Türkiye'de felsefenin son dönemlerdeki seyrini burada paylaşalım.
Türkiye'de felsefenin son dönemlerdeki seyrini burada paylaşalım.
Söz uçar, yazı kalır...
"felsefenin seyri" bu tanımı biraz açımlar mısın?
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
Türkiye'de felsefe:Eski,Çağ,Yeni Çağ,Modern Felsefe Tarihi vs..'Derlemeleri yada çeviri',elimde çok arşiv olmasına rağmen, ilerisine ışık tutacak ne bir felsefik bir bilgi var nede oluşturulmuş düşünce,bunun ötesinde sadece,var olanın üzerinde düşsel olarak yazılmış eserler,bu belkide yönetimin baskısı veyahut pratik hayattan kopmama adına bir şeylerden uzak kalmamasınında nedeni olabilir (kendimi bir düşünce adamı yada düşünür olarak saymıyorum 'sayamamda' ama ilerisi için yapmak istediğim bir proje var ki,eğer istediğim şekilde gelişir ise,bütün bilim dallarını pratik bir zeka ile kavrama ve yerli yerine oturmasına etken olacak (kuramsal teori),tabiki bu arada ,beynin %3,4 değilde %5 yada 6'sını (10,..) çalıştırmak şart olacak,yapmak istemediğimiz tekşey,kalıbımızı kullandığımız beynimizin ufak bir bölümünü kapsadığından ibaret olduğunu düşünmek,çok şeylerler vadedebiliyoruz ama yönetim kısıtlıyor bir noktada),son olarak türkiyedeki felsefe ileriye yönelik bir felsefe değil,kanaatindeyim.
Hakikat, sevgili Pilatus, Tanrı’dır ve hakikati arayan herkes Tanrı’yı arar ve över. Tanrı nerede yaşar? Kafanda; başka nerede yaşayabilir ki?
Max Stirner
Türkiye'de felsefenin seyri özgür düşüncenin seyri ile paraleldir.Düşünce özgürlüğüne yönelik engeller,eğitim sistemi ve islam felsefesinin gelişiminin yön değiştirmesi ile Türkiye ' nin öznel koşulları Türkiye'de felsefenin gelişiminin önünü tıkamıştır.
Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..
Yaşayan felsefe ile etiketli felsefenin ayrıştırılması gerekir. Etiketli felsefenin yol almasını beklemek olası değildir. Öz, biçimden kopartıldığında biçimsizleşir ve öz olmaktan çıkar. Anadolu coğrafyasında diğer coğrafyalarda olduğu gibi bir felsefe her zaman var ola gelmiştir ve bu yaşayan felsefedir. Kültürler arasında var olan diyalog hiç bir zaman ne zamanla ne sınırlarla ne de düşüncelerin hapsedilmesi ile engelenemez. Felsefe en ücra sayılan yerde filizlenir ve çoğalır. Dogmatik yapıları felsefi bir birikim olarak görmemek bu nedenle önemlidir. Felsefenin hayat bulduğu alanları salt tartışma olarak görmemek gerekir. Felsefe şiirde, resimde, heykelde ve hayatın her alanında var-olmayı sürdürür ve yaşar/yaşatılır. Böyle olunca, ne yapmak istenildiğinin yanıtı bulunmalıdır. Felsefesi kategorize edilmemiş toplumlar aydınlarından yoksun demektir. Aydınlarını susturan toplumlar karanlığa mahkumdur. Toplumundan kopuk aydınlar şarlatan olmak zorundadır. O zaman, demek oluyor ki, felsefe yaratılacak bir olgudur, beklenecek olan değildir.
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
Bu konuda sayın nejdet'e katılıyorum.
Teorik felsefeden pratik felsefeye (yaşayan felsefeye) yeterli yansıma gerçekleşmediği için, pek çok insana felsefe hep ağır ve derin bir konuymuş gibi görünür ve insanlar "Hayat felsefen nedir?" gibi temel sorulara bile korkarak ve sıkılarak cevap verirler.
Özellikle siyasal ve ekonomik olarak zor dönemlerden geçtiğimiz günümüzde, insanları yaşayan felsefe üretmeye teşvik etmek ve bir şekilde üretilmiş bu biçimdeki felsefi çalışmaları yaymak, toplum sağlığı için çok faydalı olacaktır kanaatindeyim.
Bu konudaki benim nacizane çalışmalarıma aşağıdaki köprüden ulaşabilirsiniz.
Saygılarımla.
Felsefe gerçekten derin bir konudur bunu değiştiremeyiz. Düşüncelerin sonsuz denizi ne kadar basit olabilir ki? Fakat felsefenin boşuna bir çabayla yüzeyselleştirilmeye çalışılması yerine insanların kendilerini bu mantıksız sığlıktan kurtarıp derinleşmesi gerekmektedir. Felsefeyle ilgili hiçbir sorun yoktur. O durağandır(sonsuzluk ne kadar durağansa), değişen bizleriz, sorunda bizde.
sonsuzluğun durağan ve felsefenin de durağan olduğunu düşünmüyorum. sonsuzluğun devasa devinimini "durgun devinim" olarak görüyorum; ki, bu konuyu "durgun devinim" başlığı ile ayrıntılı açıklamış bulunuyorum. -yanılgı bana ilişkin olsun-
felsefeyi yaratan ide/düşünce olduğuna ve bunun da toplumsal/kültürel/tarihsel dinamiklerin sonucunda insan tarafından yaratılmasına göre "insana/biz dediğiniz insana ilşkin sorun felsefenin de sorunu olacaktır. felsefenin sorunu yok, sorun bizde tanımlaması kanımca kendi içerisinde çelişiktir.
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
Sonsuzluğun durağan olup olmadığı konusu bakış açılarımız dolayısıyla farklılık gösterebilir. Bu ayrı bir tartışma konusudur bu yüzden buna değinmeyeceğim ancak ''Durgun Devinim'' başlıklı yazınızı okuyacağım.
Tabii ki insana ilişkin sorun felsefeye de ilişkin bir sorundur ancak bu iki kavramı eşdeğer ve aynı yönde bağımlı iki parça olarak göremeyiz. İnsana ilişkin bir sorun derim çünkü çözümü insandadır. Felsefe kavramında bu bağlamda çözülecek bir şey yoktur. Çözmesi gereken ve çözülmesi gereken insandır. Kısacası sorun neleri etkilerse etkilesin, kiminle dolaylı ilişkisi olursa olsun, sorun aslında dolaylı ilişkili olanlarda ve özün nedenlerinde değil yalnız ve yalnızca özün kendisindedir. Burada da insan temeldedir.
Örnekle açıklayacak olursak, bilgisayarda anakart bozulursa ona bağlı diğer bütün parçalar gerçek işlevlerini yerine getirmeyecektir. Bu durumda ortada olan sorun bütün parçaların da sorunudur, çünkü hiçbiri de yerine getirmesi gereken işlevi yerine getirememektedir. Oysa ki özde o parçalar sorunsuzdur. Bu durumda sorunu oluşturanın anakart olmasına ve parçaların da bu soruna sahip olmasına rağmen, bu sorundan yalnızca etkilendiklerini ama kaynağının da, çözümünün de o parçalarda yer almadığı ortaya çıkar.
Ben ''Sorun bizde'' dedim çünkü gerçekten sorunun nerede olduğunu anlamak için sorunun ve çözümün bulunduğu yere bakarım; bunların istemsiz/istemli etkilediklerine değil.
teşekkür ediyorum, açılımınıza katılıyorum
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.