Diyordu ki manşette:
“Telekom halkındır, satılamaz!”
diyordu da
batıyordu ünlem işareti
yakarken değdiği yeri
düşüncelerim uzuyordu
bırakmadan köklerini
Kurtuluş Savaşı boyunca bir destan gibi anlatılıyordu, haberleşmeyi sağlayanlar, telgrafçılar, telgrafhaneler, elden ele ulaştırılan şifreli bilgiler, sıkıntılı bir dönemdi haberleşme, düşman işgali altında bir ülkede, her ele geçen bilgi, birçok yiğitçe mücadele eden vatan evladının yok olmasına neden oluyordu. Bu nedenle savaş sonrası ilk oluşumların başında geliyordu. Haberleşmenin temellerini oluşturma. Bilginin gizemi bu sistemin milli olmasını gerektiriyordu. Devletin güvencesi olmazsa olamazlardandı.
sızlatıyordu
ünlem işareti
bir hançer gibi
sızlatıyordu
yüreğimi
Haberleşmenin Kurtuluş Savaşı süresince takip ettiği seyiri
Doç. Dr. B. Işık ÖZKAYA satırlara dökerken bir kez daha
vurguluyordu, iletişimin önemini ve mahremiyetini. .
Kuvayı Milliyeci Telgrafçılar. ..
Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasında, dönemin en ileri haberleşme aracı olan telgrafla yürütülen çok çetin bir kavganın rolü yadsınamaz. .
Fatsalı Halim Efendi , Telgrafçı Hamdi Bey gibi çok sayıda isimsiz telgrafçı, İstanbul'daki İngiliz haberalma kaynaklarının akıl almaz baskı ve kuşatmasını kırarak Anadolu'ya gizli bilgileri sızdırmıştır. .
Mustafa Kemal , savaşın seyrini, haberleşmenin başında bulunarak, bilgi akışını izleyerek kontrol altına almış, dönemin en hızlı iletişim olanağını kullanarak zamanın en çağdaş teknolojisinden yararlanmıştır. .
Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nın örgütlenmesini, vali ve ordu komutanlarıyla yaptığı eşgüdümü telgrafla gerçekleştirmiş, Saray'a karşı geliştirdiği stratejiyi kendisine bağlı telgrafçılarla yürütmüştür. Posta-Telgraf idaresinin İngilizlerin elinde olmasına karşın, en olumsuz koşulların aşılmasını isimsiz kahraman telgrafçılarla başarmıştır. .
Telgraf hatlarının tahrip edildiği, telgrafhanelerin basılıp dağıtıldığı bir ortamda yurtsever telgrafçılar, Mustafa Kemal'in hizmetinde yer almış; O'na bilgi aktarabilmek, iletilerini yerine ulaştırabilmek uğruna canlarını hiçe sayarak çalışmışlardır. .
Osmanlı Harbiye Bakanı Süleyman Şefik Paşa'nın, kolorduların kendi aralarında şifreli telgraf gönder-emeyeceklerine ilişkin yasağına, Kâzım Karabekir Paşa , ''Seferber düşmana karşı askeri sırları açıklamanın kanunlara göre cezası idamken, siz askeri sırların açıklanması emrini veriyorsunuz. Bilcümle kumanda makamlarının da hudutlara varıncaya kadar şifre muhaberatının men edilmesi, ancak Ermenistan'ın ve mevcudiyetimize düşman olanların menfaatına kayde-dilebilir'' şeklinde karşı çıkmıştır. .
Yine Ali Fuat Paşa, Şefik Paşa 'yı telgraf başına çağırtarak kendisine ihtarda bulunmuş ve şifre yasağının 24 saat içinde kaldırılmasını, aksi takdirde bütün postaneleri askeri işgal altına alarak şifre ile haberleşmeye devam edileceğini bildirmiş ve bu uyarıya bütün kolordular destek vermişlerdir. Düşman yandaşlığının ezici baskı ve teslimiyet ortamında az sayıda telgrafçı, savaşın iletişim kanallarının açık kalması için mücadele etmiş, kesilen telleri onarmış, direkleri yenilemiş, postaneleri İngiliz işgaline, kontrolüne karşı canıyla korumuş, Atatürk'ün ''telgraf savaşı''na cepheden katılmıştır.
Ali Kemal'in şahsında mandacılığı savunan İstanbul basını ve uzantıları, bütün kinlerini Mustafa Kemal'e karşı yöneltmişler, her türlü ihaneti haber olarak aktarmışlar, emperyalizmin iliştirilmiş (embedded) gazete-cilik örneğini vermişlerdir. .
Mandacı Rauf Ahmet'in gazetesi İstiklâl, gençliğin yayımladığı ''bağımsızlık'' yanlısı bildirilere karşı çıkmış, onları ''sükûnete'' davet etmiştir. Üniversite gençliğinin, ''Her türlü manda şeklini reddeder ve buna uymayacak barış antlaşması maddelerine boyun eğmeyeceğimizi ilan ederiz'' şeklinde yayımladıkları bildirileri, heyecanla verilmiş kararlar olarak nitelemişti. .
İçişleri Bakanı Ali Kemal, aynı zamanda Harbiye Bakanı gibi davranıp Mustafa Kemal'i azletmiş ve durumu tüm vilayetlere bildirmiştir. Sabah gazetesi de desteğini gecikmeden açıklamış; Ali Kemal'in emirlerine uymanın bir ''vatan borcu'' olduğunu, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının, düşmanın oyununa geldiğini yazabilmiştir. .
Karartılmış ve her türlü psikolojik savaşın yürütüldüğü bir ortamda bir grup yurtsever telgrafçı, Atatürk'ün haber alma kanallarının açık kalması için savaş vermiştir. İşte bunun içindir ki, Kurtuluş Savaşı bir anlamda ''telgraf savaşı'' olarak da kabul edilebilir. Atatürk, bütün yapmak istediklerini, yaptıklarını, talimatlarını, savaş şifrelerini telgrafla yürütmüş; her an ve her koşulda ona başvurmuş; tarihin sayfalarını, yarı beline kadar eğilmiş, yorgun ve ahşap direkler arasında sarkıp duran tellere aktaran telgrafçılara emanet etmiştir.
Bugün, ülkemizin kamusal alanlarıyla birlikte, haber kanalları da ''küreselleşme'' savlarıyla yabancıların eline geçiyor. Kurtuluş Savaşı'nda mütareke basını, düşmanın haber alma kaynağı gibi çalışmış, ihbarcılık yaparak milli mücadeleye katılanların düşman eline düşmesine neden olmuş ve vatana ihaneti kendilerine yakıştırabilmişlerdir.
Lozan görüşmelerinde, iletişimin yeterli olmaması nedeniyle sıkıntı yaşanmıştır. Ankara'dan Lozan'a bilgi ve talimatlar şifreli telgraflarla, önce ''Köstence'' telgraf merkezine, oradan da Lozan heyetine gönderildiği için, İngilizler tarafından şifreler ele geçirilip çözülmüş ve bu durum onların üstünlük sağlamalarına yol açmıştır.
Heyetin yapacağı konuşmalardan haberdar olmuşlar ve önce Kerkük petrollerini ele geçirmişler, daha sonra Musul sorununu erteleyerek siyasal üstünlük sağlamışlardır. Lozan görüşmeleri esnasında sağladıkları haber alma üstünlüğüyle ve Doğu'da, Kürt ayaklanmaları çıkartarak Musul ve Kerkük'ün savunulmasını güçleştirmişlerdir.
İşte bütün bu olumsuzluklar dikkate alınarak, PTT'nin ulusal olmasına daima özen gösterilmiş, İngilizlerin elinde olan Posta-Telgraf İdaresi'ne karşılık Ankara'da, TBMM Hükümeti Posta Müdürlüğü kurulmuştur (1920). .
Sonuç:
Bugün çok sayıda ülke, haberleşme başta olmak üzere özelleştirmeleri terk etmektedir. Brezilya, Arjantin, Venezüella kamu kaynaklarını yeniden halkın hizmetine iade ediyor. ABD, AB ve İngiltere, haberleşme kanallarının yarıdan fazla hissesini kamuda bırakmaktadır. Ülkeler, haber kanallarını yabancılara devretmemektedir. Bağımsız El Cezire televizyonu olmasa, ABD'nin Irak'taki katliamları öğrenilemeyecek… .
Ülkemizde, ''TELEKOM'' satılarak iletişim kanallarımızın dünya çapındaki gücü yabancıların eline geçmiş oldu. Oysa yakın tarihimiz bize, emperyalizme karşı yapılan savaşların, iletişim ve haber alma savaşını da tetiklediğini göstermektedir. Haber kanallarımızı kamu yararı, ülke güvenliği ve stratejik önem açısından ele almak ve özelleştirmekten vazgeçmek zorundayız.
