Sayfa 3/5 İlkİlk 12345 SonSon
43 sonuçtan 21 ile 30 arası
Like Tree5Teşekkür

Konu: XVIII nci yüzyılda Fransız edebiyatı

  1. #21
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart Cevap: XVIII nci yüzyılda Fransız e

    Voltaire’e göre ideal

    Filozofun buyurduğu “budanmış kâinat” ‘da, bazı ilkeler kararlı durur ve yeni bir yapının temelini teşkil eder: iyi uygarlaşmış bir toplumda yaşamak, tabii dini uygulamak ve ahlak yasasına kendini uyarlamak gerektirir.
    Siyasi ideal- Voltaire hükümdarı değil keyfi yönetimi kınar; ama hükümdar davranışını aklın icaplarına uydurmalıdır. Filozofların yol gösterdiği bir prens, bizzat kendisi de bir filozof olursa, kendi rızasıyla vazgeçilmez özgürlükleri vererek halkını mutlu eder, bizzat felsefi düşünceyle olgunlaşmış tabası da seve seve onun koruyuculuğunu kabul edecek, “aydın despotizm” in yasası altında halkın mutluluğu sürecektir.
    Dinsel ideal – Voltaire yerleşik dinleri kabul etmez; ama tanrısal bir ilke halinde akli inancı değil. Ona göre akıl dünyanın tek açıklaması olan bir tanrının varlığını tanıtlar: “gerekli, ebedi, üstün ve zeki olmak”. Bu mimar ve işçi tanrı, değişmez yasalarla dünyayı yönetir, evrensel düzene dikkat eder, icabında, kendini, güçsüzü koruyan, ödüllendirici ve öç alan bir tanrı gibi gösterir. Dine gelince, o halk için gereklidir; ama doğmaları, törenleri (ayinleri) uzaklaştırmalı ve kendini tanrıbilimsel bir sistem gibi değil de bir devlet kurumu gibi ortaya koymalıdır.
    Ahlaki ideal – Voltaire büyük meseleler üzerine mütevazı ve dürüst düşünceleri değil de metafizik teorileri kabul etmez. Ruhun doğası, kötülüğün mevcudiyeti, insanın kaderi üzerinde tartışır ama kesinlemelerinde daima çok tedbirlidir. Beşeri özgürlükle evrensel determinizm (gerekircilik) i bağdaştırmağa özen gösterir, kötümserliğini asla kısır bir ümitsizliğe vardırmaz. Her şeyden önce yararlı eylem üzerine titrer ve pratik bir sağduyululuk öğretir. İnsan kendi mutluluğunu kurmalıdır ve mutlu olsunlar diye yakınlarına yardım etmelidir: en büyük erdem yardım severliktir, insan türünün en büyük yasası çalışmadır.
    Voltaire’in felsefi eseri – Partizanlık Voltaire’i göklere çıkardı ya da karaladı. Bu gün onun fikirlerini bağnaz olmayan bir şekilde yargılamak ve değerleri içinde takdir etmek gerekir.
    Voltaire’in felsefesi birçok bakımdan yetersizdir. İnkârda ateşli olan Voltaire yıktıklarının yerine daima bir şey koymamıştır. Mutlak monarşiyle mücadele etti ama Prusya’da ki kendi tecrübesiyle aydın despotizmin bir ütopya (hayal ürünü) olduğunu gördü. Hıristiyanlığa karşı savaştı ama ona karşı belirsiz, anlaşılmaz, yüceltmeyen, teselli etmeyen bir deizm ileri sürdü. Öteki dünya üzerine söylenen büyük varsayımlarla savaştı ama kaderin tedirginliğini duyan insanlar düşünceyle ondan asla kurtulamayacaklardır.
    Bununla beraber Voltaire’in pratik sağduyululuğu yerini korumaktadır. Eseri bir yaşam sanatı ve bir eylem programı içermektedir. İnsanlık için derin bir aşkla, insanın geleceğinde sağlam bir inanç göstermektedir. Uygarlığın ilerlemesine ve insanların mutluluğunu samimi olarak istemiş olmasına kesin inanması ona minnettar olunmayı gerektirir.


    Sunar Yazıcıoğlu

  2. #22
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart Cevap: XVIII nci yüzyılda Fransız edebiyatı

    Diderot

    Langres kolejinde ciddi eğitimden sonra, özgürlük aşığı genç Diderot birçok yıllar bohem yaşamı sürdürür. 1746 yılında La Breton kitapevi ona Ansiklopedi’nin yönetimini emanet eder. Diderot çok çetin zorluklara rağmen, iyi bir sonuca vardırdığı girişim için büyük ilgi duyar. Son yıllarını, kendisini koruması altına alan ve ölümüne kadar övgüler düzdüğü II nci Katerina’nın yardımları sayesinde dinginlik ve rahatlık içinde geçirir.
    Diderot yüzyılının büyük ölçüde orijinal simalarından biridir. Işık saçan bir zekâ ve hep hareketli bir hayal gücüyle donanmış olarak insan düşüncesinin çok çeşitli şekillerini kucaklar: bilimler, felsefe, sanatlar, edebiyat ve ateşli silkinmelerle her konu üzerine yazar. Çalışmasını düzenlemediği için dehasını pek dağıttıysa da zamanının en büyük canlandırıcısı ve en gözü pek düşünürü olarak kalır.

