Biz çocukken bir oyun oynardık. Aslında oyun değil bir kavga bu ama, çocuk aklı işte, kavgayı bile oyuna çeviriyor. Birisine küfür ettiğin zaman karşındaki çocuk ya defter alıp yüzünü sana tutarak ya da ellerini parmakları ile rabt edip avuç içini sana çevirerek "ayna ayna sensin o" ya da "kendi diyen kendi olur" derdi; tabi küfür kavgadan dolayı çıkardı ve bu karşılık verilen yöntem ile de kavga oyuna dönerdi.
Bu çocuk oyunu, çocukların saflığını ve bazı yöntemlerini bir hikmet havuzunun parçasıymışçasına kale alanlarca bilinir ki bir hakikati yansıtır. Hikmet ehli, tasavvuf ehli, zen ehli ve feylesoflar bu oyunun gerçekliğinden haberdardır. "Ayna" hakikati hikmetin sırlarından birisidir.
Dediğini yaşarsın. Görüştüğün insanlarsındır. Yediğinsindir. Görebildiklerinsindir. Duyabildiklerinsindir. Hissedebildiklerinsindir.
Kendimde değilken, kendimi bilmediğim anlardayken, zihnim meşgulken ve durgun değilken söylediğim negatif/pozitif tüm söylemler kendimim çünkü karşımdakini olduğu gibi gören değil, karşımdakini görebildiğim kadarını görenimdir. Görülenler yoktur, görebildiklerim vardır sadece. Ve görebildiğim ne ise ben oyumdur. Mes'ela güzel bir örnek vardır. Muhammed Mustafa aleyhisselâm bir gün talebeleri ile yolda yürürken yerde bir at ya da eşşek leşi görürler ve taleberi iğrenirler fakat peygamber der ki, "ne güzel inci gibi dişleri var", yani gözü olumsuzu değil, olumluyu görüyor çünkü olumsuzluklardan o kadar arınmış ki, olumsuzu fark etmesine rağmen, bu, onu etkilemiyor.
Şimdi bir saf insan vardır olumsuzu görmemesinin nedeni onun olumsuz olmadığını anlamamasıdır ki bu gibi kişiler kendilerini olumsuzluklardan koruyamazlar ve bir de hikmet ehli insanlar vardır ki onlar olumsuzun farkındadırlar fakat olumsuzluktan o kişi sıyrıldığı için, bu, onu rahatsız etmemektedir, etkilememektedir, koruma altındadır ve o kişi olumluda kalır, ve bir de olumsuzluktan sıyrılamamış ve olumsuzluğa çekilen insanlar vardır ki onlar da saf insanlar nasıl olumsuzu fark etmeyip olumluda kalır ve olumsuzdan korunamazlarsa, bunlar da tam tersini yaşarlar, olumsuzda/negatifde kalıp olumluyu/pozitifi göremezler; hikmet kelimesini olumlunun yanına eklemiyorum çünkü hikmetin içinde olumlu da vardır olumsuz da, hikmete sahip olmak bu ikisine olan farkındalıktan ve haliyle de razılıktan geçer.
Hikmet ben ile cem olmak, bir olmak, barışmak, bilişmek, sevişmektir. Ben bilinirse hikmet ehli olunur. Ve hikmete ermek için ben'i bilmek demek hiçlik, yokluk, varlık kavramlarını idrak etmek demektir, kavramların sistemlerini olduğu gibi kendimizce sistematize edip açıklamak ve yargılamak değil, açıklamadan beklemek çünkü yargılamadan ve açıklamadan sabır ile beklersek o zaman o biz açıklamadan evvel bize açılır; bize olan açılma süreci sabırla geçer ve sabır yine hikmetin bir gereğidir. Sabreden derviş muradına erer.
Murat kimdir? Murat, hikmeti dost edinmesi gereken kişidir çünkü başka arkadaşları ona kötü örnek olur ama hikmet ile dost olursa o zaman murat eden muradına erer yani hikmet olur, hikmet murat etmez çünkü murat olmuştur artık ve murat edilen olmuştur.
(Tekrardan merhaba)


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı
