7 sonuçtan 1 ile 7 arası

Konu: Küresel Isınma

  1. #1
    chimera - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10 Mart 2008
    Mesajlar
    496

    Standart Küresel Isınma


    Küresel ısınma nedir küresel ısınmanın sebepleri nelerdir?

    İnsanlar tarafından atmosfere salınan gazların sera etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor. Daha ayrıntılı açıklamak gerekirse dünyanın yüzeyi güneş ışınları tarafından ısıtılıyor.
    Dünya bu ışınları tekrar atmosfere yansıtıyor ama bazı ışınlar su buharı, karbondioksit ve metan gazının dünyanın üzerinde oluşturduğu doğal bir örtü tarafından tutuluyor. Bu da yeryüzünün yeterince sıcak kalmasını sağlıyor. Ama son dönemlerde fosil yakıtların yakılması, ormansızlaşma, hızlı nüfus artışı ve toplumlardaki tüketim eğiliminin artması gibi nedenlerle karbondioksit, metan ve diazot monoksit gazların atmosferdeki yığılması artış gösterdi. Bilimadamlarına göre işte bu artış küresel ısınmaya neden oluyor. 1860’tan günümüze kadar tutulan kayıtlar, ortalama küresel sıcaklığın 0.5 ila 0.8 derece kadar artığını gösteriyor.
    Bilimadamları son 50 yıldaki sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde farkedilebilir etkileri olduğu görüşünde.
    Üstelik artık geri dönüşü olmayan bir noktaya yaklaşılıyor.Hiçbir önlem alınmazsa bu yüzyıl sonunda küresel sıcaklığın ortalama 2 derece artacağı tahmin ediliyor.2007’nin de dünya genelinde kayıtların tutulmaya başlandığı son 150 yıllık dönem içinde en sıcak yıl olabileceği öngörüsü var.

    Peki bu sıcaklık artışı yani küresel ısınma nelere yol açıyor, hayatımızı nasıl etkiliyor?

    Dünya iklim sisteminde değişikliklere neden olan küresel ısınmanın etkileri en yüksek zirvelerden, okyanus derinliklerine, ekvatordan kutuplara kadar dünyanın her yerinde hissediliyor.
    Kutuplardaki buzullar eriyor, deniz suyu seviyesi yükseliyor ve kıyı kesimlerde toprak kayıpları artıyor.Örneğin 1960’ların sonlarından bu yana Kuzey Yarıküre’de kar örtüsünde yüzde 10’luk bir azalma oldu. 20’inci yüzyıl boyunca deniz seviyelerinde de 10-25 cm arasında bir artış olduğu saptandı.
    Küresel ısınmaya bağlı olarak dünyanın bazı bölgelerinde kasırgalar, seller ve taşkınların şiddeti ve sıklığı artarken bazı bölgelerde uzun süreli, şiddetli kuraklıklar ve çölleşme etkili oluyor.
    Kışın sıcaklıklar artıyor, ilk bahar erken geliyor, sonbahar gecikiyor, hayvanların göç dönemleri değişiyor. Yani iklimler değişiyor.
    İşte bu değişikliklere dayanamayan bitki ve hayvan türleri de ya azalıyor ya da tamamen yok oluyor.
    Küresel ısınma insan sağlığını da doğrudan etkiliyor
    Bilimadamları, iklim değişikliklerinin kalp, solunum yolu, bulaşıcı, alerjik ve bazı diğer hastalıkları tetikleyebileceği görüşünde.

    Küresel Isınmanın Nedenleri:

    Hava koşullarının uzun bir zaman kesiti içinde ortalama durumu iklim olarak tanımlanır. Dünya son bir milyar yıl içinde yaklaşık ikiyüzelli milyon yıl süren sıcak dönemler ve bunların ardından gelen dört büyük soğuk dönem geçirmiştir. Dünya yaklaşık elli milyon yıl önce soğuk bir döneme daha girmiş, bu dönemde yüzbin yılda bir on bin yıl süreyle görülen sıcak dönemlerin haricinde soğuma eğilimi göstermiştir. Şu an bu sıcak dönemlerden biri yaşanmaktadır. Dört bin yıl önce başlayan sıcaklık düşüşleri sonucunda Dünya'nın soğuma eğiliminin artması beklenmekteydi fakat bu artış son yüzelli yıldır gerçekleşmemiştir.
    Güneş gibi doğal etkenlerle büyüyen bu artışın nedeni, özellikle son dönemlerde, büyük ölçüde insan kaynaklı olan sera etkisiyle oluşan küresel ısınmadır.

