Sayfa 1/2 12 SonSon
13 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Felsefeye ihtiyacımız var mı?

  1. #1
    Mühendis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Ekim 2009
    Yer
    Nazilli
    Mesajlar
    271

    Standart Felsefeye ihtiyacımız var mı?

    Biz başlamadan önce, siz şunu sorma isteği duyuyor olabilirsiniz: “Eee, ne olmuş yani? ” Bilimin ve felsefenin karmaşık sorunlarını dert etmemiz gerçekten gerekli mi? Böyle bir soruya iki ayrı cevap verilebilir. Eğer kastedilen: gündelik yaşantımızı sürdürmek için böyle şeyleri bilmemizin gerekip gerekmediği ise, yanıt açık olarak hayırdır. Ama eğer içinde yaşadığımız dünyayı ve doğada, toplumda ve kendi düşünce biçimimizde işlemekte olan temel süreçleri akılcı bir şekilde kavramak istiyorsak, o zaman mesele bambaşka bir ışık altında görünür.

    Gariptir ama, herkesin bir “felsefesi” vardır. Bir felsefe dünyaya bir bakış tarzıdır. Hepimiz doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden nasıl ayıracağımızı bildiğimize inanırız. Oysa bu konular tarihin en büyük kafalarını meşgul eden oldukça karmaşık konulardır. Eski Yugoslavya’da kardeşlerin birbirini boğazladığı savaş, kitlesel işsizliğin yeniden peyda olması, Ruanda’daki katliam gibi kötü olaylarla karşı karşıya geldiğinde birçok insan böyle şeyleri anlamadıklarını itiraf ederler ve çoğunlukla “insan doğasına” bulanık göndermeler yapma ihtiyacı duyarlar. Ama, tüm hastalıklarımızın kaynağı olarak görülen ve ebediyen değişmeyeceği varsayılan bu gizemli insan doğası nedir? Bu, dinsel bir kafa yapısına sahip olunmadıkça, ki böyle olanlar Tanrının bilgeliğiyle bizi böyle yarattığını söylerler, pek az insanın cevap vermeye kalkışacağı derin bir felsefi sorudur. Kendi yarattıklarına böyle oyunlar oynayan bir Varlığa neden tapınmak gerektiği ayrı bir sorundur.

    Hiçbir felsefelerinin olmadığını inatla savunanlar yanılmaktadırlar. Doğa boşluktan nefret eder. Tutarlı biçimde işlenmiş felsefi bir bakış açısından yoksun olanlar kaçınılmaz olarak içinde yaşadıkları toplumun ve çevrenin düşünce ve önyargılarını yansıtırlar. Tartıştığımız bağlamda bunun anlamı, onların kafalarının, mevcut toplumun çıkarlarını ve ahlâkını sadakatle yansıtan gazetelerden, televizyondan, okul dersliklerinin kürsülerinden emdikleri düşüncelerle tıka basa dolu olduğudur.

    Birçok insan çoğunlukla takılıp düşmeden hayatı sürdürmeyi başarır, ta ki büyük çaplı bir ani değişim, onları içinde büyüdükleri düşünce ve değerleri yeniden düşünmeye zorlayana kadar. Toplumun krizi onları daha önce emin oldukları birçok şeyi sorgulamaya zorlar. Böyle zamanlarda uzak görünen düşünceler birdenbire çarpıcı biçimde yakın hale gelir. Hayatı anlamsız bir dizi tesadüf olarak ya da düşüncesiz bir rutin olarak anlamak istemeyen herkes, felsefeyle, yani gündelik varoluşun dolaysız sorunlarının üzerine çıkan düşünceyle meşgul olmak zorundadır. Ancak bu yolla kendimizi, kendi kaderini kontrol altına almak isteyen ve alabilen bilinçli insan varlıkları olarak potansiyelimizi gerçekleştirmeye başlayacağımız bir yüksekliğe çıkarırız.

    Hayatta bir değer taşıyan her şeyin çaba gerektirdiğini genel olarak herkes bilir. Felsefeyi incelemek tabiatı gereği bazı zorluklar içerir, çünkü felsefe sıradan deneyimler dünyasından çok uzak meselelerle uğraşır. Kullanılan terminoloji bile zorluklar çıkarır, çünkü kelimeler ortalama kullanımdaki anlamlarına her zaman tekabül etmeyen bir tarzda kullanılırlar. Ama aynı şey her uzmanlık konusu için doğrudur, psikanalizden mühendisliğe kadar.

    İkinci engel daha ciddidir. Marx ve Engels’in diyalektik materyalizm üzerine kendi eserlerini ilk kez yayınladıkları geçen yüzyılda, onlar okurlarının birçoğunun, en azından iş görür bir klasik felsefe –Hegel dahil– bilgileri olduğunu varsayabiliyorlardı. Oysa günümüzde böyle bir varsayımda bulunmak imkânsızdır. Evrenin ve hayatın doğası üzerine spekülasyonun oynadığı rol bilimler tarafından ele geçirildiğinden, felsefe daha önce tuttuğu yeri artık tutmamaktadır. Güçlü radyo teleskopları ve uzay araçlarının elde bulunması güneş sistemimizin doğası ve büyüklüğü ile ilgili sanıları gereksiz hale getirdi. İnsan ruhunun gizemleri bile nörobiyolojinin ve psikolojinin ilerlemesiyle adım adım aydınlığa kavuşuyor.

    Toplumsal bilimler alanında durum çok daha az tatmin edicidir, zira doğru bilgi edinme arzusu, bu alanda, insanların yaşamına hükmeden güçlü maddi çıkarlara sık sık toslar. Marx ve Engels’in toplumsal ve tarihsel analiz ve ekonomi alanlarında kaydettiği büyük ilerlemeler bu çalışmanın kapsamı dışındadır. En başından itibaren sürekli olarak ve sıkça maruz kaldığı şirret saldırılara rağmen Marksizmin toplumsal alandaki teorilerinin modern toplumsal bilimlerin gelişiminde belirleyici faktör olduğuna işaret etmek yeterlidir. Canlılıklarına gelince, bunun kanıtı, saldırıların sürmekle kalmayıp zaman ilerledikçe yoğunluk bakımından da artış eğilimi gösteriyor olmasıdır.

    Geçmiş çağlarda bilimin gelişimi, ki her zaman üretici güçlerin gelişimiyle sıkı sıkıya bağlantılı olmuştur, insanların içinde yaşadıkları dünyayı anlamalarına izin verecek kadar yüksek bir düzeye ulaşmamıştı. Bilimsel bilginin ya da onun maddi araçlarının mevcut olmadığı devirlerde insanlar, dünyayı anlamalarına ve onun üzerinde egemenlik kurmalarına yardımcı olabilecek ellerindeki tek araca, yani insan zihnine bel bağlamaya zorlandılar. Dünyayı anlama mücadelesi, insanlığın kendisini salt hayvani varoluş düzeyinden koparma, doğanın kör güçleri üzerinde hakimiyet kazanma ve kelimenin hukuki değil gerçek anlamında özgürleşme mücadelesiyle sıkı sıkıya özdeşleşmiştir. Bu mücadele tüm insanlık tarihinin üzerinden kızıl bir şerit gibi geçer.

    Kaynak: AKLIN İSYANI - Alan Woods - Ted Grant
    Konu Mühendis tarafından (13 Şubat 2010 Saat 00:21 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.545

    Standart

    “felsefeye ihtiyacımız var mı?” ya da felsefe “yaratıcı aklın sentezi” midir? Şeklindeki sorular, özünde, felsefe ve düşüncenin yaratılarına kapalı olan orta-çağ karanlığına verilen bir yanıt gibi durmaktadır. Ortasında çağın engizisyonlar sömürücü yapılarını korumak için düşünceyi sabitleyerek tekellerine almakla kalmadılar, onlar tümden düşünmeyi, tartışmayı kendileri için zararlı gördüklerinden yasakladılar. Diğer bilimlerdeki varılan sonuçlar ilk etapta düşünce gibi sorgulayıcı ve sarsıcı olmadıklarından hedef tahtasına felsefe konuldu; çünkü o her şeyi, gözün gördüğü-görmediği, algının ulaştığı-ulaşması olanaksız olanı masaya yatırmaktaydı. Felsefenin yaşayan bir dokusu bulunduğuna ve tüm engellemelere rağmen varlığını sürdürmüş olmasına göre gerekli olup olmadığını sorgulamak, gereksiz olmadığına dair gereksiz bir kanıt aramak gibidir.

    Paylaşım için teşekkürler Mühendis...
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  3. #3
    naz
    naz çevrimdışı

    Üyelik tarihi
    09 Ekim 2009
    Yaş
    51
    Mesajlar
    48

    Standart

    Felsefe yapmak, hayat üzerine varoluşsal temelli düşünme olarak başlamış olsa bile, çıkış noktasını kaybedebilir ve herhangi bir kurnazlık ya da gösterişçilik sularında kaybolabilir; düşünme, amaç bakımından özel yoğun bir düşünmeye sığınma olsa da entellektüel bir zanaat olabilir. Hatta felsefe hayatın yerine geçebilir ve o zaman aslında bir hayattan kaçış biçimidir. Hatta bir çifte felsefe gelişebilir. Bir bilgince felsefe bir de yaşayan felsefe. Kürsüdeki felsefeci kendine bambaşka bir özel felsefe kurabilir, mesleki olandan daha iyi, ama daha da kötü olabilen. Aslında, felsefe yapmakla varolmak mutlaka birbirinin zıddı değildir. Bunlar canlı felsefe ve felsefi hayat olarak birbirlerine uyabilirler. Ama düşünme ve hayat birbirinden ayrılsa bile düşünmenin hayat üzerine bir etkisi her zaman vardır; bu etki çoğu zaman o ilk başta ulaşılmaya çalışılan olmasa bile. Felsefe yaparken hayat kendini bizzat düşünebilir.