    Diderot’nun yaşamı
    Bohem (1713- 1746)
    Çeşitli, eğilimleri bir araya getiren birçok ilin birleştiği kavşakta, Langres’de doğdu. Denis Diderot kendisini kilise yaşamına yönlendiren orta halli ve güçlü burjuva bir aileye mensuptur. Sekiz yaşından itibaren doğduğu şehrin kolejinde Jesuites’ lerin öğrencisidir: inanılmaz büyük kültürünün temeli olan sağlam bir eğitim alır. Bununla beraber babası onu zararlı olduğuna hükmettiği bir etkiden kaçırmak için Paris’e götürür ve d’Harcourt kolejine sokar. Eğitimi bittikten sonra Diderot bir dava vekilinin yanına girer, ama bağımsızlık sarhoşu ve meraka acıkmış olarak kendini yansız bir kültüre doğru zorunlu çekilmiş hisseder ve düşüncenin çok çeşitli şekillerine alışmağa başlar. Yaşamak gerektir çünkü babası onu kendi haline bırakmıştır. Eğilimini yerine getirmek için hiçbir çalışma karşısında geri adım atmaz. Evlerde ders verir, çeviriler yapar, misyonerler (dinyayarlar) için vaazlar yazar, çözüm yollarına, hatta güveni kötüye kullanmalara kendini kaptırır. D’Alambert, Rousseau, Condillac gibi bazı edebiyat insanlarıyla ilişki kurar. 1743 de Anne-Toinette Champion adında genç bir çamaşır yapımcısı kadınla evlenir; az bir zaman sonra, birçok yıl beraber olacağı serüvenci bir hanımla, Mme de Puissieux ile hayatını birleştirir.
    Her konuda kalem oynatan (1746-1773) -
    Beklenmedik bir olay ona mevcudiyetini saptamasına izin verecektir: 1746 da, onda geleceğin adamını keşfederek kendisine l’Encyclopédie’nin yönetimini bırakan kitapevi sahibi Le Breton’a takdim edilir. 1746 dan 1773 e kadar, Diderot bu devasal teşebbüse kendini adamaktan memnun olmadığı için çok kere çağdaşlarınca bilinmeyen ve bazıları hâlâ basılmamış, önemli sayıda her türden eser meydana getirir. Bu çalışma bir zaman engellendi, 1749 da, “Lettres sur les aveugles à l’usage de ceux qui voient” (Görenlerin istifadesinde Körler üzerine Mektup) ‘nın yayınından sonra, onu ateizme ve materyalizme meylettiren bir düşünce yürekliliği, üç ay gibi bir zaman Vincennes kalesi burcunda mahkumiyetine mal oldu.
    Körler üzerine Mektup.
    Diderot edebiyata ve felsefeye tutkun olan dostu Mme de Puisieux’ye yönelir. Hareket noktası olarak Réaumur’ün bir sözde doğuştan kör üzerinde uyguladığı katarak ameliyatını ele alır. Körlük üzerine genel düşüncelere ulaşır, sonra hayal ürünü bir hikayenin şeklini benimseyerek bir yaşındayken görmez olan İngiliz matematikçi Saunderson’a ateizmi göz önünde bulundurarak kendi kanıtlarını verir: her bilgi duygulardan gelir; dünyanın düzenine gelince tanrının varlığının bir ispatı olamayacaktır, çünkü yaşama uyamayan aykırı çirkinlikleri kabul ediyor zaten mükemmel olmaktan uzaktır. Özellikle bir tanrısallığa inanmak bir kör için zordur. Zaten bir kör kendisi için önem taşımayan bu inanca hiç aldırmaz: Onun için “ Baldıran otunu maydanoz yerine koymamak çok önemlidir ama tanrıya inanmak ya da inanmamak hiçbir şekilde öyle değil.”


    Sunar Yazıcıoğlu

  3. #23
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart Cevap: XVIII nci yüzyılda Fransız edebiyatı

    Dram yazarının etkinliği-
    Özgürlüğüne kavuşunca, Diderot hemen çalışmaya koyulur ve yiğitçe, felsefe gurubunun başını çeker. Sonunda tamamen yenileme niyetinde olduğu tiyatroya yönelir. Daha çok “Derval et moi- (Derval’le ben) -1757 ” adıyla tanınan “Entretiens sur le fils naturel (Evlilik dışı çocuk üzerine Söyleşi)” ile “Discours sur la poésie dramatique -1758 (Dramatik şiir üzerine Söylev)”de, trajedi ile komedi arasında bir ara tür, burjuva dramının kuramını kaleme alır. Kuramını, beş perdelik ve nesir halinde, ilki (1771) de ve ikincisi (1761) de olmak üzere, orta sayılır bir başarıyla, birkaç yıl sonra oynanmış olan iki piyesiyle “Le fils naturel ou les Epreuves de la vertu” ve “le Père de famille” ile üne kavuşturur. Bu iki eser de zayıftır: şahısların gösterişi, kendince yargılara varan ve lüzumsuz laf eden özellikleri gülümsetir; tüm insan içtenliği eksiktir.
    Sanat eleştirmeninin görüşü- Diderot bütün estetik konularına eğilimliydi. 1751 de Ansiklopedi için “Güzel” konusunu kaleme aldı. Taş baskı ve tablolar biriktiriyor, sanatkârların atölyelerini geziyordu; heykeltıraş Falconet’ye olduğu gibi, ressam Vernet ve Greuse’e de yakındı. Aynı şekilde, Grimm, 1759 da, başkanı olduğu “La Correspondance littéraire” ‘de, Louvre’da iki yılda bir yapılan sanat sergileri konusunda eleştiri yazmasını önerdiğinde Diderot coşkuyla kabul eder. 1773, 1777, 1779 yılları dışında, 1759 dan 1781 e kadar, salonlardan düzenli olarak bilgi verir.
    Sanat eleştirisini icat eden Diderot değildir. 1667 den beri “resim ve heykel Kraliyet Akademisi” (Académie Royal de peinture et de sculpture) , sanatkârların eserleri ya da genel estetik konuları üzerine konferanslar yaptırıyordu. Diğer taraftan, XVIII nci yüzyılda, le Mercure de France, l’Année littéraire, le Journal encyclopédique’in, sayısız makaleleri resim üzerineydi; Caylus kontu 1751 den 1753 e kadar Salonlar’ı daha önce yayınlamıştı. Bununla beraber tür henüz çocukluk dönemindeydi. Diderot, ilk defa sanatkarlarla yazarlar arasındaki çiti yıktı; Sanat üzerine geniş bir halk kitlesinin ilgisini başlattı; oysa onlar kısır ilişkilerle parlak konuşmaları tercih ederlerdi.
    Romancının şaheseri- Ansiklopedi’nin tükenmez çabasıyla işi başından aşan Diderot, romanlar yazarak eğlence gereksinimini gideriyordu. Fransa’da ilk roman XVII nci yüzyılda yayınlanmış olan Mme de la Fayette’in “La Princesse de Clèves (1678) ” adlı eseridir. 1760 da Diderot, açık saçık olan ve kiliseye karşı gelen “la Rèligieuse”’ü, 1762 de şaşırtıcı bir belagatle söyleşi şekline sokulmuş, yüzyılın ilk aylarında onu Almancaya çeviren Gœthe sayesinde 1823 de Fransız halkına duyurulmuş olan bir romanı, ” le Neveu de Rameau” ‘yu yazdı.


    Sunar Yazıcıoğlu

  4. #24
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart Cevap: XVIII nci yüzyılda Fransız edebiyatı

    Le Neveu de Rameau (Rameau’nun yeğeni) : sinik bir bohemin aykırı düşüncesi.

    Akşam yemeğinden sonra, Diderot, satranç oynayanların arasında aylak aylak dolaşmak için, Palais- Royal meydanındaki Régence kafesine girdiği sırada, ünlü bir müzisyen olan Rameau’nun, “yüceliğin ve aşağılığın, aklıselimin ve aptallığın eşsiz karışımı ” garip bir kişilik olan, doğuştan büyük bir hayal ateşi yeteneğine ve ender bir ses gücüne sahip yeğeniyle karşılaşır. Bu bohem, hep kendini barındıracak bir ev arayarak günü gününe yaşamaktadır.
    Yeğen şaşırtıcı bir konuşmaya girişir. Onun taşkın zekâsı her konuda en saygısız aşırı düşünceleri işler. İşte o, yeryüzündeki bütün kötülüklerden sorumlu gördüğü dahi insanlara verip veriştiriyor: Bununla beraber dehaya imreniyor, zira pohpohlanmış olmaktan hoşlanıyor. Şimdilik, o asalak yeteneğini kullanamayacak durumdadır: kusurlarından dolayı ona değer biçen kimselerce, nazlı büyütülmüş biri gibi yaşamaktadır. Şeytan neden bir gün mantığı yerinde olmayı kabul etti? Onu kovdular! Kendini alçaltarak bu küslüğü dağıtabilirdi; Daha şimdiden, dönüşünü taklit eder, ama özsaygı krizine girer: kendinin önemsenmemesi dayanılmazdır.
    Ne iyi ki, müziği sayıklayan sevdası içinde bir avunma bulur; İşte o, düşsel bir kemanı, sonra klavseni çalmaktadır. Eskiden, müzik dersi veriyordu. Eşsiz derslerdi bunlar! Parayı çalıyor muydu? Hayır! Zenginlerin eski durumlarına gelmesinde onlara yardım ederdi. Daha sonrası için hayat planı çok basit: O, bütün zevkleri kullanacaktır; ahlak kuralları ancak övüngenliktir. Şimdi o, bütün aşağılanmış yazarları kucaklayan bir topluluğun başındadır; herkese hakaret eder. Ne tuhaf! Akıllı insanlar yeryüzüne aptalları kullanmak için gönderilmişlerdir. Ve bununla beraber, bir asalağın hayatında ne kadar çok can sıkıcı şey var! Onları himaye edenler neyden şikâyet ediyorlar? Onu bayağılığına özendiren onlardır. Zaten alçalmasında orijinal olması gerekir: Küçük bir serseriden büyük olanı daha yeğdir.
    Birden transa girer; müziği sayıklamaya başlar, bu deliliğe bir yaklaşmadır; satranç oynayanlar oyunlarını keserler. O sonra müzik eleştirisi yapar. Güçlü tutkular gösterterek müziğe daha bir yoğunluk vermek gerekir. Oğlu aklına gelir: hayır, onun müzisyen olmasını istemez. Her çeşit yararlanmaya tehlikesizce ulaşmak için ona en kolay yolları öğretecektir. Kendisi ancak dikiş tutturamamış ve beş parasız biridir. Bu, ötekiler ağzına koyacak bir şey bulamazken birilerinin bolluk içinde yüzmesini hoşgörüyle karşılayan bir toplumun kusurudur. Toplum, insanları herhangi bir şeye gereksinimi olduğunda soytarılıklar yapmaya zorlayarak yozlaştırıyor. Namussuzların pantomimi büyük yer sallanmasıdır. Kimseye tabi olmayan bir tek filozof vardır: evet, şimdi elveda rahat yatak, donanmış masa. Haydi! Aşağılık pantomimi oynamağa devam en iyisi.

    Sunar Yazıcıoğlu

  5. #25
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart Cevap: XVIII nci yüzyılda Fransız edebiyatı

    Filozofun görüşleri:
    Filozofun çalışmaları her türde olmuştur: Salons (Salonlar) adlı eserini kaleme alır; özellikle düşüncelerinin sırdaşı olan Sophie Volland ile devamlı bir mektuplaşma sürdürür, romancı ve öykücü çalışmalarını devam ettirir: Les deux amis de Bourbonne (1770), Regrets sur ma vieille robe de chambre (1772), Ceci n’est pas un conte (1772) gibi. Ama bilhassa, aynı yıl yazılmış olan üç küçük eserinde, felsefi fikirlerini belirtir: Entretien entre d’Alembert et Diderot, Rêve de d’Alembert, Suite de l’Entretien (1769).
    Rêve de d’Alembert’de Diderot, dostu d’Alembert’in kendisiyle ciddi konular üzerine neşeli bir şekilde tartıştıktan sonra uyuduğunu ve yüksek sesle rüyalar gördüğünü tasarlar. Bu ustaca kurgulanmış düşsel yaratı, Diderot’ya, materyalist bir felsefeye kesin kabulünü gösteren gözü pek varsayımların coşkulu tarzı içinde kendini anlatmasına fırsat verir.

    Çariçenin himayesi (1773-1784):
    Rusya’ya yolculuk (1773-1774) – Diderot 1763 de itibaren, ona, elinde tutması şartıyla, kitaplığını satın alan Rusya çariçesi II nci Katerina ile mektup ilişkisine girmişti. Diderot, onun kendisine bu iyiliğinden dolayı çılgına döner: Bunun üzerine sanatkârlar ve amatörler yanında imparatoriçenin resmi arabulucusu olur. “İmparatoriçesinin” ısrarları üzerine 1773 ilkbaharında Saint-Pétesbourg’a hareket eder. Orada ilgiyle dopdolu olduğu için, “Kuzeyin Semiramisi” ne övgüler düzerek, bütün Rus İmparatorluğunu allak bullak etmek istediği yedi ay geçirir: Gözü pek önerilerle dolu pedagojik bir program içeren “le Plan d’une Université pour le gouvernement de Russie (Rus hükümeti için bir Üniversite Planı)” yü özelikle kaleme alır. Bu arada, 1773 yılı esnasında, “Jacques le Fataliste et son maître” adlı romanı ve oyunculuk sanatı üzerine orijinal toplu düşüncelerden ibaret olan zengin bir denemeyi “ Paradox sur le Comédien” yi kaleme alır.
    Son yılları (1774-1784) :
    Diderot 1774 de Paris’e tekrar döner. Çok hareketli geçen yaşantısından kendini bitkin hissetmektedir. Buna rağmen çalışmasına zevk için devam eder: Cebire ve mekaniğe ilgi duyar, portatif bir baskı makinesini ileri sürer, “Essai sur la vie de Sénèque, sur ses écrits et sur les règnes de Claude et de Néron 1778 (Seneka’nın yaşamı, yazıları ve Claudius’la Neron’un hükümranlıkları üzerine Deneme) üzerinde çalışır. Yaşı ilerleyince felsefesi bir parça yumuşar ve genişler: Soyut ilkelerden şüphelenir ve kalpten gelen sezgilere ve yaşamın deneyimine bundan böyle büyük önem verir. Bununla beraber II nci Katerina’nın el açıklığı sayesinde son yıllarını bütün edebi etkinlikleri dışında rahat içinde geçirir, girip çıktığı her yerde, salonlarda, kafelerde, Palais Royal’de, “tanrısallık” görkemini yüceltir. Ama sağlığı kötüleşir ve beyin kanamasından ölür.

    Sunar Yazıcıoğlu

  6. #26
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart Cevap: XVIII nci yüzyılda Fransız edebiyatı

    Diderot’nun eseri

    Kendi fırçasından Diderot:
    Çok az yazar, eserlerinde, Diderot’dan daha çok, kendilerinden sevgiyle bahsetmiştir. Kişiliği her yerde, ama bu, mektuplaşmasında ve bilhassa Sophie Volland’a yazdıklarında kendini gösterir ve tam olarak duygu ve düşüncelerini açıklar. 1759 ile 1774 yılları arasında, bu mektuplaşma, kademeli olarak, edebiyat yaşamının en parlak döneminde, yaşamının, ruhunun ve düşüncesinin senli benli günlüğünü dile getirir.
    Bir yaşam günlüğü-
    Aile çevresi: Ailesinin içine nüfuz ediyoruz, önce 1759 da babasının ölümünden sonra, mirasına konmak için Langres’e döndüğünde: canlı ve neşeli bir kız kardeşle üzgün ve can sıkıcı bir kardeş arasında nazik bir arabulucu rolü oynamaya çalışır; ama taşra yaşamının tekdüzeliği karakterinin hareketliliğiyle uyumsuzdur. O işte Paris’de, Taranne sokağında: onun için evlilik yaşamı çekici değildir; karısı sadık, ama tedirgin edicidir, dar kafalılığıyla onu çabuk bıktırır; o ise evinde, tatsız tuzsuz bir burjuva ortamında sıkılmaktadır. Ne mutlu ki, “çılgınca delisi olduğu” kızı Angélique var: sabırlı bir eğitici olarak, o onun ellerinde uysal bir araçtır, ona erdem dersleri vermeyi, onu kendi görüşünde şekillendirmeyi düşünmektedir.
    Dost çevresi: Her şeye rağmen, Diderot aile yaşamına göre değildi. Nitekim tercihen zamanını kâh Chevrette’de dostu Grimm’in ve Mme d’Epinay’ın, kâh Royal sokağında ya da Grandval’da baron d’Holbach’ın evinde geçirir. Baronun salonu Paris’de ansiklopedi hareketinin en parlak ve en gürültülü merkezidir. Orada zamanın felsefe dünyasının en büyük rahipleri toplanır: Condillac, Turgot, Rousseau, Helvétius gibi; Diderot orada sonu gelmez coşkulu konuşmasını ve çılgın düşlemlerini zapt edemez. Glandval şatosunda, alaycı Grimm’le, eğlendirici papaz Galiani’yle, şaklaban Mme d’Aine’le yeniden bir araya gelir; baronla fiziği tartışır ya da doğanın yasasının yerine ahlakın ve dinin buyruklarını getirmek isteyen dine ve bütün bu isyancıların topluluğunu yöneten onun elçilerine karşı şiddetle hücuma geçer.
    Duygusal roman: Ama ister Chevrette’de, Grandval’da ya da Paris’de olsun 1755 de tanıştığı Sophie Volland’la devamlı bir mektup alışverişi yürütür. Bütün filozofların okuyucusu ve güzel sanatların dostu Diderot’nun o derece hareketli ruhu, bu duygusal, zeki ve dinsel küçük burjuvazinin ona esinlediği büyük tutkunun içinde yirmi yıldan daha fazla bir zaman hareketsiz durmayı bilmiştir. Diderot onunla, senli benli içini açmalara, temiz kalpli gevezeliklere kendini koyuverir. Aşk onun için derdini dökebileceği en derin mutluluk oldu. Olgunluk yaşının romanı kalbini ferahlatmış, ruhunu zenginleştirmiştir.

    Sunar Yazıcıoğlu

  7. #27
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart Cevap: XVIII nci yüzyılda Fransız edebiyatı