    Doğal Nedenler :
    Güneşin Etkisi:
    ESA bilim adamlarından Paal Brekke; iklim bilimcilerinin uzun süredir Güneş beneklerinin 11 yıllık döngüsel hareketini ve Güneş'in yüzyıllık süreçler içinde parlaklık değişimini incelediklerini belirtmiştir. Bunun sonucunda Güneş'in manyetik alanı ve protonlar ile elektronlar biçiminde ortaya çıkan güneş rüzgarının, Güneş sisteminde kozmik ışımalara karşı bir kalkan görevinde olduğu açıklanmaktadır. Güneş'in değişken aktivitesiyle zayıflayabilen bu kalkan, kozmik ışımaları geçirmektedir. Kozmik ışımaların fazla olması bulutlanmayı arttırmakta, Güneş'ten gelen radyasyon oranını değiştirerek küresel sıcaklık artışına neden olmaktadır.
    Güneş'ten gelen ultraviyole ışınım aynı zamanda kimyasal reaksiyonların oluştuğu (ve dolayısıyla atmosferin tamamını etkileyen) ozon tabakası üzerinde değişikliğe yol açacaktır.
    Dünya'nın Presizyon Hareketi:
    1930 yılında Sırp bilim adamı Milutin MİLANKOVİÇ Dünya'nın Güneş çevresindeki yörüngesinin her doksanbeş bin yılda biraz daha basıklaştığını göstermiştir. Bunun dışında her kırkbir bin yılda Dünya'nın ekseninde doğrusal bir kayma ve her yirmi üç bin yılda dairesel bir sapma bulunduğunu belirtmiştir. Günümüz bilim adamlarının bir çoğu Dünya'nın bu hareketlerinden dolayı zaman zaman soğuk dönemler yaşadığını ve bu soğuk dönemler içindeyse yüz bin yıllık periyotlarda on bin yıl süreyle sıcak dönemler geçirdiğini bildirmektedir. Bu da Dünya'nın doğal ısınmasının bir nedenini oluşturmaktadır.
    El Nino'nun Etkisi:
    "Güney salınımı sıcak olayı" olararak tanımlanabilecek El Niño hareketi, 1990-1998 yıllarında tropikal doğu Pasifik Okyanusu'nda deniz yüzeyi sıcaklıklarının normalden 2-5º daha yüksek olmasına neden olmuştur. Özellikle 1997 ve 1998 yıllarındaki rekor düzeyde yüzey sıcaklıklarının oluşmasında, 1997-1998 kuvvetli El Niño olaylarının etkisinin önemli olduğu kabul edilmektedir. 1998'deki çok kuvvetli El Niño bu yılın küresel rekor ısınmasına katkıda bulunan ana etmen olarak değerlendirilebilir.
    Yapay nedenler :
    Fosil Yakıtlar:
    Kömür, petrol ve doğalgaz dünyanın bugünkü enerji ihtiyacının yaklaşık u'lik bölümünü sağlamaktadır. Yapılarında karbon ve hidrojen elementlerini bulunduran bu fosil yakıtlar, uzun süreçler içerisinde oluşmakta fakat çok çabuk tüketilmektedir. Dünyanın belirli bölgelerinde toplanmış bu yakıtların günümüz teknolojisiyle ¾'ünün yarısının çıkarılması imkansız; diğer yarısının ise çıkarılması teknik olarak çok pahalıdır. Bu da fosil yakıtları yenilenemeyen ve sınırlı yakıtlar sınıfına sokmaktadır.

    Sera Gazları Oluşumu:
    Güneş'ten gelen ışınların bir bölümü ozon tabakası ve atmosferdeki gazlar tarafından soğurulur. Bir kısmı litosferden, bir kısmı ise bulutlardan geriye yansır. Yeryüzüne ulaşan ışınlar geriye dönerken atmosferdeki su buharı ve diğer gazlar tarafından tutularak Dünya'yı ısıtmakta olduğundan yüzey ve troposfer, olması gerekenden daha sıcak olur. Bu olay, Güneş ışınlarıyla ısınan ama içindeki ısıyı dışarıya bırakmayan seraları andırır; bu nedenle de doğal sera etkisi olarak adlandırılır
    sera etkisinin Önemi:
    Sera etkisi doğal olarak oluşmakta ve iklim üzerinde önemli rol oynamaktadır. Endüstri devrimi ile birlikte, özellikle 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, insan aktivitesi sera gazlarının miktarını her geçen yıl arttırarak yüksek oranlara ulaştırmıştır.
    Bu etkinin yokluğunda Dünya'nın ortalama sıcaklığının -18ºC olacağı belirtilmektedir. Ancak yaşamsal etkisi olan sera gazlarının miktarının normalin üzerine çıkması ve bu artışın sürmesi de Dünya'nın iklimsel dengelerinin bozulmasına neden olmaktadır.
    Bu doğal etkiyi arttıran karbondioksit, metan, su buharı, azotoksit ve kloroflorokarbonlar sera gazları olarak adlandırılmaktadır. Ozon tabakasının incelmesi de başka bir etkendir.

