Sayfa 2/2 İlkİlk 12
17 sonuçtan 11 ile 17 arası

Konu: "Türkçe'yi"Turkche"leştirm eyin !!

  1. #11
    şehrin yabancısı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Şubat 2009
    Yer
    istanbul
    Yaş
    40
    Mesajlar
    431

    Standart

    Alıntı monaliza Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Teşekkürler sevgili yabancı. Konuya renk kattığınız için.Zevkle okudum.Harikaydı.
    ne mutlu bana bir şeyler paylaşıp bir konuda aynı fikirde olabiliyorsak. evet bir kültütür yok ederseniz o ülkeyi ele geçirmiş olursunuz. ve yavaş yavaş galiba yok oluyoruz.belki bizler farkında olarak sadece bunu izliyor hiç birşey yapmıyoruz.çok acı verici.. kendi açımdan. iyi paylaşımlar.
    Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
    KONFİÇYUS

  2. #12
    cogito - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30 Ocak 2010
    Mesajlar
    204

    Standart

    Türkçeyi tukcheleştirmek iletişimin zorlaşması ve içtenliğini, anlaşılırlığını kaybetmesi bakımından oldukça kötü. Bu hangi dil için olursa olsun öyle olurdu.Dünya üzerindeki egemen kültürlerin hem bilimi, hem teknolojisi hem yiyeceği içeceği her şeyi diğer kültürlerin içine girer hatta empoze edilir. Fakat buna yaklaşılması geren açı şu olmalıdır :Çeşitlilik güzeldir başka milletlere ait yiyecekleri içecekleri yiyebiliriz, bunları beğenebiliriz onlar da bizim ülkemize geldikleri zaman yemeklerimizi beğene beğene yerler, kültürel özelliklerimize uyum sağlamaya çalışırlar hatta sürekli misafirperverliğimizi takdir ederler.Eğer başka bir ülkeden gelen ilaç daha etkiliyse kullanabiliriz. Türk köftesi yerine isveç köftesini tercih edebiliriz.
    Bizim dilimiz dünya üzerind egeçerli bir dil olmuş olsaydı onlar da eminim öğrenmek için gayret ederlerdi.

  3. #13
    mavi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ocak 2010
    Mesajlar
    63

    Standart

    Konfüçyüs’e sordular:

    - Bir ülkeyi yönetmeye çağrılsaydınız yapacağınız ilk iş ne olurdu?
    Büyük filozof şöyle cevap verdi:

    - Hiç kuşkusuz, dili gözden geçirmekle işe başlardım.

    Ve dinleyenlerin hayret dolu bakışları karşısında sözlerine şöyle devam etti:

    - Dil kusurlu olursa, kelimeler düşünceyi iyi anlatamaz. Düşünce iyi anlatılmazsa, yapılması gereken şeyler doğru yapılamaz. Ödevler gereği gibi yapılmazsa, töre ve kültür bozulur. Töre ve kültür bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilmez. İşte bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir.


    Etkinlikler > E - İmza > Türkçe Yasası'na Destek

  4. #14
    Mühendis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Ekim 2009
    Yer
    Nazilli
    Mesajlar
    271

    Standart

    Öyle istiyorum ki, Türk Dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar.
    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK



    TÜRKÇE KATINDA YAŞAMAK

    Seslenir seni bana sonsuz
    Der ki çoğal,
    Der ki uzun mutluluğuna
    Usun iyiliğin doğruluğun,
    Bir bilinmeyenden bir bilinene dek
    Türkçe, var olduğumuz.

    Türkçe, nice desem seni,
    Onca güzelim.
    Görünmek derinleşmek,
    Dolmak;
    Seni düşünürük düşünürüm, yarı karanlıklarda, dal,
    Anlarım onca.

    Bir bölü beş, bir bölü dokuz,
    Bir bölü bin üç!
    Ayrılık anlamların öylesine azar azar dağılır,
    Ta doğudaki balık,
    Duyar kokusunu
    Ta batıdaki yoncanın.

    Seslenir seni bana yakın uzak,
    Yeryüzü mavisinden gökyüzü yeşiline,
    Tutsak uluslar var ya geceler boyu
    Onlar için
    Yitik özgürlükler için,
    Türkçe, haykırmak

    O süre yaradılış dar iken
    Düz iken, yassı iken,
    Daha’lar
    Daha’lar
    Daha’lar daha’lara karışmış,
    Sınırlığın getirmiş yarınları.

    Konuşamaz iken, o yusyuvarlakta,
    Diyemez iken,
    Artısı eksisi almış götürmüş
    Toprağın bitkilerden arta kalan sağlığını
    Sıcak uzun,
    Bir kişiler geleceğine.

    Seslenir seni bana bir duru su
    İçinde masallar kazımış ilk yazıları ilk anıtlara,
    yankılanır
    Alandan alana, uçsuz bucaksız,
    Evrenden akınlarının uğultusu.

    Ama bağışla beni unutmuş;um,
    Yıldızı güneşini ayını, utanmadan.
    Öyle köksüz günlerim gelmiş bozkır çadırlarından
    çırılçıplak,

    Unutmuşum ana demesini bile,
    Öykünmüştüm türküsünü ellerin,
    Ağzıma bir kara düşmüş bağışla beni.

    İşte and içiyorum,
    Bütün ölüler adına
    Bütün gençler, bütün doğacak çocuklar adına,
    Varacağım deyişine gündüz gündüz,
    Varacağım tanrıya dek,
    Soluğumda soluğun

    Seslenir seni bana Ova’m, Dağ’ım,
    Nere gitsem bulur beni arınmış.
    Bir çağ ki akar ötelere,
    Bir ak ... ki yüce atalar, bir al ... ki ulu oğullar,
    Türkçem, benim ses bayrağım !

    Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

  5. #15

    Üyelik tarihi
    06 Aralık 2009
    Mesajlar
    271

    Standart

    Eskişehir`e indim; Porsuk Çayı`nın orda, dükkânın adı "Lavash". İstanbul, Beşiktaş yokuşunda kebapçı olmuş "Dönerchi". Allah Allah, bunu yazan zât-ı Avrupaî anlaşılan Batı dilinde "ch" nın "c" değil, "ç" okunduğunun da farkında değil. Ve tabii böyle gülünç (daha doğrusu acınacak) misâlleri artık sıkça görüyorsunuz. Sâdece aşağılık duygusundan, sömürge ruhluluktan mı, yoksa üstüne özenti sıvanmış bir kara câhillikten mi oluyor bunlar dersiniz?

    Sanmam; işin temelinde "millî eğitim"i 1946′dan beri güdümüne almış yabancı danışmanların (ve tabii onların yerli emir kullarının) kademeli oyunlarından biri yatıyor. Nasıl mı?

    Kademeler şöyle:

    1. Önce Türkçe ikiye bölündü. Bilim terimleri, Atatürk`ün yolunda bir süre Kök Türkçe`den türetilip bu terimler ortaöğretime yerleşti. Ancak aynı terimleri evrenkentler pek kullanmadığı için tam bir teknik dili birliği oluşmadı. "Solcu" diye bilinen Öz Türkçeciler 1950-1980 arası tedrîcen ana gayeden uzaklaşıp Eski Türkçe`yi tasfiye yoluna girdiler. "Sağcı" diye bilinen Eski Türkçeciler ise bu tasfiyeciliğe aşırı bir tepki olarak bilim için Kök Türkçe`den türetilen terimlere dahî düşman oldular. Oluşan boşluğa İngilizce bozuntusu ("Tarzanca" lâflar hücum etti. İki tarafın da saplantılıları, artan "Anglomanlıca" tehlikesine pek aldırmadılar; birbirleriyle "Kelime mi, sözcük mü?", "Millet mi, ulus mu?" diye kavga etmeyi sürdürüyorlardı.

    2. İngilizce ile eğitim, önceleri yalnız fen dersleri olmak üzere ilk kez bir Türk okulunda (hem de Atatürk`ün tam tersi gayeyle kurduğu okulda) 1953′te başladı. Kısa sürede bu, devletin birçok okullarına, sonra özel ve cemaatlerinkine bulaştırıldı. 1960′ta gene dış telkinle ilk kurulan İngilizce dilli Türk evrenkentini zamanla birçok yenileri tâkip etti. Bunlarda yalnız fen değil, tüm dersler İngilizce oldu (tarih, edebiyat dâhil). Kamuoyu toptan aldatıldı (Bkz. O.S, "Bye Bye Türkçe" kitabı (Otopsi Yayınları, İst., 25.baskı 2005).

    3. 1990′larda "Tarzanca" ile eğitim ilkokullara, anaokullarına kadar indirildi. (Bir ülkenin dilini yok etmenin temel yöntemi).

    4. Bir yandan da Türk yazısını bozmak (sonra yok etmek) faaliyetleri yürütülüyordu. 1980 darbesinde, birden Türk yazısındaki inceltme işaretleri (^) kalktı. Tabii bu, "Eski Türkçe" sözcükleri yazılamaz hâle getiriyor, Türkçe`ye de büyük bir karışıklık darbesi vuruyordu. (Örn. "hala" "hâlâ", "kar" "kâr" ikililerindeki gibi.) İşin garibi, tasfiyeciliğe karşı olanlar dâhil "sağ"lı, "sol"lu basın-yayın bunu uyguladı. Kimin başlattığına gelince, iki taraf ta birbirinin üstüne atıyordu. Demek ki, hiçbirinden değil, olay gene yabancı danışmanlardan (yâni "güdücü"lerden) kaynaklanmıştı. [Sanırım aynı sıralarda, okullarda da Türkçe yazım kuralları öğretilmez oldu. Zâten edebiyat (ve târih) dersleri de azaltılıp duruyordu].

    5. Atatürk`ün yeni Türkçe yazısı tüm dünyanın imrendiği, bütünüyle diline tam uyan, okunduğu gibi yazılan, yazıldığı gibi okunan bir yazıdır. Herkes bu yazıyı birkaç haftada öğrenebilir. İlk defa karşınıza çıkan bir kelimenin nasıl okunacağı, nasıl yazılacağı diye bir sorun yoktur. "Harf harf söyle" diye sorulmaz. Batı dillerinde, özellikle şu imlâsı tam bozuk "Tarzanca"da ise, biri "Adım Smith" dese, öbürü hemen, "spell it" (harfle) der. Ne gülünç; halbuki "Smith", Türkçe`deki "Mehmet" kadar yaygın bir isim. Türkçe`nin ve yazısının bilgisayar ve bilim için en uygun dil ve yazı olduğu hakkında ise Batılılar da artık yazılar yazıyorlar.

    Dili İngilizce olan okullarda çocuklara okuma yazma öğretmek çok zordur. Her sözcüğün okunuşunu yazılışını çocuk ezberleyecek. Kural kaide yok. Nitekim ABD basınına göre orada liseyi bitirenlerin yüzde 60′ı kendi dili İngilizce`yi dosdoğru okuyup yazamıyor. Türkçe`de ise yakın zamana kadar çocuklar heceleme yöntemiyle ve Türkçe`nin güzel kuralları sâyesinde her şeyi hemen okuyabilir, yazabilir konuma ilk yılda gelirlerdi. Derken, Türkçe`yi yok edip yerine 250 kelimelik köle dili İngilizce`yi koymak ana planına uygun olarak, yabancı danışmanların güdümüyle okullarımızda Türkçe okumak yazmak öğretimi yöntemi değiştirilip kelime kelime, her birisinin görüntüsünü ezberleme yöntemi kondu. Sonuçta evrenkentli gençlerin bile imlâsı bozuldu (e-postalarda sık sık görüyoruz). Tabii buradaki dış güdüm gayesi, aslında sâdece İngilizce okumayı öğretmek, Türkçe`yi toptan yok etmek. Ayrıca ilkokulda Türk alfabesi öğretirken "w", "q"yu da katıyorlar.
    Yukarıda, bir dizi abuk sabuk, mantıksız gibi görünen olayların, yapılanların arasında nasıl bir temel bağıntı, nasıl bir düşman hedefine doğru adım adım yürüyüş olduğunu göstermeye çalıştık. Umarım durum belirginleşmiştir.

    Şimdi Türkçe`nin yazısı konusundaki ilkelerimizi şöyle sıralayabiliriz:

    a. Türk yazısında inceltme (^) işaretleri herkes tarafından mutlaka kullanılmalıdır. (Bilgisayarda onları koymak da çok kolay.) Yazarlar, çıkacak yazılarında koydukları inceltme işaretlerinin aynen baskıda da olması için yayınevine, gazete, dergi idâresine (bizim yaptığımız gibi) ısrar etmeli.
    b. Okullarda okuma yazma tekrar bizim usul heceleme yöntemiyle öğretilmeli. Türkçe`nin dilbilgisi, ses uyumları, terim türetme kuralları eskiden olduğu gibi çok iyi öğretilmeli.
    c. Türk edebiyatı (her dönemdeki) ve târihi dersleri yeniden ihyâ edilip 1980′e kadar olduğu şekle ve miktara rücû etmeli; tarih derslerinde Türk kültür tarihine verilen yer de artırılmalı.

    Tabii bütün bunların olabilmesi için her düzeydeki eğitimi düzenleyen devlet kuruluşları artık kesinkes yabancı "danışman"lar hâkimiyet ve güdümünden kurtarılmalı.

    Oktay Sinanoğlu'ndan

  6. #16

    Üyelik tarihi
    06 Aralık 2009
    Mesajlar
    271

    Standart

    Yansıtılan bu gerçekler çok vahim bir hal almış durumda .Sorun şuki: Kimse farkında değil ve aslında farkında da olmak istemiyor .
    Üniversitede bir çok alanda çalışma yapan insanlar bile bu konunun ciddiyetinin farkında değilken ,önemsemezken , halkın diğer kalan kısmı nasıl farkında olsun? Çok yazık .
    Bir ülkeyi yok etmek istiyorsanız en büyük iki silahtan bir din diğer ise dildir . Geçmişimizi yansıtan kültürümüze ait olan dili erozyona uğratmak bir felakettir , nitekim bu savaş çoktan başlamış durumda.. Dil'i yıpratmak ve kendine has özelliklerini zaman içinde yok etmek zaten kültürü yok etmektir , kültürü yok ederseniz geçmişde hasara uğradığı için geçmişini bilmeyen bir toplum ortaya çıkar .Dış tehlikelere karşı korunamaz hale geliriz ." geçmiş tekerrürden ibaret " . Haçlı seferleri hala devam etmekte , sadece adı değişmektedir!!

    Böylesine hassas bir paylaşım sunduğundan ötürü teşekkür ederim Mavi ..
    Konu Epilogue tarafından (19 Şubat 2010 Saat 17:14 ) değiştirilmiştir.

  7. #17
    Mühendis - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Ekim 2009
    Yer
    Nazilli
    Mesajlar
    271

    Standart

    İlkokulda, matematik dersinde öğretmen üçgenin alanını, çocuklara
    şu şekilde öğretmiş:

    Bir üç kenarlının alanı, yatayımı ile dikleşiminin
    vuruşumunun, ikiye bölümüdür. Çocuk bunu güzelce ezberlemiş.

    Akşam babası evde sormuş:
    - Bu gün okulda ne öğrendiniz?
    - Matematik dersinde, bir üç kenarlının alanını öğrendik babacığım.
    - Ya öyle mi, peki nasıl öğrendiniz?
    - Bir üç kenarlının alanı, yatayımı ile dikleşiminin vuruşumunun,ikiye bölümüdür.

    - Yavrum, yanlış öğretmişler size. Doğrusu: Bir üçgenin alanı,
    tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir.

    O sırada, bir yandan gazetesini okuyan, bir yandan da torunuyla
    oğlunun konuşmasını dinleyen dede, dayanamayıp söze girmiş:

    - İkinizde yanlış öğrenmissiniz! Bir müsellesin mesaha-i sathiyesi,
    kaidesiyle irtifaının hasıl-ı darpının nısfına müsavidir.

    İnternette çokça dolaşan bu iletiyi sanırım hatırlıyorsunuzdur.

    Ne söylüyordu dede?
    Bir müsellesin mesaha-i sathiyesi,
    kaidesiyle irtifaının hasıl-ı darpının nısfına müsavidir.
    Arapça ve Farsça (Parsça) kelimeler.

    Baba;
    Bir üçgenin alanı,tabanı ile yüksekliğinin çarpımının yarısına eşittir.
    Türkçe.

    Torun;
    Bir üç kenarlının alanı, yatayımı ile dikleşiminin vuruşumunun,ikiye bölümüdür.
    Türkçe.

    Baba mı, torun mu doğru söylüyor acaba?

    Ama her ikisinin de söyledikleri Türkçe, diyebilirsiniz.
    Evet ,öyle gözüküyor.
    Kelimelerde Türkçe.
    Çelişki nerde?

    İrdelemeye çalışalım.

    Baba: Üçgen,taban ,yükseklik,çarpım,yarı
    Torun: Üç kenarlı,yatayım,dikleşim,vuruş um,ikiye bölüm.

    Üçgen:Bir düzlem içinde üç noktalı ve bu noktaları birleştiren üç kenara sahip bir alan.

    Üç kenarlı :Bir düzlem içinde iki noktalı üç kenara sahip ucu açık bir şekil.

    Üç kenarlı :Bir düzlem içinde üç noktalı üç kenara sahip bir alan.


    İki veya üç nokta?
    Evet.
    İki noktalı üç kenarlı bir çizim yapabilirsiniz. Yaptığınız çizimde birbiriyle birleşmemiş üç kenarlı bir model çıkacaktır.
    Eh buda üçgene benziyor mu bilmem!
    Ötesi beni aşar.
    Diğer türetmelerin de sentezini yaparsak aynı sonuçlara ulaşırız.

    Neden dilimiz ;
    dede,baba,torun arasında bu derece FARKLI.
    İşin püf noktası.

    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK.

    Çünkü; dilimizde devrim yapmıştı.
    Babanın kullandığı tüm geometri kelimeleri Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün dilimize kazandırdıklarıdır.

    Peki torun neden bunları kullanmıyor veya kullanamıyor.

    Çok basit.
    Ödeyecekleri diyetler için vatanını satan hainler eserlerini yok etmek için çalışıyorlar.
    Sanıyorlar ki ; eserlerini yok edersek Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ü de yok ederiz.


    Hani son günlerin söylemiyle !
    Anladı sen.…


    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK


    Dört kelime.
    Açalım.

    Mustafa= Ailesi tarafından koyulan isim
    Kemal=Öğretmeni tarafından koyulan ikinci isim
    Gazi= T.B.M.M tarafından verilen unvan (Türkçe’mizde isim olarak ta kullanılmakta)
    ATATÜRK = Kanunla verilmiş Soyadı.(Kimse tarafından kullanılamaz)

    Devamlı kullandığımız,özellikle vurgulamak istediğimizde ağzımızdan düşürmediğimiz;

    ATATÜRK şöyle söyledi,
    ATATÜRK böyle düşünüyordu.
    ATATÜRK şunu yaptı.

    İyi,güzel de……
    Türkçe’mizde kişilere soyadı ile hitap edilmez ki.
    İsimleri ile hitap edilir.

    Biz İngiliz,Fransız,Alman vs değiliz ki soyadı ile hitap edelim.

    O halde neden Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ den bahsederken sadece soyadını kullanıyoruz.
    Konu Mühendis tarafından (19 Şubat 2010 Saat 21:25 ) değiştirilmiştir.

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Members who have read this thread : 1

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0