Sayfa 1/5 123 ... SonSon
43 sonuçtan 1 ile 10 arası
Like Tree5Teşekkür

Konu: XVIII nci yüzyılda Fransız edebiyatı

  1. #1
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart XVIII nci yüzyılda Fransız edebiyatı

    XVIII Yüzyıl Fransız edebiyatı
    Genel bakış
    Filozoflar çağı :
    Genel anlamda filozof sözüyle, nereden gelindiği, doğa, dünyanın ya da yaşayan insanların kaderi gibi büyük metafizik meseleler üzerine düşünen ve bunları evrensel bir sistem şeklinde çözümlemeye çalışan kimse kastedilirdi. Bununla beraber Montesquieu, Diderot, Voltaire zamanında ifade, özel bir değer kazandı. Bu filozofların çoğu metafiziği beğenmeyip bilinmeyen üzerine kafa yormanın gereksiz olduğunu düşünürler. Buna karşı hepsi, insanın yeryüzünde mutluluğunun bağlı olduğu politik, sosyal, ahlâki ya da dinsel düzen konularıyla ilgilenirler. Onlar bu konuları bütün ön yargıları bir tarafa bırakıp bizzat kendileri incelemeği iddia ederler. Ansiklopedi’de “filozof” ispat edilmeyen hiçbir şeyi kabul etmeyendir denilir; onlar aldatıcı mefhumları hiç kabul etmezler; mutlağın, olağanın, şüphelinin kesin sınırlarını çizerler. Böylece filozoflar her sahada önceki yüzyılda Descartes ve inanmayanlar tarafından da açıklandığı gibi, otorite ilkesine karşı baş kaldırırlar; en yaygın fikirleri, en oturmuş gelenekleri sarsarlar, kurumlarda ve âdetlerdeki büyük devrim öncesi düşüncelerde devrim yaparlar.
    Felsefi düşüncede ilerlemeler ve klasik zevke bağlılık (1715-1750) .
    XVIII nci yüzyılın ilk yarısında, felsefî düşünce kendini ortaya koymak için yönetimin zayıflığından faydalanır; ama sosyal tenkitlerinde en gözü pek yazarlar, klasik zevke sadık kalırlar.
    Otoritenin Zayıflaması
    XIV ncü Louis’nin ölümünden itibaren, rejime yenik düşen otorite krizi potansiyel olarak müsaittir. Kral naibi seçilen Orleans dükü sansür ve polis gözetimini gevşek tutar. XV nci Louis düş kırıklığına uğratan siyasetinin sebebiyet verdiği memnun olmayanların görüşlerini bilhassa kendisine iyi ve usta bir yardımcı, iyi bir öğütçü olan kardinal Fleury’ nin ölümünden sonra bastıramaz. Bu memnuniyetsizlik 1748 yılında, kıralın Avusturya kraliçesi Marie-Therese’e karşı başarılı bir savaştan sonra Aix-la Chapelle antlaşmasını imzalaması ve bütün kazanımlarını terk etmesi ile zaten güvenilmez olan bir barışı satın almasıyla doruk noktaya ulaşır. Bu kriz boş bir meydanı, fikirleri halkın görüşünde gittikçe geniş bir ilgi bulan yenilikçilere bırakır.
    Felsefenin ilkeleri
    İnceleme ruhu- Tanrı esini üzerine kurulmuş olan geleneksel inanç yerine filozoflar bilinç ilkeleri olarak aklı ve deneyimi koyarlar. Descartes onlara mantıklı düşünme çalışmasıyla gerçeği yanlıştan ayırmağı öğretti. İngiliz deneyselciler, özellikle Locke, onlara pozitif olayların zevkini vermeğe katılırlar.
    Bilim ruhu- Böylece dinin saygınlığı yerine insanî bilimlerin saygınlığını koymağa çalışırlar. Newton sistemi, kültürlü halk içinde büyük merak uyandırır, bilim dünyasında gittikçe artan sempati kazanır ve peşin hüküm (batıl itikat) ile dolu eski fizikin zararına kendini kabul ettirir. Taşra Akademilerinde, hatta yurttaşların görüşlerinde deney ve laboratuar araştırmaları artar, aynı zamanda tarihî ve arkeolojik bilinç gelişir.
    Kozmopolit (çok dünyalı) ruh- Bundan başka yabancı ülkelerin kurumları ve âdetlerine olan güçlü bir merak yayılır. Yabancı değiş tokuşlar artar; seyyahlar gittikçe çoğalır. İngiltere özel bir saygınlık kazanır: Milli özsaygı konusunda Fransız ve İngiliz kurumları arasında sık sık acımasız kıyaslamalar yapılır.
    Edebiyat gelenekleri
    Sanat alanında, bununla beraber, büyük klasikler örnek model olarak dururlar. Bir Saint-Simon onlara elbette hiçbir şey borçlu değil ama rakipsiz bir örnektir. Benimsenmiş türler, trajedi, komedi, roman gene yenilenerek birçok yazar tarafından işlenmiştir. Marivaux’nun tiyatrosu klasik bir başarı taslağıdır. Montesquieu ile Voltaire’in felsefi eserlerine gelince, onlar klasik dehaya uygun olan düşünce aydınlığı ve ifade açıklığıyla kendilerini kabul ettirirler.

    Sunar Yazıcıoğlu
    Konu Sunar tarafından (16 Şubat 2012 Saat 15:53 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    Phi
    Phi çevrimdışı
    Phi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13 Mayıs 2008
    Yer
    Kuzey Kutbu
    Mesajlar
    1.097

    Standart

    Paylasiminiz icin tesekkur ederim. Buyuk bir zevkle okudum umarim devami gelir.

  3. #3
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart

    (Teşekkürler Admin.)





    Felsefî düşüncenin zaferi ve romantik duyarlığın ortaya çıkması (1750-1795)

    Aşağı yukarı, 1750 den itibaren, oldukça büyük bir özgürlüğe sahip olan filozoflar kraliyet iktidarına saldırırlar ve gittikçe artan bir şiddetle geleneklerin bozulmasını ortaya koyarlar. Açıkça farkına varmadan, siyasî ve sosyal bir devrimi hazırlarlar. Duygusal ve mistik titizlik adına, akılcılıklarının duygusuzluğuna karşı bir tepki doğar. Böylece uzun bir zaman diliminde bir edebî devrim kendini ilan eder.
    Otoritenin çöküşü:
    Saray politikası tarafından tekrarlanan hatalar rejimin yıkımını hazırlar. XV nci Louis idaresinde diplomatik ve askerî başarısızlıklar artar. Fransa Yedi Yıl savaşlarında II nci Frederic tarafından yenilmiştir; Hindistan’ı ve Kanada’yı İngiltere’ye bırakır. XVI ncı Louis idaresinde, Turgot’nun ileri görüşlü gayretlerine rağmen monarşi gözden düşer. Halktan kendini yalıtlamış olan kral, itibarını sarsar ve imtiyazlılar tarafından oyuna getirilir; ne Parlamenterlerin sistemli muhalefetine, ne de gelecek Devrimin sebebi olan korkunç malî krize karşı koyamaz.
    Felsefenin Yüreklilikleri:
    Metafizik düşüncenin korkusuzluğu- Filozoflar eski sistemleri topa tutarlar. Condillac duygudan düşüncenin çalışmasını türetir. Holbach, La Mettrie, Diderot ruhun varlığını inkâr ederler, düşüncede organik bir meleke görür ve modern materyalizmin temelini atarlar. İnancın üniversal ışıldamasıyla ayni zamanda, geleneksel ahlakın üzerinde durduğu ön gerçek (postula) ortaya konulmuş olur. Sosyal denge ya da mutluluk isteği üzerine kurulmuş sadece insanî olan ahlâk yayılır.
    Din karşıtı eleştirinin şiddeti- Ortaya konulmuş din doğmaları kötü yorumların saldırısına uğrar. Dinsel anlatılar açıkça anlamsız saçmalıklar, mucizeler ise düzmeceler gibi gösterilir. Kilisenin eğitimine filozoflar bazen belirsiz bir deizm ile, bazen açık bir ateizm ile karşı çıkarlar.
    Yabancı etkilerin ağır istilası- Sonunda kozmopolit (çok dünyalı) düşünce durmadan alan kazanır. İngiltere moda olmuştur. II nci Frederic’in Prusya’sı bir zaman Voltaire’i cezp etmiştir. II nci Katerina’nın Rusya’sı Diderot’yu kendine çeker. Her ikisi de akıllı bir prensin, filozof bir bakanın aydın nasihatlerini izleyerek keyfî yönetimden uzaklaşacağına inanır.
    Edebiyatın yenilenmesi:
    Edebî eserlerde felsefî eğilim kendini ortaya koyar. 1760 dan itibaren Voltaire gerçek bir düşünsel hakimiyet gösterir. Yorulmaksızın adaletin kötüye kullanımından, dinsel fanatizmin aşırılığından bahseder. Diderot Ensyclopedie (Ansiklopedi)’yi yayınlamağa girişir, akıl ve bilim adına geleneksel inançlarla savaşır. Mistik eğilimleri öteki filozoflara karşı gelen Rousseau, politik ve sosyal eleştirileri içerisinde özellikle gözü pek görünür. Halk eğemenliğinin ilkesini koyar. Beaumarchais iki komedisinde de halk temsilcisi gibi görünen bir uşak kişiliği çizer. Idille’leri ( konusunu kır ya da çoban yaşamından alan kısa sevgi şiiri) eski Yunan antik devrine dönüşü işaret eden Andre Chenier ise modern dehanın şerefine büyük bir destan yazmağı hayal eder.
    Bununla beraber edebî zevk değişir. Fransız halkı filozofların hoşlandıkları biraz kuru analizlerden bıkmağa başlar, heyecan ve giz gereksinimlerine yanıt veren yabancı eserlere sevgiyle bakar: Richardson’un İngiliz romanları, Grey’in, Young’un İngilizce şiirleri, Macpherson’un Kelt ozanı Ossian’a mâledilen İrlanda şiirleri, Klopstock’un Messiade’ı, Goethe’nin Werther’i gibi. Bu aynı halk, kendisine tabiatın görkemini ortaya koyduğu için Buffon’a, coşkunun ışık saçan erdemini keşfettirdiği için Diderot’ya, ille de hayalin vecdini ve duygunun tadını yeniden değerlendirdiği için Rousseau’ya minnettardır. Böylece romantik ve romantik öncesi harekette tam bir ifadesini bulacak olan ruh hali yavaş yavaş uyanır.

    Sunar Yazıcıoğlu.
    Konu Sunar tarafından (16 Şubat 2012 Saat 15:58 ) değiştirilmiştir.

  4. #4
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart

    Felsefî düşüncenin gelişmesi

    Sosyal yaşamda değişmeler:
    XVIII nci yüzyılın başında, yeni fikirlerin yayılması sosyal değişmelerle kolaylaşmıştır. Ekonomik kalkınma sayesinde Paris’te ve hatta taşrada toplum yaşamı gelişir, Versaille’ın saygınlığı düşer. Edebiyat adamları gitgide Sarayı terk ederler ve her çeşit tutsaklıktan uzak, kalemleriyle yaşamağı yürekten isterler; dünyanın çalkantısı içinde çalışır, tartışılan her yere girerler. Club Entresol’da ve moda olan kafelerde günün problemlerini serbestçe tartışırlar. Yeni ülkü salonlara girmeğe başlar: Maine düşesinin, Mme. de Lambert’ in evlerinde eğlence düşünülmediği zamanlar edebiyat partileri verilir; Mme. de Tencin’in evinde modern düşünce için felsefî mücadele hazırlanır ve entrikalar kurulur.
    Önemli salonlar:
    1695 - Cafe Procope’un açılışı
    1720-1731- Club Entresol’un etkinliği
    1699-1753- Düşesse du Maine salonu
    1710-1733- Mme. de Lambert salonu
    1726-1749- Mme. Tencin salonu
    Âdetlerde gelişme:
    Zevk ve lüks isteği, Naiplik yönetimi altındaki ve XV nci Louis hâkimiyetindeki Fransız toplumunun âdetlerini esas olarak karakterize eder.
    Zevk eğilimi:
    XIV ncü Louis yönetiminin son yıllarının hırçın gösterişine tepki olarak Naiplik yönetimi havailik ve zevk döneminin başladığını işaret eder. İngiliz okulunun görgücü filozofları yaşama sevincini uyaran basit bir ahlâkı yaymağa katılırlar.
    Voici le temps de l’aimable Régence,
    Temps fortuné marqué par la licence.

    İşte Naipliğin sevimli çağı,
    Hoşgörüyle bilinen zenginlik zamanı.

    diye Voltaire bağırır. Bizzat iktidardaki kişiler kokuşmuş âdetlerin örneğini verirler: Naip, “safahatın sahte kahramanı” Palais Royal’daki ikametgâhında zevk arkadaşı çıkarcılarla alabildiğine eğlenmektedir.
    Oyun tutkusu ve bilhassa tiyatro tutkusu gittikçe yayılan ortamlarda gelişmektedir. Bütün Fransa oyunculuk yapar. Sceaux’da, düşes “du Maine”’in evinde, Versailles’da, Marki de Pompadour’un evinde küçük kukla sahnelerinde opera-komikler oynanmaktadır. Profesyonel aktörler de, sonu akşam yemeğiyle ve herkesin rolünü oynadığı, hayatı bir tiyatro oyunu gibi gören komediyle biten bu eğlencelere katılırlar.
    Âdetlerin değişmesi sanatın ve edebiyatın üzerinde etki yapar; “çapkın şenliklerin” ressamları Watteau’nun ve Lancret’nin sevimli fantezileri, Montesquieu’nün Lettres persanes’ı ve Temple Gnide’i, Voltaire’in Mondaine’i zarif ama uçarı ve oldukça utanmayan epikürcü bir devrin zevklerini yansıtır.
    Lüks eğilimi: Zevk eğilimine Lüks eğilimi sıkı sıkıya bağlıdır. Law zamanında çok büyük servetlerin gerçekleşmesi ve bilhassa Fleury’nin bakanlığı zamanında ekonomik refah pek çok kişiye şahane bir yaşam sürmesi için fırsat vermiştir. Tarihçi Duclos Naiplik zamanını anlatırken “bu gün kimse arzularına sınır koymuyor” diye yazar. Sofra, giyim kuşam ve araba konusunda ince zevk gösterilir. Apartmanların iç dekorasyonunda zarafet ve konfor aranır. İnce marangozluk işçiliği, kuyumculuk, ciltçilik ve gravür gibi daha küçük sanatlarda günümüze kadar süren bir dalga görülür.
    Ekonomistler, hatta bazı edebiyat adamları bir ülkenin zenginliğinin para dolaşımı ile sıkı sıkıya bağlı olduğunu ortaya koyarlar. Montesquieu lüksün bir monarşide gerekli olduğu ilkesini ortaya koyacak kadar ileri gider: “ monarşi ile yönetilen devletin ayakta kalabilmesi için çiftçiden zanaatkara, tüccara, soylulara, yüksek görevli memurlara, büyük senyörlere, prenslere kadar lüks giderek artmalıdır; aksi halde her şey yok olur” der.

    Sunar Yazıcıoğlu

  5. #5
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart

    Yazarların durumu

    Yazarlarda burjuva rahatlığı yoktur. Çok kere yetersiz ve bazen tehdit altında olan maddî şartlar yazarların sosyal bünyede oynadıkları esas rolle orantılı değildir.
    Maddî yetersizlik: Çok yazar kalemiyle yaşamaktadır. 1777 ye kadar hiçbir yasa edebî mülkiyet hakkını saptamamaktadır. Az tanınmış yazarlar sefil bir şekilde yaşamakta, ekmek yiyebilmek için sızlanmaktadır.
    Ünlü yazarlar artık hiç destek görmemektedir: Montesquieu esas eseri olan, iki yılda en az yirmi kere basılmış ve bütün dillere çevrilmiş olan “L’Esprit des Lois” (Kanunların Ruhu) ‘ ndan bir para kazanamamıştır. Sadece Voltaire servet yapar. Ama onun durumu özeldir. Geliri, bilhassa yaptığı parasal spekülasyonlardan ve onunla aldığı emlakten geliyordu. O, yazarlık hayatı “oldukça nankör”dür” diye İngiltere’yi örnek gösteriyor, orada yeteneğe belli bir saygı vardır, saygın bir insan her zaman servet yapar, diyordu.
    Güvensizlik: Sansür ve baskı ifade özgürlüğünü köstekler, eserlerin artan yürekliliği ciddi zorlamaya sebep olur. Kral Konseyinin ya da Parlamentonun bir kararı eserin yakılarak ya da kısmen yok edilerek ortadan kaldırılmasına, basit bir kral buyruğu eserin yazarını Bastilles’e ya da Vincennes’a göndermeğe yeter. Voltaire 1717 de kendi eliyle yazdığı bir yergiyi elden ele dolaşmağa bıraktığı için, Diderot 1749 da dinsizliğinin sezildiği “Lettres sur les Aveugles” ü yayınlamış olduğu için hapsedilirler. Yine 1750 den sonra, merkezî erkin zayıflamasına rağmen denetim devam eder: Encyclopedie (Ansiklopedi) ‘nin yayını birçok kere askıya alınır ve Paris Parlamentosu’nun bir kararı J.J. Rousseau’yu Emile’in yayınlanmasının ardından İsviçre’ye kaçmağa mecbur bırakır.
    Sosyal saygınlık: Buna rağmen edebiyat adamları, bağımsızlıklarıyla toplumun saygınlığını kazandılar. Kralın ve ileri gelenlerin koruduğu XVII nci yüzyıl yazarları tam bir özgürlükle kendilerini ifade edemiyorlardı. XVIII nci yüzyılda saray, yazarların nişan tahtası olur, iktidar artık onlara patronluk yapmadığı için vesayetinden kurtulur ve özgürlüklerine kavuşurlar. Bu arada durumları dünyaca saygındır: Büyük senyörler ve hatta yabancı hükümdar onlardan en gurur okşayıcı ifadelerini esirgemezler ve onları misafir etme şerefini kazanmağa çalışırlar. Her yerde düşünce seçkinleri tartışılmaz bir prestijden yararlanırlar.
    Sonunda edebiyat adamları düşünce ustaları olurlar. XVII nci yüzyılın odalarına kapanmış kişileri eylem adamına dönüşmüşlerdir. Temsil ettiği gücün bilincindedirler. Toplum düşüncesinin hem kılavuzu hem tercümanı olmak isterler. Yazarlar birliğinin oluşturduğu Edebiyat Cumhuriyeti politikada birinci planda rol oynamak iddiasındadır ve iktidarın karşısına düşünce haklarını çıkarırlar.

    Sunar Yazıcıoğlu

  6. #6
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart

    Entelektüel (düşünsel) yaşam merkezleri

    Yazarlar kulüp, kafe, salon gibi ilgi çeken yerlerde bir araya geliyorlardı.
    Le club de l’Entresol (kulüp Entresol): En ünlü, özel yaşamları olan arkadaş topluluğu, 1720 lere doğru rahip Alary tarafından Vendome meydanında, başkan Henault’un konağının ara katında kurulanıdır.
    Yirmi beş kadar üyesi vardı. İçlerinden biri, marquis d’Argenson, bu kulübü “bir tür İngiliz tarzı ya da olup biten şeyler üzerine düşünmeyi ve anlaşılmaktan korkmadan korkusuzca fikirlerini söylemeyi seven çok özgür politik dostlar kulübü” diye niteler. Entresol’da cumartesi günleri toplanılıyor, yazın da Tuilleries bahçesinin teraslarında geziniliyordu. Günlük haberler yorumlanıyor, anılar okunuyordu. Montesquieu bu topluluğa Lettres persanes‘ın (Acem mektupları) başarısından sonra kabul edildi; 1722 de Dialogue de Sylla ve Eucrate’ı sundu. Bu konuşmaların yürekliliği sonunda iktidarı endişelendirdi ve toplantılar 1731 den sonra hemen hemen askıya alındı.
    Ünlü filozof rahip Saint-Pierre bu kulübe canlılık veren tuhaf bir kişiydi. O, özellikle silahsızlanma ve uluslararası hakemliğin gereği üzerine, cesur görüşler bulunduran Projet de Paix perpetuelle’i yazdı (1713-1717). Her an hareketli, usta bir düşünce adamıydı. D’Argenson’a göre “Entresol’un öteki üyelerinden daha çok, okunacak şeyi tek başına o üretiyordu”.
    Halk kafeleri ve özel kafeler: İlk kafe ev 1667 yılında açılmıştı. Bu tür kuruluş hemen olağan üstü bir ilgi gördü; 1715 de ondan Paris’te üç yüz tane vardı. En tanınmış kafeler: 1695 de bir Sicilyalı tarafından açılan ve Fontanelle, Piron, Voltaire, Diderot, Marmontel'in toplandıkları cafe Procope; La Motte’un gittiği cafe Gradot; Montesquieu’ye göre “ içenlere düşünce gücü verecek şekilde kahvenin hazırlandığı” cafe Laurent’dır (Lettres persanes, XXXVI) . O usta bir entelektüeldi (aydın) ve her zaman etkindi.
    Sıcak moka kahvesini ya da soğuk limonatayı içerken, edebiyat insanları ve kültürlü insanlar yasak yergileri gizlice görüşüyorlar, güzel konuşma yarışması yapıyorlar ve kalemleriyle fırtına yüklü bir ortam sürdürüyorlardı. Kafası karışmış olan halk, bazen saçma söylentileri, inanarak yayan hikâyecilerin ya da hükümete karşı yerici şarkılar ortaya süren şairlerin etrafını çeviriyordu.
    Bu halk kafelerinin başarısı öyle oldu ki bazı kere salonları kafelere çevirme modası yüksek tabakada yayıldı. Bir salona oyunlar ve içkilerle küçük masalar yerleştiriliyor, İngiliz tarzında giyinmiş olan evin hanımı, tezgâh tarzında uzun bir masanın arkasına oturuyor, “garson” denilen, beyaz başlık giymiş uşaklar etrafta dolaşıyorlardı.
    La duchesse du Maine’in salonu (1699-1753): Conde’nin kız torunu düşes de la Maine, XIV ncü Louis’nin saltanatının haşmetli yıllarının görkemini yeniden canlandırmak ve Sceaux’daki ikametgâhını minyatür bir Versailles yapmak istedi. Sceaux’daki bu saray Fontanelle ve Motte gibi edebiyat insanlarını, Chaulieu ve La Fare gibi çapkın şairleri kabul eti; genç dükün tahsildarı matematikçi, şair, M. de Malezieu eğlencelerin büyük düzenleyicisiydi. Parlak sohbetler, edebi oyunlar, kır eğlenceleriyle, meşalelerin parlaklığında, parkta, şatafatını yayan “büyük geceler” e dönüşüyordu. 1718 de, bununla beraber İspanya elçisi Cellammare tarafından Naib’e karşı düzenlenmiş fesat ortaya çıkarıldı. Düşes suç ortağıydı ve Bastil’e konuldu. Bir vakit ara verilen kabul törenleri hemen sonra aynı parlaklığa yeniden kavuştu.
    La Marquise de Lambert salonu (1710-1733): La marquise de Lambert, Naipliğin âdetlerine karşı tepki göstermek, Hotel de Rambouillet’nin değerli idealini daha asil ve daha samimi bir şekilde yeniden yaşatmak istedi. Richelieu sokağında açılan salon seçkin bir dinleyici kabul etti. Salı günü edebiyatçılara, Çarşamba vasıflı kişilere ayrılmıştı. Tanıdık kişiler arasında Fontanelle, La Motte, l’abbe de Saint-Pierre, Montesquieu, Marivaux, başkan Hernault, marquis d’Argenson ve Mme de Caylus ile Mme d’Aulnoy bulunuyordu. Edebî konular üzerine tutkuyla konuşuluyor, okunuyor, tartışılıyordu. “ Bir çoban şiirinin çobanları dünya insanlarının kibar tarzlarını gösterebilirler mi? ” Modern (çağdaş) doktrinler için yakınlık gösteriyorlardı. Bazen Fontenelle bilimle kibarlığı karıştırarak yüksek sosyetenin meraklarını gideriyordu.
    Madame de Tencin salonu (1726-1749): Borsa tutkusu ve skandal yaratan maceralarıyla gürültülü bir gençlik yıllarının ardından, Mme Tencin maliyecilerin, uçarıların, yüksek görevli memurların, askerlerin, rahiplerin edebiyat insanlarına karıştığı Saint- Honore sokağındaki evinde seçkin kişileri kabul ediyordu. Duclos, abbe Prevost, Marmontel, Piron, Mably, Helvetius ve marquise de Lambert mekânında Salı günlerinin eski devamlıları toplantının edebî çekirdeğini oluşturuyorlardı. Paris’e uğradıklarında Lord Bolingbroke, Lord Chestezfield gibi seçkin yabancılar kabullerde görünüyorlardı. Mme Tencin bu parlak ya da sivri sohbetleri yüreklendiriyor ama devamlı bir dalavere gereksinimi, ona edebiyat görüşmeleri yerine yeni fikir tartışmalarını yeğletiyordu. Yüksek sosyete çevrelerinde “felsefî konuşmalar” modasını o çıkarmıştır.