    Sera Gazları :Karbondioksit (CO2):
    Dünya'nın ısınmasında önemli bir rolü olan CO2, Güneş ışınlarının yeryüzüne ulaşması sırasında bu ışınlara karşı geçirgendir. Böylece yeryüzüne çarpıp yansıdıklarında onları soğurur.
    CO2'in atmosferdeki kosantrasyonu 18. ve 19. yüzyıllarda 280-290 ppm arasında iken fosil yakıtların kullanılması sonucunda günümüzde yaklaşık 350 ppm'e kadar çıkmıştır. Yapılan ölçümlere göre atmosferdeki CO2 miktarı 1958'den itibaren %9 artmış ve günümüzdeki artış miktarı yıllık 1 ppm olarak hesaplanmıştır.
    Dünyada enerji kullanımı sürekli arttığından, kullanılmakta olan teknoloji kısa dönemde değişse bile, karbondioksit artışının durdurulması olası görülmemektedir.

    Sera Gazları: Metan (CH4):
    Oranı binlerce yıldan beri değişmemiş olan metan gazı, son birkaç yüzyılda iki katına çıkmış ve 1950'den beri de her yıl %1 artmıştır. Yapılan son ölçümlerde ise metan seviyesinin 1,7 ppm'e vardığı görülmüştür. Bu değişiklik CO2 seviyesindeki artışa göre az olsa da, metanın CO2'den 21 kat daha kalıcı olması nedeniyle en az CO2 kadar dünyamızı etkilemektedir.
    Amerika ve birçok batı ülkesinde çöplüklerin büyük yer kaplaması sorun yaratmaktadır. Organik çöplerden pek çoğu ayrışarak büyük miktarda metan salgılamakta, bu gaz da özellikle iyi havalandırması olmayan ve kontrol altında tutulmayan eski çöplüklerde patlamalara ve içten yanmalara neden olmaktadır. Daha da önemlisi atmosfere salınan metan oranı artmakta ve bunun sonucu olarak da sera etkisi tehlikeli boyutlara varmaktadır.

    Sera Gazları: Azotoksit ve Su Buharı:
    Azot ve oksijen 250ºC sıcaklıkta kimyasal reaksiyona giren azotoksitleri meydana getirir. Azotoksit, tarımsal ve endüstriyel etkinlikler ve katı atıklar ile fosil yakıtların yanması sırasında oluşur. Arabaların egzosundan da çıkmakta olan bu gaz, çevre kirlenmesine neden olmaktadır.
    Sera etkisine yol açan gazlardan en önemlilerinden biri de su buharıdır. Fakat troposferdeki yoğunluğunda etkili olan insan kaynakları değil iklim sistemidir. Küresel ısınmayla artan su buharı iklim değişimlerine yol açacaktır.

    Sera Gazları: Kloroflorokarbonlar (CFCs):
    CFC'ler klorin, flüorin, karbon ve çoğunlukla da hidrojenin karışımından oluşur. Bu gazların çoğunluğu 1950'lerin ürünü olup günümüzde buzdolaplarında, klimalarda, spreylerde, yangın söndürücülerde ve plastik üretiminde kullanılmaktadır. Bilimadamları bu gazların ozonu yok ederek önemli iklim ve hava değişikliklerine neden olduklarını kanıtlamışlardır. Bu gazlar; DDT, Dioksin, Cıva, Kurşun, Vinilklorid, PCB'ler, Kükürtdioksit, Sodyumnitrat ve Polimerler'dir.

    Sera Gazları: Kloroflorokarbonlar (CFCs):
    1- DDT: 1940-1950 yılları arasında dünya çapında tarım alanlarındaki böcekleri zehirlemek için kullanılmıştır. Kimyasal adı 'diklorodifeniltrikloroetan'dı r. Klorin içeren bu gazın insan dahil diğer canlılar için de öldürücü olduğu fark edildikten sonra üretimden kaldırılmıştır.
    2- Dioksin: 100'ün üstünde çeşidi vardır. Bitkilerin ve böceklerin tahribatı için kullanılır. Çoğu çeşidi çok tehlikelidir; kansere ve daha birçok hastalığa neden olmaktadır.
    3- Cıva: Cıvanın en önemli özelliği diğer elementler gibi çözünmemesidir. 1950-1960 yılları arasında etkisini önemli ölçüde göstermiş, Japonya'da birkaç yüz balıkçının ölümüne neden olmuştur. Bir ara kozmetik ürünlerinde kullanılmışsa da daha sonra son derece zehirli olduğu anlaşılıp vazgeçilmiştir.
    4- Kurşun: Günümüzde kalemlerin içinde grafit olarak kullanılmaktadır. Vücudun içine girdiği takdirde çok zehirleyicidir; sinir sistemini çökertip beyne hasar verir.
    5- Vinilklorid: PVC yani 'polyvinyl chloride' elde etmek için kullanılan bir gaz karışımıdır. Solunduğunda toksik etkilidir.
    6- PCB'ler: PCB, İngilizce bir terim olan 'polychlorinated biphenyls' ten gelmektedir. Bu endüstriyel kimyasal toksik ilk olarak 1929'da kullanılmaya başlanmış ve 100'ün üstünde çeşidi olduğu tespit edilmiştir. Bunlar büyük santrallerdeki elektrik transformatörlerinin yalıtımında, birçok elektrikli ev aletlerinde aynı zamanda boya ve yapıştırıcıların esneklik kazanmasında kullanılmaktadır. Bunun yanında kansere yol açtığı bilinmektedir.
    7- Sodyumnitrat: Füme edilmiş balık, et ve diğer bazı yiyecekleri korumak için kullanılan bir çeşit tuzdur. Vücuda girdiğinde kansere yol açtığı bilinmektedir.
    8- Kükürtdioksit (SO2): Bu gaz sülfürün, yağın, çeşitli doğal gazların ve kömürle petrol gibi fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkar. Kükürtdioksit ve azotoksidin birbiriyle reaksiyonu sonucunda asit yağmurlarını oluşturan sülfürürik asit (H2SO4) oluşur.
    9- Polimerler: Doğal ve sentetik çeşitleri bulunmaktadır. Doğal olanları protein ve nişasta içerirler. Sentetik olanlarıysa plastik ürünlerinde ve el yapımı kumaşlarda bulunup naylon, teflon, polyester, spandeks, stirofoam gibi adlar alırlar.

    Sera Gazları: Ozon:
    Ozon tabakasının incelmesi "Küresel Isınma"yı dolaylı yoldan arttırmaktadır. USNAS'ın 1979'da yayınladığı raporda, ozon tabakasında %5 -  arasında bir azalma olduğu gözlemlendiği öne sürülmüştür.
    Oysa bundan bir yıl önce Kasım 1978'de uzaya fırlatılan Nimbus-7 uydusundan alınan verilere göre toplam atmosferik ozon seviyesi 1979-1991 yılları arasında orta enlemlerde %3-%5, yukarı enlemlerde %6 ila %8 arasında azalmıştır (Gleason 1993). 1992 yılında Antartika'daki Ozon seviyesi ise 1979'daki seviyenin P'sine inmiştir. 1950 ve 60'lı yıllardaki ozon kalınlığı da 1990'lı yıllardan sonra 1/3'üne kadar inmiştir. "The National Research Council"ın 1982 Mart raporuna göre CFC salınımı bu şekilde devam ederse 21. yy'nin sonunda stratosferdeki ozon miktarı %5 ile  arasında bir değerde azalacaktır.

    Sera Gazlarının Bilinen ve Olası Etkileri:

    Dünyanın sıcaklığı sanayi devriminden bu yana 0,45ºC artmıştır. Bunun esas nedeni fosil yakıtların yanması sonucu açığa çıkan CO2 ve diğer sera gazlarıdır. Artan nüfus ve büyüyen ekonominin enerji gereksinimleri de fazlalaşmaktadır. Bu gereksinimin karşılanması ise fosil yakıt tüketiminin artmasına ve atmosferdeki CO2 miktarının büyük ölçüde çoğalmasına neden olmaktadır. Sıcaklık artışının olası etkileri teoriler biçiminde incelenmektedir.

    Şehirlerin Isı Adası Etkisi:
    Güneşli ve sıcak günlerde, yoğun nüfuslu ve yüksek binaların sıklıkla görüldüğü kentsel bölgelerin çevrelerine göre daha sıcak olmaları, şehirlerin ısı adası etkisini oluşturur. Bu asfaltlanmış alanlar,bitki topluluklarının köreltilmiş olduğu bölgeler ve siyah yüzeyler "ısı adası etkisi"nin başlıca nedenleridir.
    Kentleşmiş alanlarda hava dolaşımının yapılaşmanın artışıyla engellenmesi ve doğal iklim ortamının bozulması yerel bir ısınmaya yol açar. Bu tür yerel ısınmalar da küresel ısınmayı arttırıcı etkidedir.
    Şehir planlamasında ve bina yapımında güneş ile yapı arasındaki ilişkinin iyi ayarlanması ısı adası etkisini engelleyecektir.
    Örnek Şehirleretroit (USA), Los Angeles (USA) ,Hong Kong (ÇİN)...

    Smog:
    Havaya salınan fazla miktardaki gazlar, atmosferdeki havayı yoğunlaştırır, gaz tabakasını kalınlaştırır. Bu yüzden gelen güneş ışınları daha fazla emilir, daha az yansıtılır ve yapay bir sera etkisi oluşur. Gazlar, özellikle büyük şehirlerde, Hava Yoğunluğu (Smog) oluşturarak etkili olmaktadır.
    Smog oluşumunun bulunduğu yerleşim yerlerinde yaşayan insanlarda
    - Akciğer ağrıları
    - Hırıltı
    - Öksürük
    - Baş ağrısı
    - Akciğer iltihapları görülür.

    Kuraklık ve seller: Sera etkisi çeşitli iklim değişikliklerine yol açacaktır. Önlem alınmadığı takdirde bazı doğa olaylarının olumsuz etkileri çok büyük boyutlara ulaşacaktır.

    Güç üretiminde azalma: Elektrik güç santrallerinin tamamı suya ihtiyaç duymaktadır. Sıcak geçen yıllarda elektrik istemi artacak fakat su miktarının azalmasından dolayı elektrik üretimi düşecektir. Bu da devlet ve halklara ekonomik sıkıntılar yaşatacak, çeşitli sorunlara neden olacaktır.

    Nehir ulaşımında problemler: Sıcaklık artışına bağlı olarak nehir sularının alçalması, suyolu ticaretine engel oluşturup ulaşım giderlerini arttırmaktadır.

    Kaynak : kuresel-isinma.org
    Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..

  2. #2
    chimera - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10 Mart 2008
    Mesajlar
    496

    Standart Ynt: Küresel Isınma


    Alp Dağları ' nın karları eriyor

    küresel ısınmanın dünya üzerinde etkileri

    Afrika:
    Kullanılabilir su kaynakları iyice azalacak. Özellikle Güney, Kuzey ve Batı Afrika'da ortalama yıllık yağışlarda büyük azalma görülecek. Nijerya, Senegal, Gambiya, Mısır ve Güneydoğu Afrika kıyı kesimindeki yerleşim bölgelerinde deniz seviyeleri yükselecek ve erozyonlar artacak.

    Asya:
    Sıcaklıklar, kuraklık ve seller artacak. Besin maddelerinin üretimi, toprakların verimsizleşmesi sebebiyle oldukça azalacak. Kuzey bölgelerde yağış miktarında bir artma olabilir. Şiddetli kasırgalar ve seller deniz kıyısında yer alan yerleşim bölgelerini olumsuz etkileyecek.

    Avrupa:
    Güney bölgelerde kuraklıklar artacak. Diğer alanlarda tehlikeli sel baskınları oluşacak. Isı farklılıkları oluşacak. Tarımsal üretim kuzeyde artabilir ancak güney kesimlerde azalma olacak.

    Latin Amerika:
    Sel ve kuraklıkla daha fazla karşılaşılacak. Ekin miktarında önemli ölçüde azalma olacak. Bahçe tarımı zarar görecek. Bölgede yaşayanlar sıtma ve kolera gibi hastalıklara maruz kalacak.

    Kuzey Amerika:
    Erozyon ve sel olaylarında artış görülecek. Deniz seviyeleri yükselecek. Fırtınalar artacak ve özellikle Florida ve Atlantik'i etkileyecek.

    Kutuplar:
    Buzullar erimeye devam edecek. Buz kalınlıklarında azalma olacak.

    Avustralya ve Yeni Zelanda:
    Başlangıçta iyi sonuçlar gösterecek olsa da, ilerleyen zamanlarda; iklimin daha fazla değişmesi sebebiyle, sel baskınları, şiddetli kasırgalar ve fırtınalar yaşanacak.

    Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..

