Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu

Go Back   Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu > Bilgi ve Tartışma > Düzyazı

User Tag List

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 22.03.17, 23:00   #1
Gönüllü Felsefeci
 Celebhol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2016
Nereden:
Mesajlar: 82
Standart Anlam Üstüne

Ruhun var olmadığını veya öteki taraf olmadığını düşünen bir çok insan, ilk başta neden bir dehşete kapılır? Cevabı basittir. Yaptıkları ve yapacaklarının sonsuzluşturulması isteği içinde yatar bu kişilerin. Bir şekilde sonsuza kadar yaşayacaklarına inanmışlardır ve bu olasılığın doğru olmadığını düşünmek, onlar için korkunç bir şeydir. Merak ediyorum, kayıplarla genç yaşta tanışmak bu eğilimi kuvvetlendirir mi, yoksa zayıflatır mı? Büyük ihtimalle, etrafındaki kişilerin bu genci nasıl yönlendirmiş olduğuna bağlı olarak değişecektir. Ben, şahsen, inanmayı bıraktığım sıralarda bir sonsuzluk olmaması fikri yüzünden hiç korkmadım. Çok doğal gelmişti. George Carlin'in deyimiyle, boşluktan geldik, kısa bir süre için var olduk, sonunda tekrar boşluğa döneceğiz, bunda garip olan ne var? Hayır hayır, asıl konu var olduğumuz evren dışında bir sonsuzluk olmaması değil. En azından, 21. yüzyılda veya ilerleyen yüz yıllarda, asıl sorunun bu olacağını düşünmüyorum. Doğrudur, dünyada pek çok insan daha bu düşünceye varmadı ve pek çok kişi hala bir dine inanıyor. Ancak, inançların içerikleri de değişiyor ve inanmayanların sayısı artıyor. Bu, yalanlardan sıyrılma olarak ele alınınca iyi bir şey. Kulağa hoş gelen metafizik bir yalana inanmak yerine, gerçeklerle yüzleşmeliyiz.

Sorun, bir tanrının veya herhangi ilahi bir şeyin yokluğu değil. Sorun, insanın bu dünyadaki anlam arayışında. Dinde gerçekliğe kurulmuş bir anlam bulunamaz. Evet, kişi hayatını ona adayabilir fakat a) Gerçekliği asla test edilemeyecek, aklın dışında, yani gerçeklikten kopuk bir alana adamaktadır kendisini b) Bu düşünme tarzı, zihninin eleştirelliğini bozmaktadır. O zaman, bu dünyada bir anlam inşa edilmelidir. Devletler, daha doğrusu ülkeler, bu konuda akla gelen ilk fakat aynı zamanda, en kötü seçeneklerden birisidir a) Onun uğruna öldürmenin doğru olduğunu öğretir b) Eğitimi kontrol ederek insanları kendi emelleri için şartlandıran bir avuç azınlığa hizmet eder c) Toplumun hayatını adayacağı bir kurum değildir. Tersine, o, kendisini topluma adamalıdır d) Milliyetçilik öğretileriyle, insanlar arasındaki düşmanlığı körükler ve yine, bir avuç azınlığın çıkarına insanları manipüle eder. Milliyetçilik vb. görüşlerin bu kadar yaygın olmasının iki nedeni vardır. İlk olarak, insanlar doğaları gereği bölgesel ve kabileci (tribalistik) davranmaya bir meyil içerirler. Beynin en içteki tabakası olan bu "sürüngen beyni", ister istemez etkilidir. Özellikle -şaşırtıcı olmayan, hatta oldukça uygun bir şekilde- eğitimsiz insanlarda. İkinci olarak, devletler su götürmez bir şekilde güçlüdür. Köklü şirketlerle beraber, bu dünyanın en güçlü organizasyonlarıdırlar. Bu yüzden, manipülasyon, propaganda vb. işleri iyi yaparlar. İnsanın kabileci eğilimi ve eğitimsizliğiyle bir araya gelince, korkunç derecede güçlü bir etki ortaya çıkar. Özellikle korku ve tehdit anlarında, insanlar savunma moduna geçerek, tribalistik davranmaya daha meyillidirler. Devletin başındakiler bunu bilir ve kullanırlar. Ancak, bu, onun sadece, binlerce yıldır sahnelenen bir oyun olduğu gerçeğini değiştirmez. Bu yüzden, milliyetçilik, devletçilik vb. görüşler tamamen manipülasyona hizmet eden ve gerçekten güç alan bir anlam inşa edilemeyecek şeylerdir.

Böylece, insanlık tarihinin en büyük iki anlam yanılsaması ortaya çıkmış olur (Elbette, bu konular bir paragrafta açıklanıp geçilecek şeyler değil fakat bu yazının konusu onları aşırı detaylı ele almak değil). Peki geriye ne kalır o zaman? Devletlerden sonra en büyük organizasyonlar şirketlerdir fakat onların bir anlam içeremeyeceği barizdir, en azından şu anki kapitalistik dünya düzeninde. Sadece kar isteği üzerine kuruludurlar ve bundan dolayı, bir anlam içeremezler. Onları da eleyince, akla, hayır kurumları, doğa kurumları, insani yardım kuruluşları vb. organizasyonlar gelmektedir. Bunlar, elbette, altruistik tarafı kuvvetli insanlar için güzel alternatiflerdir. Peki altruistik olmayan veya daha dolaylı olarak altruistik olan uğraşları düşünürsek ne olur? Sonuçta, pek çok insan şiddetli bir şekilde altruizm isteği duymamaktadır ve zorla yapılan bir işte, anlam oluşamaz. Zaten, biyolojik olarak, altruizm iki sebepten dolayı ortaya çıkmış ve kalıtılmıştır ama ondan önce, biyolojik altruizm tanımı verilmelidir. Bireyin fitness'ını -yani genlerini aktarma olasılığını- düşüren fakat başkasınınkini arttıran davranışlara, altruistik davranışlar denir ve iki sebepten varlardır a) Akrabalara karşı olduğunda, onlar aracılığıyla bireyin taşıdığı genlerin başka kopyaları aktarılır. Örneğin, birey, çocuğuyla genlerinin ortalama %50'sini paylaşmaktadır ve kendisine zarar pahasına, çocuğuna yarar sağlaması, bu genlerin aktarılma şansını arttırır. Hayvanlarda, annenin çocuğa bakım davranışının bile böyle olduğu görülmüştür. Bir noktaya kadar buna müsade eder ve kendi fitness'ını düşürür ve onunkini arttırır. Ancak, ona bakmanın verdiği dezavantaj, çocuğun kendi genlerinin belli bir yüzdesini aktarmasıyla elde edeceği avantaja baskın gelmeye başladığı sıralarda, yavruyu yanından uzaklaştırmak için davranışlarda bulunmaya başlar (1). İnsan da bir hayvandır ve aynı evrimsel baskılar bizim üstümüzde de etkili olmuştur ve etkili olmaktadır b) İnsan ve bazı başka türlerde, akraba olmayan bireylere karşı da böyle davranışlar görülebilir. Ancak, bu sefer, birey daha sonra, bu bireylerden ileride benzer bir durumda bir karşılık beklemektedir. Örneğin, meyve yarasalarında kendi fitnesslarını düşüren kan kusma olayı böyledir (1). Açlığı geçirmek için başka bir bireye karşı yapılır ve kan kusulan birey, ilerideki benzer bir durumda kendisine kan kusana aynı davranışı yapıyorsa, bu davranış şekli devam eder. Bencillik edip yapmazsa, sürmez. Elbette, bütün altruistik davranışlar bu kadar kesin ve temel şekilde açıklanamaz. Sadece maddi de değillerdir. Özellikle, insan psikolojisi karmaşıktır ve altruistik davranışlar da böyle doğrudan sebepler dışında gerçekleşebilir. Ancak, genel bir kural olarak, alış-veriş mantığının insan ilişkilerinde geçerli olduğunu söylemek yanıltıcı olmaz. Arkadaşlarımızla ilişkimizi devam ettirir ve onları önemser, onlar için bir şeyler yaparız çünkü onlar da bize aynı şekilde dönüş yapmaktadırlar. Bu şekilde davranmayanlar "kıymet bilmez" olarak değerlendirilir ve pek çok durumda, arkadaşlık sonlandırılır. Tanınmayan kişilere karşı bu altruistik davranış biçimleri daha da sıkıdır, özellikle bu kişilerle devam eden bir ilişkimiz olmayacaksa. Sonuçta, altruizmin işe yaraması için uzun süreli ilişkiler gerekir ki, birey bir dönüş alabilsin. Bu tarz örnekler çeşitlendirilebilir ve göstermektedir ki, her zaman olmasa bile pek çok durumda, altruizm, birey bir şekilde bir karşılık alacağı için var olan bir alış-veriştir. Bu, bir maddi dönüş, bir duygusal dönüş vb. çeşitli şekillerde olabilir.

Altruizmin pek çok insan için çok şiddetli olmamasının yanısıra, her insanın sosyal etkileşimlerden aynı zevki almadığı gerçeği de vardır. Bu sebeplerden dolayı, altruistik aktiviteler, belli bir grup insan için önemli bir anlam teşkil etse de, pek çok kişi için ana bir anlam olamaz. En azından, yoğun bir emeğin yatırılacağı bir organizasyon düzeyinde olamazlar. Ek olarak, organizasyonlar büyüdükçe daha çok etkili olurlar fakat aynı zamanda, daha çok yozlaşırlar. Tabii, insanın statik olmadığı, belki de daha altruistik davranıp davranmamasının sorgulanması gerektiği söylenebilir. Yerinde bir sorudur ve sosyoekonomik, kültürel vb. koşulların bu davranışta etkili olmadığını söylemek çılgınlık olur. Tam tersine, bireye yarar fakat topluma zarar veren yapılar oluşturmak yerine, hem bireye hem de topluma yarar veren yapılar oluşturmak, bir ülkenin mutluluğu için bir hedef olmalıdır. Konuya dönecek olursak, o zaman, daha küçük skalada düşünürsek ne olur? Ailemize, arkadaşlarımıza, yakın çevremize vb. iyi davranmak... bütün anlam bu mudur? Eğer buysa, epey küçüktür. Kimileri için bu tatmin edicidir. Hatta, pek çok insan için bunlar büyük anlamlar teşkil ederler ve bu açıdan küçümsenmemeleri gerekir. Peki, daha fazlasını isteyenler ne olacak? Bilim, sanat, felsefe vb. yaratıcı dallar bu konuda yardımcı olmaktadırlar. Bu alanlarda uğraşan insanların büyük bir kısmı kabul edecektir ki, bu yaratım işinde büyük bir anlam yatmaktadır. Kısacası bu üçlü a) yakın çevre b) altruistik oluşumlar c) yaratım dalları anlam içerirler ve farklı türlerden insanlar için, anlamlar içerirler. Profesyonel spor vb. alanlar da, son maddeye katılabilir. En azından, diğer iki maddeden ayrılmaları ve tatminsel bir tutku içermeleri nedeniyle, yaratım dallarıyla ortaklık paylaşırlar. Hatta, denilebilir ki, bu tarz bütün tatminsel tutkular -ana odağı sosyal ilişkiler olmayan, kişinin tutkulu bir ilgiyle yoğunlaştığı ve emek verdiği uğraşlar- bu maddeye katılabilir. Elbette, kişi bunlardan sadece birisini seçmek zorunda değildir. Tam tersine, hayatta neyi kovalarsa kovalasın, bir çok insan için yakın çevrenin getirdiği doyum&anlam hissi önemlidir.

Böylelikle, belki de ilk kez, bu denemelerin sonunda göreceli olarak net bir cevaba ulaşılmış oluyor. Bununla beraber, günümüz koşullarında şunun da sorulması gerekir. Eğer bir insan, ana anlamı bu yaratıcı dallardan birisine yatırmışsa ve içinde bulunduğu koşullardan dolayı, güçlü kişiler ve oluşumlar aktif bir biçimde ona karşı çalışıyorsa, ne yapmalıdır? Diyelim ki, bu kişi bilimi seçmiştir fakat devlet, onun elindeki imkanları kısıtlayacak, belki de tümden imkansız kılacak şekilde çalışmaktadır. Veya sanat yapmaktadır fakat eleştirelliği yüzünden devlet&toplum ona karşı olmakla kalmamakla beraber, onun için aktif bir tehdit oluşturmaktadır. Ya da felsefi düşünceleri tehlikeli ve teröristçe addedilmektedir. Sonuncu bir olasılık olarak, bunların hepsini bir arada taşımaktadır ve attığı her bir anlam adımında, büyük ve saldırgan bir engelle karşılaşmaktadır. O zaman, bu kişinin bir anlam krizi yaşaması çok normal değil midir? Yaşadığı bu kriz, varoluşsal bir kriz midir? Bu yükten kurtulmak veya ona katlanmak için ne tarz bir yol izlemelidir?

Blog linki

Kaynakça

1) Freeman, S., & Herron, J. C. (2009), Palme Yayıncılık, Evrimsel Analiz


Celebhol isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23.03.17, 00:07   #2
Felsefe Aşığı
 ihaveanidea - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2017
Nereden:
Mesajlar: 236
Standart

Din hakkında herhangi bir dine mensup kişilerin diğerlerine zorbalık yapma hakkının olmadığı gibi,diğerlerinin de dindar kesimler hakkında inançsızlık konusunda zorbalık yapmaya haklarının olduğunu düşünmüyorum.

Semavi olsun ya da olmasın her din kendi çapında iyiyi öğütler ve dünyayı yaşanabilir kılmak için çabalar.Bunun yanında insana inandığı Tanrısına ibadet etme hakkında bazı sorumluluklar verir.Karşılığında ise bazıları dünyadan bazıları ise ahiretten vaatler sunar.

İnsan bir dine mensup olsun ya da olmasın karşısındakine zarar vermediği sürece hep beraber yaşayabilirler,hep beraber yemek yiyebilirler,hep beraber bowling oynamaya gidebilirler.

Demek ki din sanıldığı kadar insanın beynini sarıp sarmalayan bir ağ bütünü değil aksine insanın bu ağ karmaşasını çözebilmek için kurduğu savunma sistemleridir.

Ha bana göre de iyiki dinler var.Yoksa insanları kendi haline bıraksan gidip biraz ateizmden biraz dinlerden alıp ortaya post apokaliptik gibi amorf ve saçma bir komplo teorisi atıyorlar.


_______________________
Sadece bir kez yaşarsın.O halde her gün Toblerone ye!
ihaveanidea isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23.03.17, 01:01   #3
Düşünür
 dijital - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 3.055
Standart

İnançlı insanların sonsuzluk saplantısı ile inançlı olunduğunu düşünmüyorum. İnançlı olmak aslında çok ağır bir yüktür, hata yaparsan inanmayan birisinden çok daha fazla sorumluluk taşırsın.
Kişi ister inançlı ister inançsız olsun bu dünyada amaçsız yaşayamaz. Kendi yaşam standartlarına göre hedefleri olmalı ki yaşama tutunabilsin.


dijital isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23.03.17, 03:47   #4
Gönüllü Felsefeci
 Celebhol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2016
Nereden:
Mesajlar: 82
Standart

ihaveanidea Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Din hakkında herhangi bir dine mensup kişilerin diğerlerine zorbalık yapma hakkının olmadığı gibi,diğerlerinin de dindar kesimler hakkında inançsızlık konusunda zorbalık yapmaya haklarının olduğunu düşünmüyorum.

Semavi olsun ya da olmasın her din kendi çapında iyiyi öğütler ve dünyayı yaşanabilir kılmak için çabalar.Bunun yanında insana inandığı Tanrısına ibadet etme hakkında bazı sorumluluklar verir.Karşılığında ise bazıları dünyadan bazıları ise ahiretten vaatler sunar.

İnsan bir dine mensup olsun ya da olmasın karşısındakine zarar vermediği sürece hep beraber yaşayabilirler,hep beraber yemek yiyebilirler,hep beraber bowling oynamaya gidebilirler.

Demek ki din sanıldığı kadar insanın beynini sarıp sarmalayan bir ağ bütünü değil aksine insanın bu ağ karmaşasını çözebilmek için kurduğu savunma sistemleridir.

Ha bana göre de iyiki dinler var.Yoksa insanları kendi haline bıraksan gidip biraz ateizmden biraz dinlerden alıp ortaya post apokaliptik gibi amorf ve saçma bir komplo teorisi atıyorlar.
Bu yazıdaki zorbalığı bana gösterirseniz memnun olurum.

Post apokaliptik denilen ve bir kurgu türü olan kavramın, konuyla ilgisini çözemedim. Post modern mi kastediliyor yoksa? Hangisi olursa olsun, komplo teorileriyle bağlantısını da göremedim.

Dinler yorum aracılığıyla değiştirilip, günün şartlarına uyarlanabilir. Reformlar vb. şeyler özünde budur ama dinlerin kaynaksız inançlar üstüne kurulu olduğu ve karmaşık sorulara basit yanıtlar olduğu gerçeğini değiştirmez. Eleştirelliği bu kanıtsız düşünme ve sonuçlara atlama mantığıyla bozar. Ancak, beyni tamamen bir ağ gibi sarmadığına -en azından her durumda- katılıyorum. İnançlı olup, başka konularda çok güzel eleştirel ve kanıtla düşünebilen insanlar da var. Yine de, genel olarak, dindarlık ne kadar artarsa, kanıtla düşünmenin o kadar köreldiği fikrindeyim. Bununla beraber, gerçeğe dayalı bir anlam oluşturmak için dinler yetersizdir çünkü varlıkları gerçek değil, inanç üstüne kuruludur; bir şeyin, kanıt yokluğunda, öyle olduğunu düşünmek. Gerçekçi bir anlam oluşturmaya çalışan kişinin istediğinin tam zıttı şeylerdir bunlar. Bir insan pek çok şeye anlam yükleyebilir fakat bu, o anlamların gerçekliği yansıttığını göstermez, ve gerçeklik genel bir kural gereği her dünya görüşünün temeli olmalıdır. Sonuçta, bir organizma, çevresinde gerçeklikle uyumlu olmalıdır. Örneğin, bir insan ülkesinin propagandasına kanıp, başka ülkeleri işgal etmek için gidip, hayatını verebilir. Burada bir anlam gördüğü için yapmıştır fakat bu anlam, aslında bir yalana dayanmaktadır. Kulağa güzel veya ikna edici gelen bir yalandır. Başka bir deyişle, hayatını boşa harcamıştır. Bu yazının amacı da, gerçekliğe dayalı bir anlam kurmak ve boşa harcanma durumunu önlemektir. Elbette, inananlar bu duruma devam edebilir ve bu uğurda iyi bir şey yaptıklarına inanarak hayatlarını yaşayıp, ölebilirler. Mezardan geri getirip, bu kişilere "Bak, gördün mü, aslında yanılmışsın!" denemez hiç bir zaman. Ancak, insan, her şeyin mutlak anlamda göreli olduğunu düşünmüyorsa, gerçek olarak addettiği şeylerin ne olduğuna önem verir ve yanılmak istemez. Kısaca, hayatını Zeus'un ve diğer Yunan ilahlarının Yerküre'de hüküm sürdüğü kabulüne adamış insanlar da olmuştu. Bu alanda çabaladılar ve önemli bir şey yaptıklarını düşündüler, oysa, yükledikleri anlamın içi tamamen boştu. Bir illüzyon uğruna, hayatlarını harcadılar.

dijital Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
İnançlı insanların sonsuzluk saplantısı ile inançlı olunduğunu düşünmüyorum. İnançlı olmak aslında çok ağır bir yüktür, hata yaparsan inanmayan birisinden çok daha fazla sorumluluk taşırsın.
Kişi ister inançlı ister inançsız olsun bu dünyada amaçsız yaşayamaz. Kendi yaşam standartlarına göre hedefleri olmalı ki yaşama tutunabilsin.
Yazının amacı da, sizin hedef dediğiniz anlam kaynaklarını bulmak.

---

Keşke bu kadar genel ifadeler veya detaya takılmalar yerine, daha spesifik ve kapsamlı eleştiriler ile övgüler alabilsem. Bir tek bu konu yüzünden söylemiyorum, daha önceki denemelerde de aynı durumla karşılaştım. Bu şekilde ya tek bir detaya takılıp kalınıyor ve konu tamamen dağılıyor, ya da o kadar genel ifadeler veriliyor ki, tartışılabilecek bir konu olmuyor.



Konu Celebhol tarafından (23.03.17 Saat 04:34 ) değiştirilmiştir.
Celebhol isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23.03.17, 10:28   #5
Düşünür
 dijital - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 3.055
Standart

Celebhol Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Yazının amacı da, sizin hedef dediğiniz anlam kaynaklarını bulmak.
---
Keşke bu kadar genel ifadeler veya detaya takılmalar yerine, daha spesifik ve kapsamlı eleştiriler ile övgüler alabilsem. Bir tek bu konu yüzünden söylemiyorum, daha önceki denemelerde de aynı durumla karşılaştım. Bu şekilde ya tek bir detaya takılıp kalınıyor ve konu tamamen dağılıyor, ya da o kadar genel ifadeler veriliyor ki, tartışılabilecek bir konu olmuyor.
İnsanların hayat amacı genele yayılamayacak kadar çeşitlidir. Bütünün hayrını gözetmek sureti ile herkes kendi hedefini, kendi yaşam şekli doğrultusunda belirlemelidir. Bir terzinin amacı işini en iyi şekilde yapmak, ailesine destek olmak ve kendi özel ilgi alanları dışında çok da fazla çeşitlilik arz etmeyecektir. İnançlı da olsa inançsız da olsa insan faydalı işler yaptıkça mutlu olabilir. Bir hukukçu ya da bir öğretmen, işini en iyi şekilde hayata geçirmenin yollarına bakmalıdır. Araştırmak, yeniliklere açık olmak tabii ki sonu gelmeyen bir süreç olacaktır. Dinler bu yolları kapıyormuş gibi görünse de aslında bu da bir yanılgıdır. Günümüzde inançlı olduğunu iddia edenlerin çok azı dinleri doğru şekilde anlayabilmiştir. İnandım demekle iş bitmiyor, neye inandığının analizini doğru yapamayan kitleler hakim şu an inanç dünyasında ve daha da kötüye gidecek. Araştırma ve kıyas yapabilme cesaretleri olmadığı gibi hazır kalıplara göre yaşam sürmeyi bir avantaj sandıkları için en fazla yanılanlar da inançlı kesim olacaktır.

Hayat amacı kişinin kendi yaşam standartları çerçevesinde belirlenmelidir. Ruh gibi tanrı gibi bu zihin yapımız ile asla anlaşılamayacak konuları hemen reddetmek yerine araştırmaya devam etmek gerekiyor.

Fizik Profesörü F. Alan Wolf'un kitabından ruh hakkında bir bölüm aktarmak istiyorum.


Ruh/soul kelimesi ile ne ifade etmek isteriz?
Bu kelime sık sık yaşantımıza girer ve bizim için derin bir anlam ifade eder. Ancak, onu bulmaya çalışınca esrarengizliğini korur. İşte bu kitabın hedefi bu esrarı çözmektir. Hiçbirimizin (birkaç kişi hariç) fiziksel bir evrende yaşadığımızdan şüphesi yoktur, ancak hepimiz çok ender zamanlarda bir de spirituel/manevi bir evrende yaşadığımızı düşünmüşüzdür. Ruh (Spirit)/Işınsal beden evrende nasıl var olur? Uzayda bir hacim kaplar mı? Zaman içinde devamlılığı var mıdır? Bu ruh/spirit nedir? Bu ruh/ışınsal beden (‘’Türkçe’de aynı kelime ile ifade edilen ve de ‘’yazının ruhu’’ gibi bir anlam için kullanılan) ruh (soul) aynı şey midir? Bilim, spirit (ışınsal beden) ve soul (ruh) u tanımlayabilir mi?

Bu soruları cevaplayabilmek ve soracağımız daha birçok soruyu cevaplayabilmek için insanın zaman içinde geri giderek bu sorunun temellerine inmesi gereklidir.
Eski çağlarda yaşamış beyinler, büyük bir ihtimalle akıllı beyinler ve eski Yunan uygarlığının doğuşundan beri derin düşünen akıllar ruh (soul)/benlik/ışınsal beden (spirit) (the soul/the self/the spirit/) ve de bunların fizik evrenle ilişkisini sorgulamışlardır.
Ancak, eski Yunanlı düşünürlerin yolunda gidersek büyük bir ihtimalle yanlış sorulara cevap veririz. Bu yüzden gelin, önümüzdeki en büyük esrarı aralayalım. İnsan hayatının ölümlü oluşu ve de bu kadar esrarengiz, ama bir o kadar da hepimiz tarafından hissedilen bir şeyin devamlılığı...
Ben ruhun(soul) varlığı ve onun bedenlerimizin enerjisi ve kütlesi ile olan esrarengiz, latif ilişkisi konusunda spekülasyon yapan ilk fizikçi / felsefeci değilim. Göreceğimiz gibi, Aristo ve Eflatun (Plato) da onun varlığı hakkında merak duydular.
Aristo ruhu (soul) latif bir madde olarak gördü. Ona göre beden yok olduktan sonra ruh da yok olacaktı, aynen keskin bir bıçağın yüksek ısılı fırında eritildikten sonra keskinliğinin kaybolması gibi.
Eflatun da (Aristo’nun hocası olduğu için) buna benzer bir görüşü paylaşıyordu. O da ruhu fiziksel olmayan bir şey olarak düşündü. Ruh (soul) ebedi idi ve düşünceler gibi bedenin ötesinde var olabiliyordu.
Bu tartışmada modern bilim ve teknolojinin yeri neresi? Bugünün fizik ve bilgisayar teknolojisi bize ebedi yaşamın ümidini verebiliyor mu? Bir an için bu soruyu bir kenara bırakalım ve olası bir cevabın yaşam şeklimizi ne şekilde değiştireceğini görelim.
Biz ruhlarımızı modern teknolojik yaşamda kayıp mı ettik?
Bizler yaşamın iyi şeklini yaşıyoruz. Evet, bu doğru. Hepimiz daha iyi doyuruluyor, korunuyor ve en azından batı dünyasında her gün ortaya çıkıveren teknik gelişmelerin ışığı ve lüksü içinde yaşıyoruz.
Üçüncü dünya olarak tanımlanan ülkeler grubunda ise maddi zenginliğin getirisi olan iyi bir yaşam yok belki, ama her şey yolunda gittiği takdirde iyi ve verici yönetimlerle bütün dünya Batı tarzı bir maddi refaha kavuşacaktır.
Pek çok kişi daha uzun yaşayarak belki de bilim ve teknolojinin yardımıyla daha uzun ve verimli bir hayat yaşadığımız için ütopyaya yaklaştığımızı düşünmekte. Modern tıp bize daha uzun bir yaşam ve bilgisayarın içindeki programlar gibi veya kriyojenik olarak (cryogenically) dondurulmuş başlar olarak daha uzun bir yaşam vaat etmekte. Gün geçtikçe bedenlerin dondurularak saklanması ve sonra tekrar yaşama döndürülmesi daha da popüler bir hale geliyor. Ancak, bütün bu uzun yaşam alternatiflerine rağmen, bizlerin bunu uygulamaya pek cesaretimiz yok. Şöyle bir düşünün, bu işlemlerin sonunda dirilecek olan nedir veya kimdir?

Biz makineleri çok daha akıllı kılmak için yatırımlar yaparken ortaya bir soru çıkıyor? Bizler hakikaten ruhlarımızı (soul) kaybedip onların yerine bu modern, suni bilgi cihazlarını mı koyacağız?
Bazı bilim adamları bizim ruhlarımızın sadece suni bilgi aletleri olduğunu düşünür (gelişmiş ve sofistike wetware bilgisayar programları olduğunu) ve bundan daha fazlasının olmadığını düşünür.
Bazıları ise bizim ruhlarımızı insanın biyolojik fonksiyonlarının temel yakıtını teşkil eden atom ve moleküllerin miniskül (son derece küçük) düzeydeki iletişiminin içinde olduğunu söyler. Benim gibi düşünen diğer kişiler için ise ruh biz insanların bedenimiz olarak tanımladığımız et kıvrımlarının arasına sıkıştırılamayacak kadar büyük bir esrar olarak kalmaktadır. Peki, başka nereye bakmalıyız?
Gerçekte, ben bir bilim adamı olarak ruhun bilimsel ispatı için ne yapmalıyım? Manevi evren ve onun aracısı olan ruhu tanımlamak için benim fizik bilgim hem bir nimet hem de bir lanet. Nimet olan benim objektif olarak fizik evrenin ne kadarının çalıştığını görebilmem. Bu perspektif bana evrenin sadece bir kaza/tesadüf olmadığını, insan hayatının anlamlı ve bir amaca yönelik olduğunu objektif olarak görmemi sağlıyor ve bu konuda aklım huzur buluyor.
Lanet olan tarafına gelince, o da subjektif olarak , kalben pek çok görmem gereken konuyu göremiyorum. Alışkanlık sonucu benim bilimsel aklım hemen işi ele alıyor ve ben de hem kötümser hem de sezgisiz oluyorum.
Ancak, benim bu yaşamdaki yolum, aklımdan ve sezgilerimden/altıncı hissimden geçiyor. Bu yüzden sadece insanın yüreğinde hissettiği subjektif bir manevi aydınlanma/ basiret (spiritual insight) kazanmak için çok çalışmam lazım, tıpkı bilim adamı olmayanların objektif ve bilimsel bilgi edinmek için uğraşmaları gibi.


Ruh (soul) için ‘’yeni bir fizik’’ (A ‘’new physics’’ of the soul)
Çok yakın zamanlara kadar bilimin tek ilgilendiği konu evrenin özelliklerini objektif prosesler olarak tanımlamaktı. Subjektif prosesleri oldukları gibi dikkâte almak için de çok az bir çaba sarf ediliyordu. 20. yüzyılın sonuna gelirken, bilim adamları olarak bizler şuuru gene daha basit fiziksel proseslerden doğan bir fenomen şeklinde tanımlıyorduk.
En büyük çaba ise kanımca bütün yanlış soruların temelini teşkil eden bir soruya cevap aramak için sarf ediliyordu. Bu soru ‘’Kendini tanıyıp farkında olan bağımsız bir varlık, daha elementer seviyedeki fiziksel proseslerden nasıl ortaya çıkar?’’ Bu sorunun cevabı ise ‘’tabii ki hayır, böyle bir şey olmaz’’ şeklinde olacaktır ve bu cevap da bugünün indirgeyici bilimi için uğraşması çok zor bir konudur.
Amacım ‘’ruh (soul) için yeni bir fizik’’ kurmaktır. Burada ruh (soul), benlik/nefs/ego, madde ve şuurun her ne kadar birbirleriyle ilişkili olsalar da aynı şey olmadıklarını (birbirinin eşdeğeri olmadığını göstermek istiyorum) Bugünün ilmi Aristo’nun vizyonunu baz alan modellerden üretilmiş, daha sonra da Newton mekaniğinin yardımı ile gelişmiştir. Sonuç olarak bizi yanlış, indirgeyici ve materyalist/maddeci bir yola sokmuştur.
Yaptığı hata ise ruhu ve şuuru sadece fizik ve mekanik enerjiye haline indirgemektir. Buna göre ruh en iyi tanımlama şekliyle materyel prosesler tarafından üretilen çok latif bir fenomendir. Ancak, bu karmaşaya kuantum fiziğini katınca yanlış, açığa çıkar.
Kuantum fiziğini dikkâte aldığımızda yukarıda belirtilenin aksine, ruhun bir proses olduğunu ve içinde bilimin/bilginin şuuru bulunduğunu görürüz. Bu proses, uzayın vakumunda (boşluğunda) oluşur, burada madde ve enerji hem vardır hem de yoktur.
İşte bu yeni vizyon, bize ruhun neden ölümsüz olduğunu gösterir.
Bu demektir ki ruh, zaman, mekân ve kütleden oluşan evrenin ilk meydana gelişi ile başlar ve evren meydana gelmiş olduğu hiçliğe döndüğü zaman sona erer.
Ruhun en belli başlı işi madde ve enerjiyi açığa çıkarmak ve bilgi ile maddesel dünyayı şekillendirmektir. Hem dünyanın açığa çıkması hem de ruhun bunun hakkında bilgi sahibi olması kuantum fizik prensipleri ile ilgilidir, özellikle gözlemci etkisi ve belirsizlik prensibi ile ilgilidir.
Boşluk temel olarak dengesizdir. Var olan her şey ondan ruhun açığa çıkarmayı dilemesiyle var olmuştur. Bu dileme hem bütün maddenin görüntüsüne hem de kuantum fizik tarafından telaffuz edilen gözlemci etkisiyle maddedeki bütünleşmiş/tek (unified) bilinç ilişkisine hükmeder.
Dolayısıyla ruh (soul) ne maddesel olarak ne de indirgemeci bir şekilde görülebilir. Gerçekte ruh (soul) mekanik, fiziki bir şey olarak görünmez. Ruhun (soul) en temel amacı bilgiyi madde formuna dönüştürmektir.

-Alıntı-


dijital isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23.03.17, 11:29   #6
Felsefe Aşığı
 ihaveanidea - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2017
Nereden:
Mesajlar: 236
Standart

Celebhol Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
(...)İnançlı olup, başka konularda çok güzel eleştirel ve kanıtla düşünebilen insanlar da var. Yine de, genel olarak, dindarlık ne kadar artarsa, kanıtla düşünmenin o kadar köreldiği fikrindeyim(...)
Zorbalık derken bunu kastetmiştim.İllaki kulağından tutupta "İnanmayacaksın." demek kadar kendince genel düşüncelere varıp nesnel kurallar koymanın fiziksel olmasa da fikir zorbalığı olduğunu düşünüyorum.

Konunun tek bir detayına takılıp eleştiri yapıyorlar demişsin.Evet itiraf ediyorum yazdıklarının ilk paragrafı hariç okumadım ama sonrasını tahmin ettiğimden okumadım.

Din hakkında bazı şeyleri kendinde kemikleştirmişsin ve savunuyorsun.Dinin anlamların üzerini örtme ya da geçiştirme olduğunu nereden çıkardın?Hayatının çoğu anlamlarını bir dine mensup olduktan sonra bulduğunu iddia edenler var.

Tabii ki dinler içinde de basit ve yüzeysel olanlar vardır ya da insanlara yarardan çok zararı olan.Ancak bu dinleri basit ya da işlevsiz yapmamalı.

İnsanların inandığı dini gerekçe göstererek birtakım eylemler yapmasına bende karşıyım.Dinler nefsi müdafaa hariç her zaman barışı ve kardeşliği savunmalı.Eğer bazı eylemlerin üzerini örtmek için din kullanılıyorsa söz konusu kavrama dini geçtim herhangi bir faydalı düşünce topluluğu dahi denemez,denmemeli.


_______________________
Sadece bir kez yaşarsın.O halde her gün Toblerone ye!

Konu ihaveanidea tarafından (23.03.17 Saat 11:31 ) değiştirilmiştir.
ihaveanidea isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23.03.17, 21:30   #7
ls2
Felsefe Aşığı
 ls2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jun 2016
Nereden:
Mesajlar: 346
Standart

Celebhol Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Ben, şahsen, inanmayı bıraktığım sıralarda bir sonsuzluk olmaması fikri yüzünden hiç korkmadım. Çok doğal gelmişti. George Carlin'in deyimiyle, boşluktan geldik, kısa bir süre için var olduk, sonunda tekrar boşluğa döneceğiz, bunda garip olan ne var?
garip olan çok şey var bence.

''çok doğal gelmişti' ! varlığını yitirecek arkadaş ama bu çok doğal geliyormuş kendisine!?

doğal !

doğaya iman ediyorum! doğa verir doğa alır!

doğaya teslim oluyorum! gerçek bu ve ben bu gerçeğe teslim olup iman ediyorum!

Ben büyük bir sistemin önemsiz bir parçasıyım , varlığım bir hiç ! ben zaten bir hiçtim ve hiç olacağım neden korkayım!
***

Bu teslimiyeti, bu kendi varlığını hiçleyişi, bu kabullenişi (bir psikolojik savunmada olsa) reddediyorum. biz burdayız ve varız!

doğanın canı cehenneme


_______________________
Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur. Tolstoy
ls2 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 24.03.17, 03:56   #8
Gönüllü Felsefeci
 Celebhol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2016
Nereden:
Mesajlar: 82
Standart

@dijital
Alan Wolf kendi makalelerini peer review dediğimiz meslektaş incelemesine açmış bir kişi değil. Başka bir deyişle, makaleleri bilimsel olarak başka bilim insanları tarafından değerlendirilmiş değil çünkü bunu yapmamış olsaydı, bilimsellik açısından ne kadar yanlış oldukları hemen görülebilecekti. Yani, titrine rağmen bilimle uğraşmıyor. Hatta, bu tavrı onu bir bir sahte bilimci yapıyor. Bahsettiği kuantum iddiaları da bilimsel olarak desteksiz şeyler. Organizmalarda kuantum fiziği boyutunda süreçlerin rolleri yavaş yavaş açığa açığa çıkıyor. Ancak, bunların da, onun verdiği örneklerle uzaktan yakından alakası yok. Bilincin, yani kompleks bir biyolojik oluşumun fiziksel süreçlerden kaynaklanamayacağını düşünüyorsa, bir fizyoloğa danışmasının ve nasıl da bütün biyolojik sistemlerin kimyasal ve fiziksel süreçlerle açıklanabildiğini görmesini salık veririm. Bitki fizyolojisinin kurucusu Julius Sachs da zamanında biyolojik süreçlerin fizik ve kimya yasalarıyla açıklanamayacağı eleştirisiyle karşılaşmıştı. Bunun böyle olmadığını da kanıtladı. Tabii, Wolf'un öne sürdüklerine benzer olan bu durum, 200 yıl önce kadar bir süre önce gerçekleşti ve New Age'in sahte bilimsel iddialarını öne sürdüğü günümüzün aksine, o zamanlar bu konulardaki bilgimiz çok daha düşüktü. Ayrıca, şu devirde bilimsel literatüre uyar bir şekilde düşünen herhangi bir insan -bilim insanı olsun ya da olmasın- şansın ve olasılığın doğada ne kadar büyük pay oynadığını görebilmektedir.

Bilincin nasıl ortaya çıktığının bilimsel incelenmesi öğrenilmek isteniyorsa, nörologların konuşmaları iyi kaynaklar. Örneğin, TED konuşmaları gibi çok popüler kaynaklarda bile güzel şeyler var. Bilim diye psedobilimcilerin eline düşmek insanı çok yanlış yerlere yönlendiriyor.

Elbette herkesin amacı tek değil ve dinlere de yatırım yapabilirler. Hatta, insan hayatını herhangi bir şeye adayabilir. Ancak, doğru yatırımları açığa çıkarmak amacım. Dine yatırım yapmak, bir illüzyon üstüne yatırım yapmaktır, diyorum.

@ihavenidea

Böyle hakaret ve zorlama içermeyen bir eleştiriyi zorbalık olarak görüyorsanız, bakış açınız aşırı derecede çarpık. Ortada bir eleştiri var sadece. İnsanların inanamayacağı veya inanmalarının yasaklanması, bastırılması savunulmuyor. Diğer pek çok eleştiriden en büyük farkım, lafı dolandırmamak ve inananların yanlış olduğunu düşündüğümü söylemek. "İnanç bu, siz de haklı olabilirsiniz," deyip geçmiyorum çünkü inanmaya değil, kanıtla düşünmeye öncelik veriyorum. Sizin yanıldığınızı da mı söyleyemeyeceğim? İnsanlar herhangi bir şeye inanma veya inanmama hakkına sahiptir. Ancak, bu özgürlük, eleştirilmeme özgürlüğü değildir. Aynı şeyi siz de ateizm, deizm, agnostisizm için yapabilirsiniz.

"Tahmin ettiğiniz" yazının geri kalanı ne üstüne sizce, bana -geri kalana hiç bakmadan- açıklar mısınız? Merak ediyorum.

@ls2

Evet, geldi. Ölümün doğal bir şey olduğunu kabullenemiyorsanız, bu sizin probleminiz. Zira, hayatın -güzel olmasa da- bir parçası. Sonsuza kadar yaşam olacağı fikrine ihtiyaç duymuyorum, bu gerçeklikle baş etmek için. Hatta, bu sonsuzluk iddiasının bildiğim her şeye ters olduğunu görüyorum. Ortada doğaya bir iman durumu yok.



Konu Celebhol tarafından (24.03.17 Saat 04:04 ) değiştirilmiştir.
Celebhol isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 24.03.17, 08:49   #9
Düşünür
 dijital - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 3.055
Standart

Celebhol Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
@dijital
Alan Wolf kendi makalelerini peer review dediğimiz meslektaş incelemesine açmış bir kişi değil. Başka bir deyişle, makaleleri bilimsel olarak başka bilim insanları tarafından değerlendirilmiş değil çünkü bunu yapmamış olsaydı, bilimsellik açısından ne kadar yanlış oldukları hemen görülebilecekti. Yani, titrine rağmen bilimle uğraşmıyor. Hatta, bu tavrı onu bir bir sahte bilimci yapıyor. Bahsettiği kuantum iddiaları da bilimsel olarak desteksiz şeyler. Organizmalarda kuantum fiziği boyutunda süreçlerin rolleri yavaş yavaş açığa açığa çıkıyor. Ancak, bunların da, onun verdiği örneklerle uzaktan yakından alakası yok. Bilincin, yani kompleks bir biyolojik oluşumun fiziksel süreçlerden kaynaklanamayacağını düşünüyorsa, bir fizyoloğa danışmasının ve nasıl da bütün biyolojik sistemlerin kimyasal ve fiziksel süreçlerle açıklanabildiğini görmesini salık veririm.
Elbette herkesin amacı tek değil ve dinlere de yatırım yapabilirler. Hatta, insan hayatını herhangi bir şeye adayabilir. Ancak, doğru yatırımları açığa çıkarmak amacım. Dine yatırım yapmak, bir illüzyon üstüne yatırım yapmaktır, diyorum.
Alan Wolf'u hangi kriterlere göre sahte bilim insanı ilan ettiniz? Birçok bilim insanın yapamadığı sınırları aşması sebebi ile mi?

Fred Alan Wolf araştırmalarını tek başına yürütmemiştir. Fundamental Fysiks Group adı altında diğer fizikçi-matematikçiler ile beraber ortak çalışmalar yapmışlardır. Grubun başlıca üyeleri; Fritjof Capra, John Clauser, Philippe Eberhard, Nick Herbert , Jack Sarfatti , Saul-Paul Sirag, Henry Stapp ve Elizabeth Rauscher'dır. Elizabeth Rauscher fizikçi olması dışında aynı zamanda bir parapsikoloji ve NASA araştırmacısıdır. Bu insanların hepsi bilinç konusunda da araştırmalar yapmışlardır kaldı ki nörologlar bile bu kişileri kendi yazılarında referans göstermekten çekinmiyorken siz hangi sahte bilimcilerden bahsediyorsunuz? Fred Alan Wolf Amerikan Ulusal Bilim Ödülü almış, çeşitli belgesel,makale ve kitaplarla isim yapmış birisidir.

Gördüğümüz üzere siz bir biyolog olarak katı bir bakış açısına sahipsiniz ve tarafsız olamıyorsunuz. Yeniliklere ve araştırmalara sizin fikirlerinize ters düştüğü an şiddetle karşı çıkıyorsunuz. Ruh konusu ya da Kuantum Teorisi henüz son noktada değil ki nasıl bu kadar net konuşabiliyorsunuz hem de bilimsel bir bakış açısına sahipken?

Ruh ile bilinç farklı oluşumlardır. İnsan, beynin otomatik kontrol sistemine bağlı olarak yaşayıp, gidiyor fakat farkındalık çalışmaları ile bu otomatik kontrol sisteminin dışına çıkılabilir yani geçmişe takılmadan An'da kalmak sureti ile insan, olaylara vereceği otomatik tepkilerin önüne geçebilir. Bu da özgür iradenin bu yönü ile varlığına işarettir.

Bu hayatta herkesin kendine göre önem verdiği konular vardır ve bu yönde yaşamını sürdürür. Kimisi dini konulara zaman harcar, kimisi sanata kendini adar, kimisi de bilimsel konulara zaman harcar fakat sonuçta her kim ne yaparsa yapsın önemli olan en iyi şekilde yapmasıdır. Dini konuları zaman kaybı olarak gören birisine zorla sevdirmek zaten mümkün değildir kaldı ki yine söylüyorum tekamül planı denen süreçte böyle bir müdahale söz konusu olamaz. Herkes kendi yolunu seçecektir, içine nasıl siniyorsa öyle yaşamalı ve hayat amacını da bu doğrultuda belirlemelidir fakat yanılan taraf olursa da bu sorumluluğu baştan almalıdır. Benim de ateist arkadaşlarım var, kendi meslek yaşamlarına göre hedefleri de var ayrıca ateist olmak insanı amaçsız yapmadığı gibi inançlı olmak da sonsuz yaşamı garantilediği anlamına gelmez. Kısacası kul ile Allah arasına kimse giremeyeceği için herkes seçimlerinde özgürdür.


dijital isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 24.03.17, 10:13   #10
Gönüllü Felsefeci
 Celebhol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2016
Nereden:
Mesajlar: 82
Standart

dijital Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Alan Wolf'u hangi kriterlere göre sahte bilim insanı ilan ettiniz? Birçok bilim insanın yapamadığı sınırları aşması sebebi ile mi?

Fred Alan Wolf araştırmalarını tek başına yürütmemiştir. Fundamental Fysiks Group adı altında diğer fizikçi-matematikçiler ile beraber ortak çalışmalar yapmışlardır. Grubun başlıca üyeleri; Fritjof Capra, John Clauser, Philippe Eberhard, Nick Herbert , Jack Sarfatti , Saul-Paul Sirag, Henry Stapp ve Elizabeth Rauscher'dır. Elizabeth Rauscher fizikçi olması dışında aynı zamanda bir parapsikoloji ve NASA araştırmacısıdır. Bu insanların hepsi bilinç konusunda da araştırmalar yapmışlardır kaldı ki nörologlar bile bu kişileri kendi yazılarında referans göstermekten çekinmiyorken siz hangi sahte bilimcilerden bahsediyorsunuz? Fred Alan Wolf Amerikan Ulusal Bilim Ödülü almış, çeşitli belgesel,makale ve kitaplarla isim yapmış birisidir.

Gördüğümüz üzere siz bir biyolog olarak katı bir bakış açısına sahipsiniz ve tarafsız olamıyorsunuz. Yeniliklere ve araştırmalara sizin fikirlerinize ters düştüğü an şiddetle karşı çıkıyorsunuz. Ruh konusu ya da Kuantum Teorisi henüz son noktada değil ki nasıl bu kadar net konuşabiliyorsunuz hem de bilimsel bir bakış açısına sahipken?

Ruh ile bilinç farklı oluşumlardır. İnsan, beynin otomatik kontrol sistemine bağlı olarak yaşayıp, gidiyor fakat farkındalık çalışmaları ile bu otomatik kontrol sisteminin dışına çıkılabilir yani geçmişe takılmadan An'da kalmak sureti ile insan, olaylara vereceği otomatik tepkilerin önüne geçebilir. Bu da özgür iradenin bu yönü ile varlığına işarettir.

Bu hayatta herkesin kendine göre önem verdiği konular vardır ve bu yönde yaşamını sürdürür. Kimisi dini konulara zaman harcar, kimisi sanata kendini adar, kimisi de bilimsel konulara zaman harcar fakat sonuçta her kim ne yaparsa yapsın önemli olan en iyi şekilde yapmasıdır. Dini konuları zaman kaybı olarak gören birisine zorla sevdirmek zaten mümkün değildir kaldı ki yine söylüyorum tekamül planı denen süreçte böyle bir müdahale söz konusu olamaz. Herkes kendi yolunu seçecektir, içine nasıl siniyorsa öyle yaşamalı ve hayat amacını da bu doğrultuda belirlemelidir fakat yanılan taraf olursa da bu sorumluluğu baştan almalıdır. Benim de ateist arkadaşlarım var, kendi meslek yaşamlarına göre hedefleri de var ayrıca ateist olmak insanı amaçsız yapmadığı gibi inançlı olmak da sonsuz yaşamı garantilediği anlamına gelmez. Kısacası kul ile Allah arasına kimse giremeyeceği için herkes seçimlerinde özgürdür.
Çok basit bir kriteri var. Peer review yapılabilecek dergilerde makaleler basılır ve bu makaleler, bilimsel yöntemle başka bilim insanları değerlendirilir, sonuçları tekrarlanabiliyorsa tekrarlanır ve bilimsellikleri doğrulanır. Örneğin, bir bilim insanı A hipotezini peer review (meslektaş seçimi) olan bir dergide basmak istiyor. Bu tarz bilimsel bir makalede basabilmesi için, yazdığı makale taslağını yollar ve dergideki editörler ile başka bilim insanları tarafından gözen geçirilir. Bu gözden geçirmede, sadece editörler değil, konuda uzman bilim insanları da inceleme yapmaktadır. "Hipotez iyi kurulmuş mu? Test etme yöntemleri nasıl, sağlıklı mı? Bulunan sonuçlar iyi değerlendirilmiş mi? Makalede ileri sürülen sonuçlara gerçekten varılabiliyor mu?" vb. pek çok soru açısından değerlendirilir. Bu değerlendirmeler sonucu makale kabul görürse basılır. Kabul görmezse, sebepleri belirtilerek geri yollanır. Ondan sonra ya yazar gerekli düzeltmeleri yaparak tekrar başvurur ya da vazgeçer. Bütün bilimsel dergiler, makalelerin kalitesini belirlemek için, bu meslektaş seçimi yöntemini kullanmaktadır. Makalenin bilimselliği, bu şekilde sınanmaktadır.

Wolf, makalelerini bu tarz dergilerde yazmıyor. Yani, bilimsellik açısından bir değerlendirilme yapılmadan yayınlanıyor. Böyle bir dergide, herhangi bir iddia, herhangi bir şekilde öne atılabilir. Tecrübeyle sabittir ki, bu yolu tercih eden kişiler zaten bilimsel iddialarda bulunmamaktadır çünkü bilimsel iddialarda bulunsalardı, meslektaş seçiminin olduğu bir dergide yayın yapabilirlerdi. Bir bilim insanı, durduk yerde böyle akademik intihara yol açacak bir işe kalkışmaz çünkü seçimsiz bir dergide basım yapmak, makaleyi bir blogta yayınlayıp "Bilim yaptım," demekle eşdeğerdir.

Yani, Wolf, bu sebepten dolayı, bilim yapmıyor, öyle olduğunu iddia etse de. Bir zamanlar, peer review'in yapıldığı dergilerde bilimsel makaleler basmıştır belki ama bu iddialarını ortaya attığı makaleler, o tarz dergilerde basılmamış. Bu arada Ulusal Bilim Ödülü almamıştır kendisi, yazdığı bir kitap, bilim dalında Ulusal Kitap Ödülü almıştır. Belgesel, kitap vb. yazmış ve yaratmış olması, bunların bilimsel açıdan güvenilir olduğu anlamına da gelmiyor. Pek çok kitap ve pek çok belgesel mevcut.

Katı bir bakış açısına sahip değilim, bilim nasıl işliyor veya bilimsel olan nedir konusunda burada çok büyük yanlış anlamalar ve bilgi kirliliği var. Yani, kuantum teorisi hakkında çok güzel kaynaklar varken, olabilecek en kötü kaynaklardan bazılarını örnek gösteriyorsunuz. Ek olarak, kuantum konusunda bilimsel bir birikimim de mevcut, elbette düzgün bir fizikçi kadar olmasa da. Biyoloji okumak, insanın sadece bu konuyla sınırlı kalacağını göstermiyor, ki artık pek çok bilim alanı bağlantılı. Temel kimya bile kuantum bazlı öğretiliyor.

Otomatik kontrol sistemi iddianız hakkında, olma olasılığını reddetmiyorum. Ancak, böyle bir iddiada bulunuluyorsa, bilimsel kanıt sunulmalıdır ve şu an böyle bir şey yok. Evet, kanıt yokluğu, yokluğun kanıtı değildir fakat bir iddianın kendisini kanıtlaması da gereklidir. Hele ki bilimde. Kesin konuştuğumu söylemişsiniz fakat bu otomatik kontrol konusunda, hiç bir bilimsel kanıt olmadığı halde "Şöyle oluyor, bu şekilde gerçekleşiyor," tarzı konuşan sizsiniz. Bir olasılık yok, bir kesinlik var ifadelerinizde. Oysa ben, dediğinizin büyük ihtimalle yanlış olduğunu düşünsem de, bir olasılık, gerçek olabilme ihtimalini kabulleniyorum. Bilimsel düşünce, yanlışlanmamış iddialarda, böyle bir pay bırakmayı gerektirir. Katı dediğiniz konuda ise, bilimsel bir desteği olmayan -ama öyle görünen- iddialar ortaya atıyor ve bilimsel olmadıklarını, bu yüzden ciddiye alınmamaları gerektiğini söylediğimde "katı" diyorsunuz. Katılık değil, eleştirel düşünmedir bu. Bilimsel bağlamı katmadan da konuşulabilir bu konular ve eğer öyle yapılırsa, yaklaşımım elbette farklı olacaktır.

Seçimlerinizde elbette özgürsünüz. Katılmayabilirsiniz ama ben özetle zaman kaybı diyorum dinin varlığına, hele ki anlamsal bazda. Ancak bu demek değildir ki, dinle birlikte yapılan her şey zaman kaybı. Altruistik davranışlar vb. etkileri olduğunda güzel şeyler. Aynı zamanda, bunların dinlere gerek kalmadığı oluşabileceğini de düşünüyorum, hatta düşünmekle kalmıyor biliyorum. Sonuçta inanmayan ama bu tarz davranışlarda bulunan pek çok kişi mevcut.

Düzenleme: Anlam ilginç bir şey. A kişisi, X kavramına -ne olduğu fark etmez- çok büyük anlam yükleyerek hayatını geçirebilir ve buna inanarak -dini bağlamda kullanmıyorum şu an- ölebilir. Bu X kavramının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı, belli bir açıdan, önemsizdir çünkü A kişinin, X'in gerçek olduğuna inanması yeterlidir. "Herkes kendince bir anlam buluyor bu dünyada," tarzı bir ifadeye, bu noktada katılıyorum. Ancak, sağlıklı bir hayata bakışın gerçeklikle uyumlu bir dünya görüşünden geçtiğini düşündüğüm için, bu X'in gerçeklikle uyumlu olmasını savunuyorum. Başka bir deyişle, bir yalanı veya yanlışı değil, gerçeği yansıtması. Dinlerin bunu yansıtmadığını düşündüğüm için, onları bu anlama katmıyorum. Yine de, dinlere anlam yükleyerek yaşamayı sürdüren insanlar olacak. Benim savunduğum ise bunun böyle olmaması gerektiği çünkü dinlerin illüzyon olduğu ("böyle olmamalı" derken, bir zorlama şeklinde "olmamalı" demiyorum).



Konu Celebhol tarafından (24.03.17 Saat 10:26 ) değiştirilmiştir.
Celebhol isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 15:50.

Forum Yasal Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2
Webcrawler by Felsefe.Net
Felsefe.Net Her Hakkı Saklıdır

Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info Adresine yollayabilir veya Buradaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz