Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu

Go Back   Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu > Bilgi ve Tartışma > Felsefe

Etiketlenen üyelerin listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 29.08.2015, 18:11   #1
 Lefty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 4.028
Standart Kötülük Sorununun Özgür İrade Sorunuyla İlgisi

KUANTUM TEORİSİ FELSEFE VE TANRI / Prof. Dr. Caner Taslaman

5. Bölüm / Kötülük Sorununun Özgür İrade Sorunuyla İlgisi

Kötülük sorununu Eski Yunan'da Epikuros gündeme getirmiştir.(1)18. yüzyılda ise David Hume bu sorunu daha ayrıntılı bir şekilde ifade etmiştir. Hume, Tanrının, her şeye kadir olmasına ve mükemmel bir şekilde iyi olmasına rağmen, neden kötülüğün varlığına müsaade ettiğini sorgular.(2)
Hume'un bu yaklaşımındaki niyetinin, kötülüğün varlığının Tanrının varlığıyla uzlaşmaz olduğunu söyleyerek, kötülüğün varlığından ontolojik sonuçlar çıkarmak veya Teizmin argümanlarına güveni sarsarak agnostik felsefesini desteklemek olduğu söylenebilir. Hume'un, bu konudaki yaklaşımının benzerini Hume'dan asırlarca önce el Ma'arri ve İbnu'r Ravendi ifade etmişlerdir.(3)
20. yüzyılda ise Paul Drapper ve John Mackie gibi düşünürler, kötülük sorununun Ateist bir ontolojiyi desteklediğini iddia etmişlerdir.(4)
Kötülük sorununun, ateist ve agnostik düşünürlerin teizme karşı yönelttiği en önemli eleştiri olduğunu söyleyebiliriz. Bu eleştirilere karşı teist düşünürlerin birçok cevabı olmuştur. Örneğin Farabi, varlıkta bulunan kötülüklerin, izafi olduğunu, değişen aleme bağlı olarak ortaya çıktığını ve bunların, külli nizamda bir yeri, hatta gerekliliği olduğunu; az şerden dolayı çok hayrın terk edilemeyeceğini söyler: Yağmurun yağmasından dolayı sel felaketleri olsa da yağmurun hayrı şerrinden çoktur.(5)
İbn Sina da Farabi'ye benzer ifadelerle kötülüğün varlığını açıklar; ateşteki genel yararların, ateşin yakmasını da gerektirdiğini, bunun ise bazılarının elbisesinin
yanmasına sebep olabileceğini ifade eder. Temel ilkenin "Az kötülük için çok iyilik terk edilmez" olduğunu; aksi durumun, önceki kötülükten daha büyük bir kötülüğe yol açacağını savunur.(6)
John Hick ise insanların manevi açıdan yükselmesini mümkün kılacak bir ortamın gerekliliğinden hareketle kötülüklerin varlık sebebini açıklar: Bahsedilen ortam, düzenli doğa yasalarının ve başkalarının acılarına sebep olabileceğimiz veya acılarını hafifletebileceğimiz bir düzenin varlığını gerektirir. Böyle bir ortamda hem doğal, hem de ahlaki kötülükler olmalıdır ki bireyler ahlaki seçimler yapabilsin ve ahlaki-manevi yükselişleri mümkün olsun.(7)
İçinde bulunduğumuz alemin mümkün alemlerin en iyisi olduğunu söylemek de gözlemlenen kötülükleri açıklamada kullanılmış olan bir argümandır. İslam aleminde Gazzali bu terminolojiyi yüzlerce yıl önce kullanmış olsa da,(8)felsefe tarihinde bu yaklaşım daha çok Leibniz ile anılır. Leibniz, Tanrının mükemmel olduğunu, bu yüzden en mükemmel alemi yarattığını söyler. Fakat hiçbir alem tam anlamıyla Tanrı gibi mükemmel olamayacağı için, bir miktar kötülüğün varlığı kaçınılmazdır. Leibniz, Tanrının kötülük ve iyilik arasında ideal dengeyi oluşturduğunu ve bu ideal denge için mümkün alemler içerisinden en uygununu yarattığını savunur.(9)
Bahsedilenler dışında kötülük sorununu açıklamaya çalışan başka görüşler de ifade edilmiştir. Fakat, insanın özgür iradesine vurgu yaparak gözlemlenen kötülükleri açıklamak, bütün yaklaşımlar arasında en çok ön plana çıkan yaklaşım olmuşur. Örneğin Augustine'in kötülük sorununa getirdiği açıklama 'özgür irade savunması' (free will defence) olarak anılır. Buna göre özgür iradeye sahip olmak Tanrısal bir lütuftur; fakat özgür irade seçimini iyiden yana kullanabileceği gibi, kötüden yana da kullanabilir; kötülüğün ana kaynağı da budur.(10)
Kötülüğün açıklanmasında, özgür iradenin varlığını gündeme getiren tüm düşünürlerin yaklaşımlarının tamamen aynı olmadığını bilmek de önemlidir. Örneğin Michael Murray, hem Tanrının gizli kalması gerektiğine, hem de özgür iradenin varlığına vurgu yapar: Tanrının, kendi varlığını ve amaçlarını apaçık olarak göstermesi durumunda, insanların seçimlerinde cebredileceklerini-özgür olamayacaklarını söyler. Murray, Tanrının gizli kalmasının gerekliliğini, kötülüklerin kaynağı olarak görür.(11)
Eleonere Stump ise Tanrının kötülüklere izin vermesinin nedenini; insana, özgür iradesinin yıkıcı etkilerinin ancak böyle gösterilebilecek olmasına bağlar. Stump, insanın, özgür iradesinin yıkıcı etkilerini tek başına düzeltemeyeceğini ifade eder. Çözümün ise Tanrının yardımında olduğunu; böylece doğal ve ahlaki kötülüklerin, Tanrıya yöneltme ve irademizde gerekli düzeltilmelerin Tanrının yardımıyla yapılmasına sebep olma vazifesini gördüklerini savunur.(12)
Richard Swinburne de özgür irade kavramına kötülük sorununu açıklamakta özel bir önem atfeder. Swinburne, özgür iradeyle gerçekleştirilen eylemlerin ahlaki yasalara uygun olabilmesi için, insanların eylemlerinin sonuçlarını bilmesi gerektiğini söyler. İnsanların eylemlerinin sonuçlarını bilmesi ise ancak düzenli yasaların olduğu bir evrende mümkündür.(13)(Evrenin bu yapısının ise doğal kötülüklerle alakası vardır.) İnsanların özgür iradeli varlıklar olması ve gerçekleşecek daha büyük iyilikler için, gözlemlenen kötülüklere müsaade edilmesinin ahlaki açıdan kabul edilir olduğu Swinburne'un görüşüdür.(14)
Alvin Plantinga da yaklaşımında özgür iradeye yer vererek kötülük sorununun Ateist bir ontolojinin kaynağı olamayacağını göstermeye çalışmıştır. Plantinga'nın yaklaşımının başarısının sebeplerinden biri -bizce-Tanrının varlığının ve kötülüklerin bir arada 'olabileceği'ni göstermenin yeterli olduğunu, bunların beraber bir arada 'olmasının gerektiği'ni göstermeye gerek olmadığını vurgulmasıdır: Eğer mantıken Tanrının varlığının ve kötülüklerin bir arada 'olabileceği'ni gösterebilirsek; bu, Ateistlerin, kötülük sorunundan hareketle materyalist-natüralist ontolojilerini temellendiremeyeceklerini göstermeye de yeterlidir.(15)
Plantinga'nın yaklaşımı, kötülük sorunu ile ilgili tartışmalarda en çok gündemegelen yaklaşımlardan birisidir.(16)Onun yaklaşımı, bir teodiseyerine, bir müdafaa yaklaşımı geliştirmenin daha isabetli olacağına (sadece bunun yeterli olacağına) örnek teşkil ettiği için de önemlidir.


1
Timothy O'Connor, "The Problem of Evil: Introduction", (ed: WilliamLane Craig, Philosophy of Religion içinde), Rutgers University Press, New Jersey (2002), s. 305.
2
David Hume, Dialogues Concerning Natural Religion,Penguin Classics, Londra (1990), s. 103-112
3
Mehmet Aydın, Din Felsefesi
4
Paul Drapper, "Pain and Pleasure: An Evidential Problem for Theists",(ed: William Lane Craig, Philosophy of Religion içinde), Rutgers University Press, New Jersey (2002); John Mackie, "Evil and Omnipotence", Mind, no: 64 (1995).
5
Necip Taylan, İslam Düşüncesinde Din Felsefeleri, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları,İ (1997), s. 136.
6
İbn Sina, "İnayet ve Kötülüğün İlahi Kazaya Girişinin Açıklanması Üzerine", çev: Mahmut Kaya (ed: Mahmut Kaya, İslam Filozoflarından Felsefe Metinleri içinde), Klasik, İstanbul (2005), s. 302
7
John Hick'in teodisesi (ilahi adalet teorisi), Irenaeanci teodise (120-202 yıllarında yaşayan Hristiyan düşünür Irenaean'a atfen) olarak anılır: John Hick, "An Irenaean Theodicy", (ed: Eleonere Stump ve Michael J. Murray, Philosophy of Religion: Big Questions içinde) Blackwell Publishing, Malden (1999), s. 222-227.
8
Mehmet Aydın, Din Felsefesi, s. 155-156.
9
Leibniz, Theodicy: Essays on the Goodness of God the Freedom of Men and the Origin of Evil,Open Court, Chicago (1990).
10
Augustine, özgür iradeyi yaklaşımında merkeze almasının yanında, kötülüğü iyiliğin yokluğu olarak tarif etmek ve alemdeki değişimi kötülüğün kaynağı olarak göstermek gibi yollarla da teodisesini desteklemişir. Augustine, On Free Choice of the Will, çev: Thomas Williams,Hackett Publishing, Indiana (1993).
11
Michael J. Murray, "Coercion and the Hiddennes of God", (ed: Eleonore Stump ve Michael J. Murray, Philosophy of Religion: Big Questions içinde), Blackwell Publishing, Malden (1999), s. 241-249
12
Eleonore Stump, "The Problem of Evil", Faith and Philosophy, no: 2 (Ekim-1985), s. 392-423.
13
Evrendeki düzenli yapının, insanların sorumlu varlıklar olması için(ahlakın mümkün olması için) ön şart olduğuna, kuantum teorisine Tanrısal etkinliğin açıklanmasında merkezi rol veren Nancey Murphy de vurgu yapmıştır: Nancey Murphy, "Divine Action in the Natural Order: Buridan'sAss and Schrödinger's Cat", s. 347-348.
14
Richard Swinburne, Providence and the Problem of Evil, Clarendon Press, Oxford (1998), 10. Bölüm, Ayrıca Swinburne'un özgür irade ile ilgili görüşleri için bakınız: Richard Swinburne, The Evolution of the Soul, Clarendon Press, Oxford (1997), 3. Bölüm - 13. Madde.
15
Alvin Plantinga, The Nature of Necessity, Oxford University Press, Oxford (1979), s. 49-55, 165-168, 189-196; Alvin Plantinga, "The Probabilistic Argument from Evil", Philosophical Studies,no: 35 (1979), s. 1-53.
16
Bu yaklaşımın kritiği için bakınız: M. Tooley, "Alvin Plantinga and the Argument of Evil", Australasian Journal of Philosophy, no: 58 (1980); Tooley'e Plantinga'nın cevabı için bakınız: Alvin Plantinga, "Tooley and Evil: A Reply", Australasian Journal of Philosophy, no: 60 (1982)


_______________________
Yanlış yaşam, doğru yaşanamaz.
Theodor W. Adorno
Lefty isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 30.08.2015, 01:08   #2
 toşiknod - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2015
Nereden:
Mesajlar: 8
Standart

Cevapların hepsi yetersiz. sınav dünyası ve sınav için özgür iradenin verilmesinin zorunluluğu en kuvvetli teistik savunma olsada, sınava neden gerek duyulduğu ve Tanrının amacı konuları felsefi olarak anlaşılamaz. teslimiyet/inanç gerekir. şunu kabul etmek gerekir; Tanrı kavramı ve inancı felsefi olarak paradoksaldır. teizm,deizm,panteizm hiçbiri inanç dışında savunulamaz. Tanrının ontolojiside amacıda net biçimde akıl almazdır veya akıl dışıdır diyebilirim. bu yüzden Tanrı sadece inanç alanı içinde var olabilir.


toşiknod isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 30.08.2015, 08:36   #3
 Lefty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 4.028
Standart

toşiknod Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Cevapların hepsi yetersiz. sınav dünyası ve sınav için özgür iradenin verilmesinin zorunluluğu en kuvvetli teistik savunma olsada, sınava neden gerek duyulduğu ve Tanrının amacı konuları felsefi olarak anlaşılamaz. teslimiyet/inanç gerekir. şunu kabul etmek gerekir; Tanrı kavramı ve inancı felsefi olarak paradoksaldır. teizm,deizm,panteizm hiçbiri inanç dışında savunulamaz. Tanrının ontolojiside amacıda net biçimde akıl almazdır veya akıl dışıdır diyebilirim. bu yüzden Tanrı sadece inanç alanı içinde var olabilir.
İbn Sina, Farabi ve John Hick benim düşüncelerime en uygun bakış açısını yansıtıyor. Kötülük dünyaya özgü bir kavram ve dünya da bir sınav yeri / tekamül okulu olduğuna göre kötülük yapma özgürlüğü ya da kötü durumlar karşısında insanların takınacağı tavır bu sınavı başarı ile vermede olmazsa olmazlardandır. Örneğin IŞİD'in yaptığı zulüm insanların kötü olmayı seçme haklarına birer örnektir.

Kuran kötülük yapana sabrı önerirken ya da Hz. İsa tokat atana diğer yanağınızı çevirin derken aciz bir insan olmayı önermiyor sadece sınav için bu illüzyonu farkedin, oyunu bozun demek istiyor tabii ki bu o kadar kolay değil.

Mesela Fussilet Suresi (41)34-35.ayetler der ki;

"İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel şekilde sav. Bir de bakarsın ki seninle arasında düşmanlık olan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiş."(34)

"Bu güzel davranışa ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak hayırdan-olgunluktan büyük payı olanlar kavuşturulur." (35)

---------- Mesajlar Birleştirildi at 07:36 ---------- ilk Atılan Mesaj Zamani at 07:01 ----------

Sınava neden gerek duyuldu kısmına gelirsek aslında bunun cevabı 2 ayette mevcut;

"Emaneti dağlara teklif ettik üstlenmedi fakat insan kabul etti ve cennetten kovulma" yani emaneti kabul eden (kendi isteği ile) insan, yükseklerden aşağıya inmeyi ve iyilik ile kötülüğün bulunduğu ortamda ışığını yansıtmayı kabul etti. Yansıtabiliyor mu peki hayır çok zorlanıyor ancak süre dolana kadar bu böyle çünkü Allah katında sözden dönmek yoktur.

Mükemmel bir ortamda (cennet) iyi olmak, mutlu olmak kaçınılmazdır, peki ya koşullar değişirse bu iyilik/mutluluk muhafaza edilebilecek mi? Sadakat, dürüstlük, güzellik vb. cennet ortamında yaşanılan fakat değeri anlaşılmayan yani önemi idrak edilemeyen değerlerdi. Suyun içindeki bir balığa eğer sudan başka yerde yaşama şansı yoksa ve sürekli suyun içinde yaşayıyorsa suyun önemini anlatamazsın, ne zaman sudan çıkar ve susuz yaşamasının mümkün olmadığını anlarsa işte o gün su onun için gerçek degerine kavuşur. Bedeli sadece bu dünyada ölüm öte alemde ise sonsuz mutluluk ve idraktir.

Zaman algılaması ise dünya ile Allah katında çok farklıdır. Allah katında an zamanda gerçekleşenler dünya zamanı ile asırlar gibi algılanıyor.


_______________________
Yanlış yaşam, doğru yaşanamaz.
Theodor W. Adorno

Konu Lefty tarafından (30.08.2015 Saat 09:04 ) değiştirilmiştir.
Lefty isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 31.08.2015, 19:50   #4
 Lefty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 4.028
Standart

KUANTUM TEORİSİ FELSEFE VE TANRI / Prof. Dr. Caner Taslaman

5. Bölüm'ün devamı

KÖTÜLÜK SORUNU VE ONTOLOJİ


Kötülük sorununa birçok farklı cevabın verildiğini ve özgür iradeye vurgu yapmanın, verilen farklı cevaplarda en önemli unsur olduğunu gördük. Ayrıca özgür iradeye kötülük sorununun açıklanmasında yer veren düşünürlerin birbirlerinden farklı yaklaşımları olduğunu da tespit etmeye çalıştık. Bu hususları belirlememiz konumuz açısından önemlidir; çünkü kuantum teorisi özgür irade sorunuyla ve dolayısıyla kötülük sorunuyla ilgilidir. Burada dikkat edilmesi gereken husus; kötülük sorunu ile ilgili yaklaşımlarda, özgür iradeye verilen rol merkezden ne kadar uzaklaşırsa, kuantum teorisinin bu konu açısından öneminin o kadar azalacak olmasıdır. Eğer bir kişi özgür iradenin varlığını kötülük sorununun açıklanmasında hiç önemli görmüyorsa, muhtemelen kuantum teorisinin bu konuyla hiçbir ilgisinin olmadığını baştan düşünecektir.Ayrıca kötülükler -genelde- ahlaki kötülük ve doğal kötülük olarak ikiye ayrılıp incelenir. Ahlaki kötülükler hırsızlık, öldürme, sahtekârlık, cimrilik gibi insanların özgür iradeleriyle ilişkilendirilen fiilleri ve kötü karakter özellikleridir. Doğal kötülükler ise selleri, yangınları, kanser gibi hastalıkları, körlük, sağırlık gibi durumları ifade eder.(17) Bunlardan ahlaki kötülüklerin özgür irade sorunuyla ilgisi açıkça gözükmektedir. Doğal kötülükleri özgür iradeyle ilişkilendirerek açıklamaya çalışanlar olsa da, buradaki bağlantı ahlaki kötülükler kadar açık değildir.(18) Bu yüzden, kuantum teorisinin bu konudaki tartışmaya girmesinin, daha çok ahlaki kötülükler ile ilişkili olduğunun baştan tespit edilmesi faydalı olacaktır.

Kuantum teorisinin, özgür irade ve dolayısıyla kötülük sorunu açısından göz önünde bulundurulmasını önemli bulsak da; geniş bir alanla ilgili kötülük sorununun, ele aldığımızdan çok daha geniş bir çalışmayı hak ettiği bilinmelidir. Bu soruna bütün ayrıntıları ile giremesek de, Tanrının neden kötülüğü yaratmayı seçtiğiyle ilgili bütün hikmetleri bilemeyeceğimiz kanaatinde olduğumuzu belirtmek istiyoruz. İnb Sina'nın "Az kötülük için çok iyilik terkedilmez" ilkesi de, Augustineci özgür irade merkezli açıklamalar da 'Tanrısal hikmet' hakkında bize ipucu verebilir; fakat kötülüğün yaratılmasının hikmetinin tam olarak ne olduğunu belirlememize olanak tanımazlar. Bu yüzden, bizce, bu argümanlardan hangisine sempati duyuluyorsa duyulsun; bu argümanların mutlaka, Tanrısal hikmetleri tam olarak bilemeyeceğimizi vurgulayan bir yaklaşımla birleştirilmesi gerekir. Aslında Stephen Wykstra gibi, kötülüklerin sebebinin anlaşılamamasının, Tanrının varlığını inkâr etmek için bir neden olamayacağını söyleyerek, 'kötülüklerin varlığının nedenine agnostik yaklaşımı' temel alarak, müstakil argüman üretenler de olmuştur.(19) Wykstra'nın bu yaklaşımı 'Geçerli Epistemik Ulaşımın Şartı' (CORNEA: Condition of Reasonable Epistemic Access) olarak bilinir ve kötülüklerin sebebinin görülüp, tespit edilememesinin; bu kötülüklerin maksadı olmadığı görüşünün doğru olduğunun, yeterli delili olamayacağını dile getirir.(20)
Wykstra, Tanrının sınırsız aklı ile insan aklı arasındaki derin uçuruma dikkat çekerek, argümanını destekler. Bizce, böylesi bir yaklaşımı müstakil bir argüman olarak savunmak yerine, daha önce anılan argümanların birkaçıyla birleştirerek geniş ve mütevazi (müdafaacı) bir argüman oluşturmak, bunda da mutlaka özgür iradeye yer vermek en iyisi olacaktır. Nitekim, Plantinga'nın, müdafaası, bahsettiğimiz tipteki bir yaklaşıma benzemektedir. Plantinga, kitap ve makalelerinde, müdafaacı yaklaşımını ifade ederken, Tanrının hikmetlerine tamamen vakıf olamadığımız için kötülüğün varlık sebebini anlayamamış olabileceğimize de dikkat çekmiştir.(21)

Eğer Tanrının varlığı, kötülük sorunundan bağımsız bir şekilde temellendirilebilirse; bu, Tanrıya yer veren bir ontoloji ile kötülük sorununun ele alınmasını, yani kötülük sorununun materyalist ontoloji adına kullanılamamasını sağlayacaktır. Bizce, modern bilimin verileriyle ortaya çıkan İnsancı İlke 'tasarım delili'ni; Big Bang teorisi ve entropi yasası ise 'kozmolojik delil'i, yani Tanrı merkezli bir ontolojiyi desteklemektedir.(22) Diğer yandan birçok kişi fideist yaklaşımla veya ontolojik delil gibi farklı yaklaşımlarla ontolojilerinde Tanrıya yer vermektedirler. Sonuçta kötülük sorunu ile ilgili tartışma epistemolojik açıdan Tanrıya inancımızın geçerli olup olmadığı tartışmasına gelip dayanmaktadır. Bundan da kötülük sorununun, ontoloji ve epistemoloji ile ilgili bütün sistemimizle alakalı olduğu; bütün sistemden yalıtılırsa, kötülük sorununun sağlıklı bir şekilde değerlendirilemeyeceği anlaşılmaktadır.

Sempatiyle baktığımız müdafaacı yaklaşımlar, eğer ateizme karşı bir atakla da desteklenirlerse, teistik yaklaşıma güç katacağı kanaatindeyiz. Buradaki 'karşı atak' ifadesinden kastımız, ateizmin, kötülük sorununun teizm tarafından açıklanamadığı veya kötülük olgusunun teizmle uyuşmadığı iddiasına karşılık; ateizmin de 'iyilik sorunu' ile karşı karşıya olduğunu ve ateizmin evrende gözlemlenen iyiliklerin varlığını açıklayamadığı, fakat teizmin bunu başarıyla -Tanrı'nın iyiliği ve rahmetiyle- açıkladığını gündeme getirmektir. Canlılar aleminde birçok özgeci (altruist, diğerkam) davranış vardır: Birçok kuşun kendisinin olmayan yavruları beslemesinden, karıncaların ve arıların ayrıntılı bir şekilde belirlenmiş birçok fedakarlık içeren işbölümlerine kadar doğada özgeci davranışlar gözlemlenir. Cansız maddenin ve doğal seleksiyon gibi rekabeti ön plana çıkartan bir mekanizmanın, nasıl olur da 'iyilik' olarak niteleyebileceğimiz özgeci davranışları oluşturduğu, ateist-materyalist yaklaşım açısından önemli bir sorundur. William Hamilton'un 1960'lardaki çalışmalarının önemli bir rol oynadığı 'akraba seleksiyonu' (kin selection) gibi mekanizmalarla bu özgeci davranışlar açıklanmaya çalışılmıştır.(23) Buna göre, özgeci davranışları gerçekleştiren canlılar, bunu, genlerinin devam ettirilme olasılığını arttırmak için yapmışlardır. Sonuçta 'zahiren iyilik' gibi gözüken davranışların, yaşam mücadelesinde 'gen havuzu' için bir avantaj olduğu, bu yüzden 'bencil' bir boyutunun bulunduğu açıklanmaya çalışılır. Nitekim, yaşayan en ünlü ateist olan Richard Dawkins'in ünlü kitabının adını 'Bencil Gen' (The SelfishGene) yapan da bu fikri ispat etme arzusudur.(24)

Biyoloji, psikoloji ve antropolojinin katkılarıyla oluştuğu söylenen 'sosyobiyoloji' disiplini, insan dahil bütün varlıkların toplumsal davranışlarını (özgecilik dahil) salt biyolojik olarak açıklamaya çalıştığı için özgecilikle ilgili tartışmalar açısından önemlidir.(25) Aslında 'bencil gen' ve 'sosyobiyoloji' başlıkları altında oluşturulan ateist argümanlar öncelikle tasarım deliline karşı yöneltilmiştir;(26) fakat evrende varolan iyiliklerin biyoloji yasaları ve tesadüfün birleşimiyle oluştuğunu savunan bu yaklaşımlar, ateistler tarafından 'iyilik sorunu'na cevap vermek için de kullanılmaktadır. 'Akraba seleksiyonu' gibi mekanizmalarla canlılardaki birçok özgeci davranışın açıklanamadığı görünmektedir: Balina ve yunuslarınhastalıklı canlılara yaptıkları yardımlar veya kimi canlı türlerinde genetik havuza katkısı olmayacak yaşlı akrabalara yapılan yardımlar bu cinstendir. İnsanların yaşamından ise bu konuda verilebilecek pek çok örnek bulunmaktadır. Ayrıca yapılan özgeci davranışların biyoloji yasalarına bağlı olduğunu söylemek 'iyilik sorunu'nu ateizm adına çözmez. Swinburne'ün dikkat çektiği gibi, bu sonuçların ortaya çıkmasına sebep olan mevcut doğa yasalarının neden varolduğu da bir açıklama gerektirmektedir.(27)"Nasıl oluyor da, cansız madde, belli bir birleşime kavuşunca, bu kadar farklı canlıda, bu kadar çeşitli özgeci davranışa sebep olacak potansiyeli içinde barındırıyor" sorusu kolayca geçiştirilebilecek bir soru değildi.

Aslında, niyetimiz, evrende gözlemlenen özgeci davranışları da kapsayan iyiliklerin, teistik ontolojinin ispat edilmesinde kullanılması gerektiğini savunmak değildir."Evrendeki iyilikler Tanrı'nın varlığını ispatlamaktadır" şeklinde bir yargı ileri sürmüyoruz. Fakat teizmin 'kötülük sorunu' ile karşı karşıya olduğunu ileri sürenlere, ateizmin ise 'iyilik sorunu' ile karşı karşıya olduğunu göstermeyeçalışıyoruz. Bizce, bundan çıkarılması gereken sonuç; evrende gözlemlenen iyilikler veya kötülüklerden yola çıkarak ontolojik yargılarda bulunmamak olmalıdır.

Sonuçta, kötülük sorununa karşı verilecek teolojik veya felsefi cevabın şu unsurları içinde barındırması gerektiğini düşünüyoruz:

1. Öncelikle insan zihninin sınırlılıklarına dikkat çekilmelidir (Wykstra'nın yaklaşımı buna benzerdir).
2. Özgür iradeye dayalı farklı açıklamalardan istifadeedilmelidir. (Kuantum teorisinin bu tartışma açısından önemli olabileceği yer bu husustur.) Bu yapılırken Plantinga'nın yaptığı gibi, Tanrı'nın ve evrende gözlemlenen kötülüklerinbir arada 'olabileceği'nin gösterilmesi yeterli kabul edilmeli, ayrıca bunların bir arada 'olması gerektiği' ispat edilmeye çalışılmamalıdır.
3. Kötülük sorununu açıklamakta, özgür iradenin varlığı dışında diğer hususlara dikkat çeken yaklaşımlar da (Hick'in manevi yükselişe vurgu yapan yaklaşımı gibi) değerlendirilmelidir. Birçok yaklaşımın bir arada değerlendirilmesini önerme sebebimiz; evrendeki gözlemlenen kötülüklerin hikmetinin, tam olarak ne olduğunu bilemeyeceğimiz, fakat tahminler yürütebileceğimiz yönündeki inancımızdır. Bu işbizi, farklı birçok argümanı bir arada değerlendirmeye yöneltmektedir.
4. Teizmin 'kötülük sorunu' ile karşı karşıya olduğu savına karşı ateizmin 'iyilik sorunu' ile karşı karşıya olduğuna dikkat çekilmelidir. Böylece kötülük ve iyilik gibi evrende gözlemlenen fenomenlerin bir ontoloji iddiası için temel yapılmasına
karşı çıkılabilir.


17
Michael Peterson ve diğerleri, Akıl ve İnanç, s. 177.
18
Robert A. Oakes, "God, Evil and Professor Ross", Philosophy and Phenomenological Research, vol: 35, no: 2 (Aralık-1974), s. 261
19
Timothy O' Connor, "The Problem of Evil: Introduction", s. 314.
20
Stephen Wykstra, "The Humean Obstacle to Evidential Argument fromEvil: On Avoiding the Evils of 'Appearance' ", International Journal for Philosophy of Religion,no: 16 (1984).
21
Michael Peterson ve diğerleri, a.g.e., s. 212
22
Bu iddiamızın uzun tartışmalara yol açacak mahiyette olduğunu biliyoruz.Tasarım delili için: Caner Taslaman,Evrim Teorisi, Felsefe ve Tanrı,4. Bölüm; Big Bang teorisi için: Caner Taslaman,
Big Bang ve Tanrı; Entropi yasası içi: Caner Taslaman, "Din Felsefesi Açısından Entropi Yasası", Marmara Üniversitesi Ilahiyat Fakültesi Dergisi, No: 30 (2006)
23
William Hamilton, "The Genetical Evolution of Social Behavior", Journal of Theoretical Biology,vol: 7 (1964), s. 1-52.
24
Richard Dawkins, The Selfish Gene, Oxford University Press, Oxford (1989); Richard Dawkins,Kör Saatçi,çev: Feryal Halatçı, TÜBITAK Popüler Bilim Kitapları, Ankara (2002), s. 135-137, 264-266.
25
Edward O. Wilson, Doğanın Gizli Bahçesi,çev: Aslı Biçen, TÜBITAKPopüler Bilim Kitapları, Ankara (2000), s. 70. Sosyobiyoloji yaklaşımları, teoloji alanından olduğu gibi, ırkçı yaklaşımlara yol açtığı için ahlak alanından da yoğun eleştiri almıştır. Ayrıca Stephen Jay Gould gibi,sosyobiyoloji alanındaki anlatımları'masalımsı'(just-so stories) olarak niteleyip bilim adına eleştirenler de olmuştur: Stephen Jay Gould,"Sociobiology and the Theory of Natural Selection", (ed: G. W. Barlow ve J. Silverberg,Sociobiology: Beyond Nature/Nurture?içinde), Westview Press, Colorado (1980), s. 257-269.
26
Bu yaklaşımların eleştirisi için bakınız: Caner Taslaman , Evrim Teorisi,Felsefe ve Tanrı,
s. 291-295, 397-401.
27
Richard Swinburne, Tanrı Var Mı, çev: Muhsin Akbaş, Arasta Yayınları, Bursa (2001), s. 54.


_______________________
Yanlış yaşam, doğru yaşanamaz.
Theodor W. Adorno
Lefty isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 31.08.2015, 21:10   #5
ls2
 ls2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Nereden:
Mesajlar: 2.300
Standart

İmam-ı Rabbanin görüşüde teistik savunmalara eklenmeli bence. Rabbani; Allahın yoktan varetme gücü olduğunu bu evrenin Allahın zatından ayrı olduğunu ve evrenin kendi kurallarına sahip olduğunu söylüyor. buna kanıt olarakta; evren mümkün ve geçicidir,Allah ise mutlak ve zorunludur. öyleyse bu evren Allah olamaz diyor. yani Allah evreni yarattı diye bu evrene Allah diyemezsiniz diyor.(vahtedi vucut karşıtı) kötülüklerin kökünün bu evren olduğunu söyleyen Rabbani, Allahın zatı ile yarattıklarını ayrı tutar. ilk yaratılan şey vucut (alem/evren) dir der. böylece kötülügün kaynağının bu evrenin kuralları ile bu evrende yaşayan insan olduğunu söyler.

Neden? insan aklı hep neden-sonuç şelinde düşünmeye endeksli. evrendede neden sonuç yasası geçerli. ancak varoluş bilmecesinin neden sonuçla başlamadığı kesin. çünkü ilk neden yok! olamaz!

Tanrı neden yarattı? yukarda dediğim gibi varoluşun mümkün olmasında neden-sonuç ilkesinin geçerli olmadığı açıktır. bu yüzden Tanrıya inanmak rasyoneldir. ilk nedenin sorgulanmaması,Tanrının zatının sorgulanmaması,Tanrının neden yarattığı sorusunun sorgulanmaması gibi sorular ateislerin dediği gibi dogmaya teslim olmak değil aklın,idrakın,mantığın objesi olamayacak aşkın bir yaratıcının varlığı sonucuna varmaktır.


_______________________
Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur. Tolstoy

Konu ls2 tarafından (31.08.2015 Saat 21:12 ) değiştirilmiştir.
ls2 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 31.08.2015, 22:13   #6
 Lefty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 4.028
Standart

donkişot Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İmam-ı Rabbanin görüşüde teistik savunmalara eklenmeli bence. Rabbani; Allahın yoktan varetme gücü olduğunu bu evrenin Allahın zatından ayrı olduğunu ve evrenin kendi kurallarına sahip olduğunu söylüyor. buna kanıt olarakta; evren mümkün ve geçicidir,Allah ise mutlak ve zorunludur. öyleyse bu evren Allah olamaz diyor. yani Allah evreni yarattı diye bu evrene Allah diyemezsiniz diyor.(vahtedi vucut karşıtı) kötülüklerin kökünün bu evren olduğunu söyleyen Rabbani, Allahın zatı ile yarattıklarını ayrı tutar. ilk yaratılan şey vucut (alem/evren) dir der. böylece kötülügün kaynağının bu evrenin kuralları ile bu evrende yaşayan insan olduğunu söyler.

Neden? insan aklı hep neden-sonuç şelinde düşünmeye endeksli. evrendede neden sonuç yasası geçerli. ancak varoluş bilmecesinin neden sonuçla başlamadığı kesin. çünkü ilk neden yok! olamaz!

Tanrı neden yarattı? yukarda dediğim gibi varoluşun mümkün olmasında neden-sonuç ilkesinin geçerli olmadığı açıktır. bu yüzden Tanrıya inanmak rasyoneldir. ilk nedenin sorgulanmaması,Tanrının zatının sorgulanmaması,Tanrının neden yarattığı sorusunun sorgulanmaması gibi sorular ateislerin dediği gibi dogmaya teslim olmak değil aklın,idrakın,mantığın objesi olamayacak aşkın bir yaratıcının varlığı sonucuna varmaktır.
Evrenin kendi kuralları derken kendi yapısı gereği var olan zorunluluklardan yani mecburiyet değil de doğal yapısından bahsediyor olmalı, buna katılıyorum yanlız Vahdet-i vücud anlayışı yani varlığın birliğine evreni zaten dahil etmiyoruz.


_______________________
Yanlış yaşam, doğru yaşanamaz.
Theodor W. Adorno
Lefty isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 06.09.2015, 22:45   #7
 Lefty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 4.028
Standart

KUANTUM TEORİSİ FELSEFE VE TANRI / Prof. Dr. Caner Taslaman

5. Bölüm'ün devamı

DETERMİNİZM VE ÖZGÜR İRADE


Özellikle determinist evren modelinin, 17. yüzyılda bilime hakim görüş olmasının sonrasında, determinizmin ve özgür iradenin uyuşup uyuşmadığı ile ilgili sorun, felsefi ve teolojik tartışmalarda büyük ilgi toplamıştır. 20. yüzyılda ortaya konan kuantum teorisinde açığa çıkan indeterminizm, bilimsel determinizm iddialarının yanlış olduğunun bilim alanındaki en önemli dayanağı olmuştur. Bu ise 'bilimsel determinizm'i apriori olarak doğru kabul edip özgür irade sorununu tartışanların yaklaşımlarının yanlış olduğu anlamına gelir.
Determinizm ile özgür irade arası ilişkinin nasıl kurulduğunu belirlemek; özgür irade ve bağlantılı olduğu kötülük sorunu, ahlak ve varoluşçuluk gibi birçok sorun ve alan açısından önemlidir. Determinizm ve özgür irade arasındaki ilişki üç şekilde kurulmuştur:

1. Katı Determinizm (Hard Determinism)
Kant, ünlü antinomilerinin(28) üçüncüsünde, determinizm ve özgür iradearasındaki çatışkıya değinir. Üçüncü antinomi şöyledir:
Tez: Doğa yasalarına göre işleyen nedensellik, fenomenler dünyasını meydana getiren tek nedensellik mekanizması değildir. Ayrıca özgürlükten doğan bir nedensellik de fenomenler dünyasının açıklanması için zaruridir.
Antitez: Özgürlük diye bir şey yoktur; dünyadaki her şey sadece doğa yasaları çerçevesinde oluşur.(29)

Kant, 'saf aklın' özgürlüğü ispatlayamayacağı (bu antinominin nasıl çözüleceğini gösteremeyeceği) kanaatindedir, ama ahlak teorisi için özgürlüğe muhtaçtır.(30) Sonuçta Kant, özgürlüğün numen(31) aleme ait olduğunu, determinizmin fenomenler alemine ait olduğunu söyleyerek, bahsedilen antinominin kendince çözümünü yapar. Fakat birçok kişi için, numen alem için ayrı bir hakikat, fenomenler alemi için ayrı bir hakikat kabul etmek mümkün değildir. Determinizmin ve özgür iradenin çelişkili gözükmesi üzerine, bu ikisinden birinin varlığını inkar etmek, akla gelen ilk strateji olmuştur. 'Katı determinizm' taraftarları, böylesi bir stratejiyi benimseyerek, determinizmi kabul etmiş ve özgür iradeyi inkar etmişlerdir.(32)
Özgür iradenin inkar edilmesi, kötülük sorununa karşı yaklaşımlarında özgür iradeye merkezi bir rol verenler için ciddi bir sorundur. Ayrıca özgür iradenin olmadığı yerde ahlaktan, iyi-kötü veya doğru-yanlış davranışlardan nasıl bahsedileceği de ayrı bir sorundur.(33)(Bu sorun teistler için olduğu kadar ateistler için de geçerlidir.) Sorumluluk özgürlükten doğar, yani insanın ahlaki yasayı çiğneyecek gücü olması onu sorumlu kılar. Tek tanrılı dinlerin eskatolojilerinde ölümden sonra hesap verileceğine inanç mevcuttur; özgür iradenin varlığına inanç yitirilirse, insanların nasıl sorumlu olup hesap vereceklerini anlamada da önemli güçlükler çıkacaktır.(34)Bu güçlüklere rağmen teist dinlerdeki kimi mezheplerin, insanlarda özgür iradenin olmadığı fikrini savundukları da unutulmamalıdır.(35)Sistemli bir şekilde 'bilimsel determinizm'i ilk ifade eden kişi olarak Laplace gösterilir.(36) Laplace'a göre, evrenin bütün parçacıklarının belli bir andaki konum ve hızlarına dair bütün ayrıntıları bilen üstün bir zeka (Laplace'ın Cini: Laplace's Demon), evrenin geçmişine ve geleceğine dair her şeyi bilebilir. Laplace, determinizmi, dinin değil, fakat bilimin bir gerçeği olarak savunmuştur.(37)Evreni, kendi dışından müdahale almayan bir alan olarak kabul eden natüralist felsefe ile madde dışında hiçbir cevher bulunmadığını savunan materyalist felsefe ve Laplace'ın determinist yaklaşımı birleştirilirse; geleceğin, evrenin başlangıç anından belli olduğu 'materyalist-kaderci bir anlayış' kaçınılmaz olacaktır. Böylesi determinist bir anlayışı, birçok ateist ve agnostik, özgür iradenin varlığına tehdit oluşturduğu için sorun olarak(33) görmüşlerdir. Önceden ne yapacağı belirlenmiş bir insanın, eğer bir şeyi çalacağı belli ise ve bunun aksini hiçbir şekilde gerçekleştirmesi mümkün değilse, bu hırsızlık fiilini işleyen kişinin nasıl sorumlu tutulacağı, ateistler ve agnostikler için de bir sorundur. Ayrıca varoluşçuların birçoğu için de bu ciddi bir sorundur.(38)Örneğin Sartre, özgürlüğü insanlar için kaçınılmaz bir özellik olarak görür ve 'insanın kendini inşa ettiği'ni iddia eder.(39)'Determinizmin insanı inşa ettiği' iddiası, Sartre'ın bu yaklaşımına karşı ciddi bir tehdit değil midir?

2. Ilımlı Determinizm (Soft Determinism)
Katı determinizm' taraftarlarının özgür iradenin varlığını inkar etmelerine karşı, insan ruhunun ayrı bir cevher olduğunu ve determinizme bağlı olmadığını veya kuantum teorisinin, indeterminizmin, evrenin gerçek yapısı olduğunu gösterdiğini söyleyerek 'katı determinizm'e karşı çıkanlar olmuştur. (Bu yaklaşımı bir sonraki maddede inceleyeceğiz.) Fakat, determinizm ve özgür irade arasında ortaya çıktığı söylenen çatışkıda; ya determinizmi ya da özgür iradeyi inkar etmek dışında bir alternatifin benimsenmediği sanılmamalıdır. Birçok kişi, aslında böylesi bir çatışkının olmadığını, determinizmin ve özgür iradenin birbirleriyle bağdaşabileceğini (bu anlayış bağdaşırcılık / compatibilism olarak da anılır) savunmuşlardır. Bu anlayışı benimseyecek biri için, kuantum teorisindeki indeterminizmin, özgür iradenin varlığını mümkün kılıp kılmadığının bir önemi kalmamaktadır.
Bağdaşırcı görüşü benimseyen biri, bir eylemin özgür olarak nitelenebilmesi için, o eylemin, bireyin iradesiyle gerçekleştirilmiş olmasını yeterli görür; eylemi oluşturan bireyin, başka türlü irade edip edemeyeceği hususunu, özgür irade için sorun olarak görmez.(40) Buna göre, bir hapishanede zorla bulaşık yıkatılan kişi özgür eylem gerçekleştirmez; ama determinizmin belirlediği karakteriyle bir kişi, evinde, 'kaçınılmaz olarak' (aksi bir şıkkın olması determinizmin oluşturduğu yapıdan dolayı mümkün değilse de) bulaşık yıkıyorsa, madem ki bu kişiyi zorlayan bir kişi veya bir kurum yoktur, evinde bulaşık yıkayan kişi özgürdür (determinizme rağmen). Bu tarife göre "Bunu özgür irademle yaptım" ifadesiyle, dışarıdan bir zorlama olmadığını kastederiz; fakat bununla, eylemi gerçekleştirmek için hiçbir motivasyon kaynağımızın olmadığını veya determinizmin karakterimizi belirlemesiyle eylemimizin belirlenmediğini savunmayız.(41)Theodore Sider 'ılımlı determinist' yaklaşımın, katı determinizme ve libertaryan yaklaşıma tercih edilir olduğunu-bu görüşün güçlükleri olduğunu kabul etmesine rağmen-savunmaktadır. Sider, determinizmin ve özgür iradenin birbirleriyle çelişkili olduğunu savunan bağdaşmazcı her iki görüşe karşı, kendi savunduğu bağdaşırcı görüşünü şöyle bir örnekle kabul ettirmeye çalışır: Sider, bir çocuğun,televizyondan ve etrafından 'erkekler ağlamaz' diye bir görüş edindiğini ve bir gün babasının ağladığını gördüğünü düşünmemizi ister. Sider, bu durumda çocuğun, babasının erkek olmadığına mı; yoksa babasının, gözüne kaçan soğan yüzünden gözlerinin yaşardığına, fakat ağlamadığına mı inanması gerektiğini sorar. Sonuçta Sider, çocuğun kavramlarındaki hataları düzeltmesi gerektiğini, böylece erkeklik ile ağlamanın 'bağdaşır' olduğunu göreceğini söyler.(42)Sider'in amacı, kafamızdaki özgür irade kavramında düzeltmeler yapabilirsek -tek alternatif olduğuna inandığı- bağdaşırcı bir görüşe ulaşabileceğimizi göstermektir.(43)Birçok ünlü düşünür 'ılımlı determinizm'i savunmuştur.Bunlar arasında özgürlüğü otonom olmayla özdeşleştiren Stoacılar; ayrıca özgürlüğü kendi arzularına göre hareket etmeyle özdeşleştiren Thomas Hobbes ve John Locke gibi isimler vardır.(44)
Yakın dönemde ise Daniel Dennett(45) ve Donald Davidson(46)gibi isimler bu anlayışı savunmuşlardır. Ilımlı determinizm görüşünü, hem teizm adına hem de ateizm adına savunanlar olmuştur. Aynı şekilde, önceki maddede incelenen katı determinizmi ve sonraki maddede incelenecek olan libertaryan anlayışı da hem teizm hem de ateizm adına savunanlar olmuştur. Görüldüğü gibi, özgür irade sorunu, sadece teizm ile ateizm arasındaki itilaflara konu olan bir sorun olmamıştır; bu konuda, teizm adına ileri sürülen teolojilerin birbirlerinden, ateist düşünürlerin yaklaşımlarının da birbirlerinden önemli farkları olmuştur.

3. Libertaryan Yaklaşım (Libertarianism)

Libertaryan yaklaşım da determinizmin ve özgür iradenin uyuşmaz olduğunu söyleyen bağdaşmazcı bir yaklaşımdır. Fakat libertaryan yaklaşımı benimseyenler, katı deterministlerin özgür iradenin varlığını inkar ederek bağdaşmazlığı çözme girişimlerine karşın, her şeyi belirleyen bir determinizmin varlığını inkar ederler.(47)Descartes'a göre determinizm, özgür irade için bir sorun değildi; çünkü insan ruhu ayrı bir cevherdi ve maddi aleme hakim olan determinizmden bağımsızdı.(48)Ruhun ayrı bir cevher olduğunu veya özgür iradenin insan zihninde 'zuhur eden' (emergent) bir fenomen olduğunu söylemek,determinizmden insanın özgür iradesinin etkilenmediğini savunmak için alternatiflerdir. Diğer bir yolsa, indeterminizmin evrenin gerçek yapısı olduğunu söylemektir; bilimsel alanda 'objektif indeterminizm' iddiasını barındıran yegane teori olan kuantum teorisinin tartışma için önemli olduğu yer burasıdır. Libertaryan özgürlük anlayışını benimseyenler, bir eylemin, ancak eylem öncesi koşullar tarafından 'determine edilmemişse' özgür olduğunu savunurlar. Buna göre, eylemi işleyen kişi, eğer başka türlü eylemde bulunabilme şansına sahipse (bütün önceki koşullar sabitken bile) özgürlükten bahsedilebilir: Determinizm, eylemi işleyene alternatif seçenekler bırakmayacağı için;indeterminizm, libertaryan yaklaşımı benimseyenlerce, özgür iradenin zorunlu şartı olarak kabul edilmiştir. Tracy, indeterminizmin, özgür iradenin zorunlu şartı olduğunu savunurken, yeterli şartı olmadığını da belirtir. Tracy, eylemi gerçekleştiren kişinin, kendi eylemini belirleyecek kapasitesinin (capacity for self-determination) olmasını da özgür eylem için bir şart olarak sayar.(49)
Kuantum teorisinde ortaya çıkan indeterminizmin varlığını kabul eden herkesin, libertaryan özgür iradenin varlığını kabul ettiği sanılmamalıdır. Örneğin John Searle,atom seviyesinde ortaya çıkan indeterminizmin, insan bedenigibi makro bir yapı için önemli olmadığını düşünür. Searle'ün burada atıf yaptığı düşünce 'büyük sayıların yasası' (the law of large numbers)ile ilgilidir; buna göre mikro seviyedeki indeterminizmle ortaya çıkan olasılıkların, katrilyonlarca atomlardan oluşan yapılarda bir önemi kalmamaktadır.(50)Buna karşılık, Searle'ün, hatalı bir analoji kurduğu; eğer insan bedenin organizasyonu, bir bilardo topu gibi olsaydı haklı olabileceği, fakat böyle olmadığı için haksız olduğu söylenebilir.(51)İnsanın ayırt edici özelliği olan bilinciyle, kendi kendini belirleme özelliğine sahip olduğu, bu yüzden bir bilardo topuyla bir tutulamayacağına dikkat edilmelidir. Ayrıca Searl'e cevap olarak, atom seviyesindeki indeterminizmle, üst seviyedeki özgürlüğün sihirli bir şekilde ortaya çıktığının iddia edilmediği; fakat kuantum indeterminizminin gösterdiği gibi, mikro seviyedeki parçacıkların kesin olarak belirlenmemiş oldukları,bu yüzden de zihnin etkilerine açık oldukları vezihnin ise bunlara etki etmek suretiyle, farklı seçeneklerden birini gerçekleştirebileceği söylenebilir.(52) Kuantum teorisindeki belirsizlikler (ontolojik olasılıklar),libertaryan yaklaşıma uygun bir şekilde, bir kişinin farklı olasılıklardan birisini gerçekleştirme şansı olduğunun gösterilebilmesi için önemlidir. Böylece Tanrı'nın, kuantum belirsizliklerini belirleyerek evrene etkilerde bulunduğu (mucizeleri bile böyle gerçekleştirdiği) savunulabileceği gibi; özgüriradeli insanların da kuantum belirsizliklerini belirleyerek, karşılarına çıkan farklı alternatifler arasından seçim yaptıkları savunulabilir.(53) Konumuz açısından önemli olan husus, kuantum teorisinin birbirleriyle bağlantılı olan kötülük sorunu ve özgür irade sorunları açısından önemini -abartmadan ve küçümsemeden- belirlemektir. Kötülük sorununun açıklanmasında özgür iradeye verilen değere göre, kuantum teorisinin sorun açısından önemi artmakta veya azaltmaktadır. Özgür irade hakkındaki yaklaşımlarda ise evreni determinist bir şekilde yorumlayanlara (kuantum teorisini Einstein’cı bir yaklaşımla değerlendirenlere) göre, kuantum teorisinin, özgür irade sorunu açısından bir önemi bulunmamaktadır. Ilımlı determinizmle özgür iradenin ve determinizmin bağdaşır olduğunu savunanlar için de kuantum teorisinin ciddi bir önemi kalmamaktadır. Özgür irade sorununda kuantum teorisine önem atfeden libertaryan yaklaşım olmuştur. Diğer yandan kötülük sorununun açıklanmasında özgür iradeye yapılan atıfların özel bir yeri olduğu ve kuantum teorisinin, determinizmekarşı indeterminizmin savunulmasını mümkün kılan, modern bilimdeki çok temel bir teori olduğu ile determinizmin evrenin gerçek yapısı olup olmadığının özgür irade tartışmalarında çok kritik bir yeri olduğu hatırlanmalıdır. Eğer tüm bunları bir arada değerlendirirsek, kuantum teorisinin bahsedilen sorunlar açısından önemini 'abartmadan ve küçümsemeden' tespit etmeyi başarabiliriz.