  3. #3
    chimera - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10 Mart 2008
    Mesajlar
    496

    Standart Ynt: Küresel Isınma


    Greenland buzulları eriyor

    Küresel Isınma Tarihi ve Uluslararası Önlemler
    Toplumun ilgisini son 20 yıl içinde çekmeye başlayan artan sera etkisi ve küresel ısınma , yaklaşık 100 yıldır bilinmekte ve incelenmektedir. Atmosferdeki CO2 birikiminin değişmesine bağlı olarak, iklimin değişebilirliği ilk kez 1896 yılında Nobel ödülü sahibi
    İsveçli S. Arrhenius tarafından öngörülmüştür. Ancak, ilk kez 1979 yılında Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) öncülüğünde "Birinci Dünya İklim Konferansı" düzenlenmiş; fosil yakıtlardan ve CO2 birikiminden kaynaklanan küresel iklim değişikliği vurgulanmıştır. Yapılan ilk ciddi konferans, 5-12 Haziran 1992 tarihindeki Rio Konferansı'dır. Bu konferans
    sonucunda Rio Deklarasyonu yayımlanmış; Birleşmiş Milletler ve Avrupa Topluluğu ülkelerinin de içinde bulunduğu 184 ülkenin taraf olduğu Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 21 Mart 1994 tarihinde yürürlüğe girmiştir.Bu sözleşmeye göre iki çalışma grubu oluşturulmuştur. Birinci çalışma grubunda ülkelerin CO2 ve öteki sera gazı emisyonlarıyla ilgili yükümlülükler; ikinci çalışma grubunda ise yasal ve kurumsal mekanizmalar ele alınmıştır.
    Çalışma gruplarının yaptığı araştırmalar sonunda, gelişmiş ülkelerin önceki süreçte atmosfere yaydığı sera gazları dikkate alınmış ve bu ülkelerin emisyonlarında derhal indirim yoluna gitmeleri belirtilmiştir. Gelişmekte olan ülkelere ise; sanayileşme süreçlerinin devam ettiği vurgulanarak gaz emisyonu indiriminde esneklik sağlanmıştır. Bu tespitlerden yola çıkılarak gelişmekte olan ülkelere tanınan sera gazı salınım esnekliğinin istenilen seviyede tutulabilmesi için gelişmiş ülkelerin, gelişmekte olan ülkelerin sanayileşmesine maddi kaynak ve teknolojik destek sağlamaları gerektiği belirtilmiştir.Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin en önemli amacı "Atmosferdeki sera gazı birikimlerini iklim sistemi üzerindeki tehlikeli antropojen (insan kaynaklı) etkileri önleyecek bir düzeyde durdurmak" biçiminde tanımlanmıştır. Ancak gelişmiş ülkeler ve gelişmekte olan ülkeler arasında uzlaşma sağlanamamıştır. Anlaşmazlığa yol açan ana konular şunlardır:
    ·CO2 ve öteki sera gazı emisyonlarının azaltılmasına yönelik yükümlülüklerin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki paylaşımı.
    ·Gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere maddi kaynak ve teknoloji transferi
    ·Gelişmekte olan ülkelere yapılacak olan kaynak aktarımının biçimi.
    Sonuç olarak, fikir birliği sağlanamamış ve üzerinde tartışılan konular bir sonraki toplantı için ana madde olarak belirlenmiştir.Rio Deklarasyonu sonrasında imzalanan diğer bir önemli belge de 1997 Kyoto Protokolüdür. Bu protokole göre taraf ülkeler insan kaynaklı CO2 ve öteki sera gazı salınımlarını 2008-2012 döneminde 1990 düzeylerinin en
    az %5 altına indireceklerdir. Avrupa Birliği hem üye olarak hem de tek tek üye ülkeler açısından %8'lik azaltma yükümlülüğü almıştır. Protokolde Amerika Birleşik Devletlerinin belirlenmiş salınım azaltma yükümlülüğü %7'dir. Ancak dönemin Amerika Başkan Yardımcısı Al Gore bu yükümlülüğü kabul etmenin mümkün olmadığını ve kendi halkının çıkarları doğrultusunda değiştirmek için için elinden geleni yapacağını açıklamıştır. Uluslararası Önlemler
    Daha sonraki süreçte ABD, Buenos Aires'te gerçekleştirilen Taraflar Konferansı'nın (COP-4) sonunda Kyoto Protokolü'nü imzaladığı ancak Çin, Hindistan gibi gelişmekte olan anahtar ülkeler sera gazı salınımlarını sınırlandırma konusunda herhangi bir yükümlülük almadıkça protokole taraf olmayacağını ilan etmiştir.
    Bilindiği gibi ABD'nin dünya siyasi arenasındaki gücü ekonomik üstünlüğünden ileri gelmektedir. Bu gücün önemli bir kısmını da "petrol tekelleri" dediğimiz Amerikan petrol şirketleri oluşturmaktadır. ABD'nin insan kaynaklı sera gazı salınımlarını sınırlandırma sürecinde almış olduğu tutum insan hayatı pahasına da olsa, kendi ekonomik çıkarlarından vazgeçmek istemediğinin belirgin bir kanıtıdır.Sonuç olarak, fikir birliği sağlanamamış ve üzerinde tartışılan konular bir sonraki toplantı için ana madde olarak belirlenmiştir.Sonuç olarak taraf ülkelerin anlaşmazlıkları sebebiyle Kyoto Protokolü herhangi bir yaptırım gücü ya da geçerliği olmayan bir metin olarak kalmıştır.Daha sonraki süreçte, küçük bünyeli çeşitli konferanslar yapılmış ancak daha önce alınan kararlar bir türlü hayata geçirilemediğinden Hollanda'da 35 ülkenin katılımıyla 13-24 Kasım 2000 tarihinde Taraflar Konferansı 6 (COP-6) düzenlenmiştir. La Haye Konferansı olarak bilinen bu toplantının gündemi Kyoto Protokolü'nde alınan kararların hayata geçirilme yolları olmuştur. Bu amaçla konferans başkanlarına bazı görevler ve denetleme yetkileri verilmiştir. Ancak tüm bunlara rağmen protokolün işleyişi tam olarak sağlanamamış ve anlaşmazlıklar bir sonraki toplantıya ertelenmiştir.Görüldüğü gibi Avrupa Birliği ülkeleri, ABD ve daha birçok ülkenin katılımı ile gerçekleştirlen tüm bu konferanslar hiçbir somut adıma dönüşememiştir. Bu çözümsüzlüğün nedeni; başta ABD olmak üzere bazı gelişmiş ülkelerin "ulusal çıkarlarımız" dedikleri ancak esasen ekonomik temelli olan çıkarlarından vazgeçmek istemeleridir. Yayımlanan ve hatta imzalanan hiçbir protokol "insanlığın çıkarları" adına somut önlemler alamamış sadece siyasi arenadaki metin kalabalığına birkaç yaprak daha eklemiştir.

    Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..

  4. #4
    alpine - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    11 Nisan 2009
    Mesajlar
    120

    Standart Ynt: Küresel Isınma

    Ozon tabakasi ile son gelismelere deginmek belki umut isigini guclendirir. NASA'nin olcumlerine gore;





    Su anki durum "projected" olarak, 1987'de dunya devletleri tarafindan imzalanan Montreal Protokolu olmasaydi ve duruma herhangi bir mudahalede bulunmasaydik karsilasacagimiz olasi dunya ise "World Avoided" olarak gosterilmis.

    Bu verilere gore insanoglu resmi olarak ozon tabakasini kurtarmis oluyor. Simdi ise ayni kararliligi kuresel isinma icin gostermesi gerekiyor sanirim.

  5. #5
    chimera - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10 Mart 2008
    Mesajlar
    496

    Standart Ynt: Küresel Isınma

    5 derece= Kitlesel göçler
    "Dünya 5 derece daha ısınırsa dramatik sonuçlar olabilir."
    Bilim adamları, Birleşmiş Milletler tarafından 2 yıl önce ortaya atılan en kötü iklim değişikliği senaryolarının gerçeğe dönüşmekte olduğu ve bunun da milyonlarca kişiyi etkileyebileceği ve kitlesel göçlere yol açabileceği uyarısında bulundu.
    Kopenhag'da düzenlenen ve 2 binden fazla uzmanın katıldığı toplantıyı organize eden komiteye başkanlık eden Dr. Katherine Richardson, yeni araştırmalar sunulduğunu belirtti. Ellerinde daha fazla veri olduğunu kaydeden Richardson, "kitlesel göçlere" dikkati çekti.
    İklim değişikliğinin maliyetine ilişkin İngiliz hükümet raporunu da yazan ekonomist Lord Nicholas Stern de bilim adamlarının küresel iklim değişikliğine karşı etkili tedbirler alınmaması halinde dünyada neler olacağına ilişkin konuşması ve bunları siyasetçilere anlatması çağrısında bulundu.
    Stern, "Gelecek yüzyılda dünya 5 derece daha ısınırsa bunun milyonlarca kişi için dramatik sonuçları olacaktır" dedi. Deniz seviyesinin yükselmesinin yerleşime elverişsiz alanlara yol açacağı dolayısıyla kitlesel göçlere neden olacağı uyarısında bulunan Stern, bunun da şiddete, çatışmalara sebep olabileceğini söyledi.
    Lord Stern, bunun sonucunda da yüz milyonlarca hatta milyarlarca kişinin yer değiştirmek zorunda kalacağını hatırlatarak, bunların çatışmalara yol açabileceğini ve dünya çapında yüz milyonlarca insanı yerlerinden edecek onlarca, yüzlerce yıllık uzun çatışma dönemleri görülebileceğini anlattı.
    Kopenhag'da üç gün süren ve dün sona eren toplantıda bilim adamları, hükümetlerarası iklim değişikliği paneli tarafından 2007'de hazırlanan raporun ardından yeni bulguları ele aldı.
    A.A 14.03.2009
    Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..

