Sayfa 1/2 12 SonSon
14 sonuçtan 1 ile 10 arası

Konu: Nietzsche ve Eğitim

  1. #1
    birebir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08 Şubat 2010
    Mesajlar
    116

    Standart Nietzsche ve Eğitim

    NIETZCHE AND EDUCATION

    Talip KABADA YI*

    ÖZET: Nietzsehe'nin tarih ve tarih eğitimiyle çok yakından
    ilişkili olan eğitim ve eğitim felsefesine ilişkin görüşleri,
    onun genel felsefe görüşü içinde en çok göz ardı edilen
    bir yandır. Pek çok kişi onun eğitime ilişkin fikirlerini
    ya bilmemekte ya da onun eğitimin önemi hakkında söylediklerini
    kolay bir şekilde anlamamaktadır. Ne ki Nietzsehe
    ve felsefesinde, eğitimde en önemli sorunlardan birisi
    olan, bilginin nasıl aktanlacağı sorununa ve insanlığı putlardan
    ve yanılmalardan nasıl özgür kılaeağımıza ilişkin
    çok çarpıcı yanıtlar bulmak oldukça olanaklıdır.
    ANAHTAR KELİMELER: Tarih, Tarih Felsefesi, Eğitim,
    Eğitim Fei.l'efesi
    ABSTRACT: Nietzsehe's viı;ws of edueation and of philosophy
    of edueation related to history and philosophy of
    historyare the most negleeted aspeet of his general philosophy.
    A number of people either do not know anything
    abou! Nietzsche's edueational ideas or do not figure out easily
    what he said regarding the importanee of edueation.
    However, it is highly possible to find very striking answers
    akin to the liberation of mankind from its idols and illusions
    and the question of how to transfer knowledge, whieh
    is one of the most important problems of edueation.
    KEY WORDS: History, Philosophy of History, Educarion,
    Phi/o.l'ophy of Education.

    GiRiş
    Rosa Maria Dias'ın aktardığına göre, Nietzsche'nin
    hayatı boyunca esas ilgi alanı, eğitim
    ve kültür olmuştur.. Onun düşüncelerinde
    eğitim ve kültür birbirinden ayrı tutulamazlar;
    yani, bir eğitim tasarımından yoksun bir kültürün
    dayanaksız kalacağı gibi, kendisini destekleyip,
    besleyecek bir kültür olmaksızın da eğitim
    olanaklı değildir. Nietzsche'ye göre, eğitim sistemi
    hümanist bakışı terk edip, bilimsel bakışı
    benimsediği için, eğitim bayağılaşmış ve eğitimin
    hedefi de faydalı ve kar getiren insanlar yetiştirmek
    olmuştur. Dias'a göre Nietzcshe, kültürün
    zayıflatılmasından birinci derecede devleti
    ve iş adamlarını sorumlu tutar. Bunlar, bireyin
    yavaş yavaş olgunlaşmasına ve kendi kendini
    sabırla biçimlendirip, oluşturmasına engel olurlarken,
    gençlerin para kazanmasını ve kazandırmasını
    olabildiğince çabuk öğrenmelerini sağlayan
    bir eğitim sistemi oluşturmak isterler.* Bununla
    beraber, Nietzsche'nin eğitim ile eğitim
    felsefesine ilişkin fikirleri ve tespitleri, onun genel
    felsefe görüşü içinde en çok unutulan ve göz
    ardı edilen bir yandır. Bu yüzden bu çalışmanın
    konusu, Nietzsche'nin yapıtlarını temele alarak,
    onun eğitimi özellikle de çağındaki tarih eğitimini
    nasıl ele alıp, tasarladığı nı çözümlernek, aydınlatmak
    ve filozof Nietzsche'den eğitim hakkında
    öğrenebileceğimiz hala çok şeyolduğunu
    ortaya koymak olacaktır.
    Nietzsche Zamana Aykırı Düşünceler adlı
    yapıtının içinde yer alan, Tarihin Yaşam için Yarar
    ve Zararları kısmında, çağını klasik felsefede
    bulduğu ölçütlere göre değerlendirir ve yargılar;
    yani, çağına klasik felsefe perspektifinden
    bakar; çünkü onun zamana aykırı düşünceleri
    Yunan kültürü çalışmalarının bir sonucudur ve o
    bunun böyle olduğunu sık sık tekrarlar. Nietzsche'
    nin bu yazısındaki problemi bir anlamda çağındaki
    en önemli sorundur; hatta çağının hastalığıdır.
    Nietzsche'ye göre çağı tarih ateşinden
    kıvranmaktadır; bir kültür doktoru olan Nietzsche'
    de bu hastalığı teşhis etmiş ve incelemek üzere
    nesne edinmiştir.
    *Arş. Gör., ır Ü. Edebiyat Fakültesi, Felsefe Bölümü
    . Daha fazla bilgi için bakınız, Rosa Maria Dias, "Nietzsche and Education", Brazil: Encyclopedia of Philosophy of Education Online, 2001.
    181 Talip Kabadayı [ J. of
    Ed 20

    Nietzsche yazısına, yaratıcılığa en temel tehdit
    olan bilgi için bilgi edinmeyi temellendirmek
    ve göstermek için Goethe'den bir alıntıyla başlar.
    "Etkinliğimi artırmadan ya da doğrudan
    doğruya yaşamıma bir şey katmadan, bana yalnızca
    bilgi veren her şeyden nefret ederim"(1).
    Nietzsche'nin gönderme~e bulunduğu bilgi, tarihsel
    bilgidir; aslında tarih çalışmasıdır. Tarih,
    özellikle o dönemde, Alman üniversitelerinde
    moda bir bilimdir ve bu modaya kapılan Nietzsche'nin
    çağdaşları canlılıklarını yitirmiş ve
    geleceği istedikleri şekilde biçimlendirme kapasitelerini
    kaybetmişlerdir. Ona göre elbette tarihe
    ihtiyacımız var; ancak ona yaşam ve eylemde
    bulunmak için ihtiyacımız var. Demek ki tarih,
    yaşam için yararlı olduğu sürece ve ona hizmet
    ettiği ölçüde değerlidir; yani, tarih her durumda
    değerli değildir. Örneğin, yaşamı çirkinleştiren,
    kötü eylemleri ört bas eden tarih değerli değildir.
    Nietzsche bu düşüncenin zamana aykm olduğunu
    söyler. Neden? Çünkü herkesin büyük
    bir başarı ya da zafer olarak aldığı, kabul ettiği
    bir şeyi, Nietzsche zararlı, eksik ve hasta olarak
    görüyor. Ona göre "fazlaca çoğaltılmış bir erdem,
    bizim için fazlaca çoğalmış bir kötülükten
    daha zararlı olabilir"; bunu söylerken tarih eğitiminin
    aşırı yaygınlaşmasına göndermede bulunuyor
    (1). Nietzsche yazısına, insanı unutan, anda
    yaşayan ve dolayısıyla da insandan daha mutlu
    olan hayvan sürüsüyle karşılaştırarak devam
    eder. İnsan unutmayı öğrenemediği için hep
    anımsar ve geçmişi hatırlar; yani tarihselolarak
    yaşar. Dahası, insan geçmişin farkında olmaktan
    ve zamanın akıp gitmesinden rahatsızlık duyar.
    Öte yandan, hayvan tarih dışı yaşar; yani anımsamadan,
    anda yaşar. Aslında tarih dışı yaşamak,
    unutabilme kapasit~sidir ve işte bu yüzden
    hayvanın yaşamı daha çok arzulanandır; çünkü
    hayvan için hatırlamadan, mutlu yaşamak olanaklıdır
    cı).
    İşte unutmakapasitesindenyoksun bir insan,
    mutsuzluğa mahkumdur. Eğer yanılmıyorsam,
    Nietzsche'ye göre unutmak, yaratıcı bir eyleme
    atılmak için, insanın yükten, kendisini engelleyen
    şeylerden kurtulmasıdır; elbette burada söz
    konusu olan aşm tarihten ve tarih eğitiminden
    kurtulmaktır. Öte yandan geçmişin hatırası olmadan,
    insanların insanlaşamayacaklarını da
    göz ardı edemeyiz. İnsan, tarih duygusu geliştirerek
    ve geçmişi şimdinin yararına döndürerek,
    hayvanların üzerine yükselir ve hakiki insan
    olur. Geçmişin günümüzün mezar kazıcısı olmaması
    için ve geçmişin unutulma sınırını da belirleyebilmek
    için, insan, bir toplumun, kültürün
    ve kendisinin plastik gücünün ne kadar büyük
    olduğunu bilmek zorundadır. Bu güç, geçmiş ve
    yabancı olan şeyi, insanın kendisine uygun ve
    yararlı şekilde geliştirme ve uydurma yetisidir.
    Bu yeti insanların bazılarında az, bazılarında ise
    çoktur. Nietzsche'ye göre tarihsel ve tarih dışı
    olma, bir insanın, halkın ve kültürün sağlığı için
    aynı ölçüde gereklidirler. Bu demektir ki, insan
    doğru zamanda hatırlamasını, doğru zamanda
    unutmasını bilmelidir. Demek ki mesele, hatırlama
    ve unutma arasında doğru bir denge bulmadadır.
    Mutluluk ve doğru eylemde bulunma da
    buna bağlıdır aslında. O halde denge, tam bir insan
    yaşamı ortaya koyar (I).
    Nietzsche'ye göre, eğer insan pek çok durumda,
    içinde her büyük tarihselolayın başladığı
    tarih dışı atmosferi sezip, bundan haz duysaydı,
    bu insan bilen bir varlık olarak kendisini tarih
    üstüne yükseltebilirdi (1). Buraya yükselenler
    , tarihte yaşamaya ya da yer almaya artık devam
    etmek istemezler çünkü şunun farkına vanrlar:
    tüm olayların tek koşulu, eylemde bulunan
    insanın ruhundaki adaletsizliktir. Tarihsel
    insan, geçmişe bir göz atmayla geleceğe sıçrar;
    cesaretini yaşamak için ateşler ve bir gün adaletin
    geleceğine inanır. Buna karşılık tarih üstü insan,
    bu düşüncelerin, mutluluk, erdem vb... şeyleri
    getirip getirmeyeceğine kuşkuyla bakar;
    çünkü ona göre geçmiş ve şimdi bir aynıdır cı).
    Nietzsche'ye göre tarih üstü insan, tarihin anlamsız,
    eşit derecede değersiz anlar dizisinden
    başka bir şeyolmadığını kavramasının sonucu
    olarak bulantı ve tiksinti duyar; ancak bu görüş
    eylemden kaçınmayı öğütlemektedir.
    Özetleyecekolursak, tamamıyla üstün ve bilimsel
    bir disiplin olarak görülen tarih ve tarih
    eğitimi, yönlendirici ve engelleyici olmamalıdır;
    tersine, tarih daha yüksek bir güç tarafından
    yönlendirilmeli ve kontrol edilmelidir. Tarih veya
    tarih çalışması ancak o zaman yeni bir yaşam
    akışına ve kültüre yol açacak ve yararlı olacaktır.
    Nietzsche şimdi yaşama hizmet edebilecek
    üç tür tarihten söz eder. Birincisi, eylemde bulunan
    ve tutkulu insanla ilg1ıi anıtsal tarih; ikincisi
    koruyan ve saygı gösteren insanla ilgili antikacı
    tarih; üçüncüsü ise acı çeken ve kurtuluşa
    gereksinim duyan insanla ilgili eleştirel tarihtir.
    Ancak Nietzsche, bu tarihlerin kolayca kötüye
    kullanılabileceğini de söylemeden geçmez.
    Anıtsal tarih özellikle enerji dolu ve güçlü
    insanla ilgilidir. Büyük uğraş veren, örneğe, öğretmene
    ihtiyaç duyan ve çağdaşları arasında
    bunları bulamayan insanla ilgilidir anıtsal tarih.
    Demek ki anıtsal tarih, geçmişin büyük insan ve
    olaylarına göndermede bulunarak, büyüklük örnekleri
    sunar (1). Anıtsal tarihin değeri ve günümüz
    insanına yararı, bir zamanlar olanaklı olan
    büyüklüğün, tekrar olanaklı olabileceğidir (1).
    Çalışıp, çabalayan insanın elbette örneklere ihtiyacı
    vardır ve bunları yaşayan insanlar arasında
    bulamaz. Bu yüzden anıtsal tarih bu insana, büyük
    insanların hayatları, bireylerin mücadelelerindeki
    büyük anlar ve geçmişte mümkün olan
    şeyin, şimdi ve gelecekte de yapılabileceğine
    dair bir inanç ve güven sağlar. Ancak anıtsal tarih
    yaşam için zararlı da olabilir. Benciller ve fanatikler,
    bu tarih tarafından imparatorlukların
    yok edilmesi, kralların öldürülmesi ve devrim ve
    savaş yapmak üzere yönlendirilmişlerdir. Ayrıca
    anıtsal tarih analojilerle yanıltır ve güçlü olanları
    yanlış yönlendirebilir. Güçlü olmayan, zayıf
    insanlar anıtsal tarihi incelerken, anıtları klasikleştirirler
    ve onlara tapa~lar. Anıtsal tarihin en
    yararsız ve değersiz kullanımı, büyük insanların
    eylem ve çabalarına engelolmaktır (1).
    Antikacı tarih geçmişi koruyan ve ona saygı
    duyan insanla ilgilidir. Aslında bu tarih, muhafazakar
    ve hürmetkar kafalara aittir çünkü bu insan
    geçmişe saygı ve sevgiyle bakar; eski çağların
    kalıntılarını dikkatle korur. Ayrıca kendisinin
    içinde bulunduğu koşulları, kendisinden