    Sunar Yazıcıoğlu.
    Konu Sunar tarafından (16 Şubat 2012 Saat 15:57 ) değiştirilmiştir.

  7. #7
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart

    Montesquieu

    Önemli hiçbir kriz Montesquieu’nün dingin yaşamını bulandırmadı. Ataları gibi o önce yargıçtır. Oyalanmak için, Fransız kurum ve âdetlerinin nükteli, gözü pek bir eleştiriyle taslağının yapıldığı ilk büyük eseri Lettres persanes’ı (Acem Mektupları) yazdı. Parlamento görevinden kurtulunca kendini araştırmaya ve düşünmeye adadı. İngiltere’de yaşadığı bir zaman, siyasi fikirlerini belirledi ve sağlamlaştırdı. Sonra Brede’deki şatosuna çekildi, içe işleyen ve yeni görüşleriyle dolu tarihî bir eser olan Considerations sur les causes de la grandeur des Romains et de leur decadence’ı (Romalıların büyüklüğünün ve yıkılışının sebepleri üzerine düşünceler), sonra gerçek siyasi bir felsefe kitabı olan l’Esprit des Lois’yı (Kanunların Ruhu) kaleme aldı. Sonunda, büyük halk kesiminin az önce hizmetine sunduğu Cahiers onun yaşamını ve dünyanın önünde duruşunu belirledi. Düşüncesinin diriliği ve devamlılığı Montesquieu’nün eserine güçlü bir bütünlük kazandırır, bunlar yazarını yüzyılının en derin düşünenlerinden biri olarak gösterir.
    Montesquieu’nün gençlik yılları (1689-1721) : Charles-Louis de Secondat, Bred ve Montesquieu baronu, Perigueux ile Bordeaux arasında bulunan Brede şatosunda doğdu. Parlamenter bir aileden gelir. Oratoriens de Juilly de öğrenimini gördü ve sonra Hukuk okudu. 1716 da Guyenne Parlamentosunda Yargıtay başlıklı başkandır, ama görevine az ilgi gösterir. Oyalanmak için zamanının bilgelik ve bilimsel araştırma hevesine uyar. Üyesi olduğu Bordeaux Akademisi için Dissertation sur la politique des Romains dans la religion’u (Dinde Romalıların politikası üzerine bilimsel inceleme) sonra Sur les causes de l’eco) Yankının sebepleri üzerine), Sur l’usage des glandes renales (Böbrek bezleri üzerine), Sur le flux et le reflux de la mer (Denizdeki med ve cezir üzerine) … anıları kaleme alır. Bilhassa, 1721 de Amsterdam’da, adını gizlediği, ilk çıkışında dikkat çeken bir başarıyla, mektup tarzında yazılmış oryantal bir roman olan “les Lettres persanes” ı gizlice yazarak dinlenir.
    Les Lettres persanes (Acem Mektupları) 1721: Aşağı yukarı elli yıldan beri Fransa’da doğu moda olmuştu. Montesquieu halkı derinden ilgilendiren pek çok eseri aklına getirir: Dufresny’nin yazdığı Les Amusements serieux d’un Siamois à Paris ( Paris’te bir Siamlının Eğlenceleri), Tavernier’nin ve Chardin’in gezi anıları (1676-1719) , Galland tarafından çevrilen Mille et une Nuits (Binbir Gece masalları) 1704-1719. Usbe ve Rica adında iki İranlının Avrupa’yı, özellikle Fransa’yı gezdiğini tasarlar. İki gezgin izlenimlerini vatandaşlarına yazar, onlar da İran’da olup bitenlerden onları haberdar ederler. Mektup tarzı, Montesquieu’ye serbestçe yumuşak yeteneğinin değişimli olarak bir konudan ötekine geçmesine izin verir.
    İnançsızlık romanı: Bir harem dalaveresi eserin örgüsünü oluşturur. Saygın Usbek’in yokluğunda, siyahî harem ağası, efendisinin sarayında her türlü zorluklarla karşılaşır. Böylece les Lettres persanes’a laubali bir görünüm vererek Montesquieu sadece zamanın zevkine uymuyor aynı zamanda risk almadan görünüşte çok ciddî bir yazıyla rejime karşı gözü pek hücumlarda bulunuyordu.
    Geleneklerin resmi: Les Lettres persanes La Bruyère tarzında ama daha çok bir hareketlilik ve keyifle bütün bir portre galerisini içinde bulundurur: Vergi kesenekçisi, açlık çeken şair, yaşlı savaşçı, büyük soylu kişi, varlıklı adam, öykücü. Paris’teki yaşamdan da sahneler anımsar: Okuyucu, Homeros konusunda kavga edilen bir kafeden, güzel düşünenlerin karşılıklı övündüğü bir salona, Paris’e özgü aylaklığın sergilendiği Tuileries’den Académie française’e kadar gezinmektedir.
    Kurumlara yergi: Sonuçta mektupların büyük bir kısmı dinsel, ahlâki ya da siyasal sorunlara değinir. Montesquieu hiçbir şeye saygı göstermez. Acı alayı, bir doğulu despotla temsil edilen papa için olduğu gibi kral için de aynıdır. Boşanma ve nüfusun azalması meselesine, alışılmamış bir gözü peklikle değinir. Koloniler üzerine, kölelik üzerine, kanunlar üzerine fikirlerini açıklar. Mağara adamlarının temsilî tablosunda erdem üzerine kurulmuş ideal bir cumhuriyeti tasarlar. Bu sayfalar Esprit des Lois’da serpilip gelişecek olan temel fikirlerin kaynaklarını içinde bulundurur.
    Les Lettres persanes’ ın özgünlüğü: Les Lettres persanes bize son derece özgün görünümler sunar. Önce Montesquieu ilk kez yeni bir yöntemi başlatır. Genel anlamında insanı değil, ama bulunduğu boylama göre özel olarak göz önünde bulundurulan, farklı olan insanları inceler, Rica dostu İbben’e şöyle yazar: “İkimiz de aynı dünya üzerindeyiz, ama yaşadığım ülke insanı senin bulunduğununkinden çok farklı”. Ayrıca yeni konulara değinir: Önceki yüzyılda yapılandan farklı olarak edebî tartışmalara ya da toplumsal taşlamalarla yetinmeyip en ciddî meseleleri ortaya koyar, dokunuyor görünümü vermeden henüz tartışılmamış ilkeleri esinler, teoriler formüle eder, reformlar önerir. Sonuç olarak şekil yenidir: La Bruyère’in dua tarzındaki döneminin yerine kısa ve sert cümleyi koyar. Montesquieu ile ifade hafif ve nükteci canlılık kazanır, kırıcı bir alaycılık gelişip yayılır.
    Montesquieu’nün gezisi: Les Lettres persanes’ın yayınından sonra Montesquieu en göz alıcı çevrelere kabul edilir. Club de l’Entresol’e, Mme de Lambert’in salonuna sık sık gider. Hafif bir eseri, duygusal bir itiraf olan Le Temple de Gnide’i yazar (1725). 1726 da çalışmalarına kendini vermek için görevinden istifa eder. Gittikçe daha çok siyasi kuruluşları incelemekle ilgilenir. Kitap bilgilerini gerçekle karşılaştırmaktan şüpheli olduğu için 1728 ile 1731 yılları arasında Avrupa’da büyük bir geziye çıkar.
    Montesquieu önce Almanya’yı, Avusturya’yı, İtalya’yı, İsviçre’yi ve Hollanda’yı gezer. La Haye’de Lord Chesterfield ile tanışır ve 1729 Ekiminde onunla İngiltere’ye giderler. Londra’da Saraya takdim edilir, aristokrat ortamlara girer çıkar ve Royal Society’ye üye olarak seçilir. İngilizce gazeteler okumaktadır. İki kamaranın da oturumlarını kaçırmaz. Bilinçli olarak anayasanın mekanizmasını inceler: dostu Chesterfield’in formülüne göre “yerleşik kanunlar monarşinin soysuzlaşarak tiranlığa, özgürlüğün düzensizliğe dönüşmesini engellemektedir”. Gözlemlerini not eder, tetkikler yapar, kıyaslar, sonuçlar çıkartır. İngiltere’de iki yıl kalması düşüncesine zenginlik katmıştır ve ona düşünmekte olduğu büyük eseri l’Esprit des Lois’nın hazırlanmasına gerekli malzemeleri sağlamıştır.

