2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Konu: Felsefeye giriş dersi için bir takım sorular

  1. #1

    Üyelik tarihi
    12 Aralık 2009
    Yaş
    20
    Mesajlar
    1

    Question Felsefeye giriş dersi için bir takım sorular

    3 sorum olacak. yardımcı olabilirseniz sevinirim.

    1Realizmin ve idealizmin varlık felsefesi bakımından hareket noktaları nedir?

    2-Varoluş ve dil arasında nasıl bir ilgi kurulabilir?

    3Düşünmede öznellik nedir?

    Şimdiden teşekkür ederim......

  2. #2
    Phi
    Phi çevrimdışı
    Phi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2008
    Yer
    Kuzey Kutbu
    Mesajlar
    1.101

    Standart

    Ilk sorunuzun cevabina iliskin;

    Oncelikle Varlik Felsefesi, Realizm ve Idealizm hakkinda bilgiye sahip olalim...

    http://www.felsefe.net/forum/felsefi...felsefesi.html

    http://www.felsefe.net/forum/felsefe...2-realizm.html

    http://www.felsefe.net/forum/felsefe...-idealizm.html

    Varlik Felsefesinde Realizm

    Felsefe tarihinin en karmaşık akımı olan realizm, genellikle bilincimiz dışında bir gerçeklik olduğunu ve doğal olarak da varlığı kabul eder. Bu varlık, genellikle madde ve doğa olarak anlaşılır.

    Ancak evrenin asıl gerçeğinin madde dünyası değil, idealar dünyası olduğunu söyleyen
    Platon da realisttir. Hatta orta çağda, bireysel varlıkların ve olayların değil, türlerin ve genel hükümlerin gerçek olduğunu savunan "kavram realizmi" ortaya çıkmıştır. Platonculuğun bir yorumu olan bu akıma göre üçgen, baba, ağaç, insan gibi genel kavramlar gerçektir. Adcıların (nominalistler) dediği gibi şu üçgen, Ali Baba, kayısı ağacı, bu insan gerçek değildir. Adcı olmayanlar da tek tek varlıkları gerçek kabul edip, onlara verilen genel kavramları gerçek olarak kabul etmiyorlardı.

    Daha sonraki felsefi gelişmeler içinde, gerçeklik anlayışı değişti. Ama gene de
    Descartes'ta, düşünce ürünü genel fikirler gerçek olarak kabul ediliyordu. Kant, düşünen zihin dışında bir maddi gerçekliğin olduğunu kabul ediyordu. Ancak bizim için gerçek dünya, bir takım fenomenlerden ibaret idi. Fichte'de de gerçek ile düşünce arasındaki gidip gelmeler, onu hem realist hem de idealist yapıyordu.


    Varlik Felsefesinde Idealizm

    Her türlü varoluşun insanın düşüncesinde var olduğu görüşünü savunan felsefi akımdır.

    İdea, Platon felsefesinde, her türlü maddî varlığın ve kavramın idealar dünyasında ve insan zihnindeki orijinal şekli idi. Bu kavram, daha sonraki filozoflarda da düşünce düşüncenin bir tipi, doğuştan ruhumuzda veya zihnimizde var olan doğru kavramlar olarak kullanıldı.

    Platon, gerçek dünya olarak idealar dünyasını alıyordu, Varlık dünyasındaki her şey, idealar dünyasından pay alarak maddi gerçekliğe ulaşıyor; ama madde bozulup yok olduğu halde idealar yaşamaya devam ediyordu.

    İdea fikri Tanrı'nın bu dünyadaki varlıkları ve oluşu yaratıp yönettiği fikirleri olarak Ortaçağ filozoflarında da yaşadı.


    Descartes,Locke ve Hume'da ideler,varlık dünyasının insan bilincindeki doğru tasarımları idi. İnsanların sübjektif olarak oluşturdukları tasarılara dayanan bu idealizm, ideleri tanrısal kaynaktan ayırıp insan psikolojisine bağlıyordu.


    Ancak "idealizm" kavramı ilk kez 18. yüzyıl ortalarında Berkeley'in felsefesini adlandırmak için kullanıldı. Berkeley, "
    hiç bir zaman tasarımlarımızdan başkasını bilmediğimize göre,niçin, onların herhangi bir şeyi temsil ettiklerini varsayıyoruz" diyordu. Herhangi bir şeyin varlığı, onun algılanmasından ve zihinde bir tasarım olmasından ibarettir. Bir nesnenin bilinçten bağımsız olarak varolduğunu söylemek, boş şey söylemektir. Varlık dünyası sadece düşünüp tasarlayabildiklerimizdir. Doğa veya evren dediğimiz şey de Tanrı'nın algısının bütününden ibarettir.


    17. yüzyıl filozoflarından Leibniz, evrenin esas ilkesi olarak "kuvvet" kavramını kabul etmiş; evrenin, "monad" adını verdiği bu enerji birimlerinden ibaret olduğunu savunmuştur. Sınırsız değişme yeteneğine sahip olan bu monadlar onu idealist bir atomculuğa götürmüştür.


    İdealizmin en aşırı şekli Berkeley'de gözükse bile, idealizmi sürekli bir felsefe okulu haline getirenler 18. yüzyılda Kant ile başlayan Alman idealist filozoflardır.


    Kant'a göre, gerçi insan zihninden ve düşüncesinden bağımsız bir gerçek nesne dünyası vardır. Ama biz onu tam gerçek şekliyle bilemeyiz. Biz sadece algıladığımız şeyi biliriz. Gerçek dünyanın da özünü (numen) algılayamayız, sadece görünüşleri (fenomen) algılarız. Algılarken de duyu organlarımız, anlama ve değerlendirme kategorilerimiz hem algılarımızı hem de bilgimizi düzenler.

    Bilgide, dış dünya kadar insanın iç dünyası da etkili olur. Kant, gerçek dünyanın var olduğunu kabul ediyor ama bizim onu tanımamız ve bilmemiz konusunda oldukça idealist davranıyordu

    Fichte'ye göre, ister biçim ister içerik olsun bütün bilgilerimiz ruhumuzdan benliğimizden çıkar. Bütün varlık dünyası "ben"in faaliyetinin ürünüdür. Fichte böylece Berkeley'in sübjektif idealizmine geri gitmiştir.


    Fichte'nin idealizmini "öznel" bulan Schelling, öznenin oluşumunu nesneye, doğaya bağladı. Varlık dünyasının sadece zihinsel ve ruhsal çaba ve kavramlarla tanınabileceği doğru idi. Ama doğa ve zihin birdirler, doğadaki reel bilgilerle insan zihnindeki ideal bilgiler birbiri ile uyumlu idi (bu nedenle Schelling idealizmine "realist idealizm" denir).


    Schelling çizgisinde giden Hegel, düşünce ile varlığın aynı şey olduğunu söyler. Gerçeğe sadece düşünce ile varmak mümkündür. Varlık dünyası da düşünme de aynı aklın bir başka şekillenmeleri olduğu için; düşünce, dışarıdan bir desteğe veya onaya gerek duymadan, kendi kendisini besleyerek gerçeğe ulaşır. Duyumlar bizi gerçeğe götürmekten ziyade, gerçeğin çokluğu ve bölünmüşlüğü ile oyalanırlar.
    Biz bir kac tembel, vakt-i kerahet bir uykuya dalmisiz, bir lugat paralamalar, bir tuhaf ruyalar, tabire gelmez.

Members who have read this thread : 2

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0