  6. #6
    chimera - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10 Mart 2008
    Mesajlar
    496

    Standart Ynt: Küresel Isınma

    Siyasi iktidarların bu kararlığı sağlaması için güçlü bir kamuoyu ve muhalefet oluşmakta dünyada ve bilim adamları içerisinde.Yoksa Küresel ekonomik krizden sonra büyük bir küresel felaket yaşanacaktır.Alternatif enerji ve carbon salınımının durdurulması adına yapılan çalışmalar umut verici,ancak siyasi iktidarlar kadar herkezin bilinçlenmesi gerekli bu konuda.
    Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..

  7. #7
    chimera - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    10 Mart 2008
    Mesajlar
    496

    Standart Ynt: Küresel Isınma



    Greenpeace Uluslararası İklim Kampanyası sorumlusu Thomas Henningsen, "Maliye bakanlarımız, vergi mükelleflerinin milyarlarını batmış bankalara ve yöneticilerine veriyor. Biz burada, masadaki paranın iklim değişikliği ile mücadelede kullanılacağını garanti etmek için bulunuyoruz. Eğer gezegen bir banka olsaydı kurtarırlardı" dedi.

    Sera gazı salımlarını düşürmek ve iklim değişikliğinin hali hazırda başlamış olan etkilerini engellemek için, gelişmekte olan ülkeler 2020'ye kadar zengin ülkelerden yıllık en az 110 Milyar Euro'ya ihtiyaç duyuyorlar.

    Her ülkenin iklimi kurtarma planına katkısı, ödeme gücüne ve iklim değisikliğine sebep olmadaki sorumluluk seviyesine dayanmaktadır. Buna göre, Avrupa hükümetleri yılda 35 milyar Euro katkıda bulunmalıdır, bu da her Avrupa vatandaşı başına 1.30 Euro, yani bir otobüs bileti parası değerindedir.

    Greenpeace Avrupa Birliği İklim Politikaları Direktörü Joris den Blanken, “Liderlerimiz finansal krizin uyarı sinyallerine cevap vermede başarısız oldular, hepimiz şimdi bunun bedelini ödüyoruz. Liderlerimizin aynı hatayı iklim krizinde de yapmalarına izin veremeyiz. İklim değişikliğinin kontrolden çıkmasını engellemek icin bugün sağlam bir yatırım yapılması gerekmektedir. Eğer bu yapılmazsa, bedeli dünyamızı kaybetmek olacaktır” dedi.

    Bu kaynakların yaratılmasına yardımcı olmak için Greenpeace, sera gazı salımlarına fiyat etiketi koyan ve zengin ülkelerden sorumlulukları ölçüsünde karbon ayakizlerinin bedelini ödemelerini isteyen yeni bir planı desteklemektedir.

    Bugün alınan kararlar, Aralık 2009’da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi’nde Avrupa'nın pozisyonunu doğrudan etkileyecektir. Devlet liderleri Avrupa Birliği'nin gelişmekte olan ülkelere iklim değişikliği ile mücadele etmeleri için ne kadar mali destek sağlayacağına karar vermek üzere 19 ve 20 Mart tarihlerinde Brüksel'de biraraya gelecekler. Bu hafta Kopenhag'da buluşan dünyanın önde gelen bilim insalarının, kontrolden çıkan iklim değişikliği konusunda hiç bir çaba sarfetmemenin yaşamamizda sebep olacağı ve gitgide büyüyen sonuçları üzerinde uyarıda bulunmaları bekleniyor.

    Adın yokdu tanıştığımızda,sonrada olmadı.Çünkü başka biri oldun zamanla..

Members who have read this thread : 1

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0