mühendis rica ederim altından da bahsedin, yazdıklarınızı sıkılmadan okudum
teşekkürler
paylaşım için teşekkürler sayın mühendis,
neyin ne için ne kadar üretilmesi gerekmektedir? bu soruya bilimsel/toplumsal/kültürel yanıtlar bulmak gerekiyor.
doğal kaynaklar sınırsız değil!!!
kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.
mühendis rica ederim altından da bahsedin, yazdıklarınızı sıkılmadan okudum
teşekkürler
Anadolu zengin maden yatakları sayesinde uygarlıklar tarihinde her zaman madenciliğin beşiği ve öncüsü olmuştur.Dünyadaki ilk bakır , demir ve kurşun maden işletmesi ile ilk metalürjik uygulama Anadolu da yapılmıştır.Altından yapılmış süs eşyaları MÖ.5000 yıllarında Anadolu da kullanılmıştır.
Dünyada ilk altın para MÖ.550 yıllarında Salihli-Sart yöresinde hüküm süren Lidya kralı Krezüs tarafından basılmıştır.
Osmanlılar dönemi boyunca işletilen altın ve gümüş madenleri hazine için zenginlik kaynağı olmuştur.
1.Dünya Savaşı ‘nın başlamasıyla birlikte durdurulan Çanakkale-Kartaldağı-Astyra madeni Osmanlı döneminde işletilen son altın madenidir.
Cumhuriyet’imiz döneminde (1933) kurulan ilk madencilik kurumu Altın Arama ve İşletmesi İdaresi’dir.
Sanırım bu kadar tarih bilgisi yeterli olmuştur.
Yalnız sınav var,ona göre.
Söylemedin, demeyin.
Şaka,şaka…
Mahsuscuktan söyledim.
Şimdilik tarihi yukarıda bırakalım.
Altın, doğada iki şekilde bulunur.
1.Bazı minerallerle beraber (Kalkopirit,Arsenopirit,Galen.. gibi) bileşik olarak.
Örneğin; Kalkopirit bakır mineralidir.Bakır eldesin de kullanılır.İçindeki altında elektroliz yöntemiyle alınır.
2.Nabit altın olarak ; bazı Cevher (Kuvarsların içindeki boşluklarda) ve toprak içersinde serbest olarak bulunur.(Plaser yataklanma) Çeşitli büyüklüklerde.
Şimdi tarihi buraya alalım.
Ne demiştik?
Anadolu da çok eski zamanlardan bu yana altın madenciliği yapılmakta.Onlarca uygarlık zenginlik ve gücün sembolü olan bu soy metali aramış bulmuş ve işletmiş.
Sadece doğada serbest halde bulunan nabit altını.Makroskopik ölçülerdeki altını.(100 mikron üzeri)
Açarsak;
gözle görülebilen küçüklükteki tanelere kadar bulabildiklerini alıp işlemişler.
Basit fizik kurallarını uygulayarak.Hani kovboy filmlerin de görmüşsünüzdür.
Nehir kenarın da bir çanak içine nehir yatağından aldığı toprağı suyla karıştırıp sallayarak üst kısmını atan altın arayıcılarını.
Veya bir oluktan suyla toprağı beraberce akıtanını.
Metot doğrudur.Burada yapılan işlem özgül ağırlık farkından yararlanmaktır.
Altının özgül ağırlığı =19,3 gr/cm3
Diğer taş toprağın ortalama özgül ağırlığı =3-4 gr/cm3
Biz gravimetrik metotlar diyoruz.
Geriye kalan küçük ve gözle fark edilemeyenler(100 mikron altı) ile birleşik halde olan altını işletememişler.
Bilgi ve teknoloji olmadığı için.
Metallerle birleşik halde bulunan altının elektroliz yöntemiyle elde edildiğini söylemiştim.
Geriye ne kaldı?
Bilgi ve teknoloji olmadığı için çok küçük tane boyutundaki serbest haldeki nabit altın.