    Sunar Yazıcıoğlu

  8. #8
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart

    Les Considérations (Düşünceler) 1734

    Montesquieu, İngiltere’den dönünce, Brède ’deki yerine yerleşir. Antik kuruluşlarda önceki deneyimlerinin doğrulanmasını arar ve roma halkının tarihi üzerine l’Esprit des Lois (Kanunların Ruhu) için hazırlanmış bir bölümü kaleme alır. Ama bölüm o kadar geniş bir yer tutar ki onu ayrı yayınlamağa karar verir: Bu, 1734 de Amsterdam’da hep yazarın adı verilmeden yayınlanan “ Considérations sur les causes de la grandeur des Romains et de leur décadence ‘ dır (Romalıların büyüklüğünün ve yıkılışının sebepleri üzerine düşünceler) .

    Felsefî tarih: Les Considérations :

    Romalıların büyüklüğü (böl. I - VIII ) – Bu büyüklüğü açıklayan sebeplerin arasında, bu kısa açıklamanın girişi, onun üç önemli noktasını görmeğe imkân verir.
    Askeri kuruluşların gücü: Kuruluşundan itibaren devamlı savaşa kendini adamış olan Roma, ordunun teşkilatı, askerlerin eğitimi, disiplinin sertliği ve moral şartlarla, askerî başarının teknik şartlarını yaratmıştır. Romalılar, alınan topraklar dağıtıldığı için, eşit ve çok büyük bir çıkarla vatanlarını savunmuşlardır. Böylece, Galyalılar’a, Pyrrhus’a, Hannibal’a karşı zafer kazanmışlar, Yunanistan’ı, Makedonya’yı, Suriye’yi, Mısır’ı fethetmişlerdir.
    Dış siyasette ustalık: Roma Senatosu siyasetini sebatlı ilkelere dayandırdı: fethetmek için ayırmak, hâkim olmak için bölmek. Sadece Mithridate bir müddet karşı koymuştur.
    İç politikada sağduyu: Devletin yapısı ve cumhuriyetçi kuruluşların oyunu, sivil mücadeleleri kaçınılmaz kıldı. Ama bu mücadeleler çöküş sebebi olmaktan uzak, kötüye kullanımların düzeltilmesine vesile olmuş, özgürlüğün varlığını doğrulamıştır.
    Kriz (böl. IX-XIII) - Roma kendi büyüklüğünden dolayı yok olmalıydı. İmparatorluk o derece yayılmıştı ki askerler anayurttan uzaklaşmış olan askerler yavaş yavaş vatandaşlık ruhunu yitirdiler. Yurttaşlık hakkı o kadar geniş bağışlandı ki sonunda Romalı olma duyguları kayboldu. Bundan başka, gelenekler bozuldu, yunan felsefesi akılları ve kalpleri bozdu, din duygusu zayıfladı, lüks aşkı dürüstlük duygusunu ve çalışma hazzını yıktı. Bu genel durumdan istifade ederek Sylla, Pompée, César hukuka uymadılar ; Auguste yeni bir rejimi başlattı.
    Romanın çöküşü (böl. XıV-XXIII) – Tibère ve Caligula ile tiranlık yerleşti. Romalılar, birbiri ardından Antonin’e kadar eşit olmayan saygın efendilerinin idaresi altında kaldılar. Antonin’ den Probus’a kadar düşüş belirginleşti. İmparatorluk bölündü. Disiplin gevşedi. Barbarlar Roma’yı tehdit ettiler. Batı Roma ilk yıkılandır. Doğu Roma zayıflamasına rağmen daha uzun zaman varlığını korudu ama yavaş yavaş o da kendi yıkımına yol açtı.
    Les Considérations’un önemi – Les Considérations’da, Montesquieu, les Lettres persanes’da da olduğu gibi konusunu önyargılı fikirlerle değil de olaylardan yola çıkarak ve açıklamalarını araştırarak ele alır.
    Bu duruş onu kendinden öncekilerden ayırır; Machiavel, Roma tarihinden siyasî kuşku dersleri çıkarıyordu, Saint-Evremond paradoks ve hipotezi işliyordu, Bossuet sistemli bir şekilde tarihin akışı içerisinde tanrının müdahalesini arıyordu. Çözümleme yetisini kullanarak, Montesquieu, olayları sebeplere bağlayan bir seri aracıyı yeniden kurmaya uğraşır.
    Bundan başka, dil cesur bir duruş gösterir. Cümle, bazen yinelenir ama tumturaktan uzak, çok kere kısa, ama kuru değil, kıyaslamalarla, antitezlerle, çarpıcı tasvirlerle, düşünce aşılayan formüllerle süslenmiştir; ara vermeyen akışı içerisinde bir tür roma ağırbaşlılığını korur.
    L’Esprit des Lois’nın (Kanunların Ruhu) hazırlanması- 1734 den sonra, Montesquieu bütün yaşamının uğraşısı olan çok büyük eserine kendini adar. Gezilerinin deneyimi ve okuduğu yeni şeylerin getirisi ile toplum yönetiminin ortaya koyduğu meseleler üzerine daha önce yığdığı malzemeler hazinesini zenginleştirir ve l’Esprit des Lois’yı kaleme alır. Bazen cesaretinin kırıldığı anlar olur: “ Bu esere birçok kere başladım, birçok kere bıraktım; yazdığım yaprakları bin kere rüzgâra savurdum.” O sırada Paris’e kaçar, kendini moda olan bazı salonlarda gösterir, sonra Brède’in yolunu tutar. Sonunda, 1748 de eser biter. Önce Cenevre’de piyasaya çıkar, daha ilk anda önemli bir başarı kazanır: bir buçuk yılda yirmi iki baskı ard arda gelir.

    Sunar Yazıcıoğlu

  9. #9
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart

    L’Esprit des Lois (Kanunların Ruhu) 1748

    L’Esprit des Lois çok geniş ve çok yüklü bir eserdir. Ele alınan meselelerin karmaşıklığı içinde, sürekli net olan bir düşüncenin genel seyri fark edilir. Eserin başında Montesquieu temel bir tanım ortaya koyar: “Kanunlar eşyanın doğasından ortaya çıkan gerekli yazanaklardır”. Kanunlar yazanaklardır: çünkü onlar tanrının iradesi gibi yüce bir sebepten doğmazlar ne de ilahî adalet gibi önsel ilkelerden indirgenmezler. Bu yazanaklar gereklidir: onlar kanun koyucunun kaprislerinin sonucu olarak ortaya çıkmazlar; eşyanın doğasından, yani ülkelere göre değişen, örneğin yönetim, iklim, din, gelenekler, ticaret gibi somut gerçeklerden ortaya çıkarlar. Bu yazanaklar, “tamamı l’Esprit des Lois (Kanunların Ruhu) denilen şeyi oluşturur". Eserin amacı bunları incelemektir. Montesquieu kanunların incelenmesinde genel olarak Roma tarihinin incelendiği Considérations’da uyguladığı deneysel yöntemi sergiler.
    Siyasi felsefe:l ‘Esprit des Lois
    Birinci kitaptan XIII ncü kitaba kadar Montesquieu iktidarın karakteriyle ilişkileri içinde kanunları inceler. Genel olarak kanunların tanımı yapılır (I). Kanunlar yönetimlerin doğasına uyar (II). Cumhuriyetler için erdem, monarşiler için saygınlık, despotizm için korku ilkesi (III). Bütün kanunlar, eğitim kanunları (IV), anayasa kanunları (V), ceza kanunları (VI), harcama kanunları (VII) yönetimin bozulması tehlikeli olacağı ilkesini sürdürmelidir (VIII). Kanunlar savunma gücünü (IX) ve saldırı gücünü sağlamalı (X), ülkenin erklerinin ayrımını garanti altına almalı (XI), cezaların (XII) ve vergilerin tespitinde özgür bir düşünceden esinlenmelidir (XIII).
    XIV nci kitaptan XXXI nci kitaba kadar Montesquieu kanunları yer ve zaman içerisinde verilmiş özel şartlarla ilişkileri içinde inceler. Kanunlar iklimin doğasına (XIV den XVI ya), sahanın doğasına (XVII ve XVIII), aynı şekilde geleneklerin genel ruhuna uyarlanmalıdır (XIX), ve yine ekonomik şartlarla uyum içinde olmalıdır: ticaret (XX ve XXI), paranın kullanımı (XXII), orada oturanların sayısı (XXIII), yerleşik din (XXIV ve XXV), dayandığı şeylerin düzeni (XXVI) gibi. Sonunda Montesquieu ilkelerini özel hallere uygular, Roma ve Fransız hukuku ve feodal kanunlar üzerine tarihî düşüncelere girişir (XXVII den XXXI e).
    L’Esprit des Lois’nın ana tezleri :
    Yönetimlerin sınıflandırılması: Montesquieu, halkın bütününün (demokrasi) ya da yalnız bir kesiminin ( aristokrasi) egemen olduğu cumhuriyet yönetimi, tek bir kişinin değişmez ve kökleşmiş kanunlarla yönettiği monarşi yönetimi, tek bir kişinin kanunsuz ve kuralsız olarak her şeyi keyfince ve kaprisleriyle götürdüğü despotik yönetim olarak yönetimleri ayırır.
    Yönetimlerin ilkesi: Her yönetim eylemini yönetecek ve korunmasını güven altına alacak bir ilke ya da yargı yetkisi üzerine oturur. Cumhuriyet yönetiminin ilkesi erdemdir. İktidar halkın ellerindedir, vatandaşlar kanunun garantisidirler, erdem onlara vatandaşlık görevlerini yerine getirmelerine imkân verecek duygudur. Eğer bunda kusur ederlerse, eğer kanunu kullanılmamaya terk ederlerse devlet bitmiştir. Monarşi yönetimi ise ilke olarak saygınlığı alır. İktidar hükümdarın ellerindedir; sorunlara yabancı olan tabaların erdeme gereksinimi yoktur. İmtiyazlılar topluluğu, kendini sorumlulukların teslim edileni olarak görür. Saygınlık onlara görevlerini yerine getirmelerine imkân verecek duygudur. Bir kesim, saygınlığın gereğini yapmazsa eşitlik kopmuş, monarşi çökmüştür. Despotik yönetime gelince, ilkesi korkudur. Despot iktidarı tek başına kullandığı için erdem gerekli değildir, saygınlık tehlikeli olabilir zira bütün tabalar esarette kendini eşit hissetmelidir: O halde korku orada cesareti kırar ve heves duygusunu en aza indirir.
    Ara erkler teorisi: Montesquieu, ne kralın despot olma ne de halkın, bağımsızlık içgüdüsünü serbeste çıkarma duygusuna kapılmadığı ılımlı bir monarşiden yanadır. Onun gözünde İngiliz anayasa rejimi iyi bir sağduyu örneği teşkil eder. Fransa için, ona göre iç barışın esasları olan, devlet içinde belli bir dengeyi korumağa mahsus, rahip sınıfı, soylular, Yüksek yargı organı gibi imtiyazlı kesimlerin rolünü saptamak ister. Bu kesimler tabi ve bağımlı ara erklerdir. Onlar ülkeyi, aynı anda keyfilikten ve anarşiden korurlar, hükümdara karşı özgürlüğü savunmada çıkarları vardır, zira imtiyazlar özgürlüklerdir ama ayni zamanda halka karşı hükümdarı savunmak da çıkarlarınadır çünkü imtiyazlar, imtiyazları bahşeden hükümdarın iktidarına dayanır.
    Erklerin ayrımı teorisi: Aynı ölçülülük ve denge ruhu içinde, Montesquieu erklerin aynı elde tutulmamasını önerir. Yürütme erki barışa ve savaşa karar verir; iç güvenliğe ve kanunlara uymakla uğraşır. Monarşide bu erk krala bırakılmalıdır, zira bu alanda “ bir kişi birçok kişiden daha iyi hareket eder”. Yasama erki kanunları kaleme alır, düzeltir, yürürlükten kaldırır. İlke olarak halka ya da temsilcilerine bırakılmıştır. Yargı erki kanunları elinde tutar, onlara göre yargılar: onun özel kurumları vardır (Fransız monarşisinde bu Yüksek yargı organıdır).

