Sayfa 2/2 İlkİlk 12
18 sonuçtan 11 ile 18 arası

Konu: Demokrasi

  1. #11
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.545

    Standart

    tarihsel bellekten kastım idealist bir tanım değildir. İnsan nesneden kopamaz ve fizik-ötesini ancak zorlayabilir; fizik-dışını yaratamaz. tarihsel bellek birikimin varlığına işarettir. şöyle ki insanlaşma aşamasındaki austrolopitecus africanus bebeği ile günümüz bebeğini yan yana getirelim ve alfabeyi çözmelerini isteyeleim;ilkinde süreç daha uzun iken diğerinde daha kısa olacaktır. önemli olan o belleğin kullanılmasının öznel/nesnel koşullarının varlığıdır. onu da şöyle açıklayabilirim; bu gün doğan bir bebeği vahşi ortama bırakalım, tarihsel belleği olduğu halde hayvanlaşacak konuşamayacaktır. demek ki tarihsel bellek diyalektik süreçten ve nesneden kopuk değildir.

    bilginin uzmanlık çerçevesinde tekelleştirilmesi sonuçta bilgi ve bilmin körelmesine neden olmuştur. bu da slında üretim ilişkilerinden bağımsız değildir. bunun en güzel örneği orta-çağda yaşanmıştır.

    karar vermek hakkının toplumsal uzlaşı ile biçimlendirilmesi elbette gereklidir ki edilgenliğin karşısında yer alır. demokrasi tanımını nereden alıyor dersiniz?
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  2. #12
    Macavity - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Eylül 2009
    Yaş
    26
    Mesajlar
    144

    Standart

    Ben tarihsel bellek kavramının idealistliğinden çok doğuştanlığına değinmek istedim. Kısaca şöyle düşünüyorum; bütün insanlarda ortak olacak bir şey aradığımızda bulacağımız şey sadece görmek istediğimiz şey olur. Bu nedenle tarihsel belleğin ideayla ilgili bir kavram olmaması, nesnel koşullara da bağlı olması benim açımdan meseleyi çözmüyor. O belleğin içine verdiğim örnekteki gibi saldırganlık da dahil her şey koyulabilir hala. O yüzden ben doğuştan, verili olan yerine, şu anda ortaklaşa kurulanı tercih ediyorum. Bu da hiçbir zaman mutak iyi, mutlak doğru olamayacak bir şeydir.

    Evet bu bakış açısı demokrasinin de dayanak noktalarından biridir ama ondan ötedir de. Bazen en iyi olan sınırlamadır, uzlaşı buna da karar verebilir. Aynı zamanda her şeyi sadece uzlaşıya bırakmak çoğunluğun tiranlığına da dönüşebilir ya da bir demogog çıkıp herkesi uçurumdan aşağı da sürükleyebilir. Bu nedenle demokrasinin yanına başka araçlar, kuvvetler de eklenmiştir. Tabi gerçekte ne olursa olsun yeterli olamaz, her zaman kötüye açık bir kapı olacaktır. İdeal yönetim ancak ideal insanlarla mümkün olabilir, ama insanlar ideal olduğunda zaten yönetim şekli ne olursa olsun yönetim ideal olacaktır. Benim uzlaşı derken kastettiğim şey bunun en iyisi olduğu değil. Uzlaşmanın sonucu en kötüsü de olabilir, o zaman da toplumlar hakettikleri şekilde yönetilirler demekten başka çare kalmıyor. Benim buna tek düşünebildiğim çözüm diyalog ve anlayış. Bu olmadığı sürece toplumsal bellek ya da başka herhangi bir özcü kavramın bir yere varabileceğini düşünmüyorum.

    Bilim konusunda da, adına ister üretim biçimleri diyelim, ister sistem, otorite, egemen, devlet vs. farketmez, bunların bilimi körelttiği, araç haline getirdiği ve kendi amacının güdülmesine koştuğu görüşüne katılırım. Ama bu da günümüzde bilimleri bölmekten, uzmanlaşmaktan başka çare olmaması gerçeğini değiştirmiyor, hatta bundan tamamen bağımsız. Uzmanlaşma birilerinin zoruyla değil, artık günümüzde bilimin ürettiği bilgilerin tümünün uzmanlaşma olmadan bilinemeyeceği zorunluluğla ilgilidir. Bu da, uzmanlık alanlarının nasıl çalışacağından, daha açıkçası hangi araştırmaların ödenek alıp desteklenerek sürdürülmesinin sağlanacağından ayrı bir konudur.
    Konu Macavity tarafından (11 Kasım 2009 Saat 23:54 ) değiştirilmiştir.

  3. #13
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.545

    Standart

    haklar ve yükümlülükler ne ithal edilir ne de ihraç edilirler; onlar toplumların/toplulukların yaşadıkları zaman/mekanlarında doğal/toplumsal olaylar ve olgulara verdikleri tepkimler ile somutlaşırlar. bu sürecin farkında olmak ona katılarak değişim sağlar. ve bir açıdan hızlandırıcı etki yapar. insanların/toplumların/toplulukların "yanılma hakkı" olmalıdır; bu hakkı kısıtlayanın yanılmadığını söylemek peşin-apriori bir kabule dayanır ve bir tabu olmaktan öteye geçemez.
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  4. #14
    Macavity - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Eylül 2009
    Yaş
    26
    Mesajlar
    144

    Standart

    Ben de doğuştan, verili olan yerine, şu anda ortaklaşa kurulanı tercih ederim ve bu da hiçbir zaman mutak iyi, mutlak doğru olamayacak bir şeydir; bu da uzlaşı ve diyalogla olur; uzlaşı yanılsa bile toplumun hakettiği budur demekten başka çare yoktur; diyalog olmadığı sürece hiçbir özcü kavram bir yere varamaz... demekle bu dediklerin aynı şeyler. Bana cevap olarak yazıp yazmadığını belirtmediğin için alıntılayıp yazmıyorum ben de. Kısaca, katılıyorum, zaten ben de bunları dedim diyorum.

  5. #15
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.545

    Standart

    toplum ve kültrler arasında hem-zaman ve geçmişten gelen ve hiç bir şekilde engellenemeyen bir diyalog vardır. ortak noktaların yakalanması ve uzlaşı konusunda söylediklerinize katılıyorum. bu uzlaşının kırılmaması için bir süre geçene kadar en-az/asgari ölçeklerde bir uzlaşı, başlangıç için kaçınılmazdır. antik Yunan tarihine kadar demokrasi / kentsel halkın kendisini yönetebilmesi önceki zamanlardan günümüze gelen bir fenomen olmuştur şu demokrasi denilen olgu. hep yönetim biçimi olarak düşünüldüğünden söz hakkı unutulmuş/göz-ardı edilmiştir. yönetmenin toplumsal bir yüklenim/görev olduğu unutulmamalıdır. "toplumlar hak ettikleri şekilde yönetilirler" sözü sanırsam haklarını kullanmak istemeyen/farkında olmayan toplumlar için söylenmiş olmalı derim.

    teşekkürler sayın Macavity...
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  6. #16
    Macavity - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Eylül 2009
    Yaş
    26
    Mesajlar
    144

    Standart

    Hak etmek gerçekten ilginç bir söz. Şu nedenle ki, söylendiği bağlama göre birbirine tamamen zıt iki anlamda da anlaşılıyor. Mesela "ben bunu haketmedim" diyen biri için ilk düşüneceğimiz şey, hak etmediği kadar kötü bir duruma düşmüş olduğu oluyor genelde. Ama "bunu hakettim" dendiğinde, ilk akla gelen şey bunu diyen kişinin hakkı olan iyi bir durumda olduğu oluyor. Aslında sözün özel bir seçimi yok, her zaman iki anlamı var. Sadece, insanlar genelde kötü bir durumla karşılaştıklarında bunun kendi hatalarından olabileceğini düşünmezler, ama iyi bir şey olduğunda bunun kendi başarıları olduğunu düşünmeye daha yatkındırlar (tabi ben de öyleyimdir). Bu nedenle de "toplumlar hakettikleri şekilde yönetilirler" sözü, eğer haklarını kullanamıyorlarsa, onların bilincinde değillerse kötü bir yönetimi; ama bunun tersine, haklarını bilip sonuna kadar savunuyorlarsa iyi bir yönetimi hakederler demektir. Yani yönetim toplumun aynasıdır demektir bu söz. Elbette kimi zaman farklı olsa da, bence de genel olarak böyledir.

    Ben teşekkür ederim nejdet...

  7. #17
    enkaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13 Ekim 2009
    Yaş
    29
    Mesajlar
    449

    Standart

    yönetim halkın yansımasıdır, demek zaten demokrasi ile mümkün olan bir durumdur. ki bu yansıma %51 lik bir yansıma olur, kalan %49 luk kısmın yansıması ayna küçük kaldığı için sonsuzluğa uçar gider.
    fotoğraf makinesi ile toplum arasındaki mesafe toplumun kadraja tam yansıması bakımından önemli bir ölçüdür. yani f.makinesi mantıklı bir uzaklığa çekilirse toplum kadraja tam oturur gülümseyince de al sana devlet.
    f.makinesinin halka yakın tutulması demek, sağ-sol-orta yol, gibi bir kısmı seçmek demektir.
    doğal olarak sağcı veya solcu bir yönetimin oluşması halkın refahını bozar gibi geliyor bana. yani aslında halkta bir sorun yoktur, fotoğrafçıda bir sorun vardır...
    düşündüğüm aslında demokrasinin saçmalıktan başka bir şey olmamasıdır. demokrasi devlet ile milleti yakınlaştırır yani devleti bir kılıfa sokar, ete-kemiğe büründürür, bir şeylere benzetir. tanımına kanmamak lazım derim, hala mantıklı görülen sağcı veya solcu yönetimler mevcut dünyada...
    yani bu tanım bizi taraf tutmaktan başka bir yere götürmedi, götürmez...

  8. #18
    kuzeys
    Ziyaretçi

    Standart

    demokrasi bir sınıfın diğer sınıf üzerine kurmuş olduğu baskı aracından ve toplumsal uzlaşma noktasından başka bir şey değildir. Ben hiç bir sistemin tam demokrasiyi içerisine alamayacağına inandığım gibi demokrasinin bireyin bireysel çıkarlarıyla uzlamaşdığını ancak sosyal çıkarları noktasında toplumsal işbirliğine varan bir yaklaşım biçimi olarak görüyorum.

    demokrasi halkın devlet üzerinde kullanmış olduğu bir araçtan daha çok devletin halk üzerinde kurmuş aygıt olarak işlediği için kapitalist devletlerin yönetim biçimi olmuştur. Kapitalist toplumlarda devletler liberal olduklarını iddea ettikleri için özgür ve demokrat bakış açısına sahip olduklarına inanıp topluma bunu deklare ederler. Bana göre demokrasi konusunda en dürüst tanım marksis-lenistlere ait olup demokrasinin devlet'çi yapısından kaynaklı diktatörlüğe hizmet eden bir yapılanış içerisinde olduğunu kabul edip kendi kuracak oldukları devletin ünvanına proleterya diktatörlüğü sıfatını ekleyip sosyal demokrasi dışında hiç bir programın sınıfsız topluma dek geçerli olmadığını beyan etmeleridir.

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Members who have read this thread : 0

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0