( Doç. Dr. B. Işık ÖZKAYA) Kaynakçaları:1- Nutuk.2- Şu Çılgın Türkler, Turgut Özakman.3- MİT, Tuncay Özkan.4- Meydan Larousse, cilt 10. 5- İstiklal Harbi Gazetesi (15.05.1919-11.10.1919 arası)
Bu nedenlerle diyordu ki,
Kurtuluş savaşının önderi:
Devlet
Türkiye cumhuriyeti
Devleti olacaktı
Siyasette Bağımsızlık
Ekonomide Bağımsızlık
Ülkede Bağımsızlık
Devletin güvencesinde olacak
Hiçbir himaye ve manda kabul edilmeyecek
Güçlünün değil
Halkın Devleti olacak
Halkçılık
Devletçilik ve laiklik temel ilkelerdi
Diyordu ki bu nedenle;
“ Bizim takip ettiğimiz yol görüldüğü gibi liberalizmden başka bir yoldur” M.Kemal Atatürk
batarken gün
sessizleşirken sokaklar
örtse de ne kadar
taşıyorsan bilincinde izi
görürsün
tüm çıplaklığı ile
yüreğine saplanan
bir hançer gibi acır bilincin
karabasan olur gerçekler
falezlerin tepesinde geçer
uykusuz geceler
Biribir kurulan işletmelerin o yokluk dönemlerinin karan-lığını, nasıl aydınlığa çıkardığını, üretmekten yoksun bir imparatorluğun nasıl yok olduğunu.
çıplaktır tüm gerçekler
görmek istedikçe
çalıştırmak gerekir
beş duyu organı ile bilinci
her konan taş aydınlığa gidişte
sökülürken yerinden birer birer
çığırtkanlaşıyorsa eğer
karanlığın içindekiler
canımız acıyacaktır
Acıyacaktır…
“Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri, şahsî menfaatlerini, müstevlîlerin siyasi emelleriyle tevhid edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir.”M.K.Atatürk
ses değişimi
oluşturmasa da
yeni kimlikleri
tanırsın bedbahtları
tanırsın da tanımak yetmez
“İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.” M.K.Atatürk
limanlarımız tersanelerimiz
her türlü iletişimimiz
verilirken yabancılara
işgal edilirken ekonomimiz
yetmez
sessiz sokaklarda
haykırış
koptukça
üretkenliğin
kaynağından değişimler
düşerken sütunlara
içim kanar
içim kanar
akşam sessiz
çöker ışığın üzerine
adına ne derler bilinmez
her dönem
kendi içinde saklar
köleliğin adını
geçişleri vardır ülkemin
destanları
kanla sulanmış
toprakları
Bedeli ödenmeden; savaş sonrası esaret karşılığı, tek mermiye bile ihtiyaç duyulurken,
Fransızların cephane teklifinin kabul edilmeyişi.
Cumhuriyetin temel taşları oluşturulurken
Hiçbir kredi ve hibenin, kara bir leke gibi düşecekse geleceğe, kabul edilmeyişi gibi.
Geçişleri vardır ülkemin, renkten renge boyanışı.
değişir
üretkenliğin tembelliğinde
değişimin rotası
uluorta saçılır karanlık
neonlarda değişim
neonlarda kalmaz
içimi kapladığında
yaşanmışlıklar
bir buruk hüzün sarar
kaybedilenler gelir
aklıma
bu vakitlerde
adımlara bırakırım
kendimi
Marşal yardımı ve borçlanmalarla ilgili neler söyleniyordu eskinin savunucuları tarafından bile:
“Avusturya Başbakanı, “İşte Osmanlı şimdi bitti” derken, Osmanlı’ya büyük bir darbe vurulduğunu daha işin başında söylemekten kendini alamamıştı. Aradan 20 yıl geçtikten sonra 1858’de anlaşmanın tesirlerini anlatan İngiliz Edward Michelson ise, “Yabancı ülkelerde büyük ünü olan Türk sanayinin birçok kolları şimdi tamamen yok olmuştur. Bunlar arasında pamuk sanayi başta gelir ki, bunlar tamamıyla İngiliz sanayi tarafından sağlanmaktadır. Şam’ın çelik bıçakları, Kıbrıs’ın şekeri, İznik’in çinisi hep yok olmuştur. Bütün bu sanayi kollarının Türk topraklarında artık izi bile kalmamıştır.” derken Türk sanayinin içine düştüğü acı durumu dile getirmiştir. Bu anlaşmalar, devlet hazinesini önemli masrafları karşılayamaz hale getirdi ve Avrupa’dan borç alma yolu açıldı. Böylece dışa bağımlılık devri başlamış oldu…
“…Abdülmecid Han: “Borçlanmadan vazgeçilmezse saltanattan vazgeçerim”
Maliye ve Hariciye Nazırları, Sultan’ı borçlanmaya ikna etmeye çalıştılar. Sultan, “Ben bu devleti selefimden nasıl buldum ise halefime de öyle vereceğim. Eğer bu borç-lanmadan vazgeçilmezse saltanattan vazgeçerim” diyerek borçlanmayı önledi.”08.06.2005 Milli Gazete
Abdülmecid Han borçlanmayı engelleyebilmiş mi, yoksa saltanattan mı vazgeçmiş, bu tarih önünde duruyor, durmasına da, ya göz önünde duran diğerleri?


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı
