5 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Felsefe-Bilim İlişkisi

  1. #1
    mavimor - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    15 Şubat 2008
    Yer
    Ayvalık
    Yaş
    32
    Mesajlar
    1.422

    Standart Felsefe-Bilim İlişkisi

    Felsefe-Bilim İlişkisi

    Felsefe bilimle çeşitli ortak özellikler paylaşır: a) Her ikisi de genel olarak akıl adına konuşurlar ve kendilerini akla dayanan gerçeklerle haklı kılmaya çalışırlar; b) her ikisi de kavram ve soyutlamalar kullanarak ilke ve yasalara varmak isterler, genellemeler yaparlar.

    Öte yandan onlar arasındaki farklılıkları da şu genel başlıklar altında toplamak mümkündür: a) Bilimin kavram ve soyutlamaları felsefeninkilere göre daha az geneldir ve özel alanları konu alır; b) felsefenin hem olguları hem de değerleri ele almasına karşılık bilim ancak olgularla veya ancak bir olgu olarak değerlerle ilgilenir (insan bilimleri veya sosyal bilimler); değerler, anlamlar, idealler, erekler böyle olmaları bakımından bilimin konusu olmazlar. Daha basit bir değişle bilim ele aldığı konular üzerinde iyi, kötü, doğru, yanlış, haklı, haksız vb. türünden değer hükümleri veremez, onlara erekler, idealler, anlamlar yükleyemez; c) bilimin önermelerinin doğrulanabilmelerine (tahkik edilme, verification) karşılık felsefenin önermeleri dar anlamda doğrulanamazlar. Bilime dayanarak hesaplamalar yapıp öndeyilerde (prediction) bulunma imkânına sahip olmamıza karşılık felsefede böyle bir şey söz konusu değildir; d) bilimsel araştırma ve buluşlar yapma yöntem ve usullerin belli ve öğretilebilir olmalarına karşılık felsefenin filozof tarafından bile üzerinde uzlaşılan belli ve standart bir araştırma, düşünme yöntemi belli değildir. Değim yerindeyse her filozofun kendine has bir felsefe yapma yöntemi vardır. Bu durum Kant'ın "felsefe değil, felsefe yapmak öğrenilebilir" yönündeki ünlü sözünün doğru olmakla birlikte felsefe yapmayı öğrenmenin, bilim yapmayı öğrenmekten çok daha zor olduğu konusunda bizi uyarmalıdır. e) bilime dayanarak bilimin uygulaması olan teknolojiler yaratabilmesine karşılık felsefede yine böyle bir imkân mevcut değildir. Felsefe bir düşünme (nazar, theoria) ve eylemdir (amel, praksis), bir yapma, meydana getirme (sanat, tekhne) değildir. Dolayısıyla ondan bilimden olduğu gibi bir tekniğin, teknolojinin, sanatın, sanayinin çıkması mümkün değildir.

    Sonuç olarak felsefe bilim değildir ve felsefede bilimde olduğundan daha büyük ölçüde "yaratıcı zekâ"ya, bilgi birikimine, seziş ve duyuşlara ihtiyaç olduğundan söz edilebilir.

    Kaynak: Prof. Dr. Ahmet Arslan - Felsefeye Giriş Kitabı
    Söz uçar, yazı kalır...

  2. #2
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.545

    Standart

    Bu makalede sanki felsefe ile bilimler /pozitif bilimler arasında “bilim” ön plana çıkartılarak felsefenin yargısal yanından dolayı bilimin tarafsız olduğu düşüncesi egemen görülmektedir. Gerçekten pozitif bilimler tarafsız mıdır? Yargı içermezler mi? Daha değişik soracak olursak bilimlerin tümü felsefesiz/yargısız bir şekilde doğru dedikleri sonuçlara ulaşabilirler mi? “doğru” olgusu bile felsefi bir kavramdır. Hangi felsefi öğretiye göre hangi pozitif bilim sonuçlarına neye dayanarak “doğru” dediğini açıklamak durumda ise; felsefe ile tüm bilimleri -ayrıştırmadan- ayırmak olanaksızdır. Bilimlerin bir etiği ve estetiği olmalı mıdır?
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  3. #3

    Üyelik tarihi
    30 Ekim 2010
    Yer
    istanbul
    Yaş
    28
    Mesajlar
    14

    Standart

    bence felsefe bir bilim kaynagıdır felsefe düşüncedir insan bilimi düsünce sonucu oluşturuyorsa şayet felsefe neden bilim değildir ? ;)

  4. #4
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.545

    Standart

    Bilim düşünce sonucunda değil gözlem ve deneylerle denenebilir/yenilenebilir doğru/yanlışı sınanabilir gerçeklikler ile bir disiplin haline gelebilir; salt düşünce bilimi yaratamaz ve ayrıca düşünce madde diyalektiği her ikisinin de ayrılmazlığını gerektirmektedir; biriktirme, bellek süreci olmasa idi bilim denilen bir disiplin dalı varlık kazanamazdı. öyle ise felsefi düşünceleri salt düşünce olarak yorumlamak yeterli olmayacaktır; onun olguya yönelimi algıların biçimlendirilmesi ile olgu üzerinde etki yaratacak ve salt düşünceden uzaklaşmasını sağlayacaktır. Her bilimin düşüncenin bir felsefesi olur, salt felsefe hiç-bir-şey değildir/salt felsefeyi aramak olmayanı bulmaya çalışmaktan öteye geçmez.
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  5. #5
    Macavity - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Eylül 2009
    Yaş
    26
    Mesajlar
    144

    Standart

    Ahmet Arslan Türkiye'de felsefe alanında çok önemli bir yere sahiptir. Hem üretkenliği, hem anlatım ve anlaşılma kolaylığı, hem de bunların olabilmesini sağlayan birikimi ve felsefi temeli en sağlam felsefe hocalarındandır. Bir konudan bahsederken de bütün o birikimin içinden konuşur. Burada alıntılanan bir paragrafta bile görebilen için felsefe tarihi gizlidir, çünkü parantez içinde aktardığı kavramlar Aristoteles'ten Kant'a, pozitivizmden Reichenbach'a ve Popper'e kadar uzanan teknik terminolojidir. Ancak sade anlatımının bir sonucu olarak bütün bunlara değinmeden, yalnızca terminolojiyi kullanıp ilgilinenler için ilgili yerlere gönderimde bulunarak ele almış bilim-felsefe ilişkisini. Hiç merak etmeyin, özel olarak bilimin tarafsız olup olmadığı konusunu ele almak isteseydi onu da gerektiği gibi açıklayabilecek yeterliliğe fazlasıyla sahiptir Ahmet Arslan. Buradaysa yalnızca bir karşılaştırma yapılıyor ve bu nedenle de geniş veya en genel anlamıyla bilim ve felsefeden bahsediliyor. Karşılaştırmanın doğası bunu gerektirir zaten.

    Felsefe düşüncedir, bilim de düşüncedir, o halde felsefe bilimdir akıl yürütmesinin, mantığını bozmadan, sadece içeriğini biraz değiştirerek her şeyi felsefe yapmak mümkün olurdu. Ahmet Arslan yeterince açıklamış aradaki farkı, fazlasına gerek olduğunu düşünmüyorum. Bilim ise ebette ki tarafsız değildir, çünkü hiçbir zaman kuramdan (ki bunun içine pek çok şey girebilir) ve içinde yaşanılan dönemden, toplumdan tam olarak bağımsız değildir. Bilimin kendi otoritesinin kendini kendine hapsettiği bilim tarihi boyunca görülebilir. Ancak doğru kavramının içeriğinin felsefe tarafından dolduruluyor olması, bilimde doğrunun belirsiz olduğu sonucuna götürmez. Bu tartışma, bilimin doğru derken ne demek istediği üzerine yürür çoğu zaman, bilim neye doğru demelidir üzerine değil. Yani bilimin neye doğru diyeceği açıktır. Sorun, bilimin bir şeye doğru demesinin ne demek olduğudur. Aksi takdirde bilim yapmak mümkün olmazdı zaten. Ve işte tam da burada bilim-felsefe ayrımı ortaya çıkar; bilim - bilimsel - doğruyu belirler, felsefe bu belirlemenin ne demek olduğunu açıklamaya çalışır (açıklar demiyorum, çünkü hiçbir konuda felsefe kesin, değişmez, genel geçer bir açıklama vermez, zaten işi de bu değildir).

    Buradan elbette ki nejdet'in de dediği gibi bilimle felsefenin birbirlerine hiç temas etmeyip kendi köşelerine çekilmeleri gerektiği sonucu çıkmaz. Bunun böyle olmadığını tarihin kendisi söyler zaten. Neo-pozitivizm çağdaş (20. yy'daki) fiziğin gelişmesinin temelinde yer alır. Çünkü anlamın doğrulama yönteminden veya o yöntemle bir sonuç elde edilebilmesinden ibaret olduğu düşüncesi hem göreliliğin, hem kuantumun temelinde yatan düşüncedir (ve bu kuramlardan önce ortaya atılmıştır). Aynı şekilde felsefe de bilimin sonuçlarını gözardı edemez. Aynı örnekten gidersek, görelilik kuramı da bilim felsefesinin a-priori kavramını şekillendirmesinde rol oynamıştır (bunun için Reichenbach'ın kitabının adı bile yeterlidir: A-priori Knowledge And The Theory of General Relativity - A-priori Bilgi ve Genel Görelilik Kuramı). Ancak yine de bu karşılıklı birbirine gereksinim duyma durumu, felsefenin bilimin neye doğru diyeceğini söyleyen değil, sonuçlarıyla ve genel olarak bütün özellikleriyle bilimin yapısının ne olduğu ve bilgisinin ne tür bir bilgi olduğuyla ilgilenen bir disiplin olduğu sonucunu değiştirmez.

    Bir de şu "salt felsefe"yle ne demek istediğini anlamak için eklemek isterim ki, salt felsefe ile salt biçimsel (içeriksiz, nesnesiz) bir düşünceyi kastediyorsun sanırım nejdet, ki bunun adı da formel mantıktır zaten ve dediğin gibi bilgi vermez. Kant'ın çok güzel ve açık olarak dediği gibi, "görüsüz (içeriksiz) kavramlar boş, kavramsız görüler kördür". Ama bunun dışında felsefe zaten salt felsefedir, yani salt bilgelik/hakikat sevgisidir.
    Konu Macavity tarafından (06 Kasım 2010 Saat 20:20 ) değiştirilmiştir.

Members who have read this thread : 3

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0