    182
    sonra gelenler için muhafaza eder ve bu şekilde
    yaşama hizmet etmiş olur. Bu insanın, geçmişin
    ayrıntı ve bulanıklığını doğru anlama yeteneği
    yanında, sabır ve girişkenliği de vardır. Antikacı
    zihnin en büyük değeri, bir millet ya da bireyin
    zorlu koşullarına dokunaklı bir haz ve memnuniyet
    duygusu devredebilme yeteneğinde yatar
    (1). Ancak antikacı anlamdaki tarih, etkinliği
    ve eylemde bulunmayı engelleyebilir çünkü o
    sadece yaşamı muhafaza eder, onu üretmez. Dahası
    bu tarih, yeni olan her şeyi yadsıyabilir ve
    eski olan her şeyi ölümsüz olarak övebilir (1).
    Anıtsal ve antikacı tarih yanında, insanın
    eleştirel tarihe de ihtiyacı vardır. Bu tür tarih,
    geçmişten gelen ve yaşayan adaletsizliklere ışık
    tutar. İşte, bu tarih bir anlamda antikacı tarihin
    karşısında yer alır; yani, eleştirel tarih, antikacı
    tarihe karşı bir tür panzehirdir. Eleştirel tarih
    geçmişi parçalar ve yeniden belirleyip, tanımlar.
    Her şeyi korumak kadar her şeyi yok etmenin de
    yaşama zarar verebileceğine dikkatimizi çeker.
    Bu tarih bizi, geçmişin ve şimdinin zincirlerinden
    kurtararak, olayların üzerimizdeki baskısını
    azaltır. Öte yandan, eleştirel tarih geçmişi yargılayıp,
    tamamıyla yok ettiğinde yaşam için zararlı
    olacaktır çünkü bizler daha önceki kuşakların
    ürünleriyiz ve köklerimizi onlarda buluruz (1).
    Birkaç cümleyle söylersek, Nietzsche'ye göre
    tarihin değeri, yaşama hizmet etmesindedir.
    Bütün insanlar ve uluslar, farklı amaç, enerji ve
    isteklerine göre bu tarih türlerinden birisine ihtiyaç
    duyarlar. Bu ihtiyaç duyma bilgiye susamışlığı
    dindirmek için değil, yaşama amacı içindir.
    Tarih ancak yaşam ve onun istekleri tarafından
    yönlendirilip yönetildiğinde anlaşılır ve değerli
    hale gelir. Tarihin ve tarih eğitiminin yaşam
    üzerindeki aşırı hakimiyeti ve ağırlığının yol açtığı
    zararlar da birkaç cümleyle şöyle sıralanabilir:
    bireyin kişiliği zayıflatılmış; insanların iç güdüleri
    yok edilip, olgunlaşmaları engellenmiş ve
    yaratıcılık söndürülmüştür. Tarihin doğru anlaşılması,
    onun yaşama hizmet etmesini kolaylaştıracaktır
    ve böylece tarih ve tarih çalışması insanlığı
    putlardan ve yanılmalardan kurtarmanın
    temelini oluşturacaktır.
    183 Talip Kabadayı [ J. of
    Ed 20

    Nietzsche yazısına çağının eğitim sistemine
    eleştiriler getirerek devam eder çünkü ona göre
    bu eğitim sistemi aşırı tarihin bekçiliğini yapmaktadır.
    Halbuki insan için esas olan, yaşamayı
    öğrenmek ve tarihi, yaşamayı öğrendiği hayatın
    hizmetinde kullanmaktır. İşte Nietzsche bu
    yüzden gençlere dayatılan tarih eğitimini protesto
    eder. Ona göre Alman kültürü, kültür hakkında
    bir tür pilgidir ve bu bilgi hem yanlıştır hem
    de yapaydır; çünkü bu kültür yaşamdan çıkıp,
    gelişen bir kültür değildirDolayısıyla Almanlar
    çevrelerindeki kültürlerin içinde boğuldukları
    için Alman kültürü diye bir şey yoktur aslında.
    Eğitim de bu yanlış ve kısır kültür kavramına
    dayandırılmış ve ondan çıkarsanmıştır (1). Böyle
    bir eğitimin amacı da özgürce eğitilmiş, yaratıcı
    insanlar ortaya çıkarmak değil; öğretilmiş
    insan ve yaşamı mümkün olduğunca nesnel olarak
    gözlernek için kendisini yaşamdan çeken
    araştırmacı üretmektir. Ioanna Kuçuradi'nin aktardığına
    göre Nietzsche, bir hedef ve merkezden
    yoksun olan bir eğitimin, hislorik eğitim
    olarak yapıldığını ve eğitimden beklenenin de,
    eğitilen insanı elden geldiğince çabuk yürüyen
    ansiklopedi yapmak olduğunu dile getirir (2).
    Anlaşılan o ki Nietzsche, bireyin özgürce gelişimine
    olanak sağlayan bir eğitim tasarlamaktadır.
    Böyle bir eğitimin sonucu olarak özgür ve yaratıcı
    insanlar, yarattıklarıyla diğer insanlara yol
    gösterip, hedefler koyacaklardır. Elbette yukarıda
    tarihle ilgili dile getirilen hedefle ortaya çıkan
    eğitim, doğal değildir ve bunun farkına varanlar
    da bu eğitimle henüz tam olarak şekillenmemiş
    kişilerdir. Bunu bir de bu eğitimin doğal içgüdülerini
    henüz yok etmediği gençler fark edebilirler.
    İşte bu moda eğitimi ortadan kaldırmak isteyenler,
    gençlerin kendilerini ifade edip, aşmalarına
    yardımcı olmalıdırlar. Eğitimcilere göre
    gençler, eğitimlerine kültür bilgisiyle başlamalıdırlar
    , yaşam bilgisiyle değiL. Elbette bu bilgi
    gence tarihsel bilgi şeklinde yavaş yavaş verilir.
    Nietzsche bunu açık kılmak için şu güzel örneği
    verir: genç ressamlar bir ustanın atölyesine değil
    de hatta en yetenekli ve öğretici usta olan Doğaya
    değil de sanat müzeleri ve galerilerine gönderilirler
    (1). Demek ki modern eğitimin amacı,
    eğitimli, özgür ve yaratıcı insanlar yetiştirmek
    değil; bilgiçlik taslayan bilim ve tarih adamı yetiştirmektir.
    Bu yüzden eğitimli insan ile tarih
    eğitimi almış insan; yani geçmiş ve pek çok konu
    hakkında olabildiğince çok şey bilen insan,
    birbirinden tamamen farklıdır. Nietzsche'ye göre
    biz modern insanlar kendi kendimize hiçiz ve
    ancak geçmişin adetleri, sanatları, felsefeleri,
    düşünceleri ve dinleriyle kafalarımızı doldurduğumuzda
    düşünülmeye değer hale geliriz. Elbette
    açlık duyulmadan alınan bu bilgiler zararlı
    olacak ve yaşamın şekillendirici plastik gücünü
    tüketecektir. Böylece Nietzsche'ye göre, kişilik
    zayıflatılır; içgüdüler yok edilir; olgunlaşma engellenir
    ve yaratıcılık söndürülür (1). Kuçuradi'ye
    göre Nietzsche, bilme ihtiyacı ve bilgi açlığı
    duymadan eğitim sırasında kilolarca bilgiyle
    doldurulan modern insanda sindirme gücü ve
    yoğrulabilirlik olmadığını öne sürer (2).
    Şimdi konumuzu daha açık kılmak için Nietzsche'nin
    öteki yapıtlarında eğitimle ilgili söylediklerine
    bakalım.
    Böyle Buyurdu Zerdüşt adlı kitabının Eğitim
    Ülkesi Üstüne başlıklı kısmında Nietzsche
    şöyle der: "gerçek, kendi suratlarınızdan daha
    iyi maske takamazdınız; ey günümüz insanları!
    Sizi kim tanıyabilir ki!"(3). Demek ki çağdaş
    eğitim, kişilerin kendileri olmalarını engelleyip;
    yaratma yerine kendilerini gizlernelerine yol açıyor.
    Nietzsche böyle insanlara katlanamadığını
    söyler. "İçime acılık veren şu ki, ne çıplakken
    katlanabiliyorum size ne de giyinmişken, ey günümüz
    insanları!" (3). Bu demektir ki, bu insanlar,
    eğitimsizken de çağdaş eğitim aldıktan sonra
    da, aynılar; hiç değişmiyorlar. Dahası, bu insanlar
    her düşünceye karşı çıkarlar, kendilerinin
    tek hakikat olduğunu ve her şeyi bildiklerini savunurlar.
    İşte bu yüzden bu insanlar kısırdır.
    Yine aynı yapıtın Bilginler Üstüne başlıklı
    kısmında Nietzsche şöyle söyler: "bilginler
    evinden ayrıldım ve kapıyı çarptım ardımdan.
    Gönlüm pek aç kaldı onların sofrasında; onlardakine
    benzer, ceviz kırar gibi bilgi araştırma
    ustalığı yok bende" (3). Nietzsche burada bir
    bilgiden diğerine çok çabuk geçilmesini eleştirir;
    çünkü bu bilgilerin sindirilmesi, yoğrulması
    Nietzche ve Eğitim 184
    gerekir. Ayrıca Nietzsche, bir yere kapanıp,
    araştırma, inceleme ve felsefe yapmaktansa, özgür
    ortamda, özellikle doğada, engellemelerden,
    baskılardan akademisyen ve bilginlerin değer atfetrnelerinden
    uzak bir şekilde bilgi araştırma
    ustalığı kazanmayı savunur. "Serin gölgede oturup,
    her şeyi seyreden bilginler, bilgelik taslarlar
    , yapmacıktırlar ve karmaşıklıktan hoşlanırlar;
    ayrıca birbirlerini yakından ve kuşkulu gözetlerler"
    (3). Gördüğümüz gibi Nietzsche sade
    olmayı, hileli olmamayı savunur.
    Tan Kızıllığı'nda kısaca şunları dile getirir
    Nietzsche: derisini değiştirmeyen yılan nasıl
    yok olup gidecekse, fikirlerini değiştirmek istemeyen
    kafalar da öyle yok olup gideceklerdir
    (4). Bir genci baştan çıkartıp, bozmanın en emin
    ve kestirme yolu, ona, kendisinden farklı düşünenlerden
    ziyade, kendisi gibi düşünenlere çok
    saygı göstermesini salık ~ermektir (4).
    İyinin ve Kötünün Ötesinde adlı yapıtının
    ikinci bölümünde şunları buluruz: insanlığın gelişimi
    ve eğitimi için en büyük sorumluluk filozoftadır.
    Demek ki sadece filozof zihinlerimizin
    doğalolarak aydınlanmasını sağlayabilir (5).
    Putlann Alacakaranlığı adlı eserinde Nietzsche
    der ki: Eğitimciler için görmeyi, düşünmeyi
    ve konuşup, yazmayı öğrenmek mutlak
    olarak gereklidir; bu gerekli üç şeyin hedefi,
    soylu bir kültürdür (6).
    İnsani Çok İnsani adlı kitabında Nietzsche
    şöyle der: "Eğitimcileri eğitecek olanlar, ilkin
    kendilerini eğitmelidirler! Ve ben onlar için yazıyomm"(
    7) .
    Son tahlilde, Nietzsche'ye göre bilgi parçaları,
    eğitimin körletilmesine ve zayıflatılmasına
    yol açıyor ve daha da kötüsü bilim ve sanat; bilim
    adamları ve sanatçılar da buna destek veriyorlar.
    Mevcut "eğitimlilerle" işbirliği de boşunadır;
    çünkü onların yaptığı tek şey hastalığı inkar
    etme yollarını arayıp, doktorlara, özellikle
    kültür doktorlarına engelolmaktır. Bir diğer tehlike,
    eğitimsiz sınıfların çağdaş eğitim salgınına
    yakalanmaları ve bu sahte, sözde eğitimi de evrensel
    hale getirmeye çalışmalarıdır. Nietzsc-

    * Ebedi doğruluk
    he'ye göre tüm bu olumsuzluklardan kaçınmak
    için ilkin tarih dışı düşünmeyi öğrenmeliyiz,
    sonra elde hazır bulduğumuz eğitimi yadsımalıyız
    ve onu savunmamalıyız. Yeni eğitimin temeli
    aeterna veritas * olmalıdır (1). İnsanların bir
    yanını aşırı geliştiren, bir yanını ise bastıran eğitime
    karşı çıkılmalıdır. Nietzsche'nin istediği,
    insanın her yanını geliştiren bir dengedir; dolayısıyla
    dengeli bir eğitimdir. Ona göre, iyi eylesin
    ve davransın diye, pek çok zincir vumlur insana
    ve o da böylece daha kibar ve dikkatli olur.
    Aslında bu zincirler hakim moral ve eğitimin hatalı
    ve eksik kavramlarıdır. Bu zincirler ve etkileri
    atıldığında, zihin özgÜrlüğüne kavuşan insanlar
    övülmeli ve onlara değer verilmelidir. İşte
    ancak böyle bir eğitim, kişinin yeni şeyler yaratmasını,
    bütün eylemlerinin tamamen kendisine
    ait olmasını sağlayabilir. Bu kişi ve insan eğitiminin
    asıl amacı, yaratıcı ya da üst insanların
    tesadüfen değil; bilerek ve bilinçli bir şekilde ortaya
    çıkartılmasıdır. Bu insanlar yarattıklarıyla
    bu dünyaya anlam (lar) katarlar ve öteki insanlara
    yeni hedefler koyarlar.

    KAYNAKLAR
    [1] Nietzsche, F. "Untimely Meditations", RJ. Hollingdale.
    Cambridge. Cambridge University Press.
    s: 59-119 (1983).
    [2] Kuçuradi, loanna. "Türk Felsefe Araştırmalarında
    Ve Üniversite Öğretiminde Alman Filozofları"
    , Ankara. Türkiye Felsefe Kurumu Konferansıarı.
    S:71 (1986).
    [3] Nietzsche, F. ''Thus Spoke Zarathustra", WaIter
    Kaufman. Portable Nietzsche. New York. The Wiking
    Press. s: 231-237 (1973).
    [4] Nietzsche, F. ''The Dawn", Walter Kaufman. Portable
    Nietzsche. New York. The Wiking Press. s: 92
    (1973).
    [5] Nietzsche, F. ''Beyond Good and Evil", RJ. Hollingdale.
    New York. Penguin Books. s: 70-74
    (1990).
    [6] Nietzsche, F. ''Twilights ofthe Idols", Walter Kaufman.
    Portable Nietzsche. New York. The Wiking
    Press. s:511 (1973).
    [7] Nietzsche. F. "Human All Too Human", Walter
    Kaufman. Portable Nietzsche. New York. The
    Wiking Press. s: 50 (1973.
    Her defasında olgunlaşacak ve çürüyeceksin,
    Çekirdekten bir daha filizlenecek ve bir daha ağaç olacaksın,
    Kendi meyven ile bir daha olgunlaşacak ve bir daha çürüyeceksin.

  2. #2
    Mühendis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Ekim 2009
    Yer
    Nazilli
    Mesajlar
    271

    Standart

    Nietzche;

    Emekçi yığınlarının, geri diye tanımlanan iyi yetişmemişlerin, soysuzların, halkların ve ırkların kökünün kazınmasını,toplumu üst insan ve sürüler olarak ikiye ayırarak yaratmaya çalıştığı üstün insanın yanında yer alarak, demokrasi ve sosyalizme karşı mücadele edilmesi gerektiğini savunur.
    Bunun gereği olarakta çağının/ülkesinin mevcut eğitim sistemine (Tarihine/kültürüne/sınıfsal yapısına ….) karşı çıkarak üst insanı yaratacak yeni bir tarih yazılmasını ister.
    Onun felsefesi ! anlayışı , ırk teorisi Alman faşizminin yol göstericisi olmuş ve ideolojik öncülüğünü yapmıştır.(Böyle Buyurdu Zerdüşt ,Deccal)


  3. #3
    birebir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08 Şubat 2010
    Mesajlar
    116

    Standart

    Merhaba Mühendis,

    Elbet birçok değer yanlış anlaşıldığında fayda yerine zarar verebilir.

    Niçenin üst insan gereksinimi,çağının içinde bulunduğu yapı sebebiyledir.Demokrasi ve sosyalizme savaş açmış mıdır bilmiyorum ancak aklı yarım çoğunluk yerine aklı başında tek otorite taraftarı olduğunu biliyorum ve birde ''kendisi verdiği halde,alan birileri olmasından dolayı,bu vermenin verdiği yücelme ile alana teşekkür edişine rastlamıştım ve burada minnet altında kalan,alan değil veren idi şimdi bu durumda sosyalizmden onun ne anladığı önemli.

    Demokrasi,sosyalizm,kapitalizm vs bunlar son değillerdir.

    Şöyle düşünüyorum;öyle bir zaman gelecek ki,insanlar geçmişe baktıklarında,geçmişin adalet hak hukuk demokrasi adına çaba sarfettikleri değerleri anlamsız bulacaklardır.Misal bu memlekette demokrasinin bir anlamı yoktur ama irandan iyidir gibi.
    Her defasında olgunlaşacak ve çürüyeceksin,
    Çekirdekten bir daha filizlenecek ve bir daha ağaç olacaksın,
    Kendi meyven ile bir daha olgunlaşacak ve bir daha çürüyeceksin.

  4. #4
    botros - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13 Şubat 2010
    Yaş
    33
    Mesajlar
    12

    Standart

    Sn.Mühendise katılmıyorum sosyalizmi çok fazla baz alıyor sanırım,Niçe aynı zamanda biraz deli ondan nhilist olması beklenir ama sosyal fikirler üretmesi pek beklenemez yani öyle bir deli deha bu,Naziler daha sonra peşini bırakıyorlar sanırım.Yazıyı ilgiyle okudum egemen iktidara baş kaldırısı var bu yanıyla marksistlere benziyor.

    Saygılarımla..

  5. #5
    birebir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08 Şubat 2010
    Mesajlar
    116

    Standart

    F. NIETZSCHE

    Kapitalizm;

    Gölgesini satamadığı ağacı keser.
    Her defasında olgunlaşacak ve çürüyeceksin,
    Çekirdekten bir daha filizlenecek ve bir daha ağaç olacaksın,
    Kendi meyven ile bir daha olgunlaşacak ve bir daha çürüyeceksin.

  6. #6
    birebir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08 Şubat 2010
    Mesajlar
    116

    Standart

    Nietzsche’nin dünyevi ruhu

    Sanayi, teknoloji ve kapitalizmin damgasını vurduğu çağımızın ruhsuz bir çağ olduğu düşüncesi sık sık dile getirilir. Bu eleştiriyi yapanların önemli bir kısmı da dini, alternatif olarak ortaya koyarlar. Oysa ruhsuzluğun panzehirinin din olması gibi bir zorunluluk yoktur. Ruhsuzluğu dünyevi bir yolla aşmak ve ortadan kaldırmak, dünyevi bir bakış açısıyla bir ruh ortaya koymak da olanaklıdır.

    Bunun olanaklı olduğunu gösteren kişilerin başında 19. yüzyıl Alman filozofu Friedrich Nietzsche gelir. Nietzsche özgür ruhların ortaya çıkması gerektiğini, bu ruhların da dinden, gelenekten, görenekten özgürleşmiş, bu dünyaya inanmış, öte dünyalar kurgulamayan bireyler olduğunu söyler. Nietzsche özellikle tek tanrılı dinlerin insanı baskı altına aldığını, sıradanlaştırdığını, monotonlaştırdığını, tutkuları, içgüdüleri kısırlaştırdığını, yaratıcılığı ortadan kaldırdığını düşünür. Nietzsche de rasyonalizmi, pozitivizmi, kapitalizmi eleştirir, ama dini hiçbir zaman onun alternatifi olarak görmez. Aksine, dinin, yaşamı değillemenin, bu dünyadan umudu kesmenin, karamsarlığın, zayıflığın, içinde yaşadığımız dünyayı küçümsemenin, yaşamdan tiksinmenin göstergesi, hatta bir sonucu olduğunu düşünür.

    Birçok yorumcu Nietzsche’nin nihilist olduğunu savunur. Oysa bu Nietzsche’nin tamamıyla çarpıtılması anlamına gelmektedir. (Nietzsche ne yazık ki düşünceleri en fazla çarpıtılan filozofların başında gelir; onun çarpıtılmasına dair başka bir örnek de antisemitizm ile ilgili olanıdır; Nietzsche antisemitizme, ırkçılığa, milliyetçiliğe, militarizme karşı olduğunu metinlerinde açıkça söylediği halde, ölümünden sonra Naziler tarafından da çarpıtılmış, faşizmin teorisyeni ve ilham kaynağı olarak gösterilmiştir). Nietzsche’ye göre tek tanrılı dinlere karşı çıkmak değil, aksine tek tanrılı dinlerin kendisi bir hiçlik istencinin ürünüdür. Yaşamı ve bu dünyayı değillemek, küçümsemek, bunun sonucunda da metafizik öte dünyalar ve gerçekler kurgulamak, hiçliğe, yokluğa giden bir yoldur. Nietzsche’ye göre bu görünen dünya ve yaşam dışında zaten bir şey yoktur. Bu nedenle bu dünya ve yaşamı yok saymak, geçici saymak, onun yerine sözde değişmez, ezeli ve ebedi gerçekler kurgulamak, tamamıyla nihilist bir yaklaşımdır. Nietzsche elbette nihilizm sözcüğünü değişik anlamlarda kullanır ve sözcüğün gelenekselleşmiş bir anlamına göre, yani dinin ortaya koyduğu değerlere ve sözde gerçeklere karşı çıkılması anlamında, kendisinin de nihilist olduğunu gizlemez; ancak asıl, yıkılması gereken dinin ve metafizik felsefi akımların nihilistik olduğunu, onların yıkılması sonrasında da yerine başka bir şeyin konması gerektiğini, onların yerine hiçliğin değil, ruhu olan bir varlığın konması gerektiğini, bireyin özgür bir biçimde kendi değerlerini kendisinin yaratması gerektiğini söyler.

    İşte bu aşamada, Nietzsche ruhu olan, ama yine bu dünyaya ve yaşama ait olan bir şey ortaya konması gerektiğini düşünür. Bunun en üst seviyesi elbette sanatsal yaratıcılıktır. Bu nedenle Nietzsche Sofokles, Askilos, Homeros gibi Antik Yunan tragedya ve epik yazarlarını, Rönesans dönemini, özellikle de Leonardo da Vinci’yi, Fransız yazarlar Henri Beyle Stendhal ve Bernard Le Bovier de Fontenelle’i, Alman yazar Johann Wolfgang Goethe’yi ve Heinrich Heine’yi, Rus yazar Fydor Dostoyevski’yi, Amerikalı yazar Ralph Waldo Emerson’u ve daha birçok edebiyatçıyı, sanatçıyı över. Ancak Nietzsche’ye göre yaratıcı olmak için bir sanat eseri ortaya koymak gibi bir zorunluluk da yoktur. Yaşamın kendisi de yaratıcı bir biçimde yaşanabilir. Yaratıcı, özgür bir yaşam biçimidir. Nietzsche’nin özlemini duyduğu şey dünyevi bir ruhtur. Sıradanlaşmamış, bu dünyaya küsmemiş, değerlerini, inançlarını, acılarıyla, hazlarıyla bu dünyadan ve yaşamdan çıkartan yaratıcı ruh.

    Nietzsche bu çerçevede evrenselciliğe, nesnelciliğe de karşı çıkar. Çünkü Nietzsche bu konuda bir kuşkucudur ve bireysel, toplumsal, kültürel, tarihsel koşullardan, içeriklerden, perspektiflerden bağımsız evrensel ve/veya nesnel gerçeklerin olabileceğine inanmaz. Evrenselcilik ve/veya nesnelcilik hem epistemolojik bir sorundur, yani bilgi felsefesi bağlamında kanıtlanamazdır, hem de yapay ve zoraki bir biçimde geçerli kılınmaya çalışılsa bile, olumsuz bir değer taşır, çünkü insanın yaratıcılığına, bireyselliğine son veren bir bakış açısıdır. Özgür birey evrensel ve/veya nesnel ölçütler, standartlar, değerler, ilkeler altında genellenemez. Felsefedeki rasyonalist metafizik gelenek de, (özellikle Platon ve Immanuel Kant gibi filozoflar), tek tanrılı dinler de, pozitivizm de bu eleştiriden nasibini alır Nietzsche’nin felsefesinde.

    Öte yanda, Nietzsche tutkuları, içgüdüleri önemser, anca aklı da tamamıyla dışlamaz. Bu anlamda Nietzsche bir irrasyonalist değil, sadece bir anti-rasyonalisttir; yani her şeyi akla ve/veya evrensel ve/veya nesnel ve/veya mutlak sözde gerçeklere indirgeyen bir evren görüşüne karşıdır. Buna rağmen Nietzsche bilimlere karşı değildir; aksine biyolojik, fizyolojik, psikolojik etkenlerin önemine inanır, hatta metafizik eleştirisinde sözcüğün tam anlamıyla bir duyumcu ve deneyimcidir; her şeyin bilimlere indirgenmesine karşıdır, ama bilimin kendisine karşı değildir; hatta pozitivizm eleştirisi bile, felsefedeki metafizik geleneğe ve tek tanrılı dinlere yönelik eleştirisi ile karşılaştırdığında, asgari düzeydedir.

    Nietzsche’nin bize göre eleştirilecek yönleri de vardır; bunların başında da onun sosyalizm eleştirisi gelir. Nietzsche sosyalizm eleştirisini büyük olasılıkla Karl Marx’ı okumadan geliştirmiştir. Marx’ı okusaydı eleştirisini geri çeker miydi çekmez miydi bilinmez. Ancak sosyalizm gerçekleşmeden, yani toplumsalcı bir bakış açısı dünyaya egemen olmadan, sadece Marx’ın sözünü ettiği yabancılaşma değil, Nietzsche’nin sözünü ettiği dünyevi özgür ruhların önündeki engeller nasıl ortadan kalkar, en azından bu ruhların sayısı nasıl artar, Nietzsche’nin de eleştirdiği kapitalist düzen ve din endeksli evren ve insan anlayışı nasıl bertaraf edilir, bu da tartışmalıdır ve belirsizliğini korumaktadır.

    Yine de, insanlığın ilerlemesi, birçok başka nedenle birlikte, Nietzsche’nin sözünü ettiği bu ruhların artmasına da bağlıdır. Düşünce tarihi açısından baktığımızda oldukça yeni sayılabilecek bir fenomen olan Nietzsche, önümüzdeki yüzyıllarda etkisini sürdürmeye devam edecektir. Dünyevi ruhlar eninde sonunda tekrar değer kazanacak, zincirlerini kıracaklardır.

    ?alom Gazetesi - 10.02.2010 - Nietzsche?nin dünyevi ruhu
    Her defasında olgunlaşacak ve çürüyeceksin,
    Çekirdekten bir daha filizlenecek ve bir daha ağaç olacaksın,
    Kendi meyven ile bir daha olgunlaşacak ve bir daha çürüyeceksin.

  7. #7
    Mühendis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Ekim 2009
    Yer
    Nazilli
    Mesajlar
    271

    Standart

    Merhabalar,

    Delinin biri kuyuya taş atmış,kırk akıllı çıkaramamış.
    Fırsat bu fırsat bir taş daha atayım diyorum

    Haklısınız.Zararın neresinden dönülürse kardır derler.

    Nietzche;
    Yüksek bir kültür sadece toplumun iki farklı kastının olduğu yerde doğabilir.
    diyerek çağının yapısını çok açık ifade etmiştir.(Sömüren üst-insan,sömürülen köleler)

    Nietzche’ de Sosyalizm bir köle başkaldırışı olarak görülür.

    Bugünkü ayaktakımı arasında en iyi hangisine kin duyuyorum? İşçinin içgüdüsünü, zevkini, kanaatkarlık hissini yıkan onu imrendiren ona öç almayı öğreten...Sosyalistler-ayaktakımına kin duyuyorum..Adaletsizlik, asla eşit olmayan haklarda bulunmamaktadır. aksine "eşit" haklar talebinde bulunmaktır. (Deccal)

    Sosyalizm ; sona erdiği düşünülen en cüz'ilerin ve budalaların , yani yüzeysel insanların bir baskısı ve kıskançların , dörtte üç sahte oyuncuların , gerçekte "modern ideleri"nin mantıksal bir sonucudur.Onların , gizli anarşizmlerinin doğurduğu bir durumdur...

    ...sosyalizm öğretisinde , hayatın çok kötü bir şekilde olumsuzlanması , kötü bir şekilde gizlidir.Böyle bir düşünceyi nihai olarak düşünenler , kusurlu doğmuş insanlar yada ırklar olmalıdır... ( Güç İstenci )

    Nietzche’ye göre , üstün ırk dışında herkes sürüdür.Eşitlik yoktur.Bu ayrımın ebedi devamı için her yol meşrudur.

    Marksizm ; sınıf mücadelesinde proletaryanın tarihsel misyonunu gerçekleştirerek sosyalizme/komünizme ulaşacağını savunur.
    Nietzche ise ;, idealize ettiği topluma, üstün insan diye tanımladığı bireylerin eylemiyle ulaşılacağını savunur.

    Marksizm de tarihin belirleyici/ilerletici gücü sınıflar mücadelesidir.
    Nietzsche de ise tarihin belirleyici/ilerletici gücü üst insan dır.

    Marksizm’in sınıf kavramının yerine , Nietzsche de bireyler ve niteliksiz yığınlar, sürüler toplumu yer alır.

    Marksizm’in akla ve insana duyduğu güvenin tersine ,Nietzsche acıya, işkenceye, kötümserliğin içindedir.

    Marksizm sosyalizm/komünizm aracılığıyla insanlığın sınıfsız, sömürüsüz bir toplum idealine ulaşacağını ortaya koyarken
    Nietzsche, toplumsal varoluşu yaratma olanağının sınırlı sayıda üst-insanla gerçekleşeceğini söyleyerek sınıfların yerine bireyleri koyar.


    Nietzche’de ekonomik ve toplumsal gelişmede nesnel yasaların asla yeri yoktur.

    İyide ben Marksist değilim.
    Niye yazıyorum ki

  8. #8
    birebir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08 Şubat 2010
    Mesajlar
    116

    Standart

    Nietzche’ye göre , üstün ırk dışında herkes sürüdür.Eşitlik yoktur.Bu ayrımın ebedi devamı için her yol meşrudur.

    Ben üst ırktan ruhsal soylu gelişmişliği anlarım ki bununda bir milliyeti yoktur,bu sadece bir topluluktur ki her milletin içinden çıkmaktadır ve niçeye hak veriyorum,üst ırkın dışındaki yani düşünmeyi düşünemeyenlerin güdüldüğü sistemde ancak böyle olur ve adı da zaten hazırdır..demokrasi..

    Platona hak vermemek elde değil,yönetim ya filozof olmalı yada filozoflar yönetim..bu kadar net anlatılamazdı yönetimin halkın eline bırakılamayacağını..

    Hak eşitlik diyenlere bakıyoruz,vizyonu olmayan tonlarca adam..sırf bunların sayısı çok diye onların istediği gibi yönetilmekten acı ne var acaba?10 geri zekalı yüzünden 9 aklı başında aklını kaybedecek..biri çok güzel demişti..benim dağdaki çobanla oyum aynı olamaz diye..

    Zaten bunun dışında da birşeyler yapılamadı ki,demokrasi tanımı aynen şu üstte yazan anlatımla eş değer bu memlekette..

    Hani söylemler;Mayasır medeniyetler seviyesine ulaşacağız..iyi!buyrun ulaşın...tabi hepsi hikaye,masal..nietzche hiç olmazsa delikanlı gibi çıkıp siz davarsınız anlamazsınız,size çobanlar lazım demiş..ama bizdeki sahtekarlar maskeli balodaki katılımcılara 10 çekerler..efenim temokrasi var,panik yok,iş yetişir derken şunuda eklerler efenim söz hakkı halkın..ne yazık hakkın değil..sürü halka söz hakkı verilmiş ve demokrasi işte bu,oleyy söz hakkı almış olan düşüncesiz,düşünmeden yoksun baskın çoğunluk,..tabi buda başta zaten palavra..
    Her defasında olgunlaşacak ve çürüyeceksin,
    Çekirdekten bir daha filizlenecek ve bir daha ağaç olacaksın,
    Kendi meyven ile bir daha olgunlaşacak ve bir daha çürüyeceksin.

  9. #9
    Mühendis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Ekim 2009
    Yer
    Nazilli
    Mesajlar
    271

    Standart

    Nietzsche’nin tarif ettiği üst insanların (kapitalistler/burjuvalar) ve işbirlikçilerinin gerçekleştirdikleri (özellikle ülkemizde) ortada iken nasıl oluyor da doğruyu/mükemmeli yine bunlarla sağlayacağız?
    Bu çelişki değilmi?

  10. #10
    birebir - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08 Şubat 2010
    Mesajlar
    116

    Standart

    Sevgili Mühendis,niçe şunu der;

    insan maymundan gelmiştir..fiziki olarak gelişimini tamamlamıştır ancak neden ruhsal olarak hayvan gibi davranmaktadır..??ve bunun üzerine kafa yorar ve kendince ortaya bir ahlak düzeni koymaya çalışır..lakin hayvanlarda dişiler çiftleşirken genelde en güçlü en güzel olanı seçerler..ve böylece sakat,işe yaramaz,problemli soyunda bilinçsizce önüne geçerler,niçedeki evrim anlayışını bununla eşleştirirsek,soylulara neden değer atfettiğini anlayabiliriz ve geçenlerde bri makale okudum ve orada niçenin kapitalizm taraftarı değil aksine hasmı olduğunu da gördüm...şimdi bulamadım hatrıma gelmedi,gelirse o yazıyıda asarım ve ben geçenlerde ''neden varım''adlı bir yazı yazmıştım..oradaki felsefe niçenin bir görüntüsüydü..niçe iyilere gıcık kapmaktan ziyade iyilerin övülmesinin anormalliğinden yola çıkıyor..bir toplumda iyiler övülüyorsa o toplum bitmiştir..selamlar..
    Her defasında olgunlaşacak ve çürüyeceksin,
    Çekirdekten bir daha filizlenecek ve bir daha ağaç olacaksın,
    Kendi meyven ile bir daha olgunlaşacak ve bir daha çürüyeceksin.

Sayfa 1/2 12 SonSon

Members who have read this thread : 0

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0