi aydınlatan güneş kadar gercek , hatta ondan daha gercek olan yıldız idesi! Sokrates i pek iyi görüyorum fakat insan i görmüyorum; güzel insanlar , güzel heykeller , güzel resimler görüyorum kendiliğinde güzel i görmüyorum ; hareket eden cisimler görüyorum , hareketin kendisini görmüyorum . Bütün bu genellikler ,ortak olarak bulunan kavramlar ancak benim düşüncemde var dir lar ve gercek hiçbir seye karşılık değiller .platon , eğer sensualist güzel seyler , doğru hareketler görüyor ve kendiliğinden güzelliği , kendiliğinden adaleti fark edemiyorsa bu birincilerin duyusuna sahip olmasından fakat ideler duyusunun(algısının) aklının kusurlu bulunmasindandir.
    İnsanoğlu eğer en iyiye ulaşacaksa hangi yolu izlemelidir

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Members who have read this thread : 3

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0