    Sunar Yazıcıoğlu

  10. #10
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart

    L’Esprit des Lois’nın sonucu:

    L’Esprit des Lois ve siyasî liberalizm: Montesquieu liberal bir düşünürdür. Fikirleri derin bir etki yapmıştır. Devrim meclisinin yasama görevlileri onun keyfiliğe ve tiranlığa karşı olan erklerin ayrımını ilke olarak aldı. Ayrıca onlar, l’Esprit des Lois’da reformların bütün bir programını bulabilirlerdi. Montesquieu hükümdar buyrultusuna, işkenceye ve barbarca cezalandırmalara, hoşgörüsüzlüğe, bir kesimin fakirliğine, savaşa karşı mücadele etti. Bütün itirazları insanlık tarafından derin bir saygıyla kabul edilmiştir.
    L’Esprit des Lois ve siyaset bilimi: Montesquieu, toplum yönetimine değinen olayları incelemek için yeni bir yöntem başlatmıştır. Siyaset, Machiavel’e göre tek çıkarcı tarafından belirlenen bir teknik, Bossuet’ye göre kutsal kitaplardan kaynağını alan koyu dindarlıktır. Montesquieu’ye göre ise siyaset gerekli yazanakları bilme üzerine kurulmuş bilimdir. L’Esprit des Lois’nın yazarı özellikle adına iklimler denen kurama bağlamıştır. O, fertlerin mizacının ve daha sonra siyasi yaşamın özel şartlarının enlemlere göre farklı olduğunu gösterdi. Buna göre Kuzey insanı Güney insanından daha az duygusal, daha az tutkulu, daha çalışkandır. Klasikleşmiş olan bu kuram edebî eleştiride Mme de Staël, sonra da Taine tarafından yaygınlaştırılacaktır. Günümüzde coğrafya ve biyoloji araştırmalarını esinleyecektir.
    Yazarlık sanatı: Montesquieu, konunun kuru olmasına rağmen, l’Esprit des Lois’da halkını soluk soluğa bırakmakla meşgul olmuştur. Aynı zamanda, anlatının bütün çekiciliklerini: şakacı iğnelemeleri, ince alayları, ustaca işlenmiş kararları, az rastlanır karşı tezleri, şiirsel ya da mitolojik anımsamaları, ton değiştirmeleri sergilemiştir. Bu oyunlar ve bu nükteler zaten pek sağlam olan edebî nitelikleri unutturmamalı. Bazı bölümlerin titiz düzenlemesi, bazı ilerlemelerde dolgun hitabet, bazı tasvirlerde anlatım gücü, çoğunlukla da dar bir alana kapatılan düşüncenin özü ve okuyucunun zihnine kuvvetle yer eden cümlenin soylu sadeliği ve yoğunluğu.
    Montesquieu’nün son yılları (1748-1755) : L’Esprit des Lois ateşli saldırılara yol açtı. Sert eğilimli Katolikler, yazarı, özellikle dinleri “beşerî düşünce tarzında” incelediği için kınadılar. Montesquieu bu yakınmalara Défense de l’Esprit des Lois-1751 ( Kanunların Ruhu’nu Savunma) ile cevap verdi. Yine 1754 de Fénelon’un Télémaque’ına benzerlikler gösteren ve bir doğu tarihi olan Arsace et Isménie’i yayınladı. Bu onun hemen hemen önemli olan son yazısı oldu. Çalışmalarından usanmış, görme zorlukları olduğu için son günlerini yarı emeklilik içinde bitirdi.

    Sunar Yazıcıoğlu

Sayfa 1/5 123 ... SonSon

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0