Nazım ve Nesir,
Düz yazı yada Şiir anlatım olarak bir birinden ayırılan iki tür, birde düz yazı araştırma türü ise ikisinin bir araya getirilmesi çok zor gibi görünen konu.
Oysa araştırmacı yazarların en büyük sorunu okuyucuyu sıkmak, gerçi o tarzın okuyucuları bu konuda sıkıntıdan çok keyf aldıkları farklı bir konuda olsa, okuyucu kitlesinin genişletilmesini sağlamak açısından, bakış aynı açıya geliyor...
Şimdilik bu iki harmanlamaya bir örnek vererek bu konuda fikir almak isterim...
“Devletçiliğin bizce anlamı şudur: kişilerin özel teşebbüslerini ve şahsi faaliyetlerini esas tutmak, fakat büyük bir milletin ve geniş bir memleketin ihtiyaçlarını ve çok şeylerin yapılmadığını göz önünde tutarak, memleket ekonomisini devletin eline almak.”(1936) Atatürk
Liberal ekonomiye bakışı da çok açık ve netti
“Bizim izlediğimiz bu yol, görüldüğü gibi, liberalizm'den başka bir yoldur"M.K. Atatürk
Açıkçası farklı idi Liberalizmden, kayıtsız şartsız Milletin olan hakimiyet sahiplerine, kayıtsız kalamazdı Devlet.
Bu nedenledir ki Devlet üretecekti,ürettirecekti, ürettiğini ve ürettirdiğini koruyacaktı ve adil olarak paylaştıracaktı, Devletin asri görevi olmalıydı bu, özel teşebbüsün yerine geçmemekle birlikte başı boş bırakmayacaktı ekonomiyi, Ekonomi halkın olmalıydı ve planlanmalıydı.
bir fırtına esti
deniz karıştı
kıyılardan öte
sakinlik
okunacaktı hüküm
okunacaktı da
yüreğinde sevgi olan
kıyamadı
kıyılmaya hazır
ne güzel de düşler vardı
martıların seslerini
kırdı dalgalar
hırçın deniz
fısıltılar gibi hırçın
dalgalar vurdu kayalara
köpükler uçuştu
ak umutlar gibi
kaybolmuşluklarla
kucaklaştı
dilimde dolanan
nakarat
bir türlü
dışa vurulamadan
isyan olan ağırlığı ile
oturanlaraydı
pimi çekilmeye hazır
kelimeler gibi
“Tam Bağımsız Türkiye”
derken
dar ağacına
gidecek
üç fidanın
alıntı gibi
patlayan sözleri
bilincim de
şavkı gibi vurulgan düşlerle
kucak kucağa
yaralıyım dik ve kırılgan
ödemeye hazır
bedelleri
sözler
hırçın dalgalar gibi
dövüyor
geleceği
darağacına giden yolda,
savunmasına düşerken
pimi çekilen
sözler
yargılanan kim
konmamıştı adı
sadece verilmişti hüküm
Diyordu ki her ortamda kurucu;
Tam Bağımsız Türkiye için
Ya ölünecekti ya gerçekleştirilecekti.
Bu doğrultuda hedeflerini Gençliğe emanet ettiğini “Gençliğe Hitabe”sinde belirtiyordu.
Gençliğin içinden yükselmeye başlamıştı, yanlış giden bazı şeylerden sonra “Tam Bağımsız Türkiye” sesleri.
Sahip çıkıyorlardı emanete…
Diyordu ki, Üç fidandan biri.
Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına arma-ğan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz.
Sayın Savcı,
1. Amerikan emperyalizmi gayrî millîdir. .
2. Ona ortaklık edenler ulusumuza ihanet etmişlerdir. .
3. Emperyalizme karşı mücadele suç değildir, silahlı müca-dele ise Anayasayı ihlâl değildir. .
4. Gayrî millî olan emperyalizm ve ortaklarının sömürüsü, Anayasaya aykırıdır.
Buna göre iki şey var:
1. Eğer belli bir hata sonucu, iddianame ve mütalaayı hazırladınızsa, dikkatli olunuz; idamını istediğiniz kişiler kasaplık koyun değildir ve siz savcısınız. .
2. Yok eğer yaptığınızın bilincinde iseniz; yolunuz açık olsun.
Diyordu ki kurucu:
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkes-ten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, “Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır” deme-yecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp, suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, ‘Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir’ diye düşünecek, ama hiç bir zaman yalvarma-yacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, ‘demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek’
Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, başbakana ve meclise telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını iste-meyecek. Diyecek ki, ‘ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek de benim görevimdir.’
İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!


LinkBack URL
About LinkBacks
Alıntı