    Bir gönül günlüğü-
    Duyarlılık: Diderot’da duyarlık onu, yargılamaya ve sağduyuya alır götürür: İlk tepkiyle hareket eder, duygularına hâkim olamaz. Bu duyarlılığın taşkınlığından niteliğinin temel özyapısı doğar: taşkınlık ve ölçüsüzlüğe devamlı bir eğilim vardır. “ Bana öyle geliyor ki ben büyük rüzgârlarda çılgınca düşünen biriyim, hava nasıl olursa olsun, o benim ruh halimdir ” diye belirtir. Diderot hep atılganlığıyla savrulur. Her şeyde aşırıdır, aşkta olduğu gibi dostlukta da; dostlarının boynuna atılır, onları heyecanla kollarının arasında sıkar, kem küm etmekten ve ağlamaktan geri duramaz. Sophie Volland’ı bir defa olsun görme düşüncesiyle, “vücudunun her bir parçasında bir ürperti ve hemen hemen güçsüzlük hisseder”.
    Hayal kurma: Bu duyarlılık bununla beraber yüzeyseldir. Heyecandan öteye gitmez. Hatta bazen, gerçek bütün duygular ortadan kalkınca, hayal etme hızlanır. “Hiçbir şey aklını kalbinin yerine koymak kadar yaygın değildir ” der. O zaman boş yere hiddetlenir, kaynağı tamamıyla kelimelerde bulunan yapmacık bir sıcaklıkla duygunun zayıflığını gidermeğe çalışır: böylece erdeme olan hayranlığı ve kötülüğe karşı hoşnutsuzluğu çok kere sadece tumturaklı sözler için düşüncesine sunulmuş bir malzeme, arı bir zihin jimnastiğidir. İkiyüzlü olmasından değil ama yapısından gelen komedyenliğindendir: her şey onda bir sahne ve bir durumdur; o hiçbir zaman kendisi değildir, hep rol oynamaktadır.
    Bir düşünce günlüğü-
    Coşkunluk: Duyarlı mizacı onu sevgiye eğilimli kılar. “Şu gerçek ki kusurları önemsememek ve niteliklere hayran olmak gibi bir yapım var” diye yazar. Ama coşkusu ölçüsüzdür ve bazı kereler mantığa dayanmaz. Böylece, “Plinius, düşün alanında yüz güldüren ender insanlardan biridir” diye açıklar; karanlıkta kalan Mércier de la Rivière’i, Montesquieu’den daha üstte tutmakta tereddüt etmez. Ona göre o, hayranlık duymada ötekiler kadar önemlidir ve Rêve de d’Alembert (d’Alembert’in Rüyası) konusunda içtenlikle bağırır: “ Daha derin olmak olası değil”.
    Mantıksızlık: Zekâsının hareketliliği onu mantıksızlığa sürükler. “Dehanın vazgeçilmez kısmı düzenleyici akıl” a sahip olmadığını kabul eder; Bazı kere aynı sayfada, materyalist olarak düşünür, sonra tinselci olarak; bir yerde bütün eylemlerimizi yararla açıklar, başka bir yerde erdemi inançla yüceltir. Çelişki, zekâsının canlılığı gibidir.
    Gözüpeklik: Sonunda, atılgan doğası eserinin benzeri olmayan yürekliliğini açıklar. Bu eser ateşli bir diyalektikten daha az bir kuram, entelektüel, ahlaki ya da dinsel despotluğun bütün şekillerine karşı yorulmaz bir sövgüdür. Bu yıkıcı öfkede Fransız devriminin yakın olduğu günler hissedilir.
    Not:
    *Gaius Plinius Secundus milattan sonra 23 yılında doğmuş Romalı yazar ve doğabilimcidir. Yegâne eseri otuz yedi ciltlik “Naturalis historia (doğanın tarihi) ” yı yazdı.
    **1767 de II nci Katerina’nın yeni bir kanun çalışması için Diderot’nun girişimiyle Rusya’ya getirttiği Le Mercier de la Rivière (1720-1793) ekonomist ve fizyokrattır.

    Sunar Yazıcıoğlu
    Konu Sunar tarafından (07 Şubat 2012 Saat 20:58 ) değiştirilmiştir.

  8. #28
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart Cevap: XVIII nci yüzyılda Fransız edebiyatı

    Filozof

    Diderot’nun bir yığın esere dağılmış felsefi ve ahlaki fikirleri hissedilir şekilde değişikliğe uğramıştır, ama onlardan temel sonuçlar çıkarılabilir.
    Tanrıtanımaz ve materyalist bir filozof -
    1749 dan itibaren, Lettre sur les Aveugles (Körler üzerine mektup) ‘ü yayınladıktan sonra, Diderot gençlik yıllarındaki deist inançlarıyla ilişkisini koparır. Takibeden yıllar boyunca ve Le Rêve de d’Alembert- 1769 (d’Alembert’in Rüyası) ‘e kadar duruşunu sertleştirmekten geri durmaz ve tanrıtanımazlığını açıklar. Bir üstün zekânın her şeyi, genel ya da özel bir takım iyiliğe göre yapmasını, düzenlemesini, hazırlamasını kesin olarak inkâr eder.
    Bu tanrıtanımazlık çok doğal olarak materyalizmle sonuçlanır. Dünyada yalnız bir ilke vardır: hareketlilik ve duyarlılıkla donanmış ebedi olan madde : “Tanrının yerine, önce güçlü ve sonra eylem halinde duyarlı bir maddeyi koyunuz, evrende taştan insana dek bütün meydana geleni elde edeceksiniz” diye le Rêve de d’Alembert’de yazar. Bu ilke kabul edildikten sonra sonuçta her şey mekanik olarak açıklanır: gittikçe karmaşık olan uyuşumlar önce mineralleri, sonra bitkileri, sonra hayvanları, sonunda düşünen varlıkları verdi; zihnin işlevleri moleküllerin ince bir oyunuyla açıklanır. Daha sonra, varlıklar arasında yalnız menşe birliği değil ama ayni zamanda doğa birliği mevcuttur. “ Her hayvan az ya da çok insandır; her mineral az ya da çok bitkidir; her bitki az ya da çok hayvandır”; zincirde kopma yok; hepsi birbiriyle tutuşur ve nüfuz eder; ruh vücuda tutturulmuştur; doğum, yaşam ve ölüm aynı gerçeğin değişik görünümleridir.
    Doğal ve sosyal bir ahlak- O derece korkusuz materyalist bir doktrin, öncüsünü tamamen yeni bir şekilde ahlak problemini koymağa sevk etmeliydi. Sisteminin sonuçlarını aşırılığa götürerek, Diderot ölümsüz bir ruhun varlığı ve insan özgürlüğünün bilinci üzerine kurulmuş geleneksel ahlakı kabul etmez. Özgürlük sözcüğü ona göre anlamca boş bir sözcüktür: “Bizler sadece genel düzen, eğitim ve olaylar zincirine uygunuz”. Ama hiç özgürlük yoksa övgüyü ve ayıplamayı gerekli gösteren eylem de hiç olmaz. Erdemler ya da suçlar, hepsi dünyayı yöneten kaçınılmaz yasaların sonuçlarıdır.
    Bununla beraber, eğer Diderot geleneksel ahlakı kabul etmekten kaçınıyorsa, o doğa ahlakına inanmaktadır: insan doğaya göre iyidir, o kalbinin tepkilerinde en güvenilir kılavuzu bulur; iyilik yapmaktan zevk duyar; erdemin uygulaması zaten çıkarına uygundur, zira “bu dünyada mutluluğu için dürüst bir insan olmak alçak olmaktan daha geçerlidir”. Başka bir deyişle, eğer Diderot kişisel bir ahlakı tasarlamıyorsa, o toplumsal bir ahlaka inanıyordur. “ İç yaşam bir şey değildir; toplu yaşam her şeydir”. Bu noktada Rousseau’yla ters düşerek, toplum yapısı bir yarardır ve insan uygun reformlar sayesinde iyileşmek için çalışmalıdır diye değerlendirir. Gerçek ve tek ahlak “büyük insan ailesi” nin mutluluğuna katkı sağlayandır”.

    Sunar Yazıcıoğlu
    Konu Sunar tarafından (07 Şubat 2012 Saat 21:04 ) değiştirilmiştir.

  9. #29
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart Cevap: XVIII nci yüzyılda Fransız edebiyatı

    Diderot’nun etkisi

    Diderot XVIII nci yüzyılın en büyük kışkırtıcısı oldu. Etkisi çağdaşlarının üzerinde önemli olmuştur; bu etki XIX ncu yüzyıla kadar uzamış ve hatta günümüzde çok sayıda benzerlik, onu bize bağlamaktadır.
    Diderot ve gerçekçi tiyatro: Diderot’nun burjuva tiyatrosu, tiyatromuzu realizme ve bir gerçeği kanıtlamağa doğru yönlendirendir. Sedaine (1719-1797), opera komik libretto (güfte) ları yazdıktan sonra, 1765 de “le philosophe sans le savoir”’ı oynatır: doğruluktan ayrılmaz bir tüccarın konutunda kurulan bu aile dramı, ticarete övgüyü ve bir soylu sınıfının kendini beğenmişliğine yergiyi içerir. Sébastien Mércier (1740-1814), bu ateşli yazar, Diderot’nun nesir halinde dramının formülünü yeniden ele alır; ona göre dram yazarı “erdemin savunucusu ve kötülüğün kınayıcısı” olmalıdır; en tanınmış eseri “la Brouette du vinaigrier (1787)” bir çalışma, tasarruf ve sınıfların erimesi övgüsüdür. Sonunda XIX nci yüzyılın ikinci yarısında, Emile Augier’den Henry Becque’ye kadar tiyatro Diderot’nun düşüncelerinden esinlenmiştir.
    Diderot ve XIX ncu yüzyılda eleştiri: Diderot edebiyat ve sanat eleştirisi için bir öncü olmuştur. Sainte-Beuve’ün dediği gibi “heyecan verici, nezaketli ve sürükleyici” olan edebi eleştirisi, Mme de Staël’in coşkunluk üzerine fikirlerinin ve Chateaubriand’da “güzelliklerin eleştirisi”nin habercisidir. “Konu” yönünden biraz fazla saygılı, göz yaşartan sahneler için biraz fazla çabuk alevlenen sanat eleştirisi bir asrın zevki bakımından canlı bir kanıt olarak kalmakta ve bir Fromentin’in ya da bir Baudlaire’in daha teknik çalışmalarına yol açmaktadır.
    Diderot ve modern (çağcıl) düşünce: Diderot’nun yeni ve cesur felsefi fikirleri pek çok gelecek kuşaklar kazanmıştır. Ahlak anlayışı Bentham’dan Stuart Mill’e, Spencer’e dek İngiliz ütilitarist (yaratıcı) ahlak filozoflarına temel olmuştur. Birçok noktada yüzyılını geride bırakarak, günümüz dünyasında bilimin çok geniş rolünü, doğa bilimlerinin gelişini, Lamarck’ın transformizmini (dönüşümcülük) , Darwin’in evolüsyonizmini (evrimcilik), Claude Bernard’ın eksperimantal (deneysel) metodunu, psikofizik ve psikofizyoloji teorilerini daha önceden sezinlemiştir. Daha genel bir tarzda modern materyalizmin haberini verir.




    Sunar Yazıcıoğlu
    Konu Sunar tarafından (08 Şubat 2012 Saat 10:21 ) değiştirilmiştir.

  10. #30
    Sunar - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Ocak 2011
    Mesajlar
    57

    Standart Cevap: XVIII nci yüzyılda Fransız edebiyatı

    Encyclopédie-Ansiklopedi

    Ansiklopedi başlangıçta sadece bir kitapevi girişimi oldu: halka son keşiflerin akışında insanlık bilgisinin bir repertuarını sunarak bilimlerin artan saygınlığından yararlanmak söz konusuydu. Ama Diderot, girişimin idaresini üzerine alarak, daha geniş bir amaç edindi: ansiklopediden, boş inanların boyunduruğundan kurtararak insan zekâsının görkemine yakışır büyük bir eser yapmak istedi. Önce, çıkmasından şüphe edilen eser, yayınlandığından itibaren en şiddetli saldırılara yol açtı: yönetim tarafından 1752 de ve 1759 da olmak üzere iki kere durduruldu, ancak 1772 de kesin olarak çıktı.
    Tartışılamaz yetersizliğe rağmen ansiklopedi bütün yüzyılın devasal gayretini temsil eder; halkın anlayabileceği bir eser olarak Fransa’da bilimsel araştırmalar zevkini ve daha özel olarak teknik mefhumları geliştirdi; savaşım eseri olarak, serbest inceleme ruhu adına, böylece düşüncenin kaynaklarını yenileyerek ve yeni bir ideal yolu hazırlayarak geçmişin fikirlerini ve kurumlarını topa tuttu.

    Önemli tarihler:
    1751- Ansiklopedinin I nci Cildinin Ön sözle birlikte yayınlanması.
    1752- İlk iki cildin yasaklanması.
    1758- Rousseau’nun d’Alembert’e mektubu ve Helvétius’un kitabı De l’Esprit’nin yayınlanması.
    1759- Ansiklopedinin ayrıcalığının kaldırılması.
    1765- Son on cildin yayınlanması.
    1772- Son resim ciltlerinin yayınlanması.

    Ansiklopedi kavgası

    Diderot’nun çekilmeden ve yarar gözetmeden hayatının büyük kısmını adadığı ağırlıklı eserin ortaya çıkması için yirmi yıldan daha fazla zaman gerekti ve en şiddetli saldırılarla karşı karşıya kaldı.
    Büyük bir girişim: XVII nci yüzyılın sonunda ve XVIII nci yüzyılın başında çok sayıda ansiklopedi yayınlanmıştı: Moreri’nin, Beyle’ninkilerden (1697) ve Trévoux’nun sözlüğünden başka, bilimler, felsefe ya da güzel sanatlar sözlükleri halkın anlayacağı nitelikte eserlerin halka yararını göstermişti; ama bu çeşitli yayınlar son keşiflerden habersizdi.
    Doldurulacak bir boşluk vardı. Yayıncı- basımcı Le Breton, Ephraïm Chambers’in “Cyclopedia or Universal Dictionary of the Arts and Sciences” ını Fransızcaya çevirme fikrini tasarladı. Bu derleme 1727 de, Londra’da hatırı sayılır bir başarıyla yayınlanmıştı. Yabancı çevirmenlerin fırtınalı kavgalarından sonra, bir tıp eserini çevirten Breton, Diderot’ya başvurdu.
    Diderot sevinçle kabul etti. Hemen orijinal eser yapma projesini tasarladı: Ansiklopedi Bayle’nin sözlüğü gibi yalnız insan üzerine bilgilerinin bir repertuarı olmayacak, geçeri kalmamış doktrinleri çökertecek ve insan zekâsının gelişmelerini gözler önüne serecektir. Girişimden yana olan Augeusseau şansölyesi, 21 Ocak 1746 da imtiyazı onaylar. Diderot önce, bütün Avrupa’da matematikçi olarak ün yapmış olan d’Alembert’in katkısını sağlar, sonra gerçek bilginlerden tanınmamış “dükkân çırakları”na kadar, bütün uzmanlar ordusunu toplar. 1750 de eserin yakında yayınlanacağını haber veren tanıtım ilanını başlatır.

    Sunar Yazıcıoğlu
    Konu Sunar tarafından (07 Şubat 2012 Saat 20:55 ) değiştirilmiştir.

Sayfa 3/5 İlkİlk 12345 SonSon

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0