Açalım;
Madenler, bulundukları yerde, topoğrafik yapıya, madenin yer kabuğunda bulunduğu derinliğe, oluşum ve yataklanma durumuna bağlı olarak yerüstü (açık) işletme veya yeraltı (kapalı) işletme yöntemleri uygulanarak işletilirler.
Altın madeni ile ilgili ocak işletmeciliğinde de diğer metal madenlerinde yürütülen işletme yöntemleri uygulanır. Altın için farklı bir ocak işletme yöntemi uygulanmaz.
Madenlerin işletilmesi sırasında deliciler, patlayıcı maddeler (dinamit, anfo), kırıcılar, yükleyiciler, sabit yada hareketli taşıma üniteleri ile araçları kullanılır.
Altın içeren yataklar ;
Bu yöntemlerden biri veya ikisi kullanılarak altın içeren malzeme kazılır.
Çeşitli kırıcı ve öğütücülerden geçirilir.
Bundan sonra LİÇ yöntemiyle zenginleştirme devreye girer.
Yaygın olarakta Siyanür kullanılır.
Elde edilen malzeme, Liç havuzlarında su ile seyreltilmiş Siyanür ile karıştırılır.(Siyanür liçi)
Altının siyanür içinde çözelmesi için 8 saat ile 1 ay arasında bekletilir .
Sonra bu çamur içersindeki siyanür çözeltisi proses işlemleri ile alınır.(tamamı alınamaz)
Alınan bu siyanür çözeltisi kalsine edilir ve ardından potalarda eritilerek dore ürün dediğimiz, %20-30 tenörlü altın kazanılır.
Bu ürün elektroliz yöntemiyle %99 saflığa eriştirilerek 24 ayarlık altın haline getirilir.
Gümüşte aynı şekilde üretilmektedir.
Geriye atık malzeme kalır. Siyanür içeren bu çamur (Atık malzeme) daha sonra atık barajlarında depolanır.
İşte tüm sorun ve çelişkiler (ekolojik ve sosyolojik) bu aşama da ortaya çıkmaktadır.
Siyanür içeren atıkların zararlı çevresel etkilerinin önlemesi için doğal, kimyasal ve biyolojik bozundurma yöntemleri uygulanır.Uygulanacak yöntemin belirlenmesinde, artığın özellikleri ile tesisin bulunduğu bölgenin jeolojik ve coğrafik özellikleri, iklim koşulları dikkate alınır ve gerekli durumlarda birden fazla yöntem birlikte kullanılır.
Atıkların, çevreye ve insan sağlığına zarar vermeyecek biçimde depolanmaları için iki temel ilke kapsamında atık yönetimi planlanır.
1. Doğal Bozundurma · Buharlaşmanın yağıştan yüksek olduğu iklimlerde uygulanır. · Malzeme, atık havuzlarına yayılarak doğal koşullarda (güneş ışınları, devinim, bakteri, v.b. etkisiyle) bozunmaya terk edilir. · Atık havuzu, tabanı ve yanlarından çevreye sızmayı önleyecek şekilde kil ve jeomembran ile takviye edilir. Pratikte, bu iki malzeme üst üste serilerek sızdırmazlık sağlanır.
2. Kimyasal Bozundurma · Yağışın buharlaşmadan yüksek olduğu iklimlerde uygulanır. · Siyanürlü çözelti, kapalı ortamda çeşitli kimyasal maddelerle işleme tabi tutularak bileşenleri olan azot ve karbondioksite ayrıştırılır. Ayrıca ağır metallerde en kararlı fazlarına getirilir. Bozundurma sonucunda çıkan atık çözelti baraja, barajdan da istenirse tesise geri beslenir.
Toprak dedeye gelirsek;
- Yılda yaklaşık 2.500 ton üretilmektedir.
Sanırım çok çok yanılıyor.
Çok daha fazlası üretiliyor.
Afrika ve güney Amerika da altınca zengin ülkelerin kaynaklarını sömüren emperyalistler ve işbirlikçileri 10 birim olan üretimlerini 1 birim olarak göstermektedirler.
- Satışa hazır 1 ton altın elde etmek için 300.000 ton atık üretilir. Başka bir değişle altın bir alyans için ortaya çıkan atık miktarı 3 tondur. Bu atıkların çoğu siyanür ve kimyasal maddeler içerir.
Bu miktar doğrudan doğruya cevherli zon içersindeki altın tenörüne bağlıdır.
Kesin bir rakam vermek yanlıştır.Örneğin;
10 ppm tenörlü bir altın yatağında bu rakam, 100.000 ton atık demektir.
- Siyanürle işleme yöntemi 1800'lerin sonlarında Amerikalı kimyagerler tarafından keşfedilmiş ve o tarihten beri dünyadaki tüm altın madenleri bu yöntemle işlenmiştir.
1846 yılında altının siyanürlü çözeltilerde çözündüğü Elsner tarafından bulunmuştur. Siyanürün kontrollü parçalanması ve doğal olarak bozundurmada ki kolaylıklar nedeniyle uzunca bir süredir kullanılmaktadır.
Dünyada altın üretiminin yaklaşık %85‘i siyanür liçi ile yapılmaktadır.
Altının yataklanma özelliklerine göre bazı durumlarda (plaser yataklarda) altın kazanımı (iri taneli/makroskopik . 100 mikron üzeri )kimyasal madde kullanılmadan kırma, eleme, yıkama, sulu ayırıcılar (siklon) ve sallantılı masalar kullanıp, gravimetrik özelliklerden yararlanılarak zenginleştirme yapılmaktadır. (İzmir –Efem çukuru 13 ppm )
- Siyanür hiçbir zaman doğadan tam olarak temizlenmez.
Doğanın kendisi siyanür fabrikası.
Dağ çileği yediniz mi?
Hele reçeli. Harikadır.
Meyva olarak fazla yemeye gelmez.Karın ağrısı yapar ve barsakları hemen bozar.
Siyanür içerir.
Ya acı badem?
Kullandığımız sofra tuzları….
- İçinde yüzde 2'lik siyanür solüsyonu olan bir tatlı kaşığı su, yetişkin bir insanı rahatlıkla öldürebilir.
Çok daha azı. 0,1 mgr
- 1983-1999 yılları arasında ABD'de siyanür kullanımı üçe katlayarak, 130 milyon kilograma ulaştı. Bu miktarın yüzde 90'ı altın madenciliğinde kullanılıyordu.
130.000 ton siyanür? Yine yanlış bir rakam.
Ülkemiz de bile yıllık 300.000 ton siyanür kullanılırken.(90 .000 tonu Petkim de üretilmektedir.)
Bu 300.000 tonluk siyanürün sadece ve sadece 3.500 tonu, madencilikte yani iki altın ve bir gümüş madeninde kullanılmaktadır.(2008 yılı rakamları)
Peki geriye kalan, 296.500 tonu nerede kullanılıyor?
Tekstil,plastik,ilaç,boya,metal işlemeciliği ,sentetik kauçuk ve plastik üretimi.
- ABD'nin batı bölgelerinde maden atıkları yüzünden bugüne kadar yaklaşık 26.000 kilometre akarsu ve nehir kirlenmiştir.
Beni hiç ilgilendirmiyor.Hatta beter olsunlar bile diyebilirim.))
- 2000 yılında Romanya'daki Baia Mare madeninden 20.000 ton siyanür Tisza nehrine ve oradan Tuna nehrine kaza ile döküldü. Sonuç; 1.240 ton balık ölmüş, 2,5 milyon insanın yararlandığı su kaynağı kirlenmişti. Bu olay Çek ve Alman parlamentosu siyanürlü altın madenciliğini yasaklamasıyla sonuçlandı.
Hayır. 120 ton siyanür içeren 100.000m3 atık su dökülmüştür.
- Dünyada yeraltında bulunduğu tahmin edilen altının üç katı, yani 150.000 ton altın kasalarda ve yatırımcıların çekmecelerinde bulunuyor.
Bu rakamı nasıl verdiğini merak etmekteyim?
- Bu miktar 17 yıl talebi karşılamaya yetecektir. İşlenen altının yüzde 80'i ziynet eşyası olarak kullanılmaktadır.
Talep?
Arz ne kadar?
%80 ziynet?
Sanırım tersine olacak.
Ülkem insanının altını ziynet eşyası olarak almasındaki asıl amaç kötü günlerinde harcayabileceği ve değerini kaybetmeyecek bir yatırım aracı olarak görmesidir.
Hatta sarrafa gittiğinde işçiliği en az olan bilezik,çeyrek,yarım ,tam,beşi bir yerde denilen altın alır.Satarken işçiliğinden zarar etmeyeyim diye.
-Bugüne kadar yeryüzünden çıkarılan bütün altının yarıdan fazlası hükümetlerin ve merkez bankalarının elindedir.
Belki de daha fazlası.
-Sonuç olarak bana, "Biz de bir şeyler yapmak istiyoruz. Ne önerirsiniz?" diyen hanım dostlarıma;
Ülkem insanlarına önerimi ise ,sevgili Nevzatın sorusuna da karşılık olmak üzere bu yazıdan sonra yapacağım.
Sevgi ve ışıkla kalınız.
Sanırım çok çok yanılıyor.
Çok daha fazlası üretiliyor.
Afrika ve güney Amerika da altınca zengin ülkelerin kaynaklarını sömüren emperyalistler ve işbirlikçileri 10 birim olan üretimlerini 1 birim olarak göstermektedirler.
- söylediğinden çok daha vahim durum söz konusu.
Bu miktar doğrudan doğruya cevherli zon içersindeki altın tenörüne bağlıdır.
Kesin bir rakam vermek yanlıştır.Örneğin;
10 ppm tenörlü bir altın yatağında bu rakam, 100.000 ton atık demektir.
- Söylenen şeylerin niteliğnii değiştirmiyor sanırım. Rakamdaki hata çıkan atığın aslında küçük boyutlarda olduğunu göstermiyor.
1846 yılında altının siyanürlü çözeltilerde çözündüğü Elsner tarafından bulunmuştur. Siyanürün kontrollü parçalanması ve doğal olarak bozundurmada ki kolaylıklar nedeniyle uzunca bir süredir kullanılmaktadır.
Dünyada altın üretiminin yaklaşık %85‘i siyanür liçi ile yapılmaktadır.
Altının yataklanma özelliklerine göre bazı durumlarda (plaser yataklarda) altın kazanımı (iri taneli/makroskopik . 100 mikron üzeri )kimyasal madde kullanılmadan kırma, eleme, yıkama, sulu ayırıcılar (siklon) ve sallantılı masalar kullanıp, gravimetrik özelliklerden yararlanılarak zenginleştirme yapılmaktadır. (İzmir –Efem çukuru 13 ppm )
- ve evet.. Karaca da aynı şeyi söylüyor.. Genel olarak bu yöntem kullanılıyor.
Doğanın kendisi siyanür fabrikası.
Dağ çileği yediniz mi?
Hele reçeli. Harikadır.
Meyva olarak fazla yemeye gelmez.Karın ağrısı yapar ve barsakları hemen bozar.
Siyanür içerir.
Ya acı badem?
Kullandığımız sofra tuzları….
- kendisi siyanür fabrikası da, kimyasal ayrıştırma aracı siyanür solüsyonuyla farklı mı ki? yiyince ölmediğimize göre farklı.. keza bi sonrakinde demişsin ki:
Çok daha azı. 0,1 mgr (öldürür).
- Karaca az bile söylemiş altın sektörüne.
130.000 ton siyanür? Yine yanlış bir rakam.
Ülkemiz de bile yıllık 300.000 ton siyanür kullanılırken.(90 .000 tonu Petkim de üretilmektedir.)
Bu 300.000 tonluk siyanürün sadece ve sadece 3.500 tonu, madencilikte yani iki altın ve bir gümüş madeninde kullanılmaktadır.(2008 yılı rakamları)
Peki geriye kalan, 296.500 tonu nerede kullanılıyor?
Tekstil,plastik,ilaç,boya,metal işlemeciliği ,sentetik kauçuk ve plastik üretimi.
- Araştırmak lazım, hangi istatistik doğru..
Beni hiç ilgilendirmiyor.Hatta beter olsunlar bile diyebilirim.))
- İşte bu noktada diyecek lafım yok.. Bunun büyük ölçekli zararlarını düşünmek yada düşünmemek sizin elinizde. Hadi oradaki insanlardan ölmelerini isteyecek kadar nefret etmenizi anlarım, kin dolu kalbin olabilir bunu da anlarım, insanların acılar içersinde ölmesine sebep olabilecek atıkların etkisine maruz kalmasını isteyecek kadar öfkeli olursun onu da anlarım, ordaki diğer canlıların hayatlarına son verilmesini de mi doğal karşılarsınız ki? hümanizmin değerini anlamalı..
Hayır. 120 ton siyanür içeren 100.000m3 atık su dökülmüştür.
- Peki bunlar doğru mu? Sonuç; 1.240 ton balık ölmüş, 2,5 milyon insanın yararlandığı su kaynağı kirlenmişti. Bu olay Çek ve Alman parlamentosu siyanürlü altın madenciliğini yasaklamasıyla sonuçlandı.
He bakarsınız 1.240 ton değildir de 1.239 tondur.. 2.5 değil de 2.51 milyondur..
düzeltmeyi seviyorsunuz ya..
Talep?
Arz ne kadar?
%80 ziynet?
Sanırım tersine olacak.
Ülkem insanının altını ziynet eşyası olarak almasındaki asıl amaç kötü günlerinde harcayabileceği ve değerini kaybetmeyecek bir yatırım aracı olarak görmesidir.
Hatta sarrafa gittiğinde işçiliği en az olan bilezik,çeyrek,yarım ,tam,beşi bir yerde denilen altın alır.Satarken işçiliğinden zarar etmeyeyim diye.
- Talep piyasa koşullarında ortalama olarak bellidir..
Arz da siyanürün zararlarına maruz kalan insan sayısıyla orantıldır..
Tüm o altınlar da birbirlerine hava atmak için kullanılır "ek olarak". Neyse ne.. Zİynet eşyadır bunun adı..
Belki de daha fazlası.
- Belki de..
Tüm konularda düzelttiğiniz bilgilerin doğru bilgilerle yer değiştirdğini iddaa eder çabalar içerisindesiziniz.. Kemalizm ve Marksisizmle ilgili düşüncelerden sonra Hayrettin Karaca istatistiklerine sizinkilerden daha çok güvenirim.. Maden evet işçilerin beraber oldukları yerdir.. Ama işçiler her yerde birdir.. bugün Türk-İş gibi devlet eliyle kurulan yandaş bir sendika bile işçilerin haklarını savunur olmuşken, ülkede Kürt Türk ayrıştırılırken orada herkes omuz omuza.. İşçinin sınıf bilincidir bu.. Bunun olması için bir alanın götürürlerinin görmezden gelinmesi gerekmez.. Söylenen de zaten kapatalım madenleri değildir..
Yazılarınızı fuzuli laflarla doldurup eğleniyor olabilirisiniz.. Ama bunlar eğlence değil ciddiyet isteyen mevzular..
belkilerle dolu bir hayat yaşıyoruz derken bile bir belki geliyor insanın aklına..
Bir daha okumanızı önersem de fayda etmeyeceğini anlamış bulunmaktayım.
Neden mi?
Tüm konularda düzelttiğiniz bilgilerin doğru bilgilerle yer değiştirdğini iddaa eder çabalar içerisindesiziniz..
Eğer ,alıntı da olsa bir yazı gönderdiyseniz bununla ilgili eleştiri olabileceği gerçeğini hiçbir zaman göz ardı etmemelisiniz.
Ki bu eleştiriler somut bilgilerle yapılmışsa .Burada amacım madenciliği bilimsel olarak birazcık göstermekti.
Sanırım sizden başka herkes bunu anladı.(Benim kuruntum da olabilir)
Sizden de bu şekilde bir eleştiri beklerdim.
Beklemenin hata olduğu bilmeme rağmen.
Kemalizm ve Marksisizmle ilgili düşüncelerden sonra Hayrettin Karaca istatistiklerine sizinkilerden daha çok güvenirim..
Kemalizm ve Marksizm ile ilgili düşüncelerim?
Bu konuyla bir İlgi kuramıyorum.
Ama...
Evet ama eğer benimle tartışacaksanız, eğer burada tartışmanın da etiğini uygulayacaksanız, en genel söylemle 'tez + antitez = sentez' biçimli olmak ve verilerini de koymak zorundasınız.
Şimdi;
O çok güvendiğiniz Hayrettin Karaca için;
Toprak Dede’nin madencilik sektörünün enerji konusundaki iddialarının ne derece yanıltıcı olduğu ve tekstilci olan kendilerinin de içinde yer aldıkları tekstil sektörünün ne kadar enerji tükettiğini ve oranını neden açıklamadığı da gayet ilginç.
diye yazmıştım.Bırakın araştırma zahmetine bununla ilgili soru/yanıt bile yok.
Şimdi daha da ileri giderek;
1.Geçmişini ve hangi sınıfa dahil olduğunu araştırdınız mı?
2.Tema vakfı nı kurduktan sonra hangi kamu kuruluşlarının yönetim kurulunda görev aldığını ve ne kadar huzur hakkı vs ücret aldığını araştırdınız mı?
Konumuzla ilgili olanı ben söyleyeyim.
NİTRO-MAK yönetim kurulu üyeliği(Nitronobel ile MKE ortak olduğu Dinamit,Anfo vb -,patlayıcı madde üretimi)
3.Erozyonu önlemek adı altında her yere meşe dikilmesi kampanyasıyla ekolojik katliama sebep olduğunu araştırdınız mı?
4.Yine bu vakıf sayesinde hangi özel şirketlerin yönetim kurulu üyesi olduğunu araştırdınız mı?
5.2B Orman arazilerinin satışı ile ilgili yaygara koparttıktan sonra bu gün gelinen noktada(ki bu arazilerin kadastrosal ölçümleri hemen hemen bitirilmiş olup hazineye devri başlamıştır.) neden sesini çıkartmadığını sorguluyor musunuz?
Tüm bunları sorguladıysanız ve hala düşüncelerinizde ısrarlı iseniz ,Toprak dedenin istatistiklerine güvenmeye devam edebilirsiniz.
Güvenmek sizin özgülünüze denk düşer ve ben buna saygı duyarım.
Bu sizin (günümüzde) en doğal özlük haklarınızdan, ya da amiyane bir tabir ile en 'kutsal hakkınızdır!
Maden evet işçilerin beraber oldukları yerdir.. Ama işçiler her yerde birdir.. bugün Türk-İş gibi devlet eliyle kurulan yandaş bir sendika bile işçilerin haklarını savunur olmuşken, ülkede Kürt Türk ayrıştırılırken orada herkes omuz omuza.. İşçinin sınıf bilincidir bu..
Yer altı madenciliği emekçileri birleştirir.
Yeraltında türk,laz,kürd,ermeni,rum,çerkez…. yoktur.
Emekçi vardır.Canlar birbirine emanettir.
Yerin altında öğleyin yemek için çıkınlar ortaya serilir,beraberce.
Yemekten sonra da ;
Nol’cak bu memleketin hali denir.)))
Aynı rakı gibi.
Hayır.Sınıf bilinci değil.
Söylediğim gibi;
Can.
Her dakika ölüm tehlikesi altında oldukları için.
Ama bir sınıf bilinci gelişti !
İşçi ve emekçi sınıfı,şimdi tevekkül sınıfına dahil olmaktadırlar.
Asgari ücretle çalışan insanlara,ek ücret olarak Allah sevgisi verilmektedir.
Sömürü tevekkülle damarlara girmiştir…
İsyan ve hak arama yoktur… Razı olmak vardır…
Bunun olması için bir alanın götürürlerinin görmezden gelinmesi gerekmez.. Söylenen de zaten kapatalım madenleri değildir..
Bir daha okusanız?
Yazılarınızı fuzuli laflarla doldurup eğleniyor olabilirisiniz.. Ama bunlar eğlence değil ciddiyet isteyen mevzular..
İşte bu konuda hakkınızı teslim ediyorum.
Hayrettin Karaca'yı yeterince araştırmadım.. Tanımıyorum..
Araştıracağım.. Tanıyacağım..
Teşekkür ederim..
belkilerle dolu bir hayat yaşıyoruz derken bile bir belki geliyor insanın aklına..
Sevgili Necdet haklı olarak;
‘’neyin ne için ne kadar üretilmesi gerekmektedir? bu soruya bilimsel/toplumsal/kültürel yanıtlar bulmak gerekiyor.
doğal kaynaklar sınırsız değil!!! ‘’
soruyor.
Bu o kadar önemli bir soru ki,sanırım duyarlı herkesin ortak paydası.
Çok teşekkür ederim.
Her şeyden önce temel gerçekleri ortaya koymalıyız.
Madenler YENİLENEMEYEN kaynaklarımızdır ve gelecek kuşaklarımızın bize emanetidir.
Biz bu emaneti halkımızın yararı için en iyi şekilde değerlendirmek ve kullanmak zorundayız.
Tüm bunları nasıl yapabiliriz?
Sanayileşmenin ve kalkınmanın temel unsuru olan yeraltı kaynaklarımızın değerlendirilmesi için yürütmek zorunda olduğumuz madencilik faaliyetleri, mühendislik disiplinleri ile gelişmiş teknolojiler kullanılarak UÇ ÜRÜN eldesiyle en üst düzeyde katma değer üretmelidir.
Açarsak; Emperyalizme ucuz hammadde sağlayan değil, ürettiğimiz hammaddeleri işleyerek uç ürün haline getirerek yapabiliriz.
Örnek verirsek;
Kuvars cevheri: Cam,seramik,filtre,bilgisayar çipleri,döküm,demir-çelik vs gibi çok çeşitli sanayilerde hammadde olarak kullanılmaktadır.
Ürettiğimiz kuvarsı hammadde-yarı mamul (Granül,mikronize) olarak değil de bu sanayilerde elde edilen mamul haline getirerek (Züccaciye gibi,ferrosilikon gibi,) en üst düzeyde katma değer üretmiş oluruz ve böylece daha az kuvars üretimi ile çok çok fazla katma değer yaratarak toplum yararını gözetebiliriz.
Bunu tüm diğer madenler için tek tek veya bileşkeli (Demir+krom gibi ,demir+karbon gibi.. vb) olarak genişletebiliriz.
Madencilik faaliyetleri, ekonomik değeri olan cevherin veya hammaddenin üretilmesi için doğadan ödünç alınan arazinin geçici olarak kullanıldığı faaliyetlerdir. Bu nedenle madencilik faaliyetleri sonrası kullanılan arazinin, o yörenin kullanılmadan önceki durumu da göz önüne alınarak sosyal, ekonomik, kültürel ve ekolojik değerleri ile birlikte en uygun şekilde düzenlenmesi yapılmalı ki gelecek kuşakların bize emaneti olan ekolojiyi de bozmamış oluruz .
Tüm bunların bilinmesine rağmen hala ülkemizdeki altın rezervlerinin kullanılması konusunda hem hükümetten belli bir yaptırım gelmiyor hem de para tuzağına düşürülen vatandaşlarımız ne yazık ki bir süre sonra artık altın madeni ile ortak oluyor ve kan emici şirketlerin birer koruyucusu haline geliyor.
Bilginin peşinden hiç durmadan koşmak ümidiyle.