    Werner Schneiders

  4. #4
    Nietzsche - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08 Eylül 2009
    Yer
    içimden
    Yaş
    32
    Mesajlar
    56

    Standart

    bütün insanlar doğal olarak bilmek isterler. bu bilme arzusunun içinde evren, dünya, yaşam, varlığın sebebi ve en önemlisi kendini bilmek vardır. işte bu felsefenin ta kendisidir. eleştirel bir düşünce olan felsefe insanın gördüğü, anladığı, algıladığı, duyduğu ve bildiği herşeyi sorgulama şeklidir. unutulmamalıdır ki insanın gerçeğe ulaşması için sorgulaması ve araştırması gereklidir. zaten bu sebeple yaşam kendisine daha anlamlı ve yaratıcı hale gelir.
    Kadın kimden nefret eder en çok?
    -Demir şöyle demiş mıknatısa:
    "En çok senden nefret ederim, çünkü sen çekersin, ama kendine doğru sürükleyemezsin."
    Erkeğin mutluluğu: "İstiyorum."
    Kadının mutluluğu: "İstiyor."

  5. #5

    Üyelik tarihi
    11 Nisan 2010
    Mesajlar
    7

    Standart

    Felsefenin baş rol oyuncusu 'düşünebilme' yeteneğidir.İnsanı insan yapan ve diğer canlılardan ayıran ise bu yeteneğe sahip olmasıdır.İnsan nasıl düşünmeden ayrı düşünülemezse,felsefeden de ayrı düşünülemez.Bu nedenle insanın her şeyden önce yaradılışı gereği felsefeye ihtiyacı vardır.

  6. #6
    vitriol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Mayıs 2010
    Yaş
    24
    Mesajlar
    16

    Standart

    bazılarının yaşaması için zorunlu bir ihtiyaçtır. bazıları için hiç haberdar edilmemesi gereken bir ihtiyaçtır.

  7. #7
    cogito - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30 Ocak 2010
    Mesajlar
    204

    Standart

    Bu konuda üç tür insan modeli olduğunu düşünüyorum: Yaşamları boyunca felsefenin kıyısından geçmemiş olanlar, felsefeyi akademik anlamda hayatlarının bir alanı görenler ve doğal olarak felsefik sorularla boğuşup sürekli bir anlam istemi içinde olan mutsuz insanlar.

  8. #8
    Dr. Can Güngen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29 Ekim 2008
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    32

    Standart

    Sevgili Cogito,son mesajınızla felsefeyi mutsuz bireylerin uğraş alanı olarak değerlendirmekle hem fazla bir genelleme hem de bu ve benzeri sitelerde amatörce faaliyet gösteren yahut okuma yapan katılımcılara haksızlık yapmış olmuyor musunuz acaba?
    Mutsuzluk kısmı hariç yaptığınız değerlendirmeye ben de katılıyorum..
    http://www.varoluscupsikoterapi.net

  9. #9
    cogito - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30 Ocak 2010
    Mesajlar
    204

    Standart

    Sayın dr. Can Güngen, mutsuzluk bir haksızlık veya haklılık olayı değildirki.

  10. #10
    efefel - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13 Şubat 2010
    Yer
    İst.
    Yaş
    27
    Mesajlar
    154

    Standart

    Şu anda bizim burda oluşumuz,birçok insanın felsefi yöntemi kullanması ve birçoğununda bunu profösyönel olarak hayatına geçirmesi felsefeye ihtiyacımız olduğunun açık kanıtıdır.
    Felsefe bir yöntemin adıdır.
    Bu yönteminde en önemli özelliği tarafsız düşüncedir.
    felsefenin karmaşık konuları var söylemi yanlış olur,doğrusu ise karmaşık gelen konuları felsefi yöntemle düşünmektir.
    Dolunay ışığında,onlarca çam ağacının altında,çiseleyen yağmur ve yapraklar derin sessizliği bozarken,yudumlanan çay KUTSALDIR

Sayfa 1/2 12 SonSon

Members who have read this thread : 5

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0