28
Kant, aklın kendi içinde zorunlulukla düştüğü çelişmelere 'antinomi'demektedir. Kant'ta dört tane antinomi vardır. Bakınız: Zeki Özcan, "Sözlükçe", s. 195
29
Immanuel Kant, The Critique of Pure Reason, s. 140.
30
Kant, Fundamental Principles of the Metaphysics of Morals, çev: ThomasKingsmill Abbott, William Benton, Chicago (1971), s. 279-280.
31
Gözlemlenen fenomenlerin sebebi ve dayanağı olan öze Kant 'numen' alem demektedir. Kant'a göre bu alem, gerçek olarak vardır ama bilginin konusu (saf aklın objesi) olamaz ve insan deneyimine aşkındır. Kant, The Critique of Pure Reason, s. 93-98.
32
Theodore Sider, Riddles of Existence,(ed: Earl Conee ve Theodore Sider), Oxford University Press, Oxford (2005), s. 117. Hüsameddin Erdem, Ahlak Felsefesi, Hü-Er Yayınları, Konya (2003), s. 80-81.
34
Murtaza Korlaelçi, "Insan ve Sorumluluğu", Felsefe Dünyası, no: 34 (2001), s. 24.
35
Örneğin Islam dünyasındaki -ilerleyen sayfalarda değineceğimiz- Cebriyemezhebi buna örnektir. Bakınız: Macid Fahri, İslam Ahlak Teorileri, çev: Muammer Iskenderoğlu ve Atilla Arkan, Litera Yayıncılık, Istanbul (2004), s. 75, 83.
36
Stephen Hawking, Ceviz Kabuğundaki Evren, s. 104.
37
Karl R. Popper, The Open Universe; An Argument for Indeterminism, s. 30.
38
Ian Barbour, Issues in Science and Religion, s. 310.
39
Jean Paul Sartre, Being and Nothingness, çev: Hazel E. Barnes, Washington Square Press, New York (1993).
40
Philip Clayton, "Tracing the Lines: Constraint and Freedom in the Movement from Quantum Physics to Theology", s. 221.
41
Ian Barbour, a.g.e., s. 307.
42
Theodore Sider, Riddles of Existence, s. 126.
43
Theodore Sider, a.g.e., s. 127-131.
44
The Cambridge Dictionary of Philosophy, 'Free will problem' maddesi, ed: Robert Audi, Cambridge University Press, Cambridge (1985), s. 281.
45
Daniel Dennett, Elbow Room: The Varieties of Free Will Worth Wanting, MITPress, Massachusetts (1984).
46
Donald Davidson, Essays on Actions and Events,Clarendon Press, Oxford(1980).
47
Theodore Sider, a.g.e., s. 118-119.
48
Descartes, Meditations, s. 150-169.
49
Thomas Tracy, "Creation, Providence and Quantum Chance", s. 245-246.
50
David Ray Griffin, Religion and Scientific Naturalism, s. 154.
51
Searle'ün bu iddiasına karşı, daha önce kuantum teorisiyle kaos teorisinin birleşmesi hakkında söylenenler hatırlanmalıdır. Kaos teorisi, bir noktadaki çok ufak bir değişikliğin bir süreç sonunda çok büyük bir değişikliğe yol açacağını gösterir. Kuantum teorisinde olduğu iddia edilen 'objektifseçenekler' arası seçimler, büyük değişikliği sonuçta verecek başlangıçtaki tetiklemeyi oluşturabilir. Kuantum teorisiyle kaos teorisinin nasıl birleşebileceği konusunun bilimsel açıdan oldukça tartışmalı olduğunu bir kez daha hatırlatmakta fayda görüyoruz.
52
David Ray Griffin, a.g.e s. 155.
53
Donald MacKay, Science, Chance and Providence, Oxford University Press, Oxford(1978)


_______________________
Yanlış yaşam, doğru yaşanamaz.
Theodor W. Adorno

Konu Lefty tarafından (06.09.2015 Saat 22:56 ) değiştirilmiştir.
Lefty isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 22.04.2018, 15:10   #8
 ozgurlukveadam - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Mar 2018
Nereden:
Mesajlar: 42
Standart

Sn.Lefty bu yazıların devamı gelir umarım ve bunları buraya taşıyarak ne kadar önemli bir iş yaptığınızı bilin bize yeni kapılar açtınız....


ozgurlukveadam isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23.04.2018, 00:08   #9
ls2
 ls2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Nereden:
Mesajlar: 2.300
Standart

Caner Hocaya mesajla soru sormuşluğum bile vardır. cevapta vermişti sağolsun. İslamı günümüz değerlerine uyarlamaya çalışanlardan biri, ve tabiki bunu yapabilmek için yalan söylemek,inkar etmek,kelime ve kavramları sündürmek, alakasız analojiler yapmak falan gerekiyor. çokta güzel yapıyor maşallah.

peki neden yapıyor?

Sadece Caner Bey değil benzeri birçok kişi var..

neden böyleler?

sebebini gerçekten merak ediyorum..


_______________________
Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur. Tolstoy
ls2 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23.04.2018, 11:21   #10
 Lefty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 4.028
Standart

ozgurlukveadam Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Sn.Lefty bu yazıların devamı gelir umarım ve bunları buraya taşıyarak ne kadar önemli bir iş yaptığınızı bilin bize yeni kapılar açtınız....
Caner Bey bu sitede çok tepki aldığı için yazılarını paylaşmayı bırakmıştım fakat kendi web sayfasından tüm kitaplarını, insanları bilgilendirmek için ücretsiz yayınlıyor.

"Kuantum Teorisi Felsefe ve Tanrı" kitabından alıntı yapmıştım, oradan okuyabilirsiniz.

Caner Taslaman | Kişisel web sitesi


ls2 Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Caner Hocaya mesajla soru sormuşluğum bile vardır. cevapta vermişti sağolsun. İslamı günümüz değerlerine uyarlamaya çalışanlardan biri, ve tabiki bunu yapabilmek için yalan söylemek,inkar etmek,kelime ve kavramları sündürmek, alakasız analojiler yapmak falan gerekiyor. çokta güzel yapıyor maşallah.

peki neden yapıyor?

Sadece Caner Bey değil benzeri birçok kişi var..

neden böyleler?

sebebini gerçekten merak ediyorum..
Anlamadığın olay şu: Uyarlama falan yok, ortada İslam'ı yanlış tanıtan ve yaşatan çoğunluğa karşı, gerçek İslam'ı anlatmaya çalışan birileri var fakat aldıkları tepki hatta ölüm tehditlerine kadar varan durumlar sebebi ile çok açık konuşamıyorlar.

İslam böyle ürkütücü, yıkıcı bir din değil; fakat o gün için inen ayetleri bugün de yaşatmaya çalışanlar yüzünden bir türlü çağa ayak uyduramayan din imajından kurtulamıyor.

İnsanların bilinçlenmesi istenmiyor, dinlerden nefret eden bir kitle yaratmak için IŞİD gibi örgütler var yoksa din nefretini başka türlü nasıl yayabilirler...Arka planda ise çok daha büyük örgütler var. Bana Kur'an'ı iyi oku diyorsun ki ben zaten okudum ve ezoterik olarak da okudum. Bazı ayetler o gün için geçerli yani o günkü vahşi topluma göre değerlendirilmeli fakat asıl mesajı İslam'ın: Yunus Emre'den örnek verdiğim gibi sadece iyi bir insan olmak ve yaşamı ile başkalarının yaşamına destek vermektir, bu kadar basit aslında.

Konca Kuriş gibi bir kadın sırf bazı gerçekleri anlatmaya çalıştı diye Hizbullah tarafından vahşice katledildi. Hizbullah gider yerine IŞİD gelir o da gider yarın başkası gelir.


_______________________
Yanlış yaşam, doğru yaşanamaz.
Theodor W. Adorno

Konu Lefty tarafından (23.04.2018 Saat 11:24 ) değiştirilmiştir.
Lefty isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
caner taslaman, felsefe, felsefe forumu, felsefe kitabı, felsefe ve tanrı, felsefi, filozof, forum, hakkında, kötülük sorunu, nedir, tartışma, üzerine


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 23:39.

Forum Yasal Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2018 DragonByte Technologies Ltd. Runs best on HiVelocity Hosting.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2
Webcrawler by Felsefe.Net
Felsefe.Net Her Hakkı Saklıdır

Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info Adresine yollayabilir veya Buradaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz