Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu Zurna.net

Go Back   Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu > Bilgi ve Tartışma > Düzyazı

Etiketlenen üyelerin listesi

Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 22.03.2017, 23:00   #1
 Celebhol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2016
Nereden:
Mesajlar: 87
Standart Anlam Üstüne

..



Konu Celebhol tarafından (12.06.2018 Saat 08:26 ) değiştirilmiştir.
Celebhol isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23.03.2017, 00:07   #2
 ihaveanidea - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2017
Nereden:
Mesajlar: 715
Standart

Din hakkında herhangi bir dine mensup kişilerin diğerlerine zorbalık yapma hakkının olmadığı gibi,diğerlerinin de dindar kesimler hakkında inançsızlık konusunda zorbalık yapmaya haklarının olduğunu düşünmüyorum.

Semavi olsun ya da olmasın her din kendi çapında iyiyi öğütler ve dünyayı yaşanabilir kılmak için çabalar.Bunun yanında insana inandığı Tanrısına ibadet etme hakkında bazı sorumluluklar verir.Karşılığında ise bazıları dünyadan bazıları ise ahiretten vaatler sunar.

İnsan bir dine mensup olsun ya da olmasın karşısındakine zarar vermediği sürece hep beraber yaşayabilirler,hep beraber yemek yiyebilirler,hep beraber bowling oynamaya gidebilirler.

Demek ki din sanıldığı kadar insanın beynini sarıp sarmalayan bir ağ bütünü değil aksine insanın bu ağ karmaşasını çözebilmek için kurduğu savunma sistemleridir.

Ha bana göre de iyiki dinler var.Yoksa insanları kendi haline bıraksan gidip biraz ateizmden biraz dinlerden alıp ortaya post apokaliptik gibi amorf ve saçma bir komplo teorisi atıyorlar.


_______________________
Sadece bir kez yaşarsın.O halde her gün Toblerone ye!
ihaveanidea isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23.03.2017, 01:01   #3
 Lefty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 4.309
Standart

İnançlı insanların sonsuzluk saplantısı ile inançlı olunduğunu düşünmüyorum. İnançlı olmak aslında çok ağır bir yüktür, hata yaparsan inanmayan birisinden çok daha fazla sorumluluk taşırsın.
Kişi ister inançlı ister inançsız olsun bu dünyada amaçsız yaşayamaz. Kendi yaşam standartlarına göre hedefleri olmalı ki yaşama tutunabilsin.


Lefty isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23.03.2017, 03:47   #4
 Celebhol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2016
Nereden:
Mesajlar: 87
Standart

..



Konu Celebhol tarafından (12.06.2018 Saat 08:26 ) değiştirilmiştir.
Celebhol isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23.03.2017, 10:28   #5
 Lefty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 4.309
Standart

Celebhol Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Yazının amacı da, sizin hedef dediğiniz anlam kaynaklarını bulmak.
---
Keşke bu kadar genel ifadeler veya detaya takılmalar yerine, daha spesifik ve kapsamlı eleştiriler ile övgüler alabilsem. Bir tek bu konu yüzünden söylemiyorum, daha önceki denemelerde de aynı durumla karşılaştım. Bu şekilde ya tek bir detaya takılıp kalınıyor ve konu tamamen dağılıyor, ya da o kadar genel ifadeler veriliyor ki, tartışılabilecek bir konu olmuyor.
İnsanların hayat amacı genele yayılamayacak kadar çeşitlidir. Bütünün hayrını gözetmek sureti ile herkes kendi hedefini, kendi yaşam şekli doğrultusunda belirlemelidir. Bir terzinin amacı işini en iyi şekilde yapmak, ailesine destek olmak ve kendi özel ilgi alanları dışında çok da fazla çeşitlilik arz etmeyecektir. İnançlı da olsa inançsız da olsa insan faydalı işler yaptıkça mutlu olabilir. Bir hukukçu ya da bir öğretmen, işini en iyi şekilde hayata geçirmenin yollarına bakmalıdır. Araştırmak, yeniliklere açık olmak tabii ki sonu gelmeyen bir süreç olacaktır. Dinler bu yolları kapıyormuş gibi görünse de aslında bu da bir yanılgıdır. Günümüzde inançlı olduğunu iddia edenlerin çok azı dinleri doğru şekilde anlayabilmiştir. İnandım demekle iş bitmiyor, neye inandığının analizini doğru yapamayan kitleler hakim şu an inanç dünyasında ve daha da kötüye gidecek. Araştırma ve kıyas yapabilme cesaretleri olmadığı gibi hazır kalıplara göre yaşam sürmeyi bir avantaj sandıkları için en fazla yanılanlar da inançlı kesim olacaktır.

Hayat amacı kişinin kendi yaşam standartları çerçevesinde belirlenmelidir. Ruh gibi tanrı gibi bu zihin yapımız ile asla anlaşılamayacak konuları hemen reddetmek yerine araştırmaya devam etmek gerekiyor.

Fizik Profesörü F. Alan Wolf'un kitabından ruh hakkında bir bölüm aktarmak istiyorum.


Ruh/soul kelimesi ile ne ifade etmek isteriz?
Bu kelime sık sık yaşantımıza girer ve bizim için derin bir anlam ifade eder. Ancak, onu bulmaya çalışınca esrarengizliğini korur. İşte bu kitabın hedefi bu esrarı çözmektir. Hiçbirimizin (birkaç kişi hariç) fiziksel bir evrende yaşadığımızdan şüphesi yoktur, ancak hepimiz çok ender zamanlarda bir de spirituel/manevi bir evrende yaşadığımızı düşünmüşüzdür. Ruh (Spirit)/Işınsal beden evrende nasıl var olur? Uzayda bir hacim kaplar mı? Zaman içinde devamlılığı var mıdır? Bu ruh/spirit nedir? Bu ruh/ışınsal beden (‘’Türkçe’de aynı kelime ile ifade edilen ve de ‘’yazının ruhu’’ gibi bir anlam için kullanılan) ruh (soul) aynı şey midir? Bilim, spirit (ışınsal beden) ve soul (ruh) u tanımlayabilir mi?

Bu soruları cevaplayabilmek ve soracağımız daha birçok soruyu cevaplayabilmek için insanın zaman içinde geri giderek bu sorunun temellerine inmesi gereklidir.
Eski çağlarda yaşamış beyinler, büyük bir ihtimalle akıllı beyinler ve eski Yunan uygarlığının doğuşundan beri derin düşünen akıllar ruh (soul)/benlik/ışınsal beden (spirit) (the soul/the self/the spirit/) ve de bunların fizik evrenle ilişkisini sorgulamışlardır.
Ancak, eski Yunanlı düşünürlerin yolunda gidersek büyük bir ihtimalle yanlış sorulara cevap veririz. Bu yüzden gelin, önümüzdeki en büyük esrarı aralayalım. İnsan hayatının ölümlü oluşu ve de bu kadar esrarengiz, ama bir o kadar da hepimiz tarafından hissedilen bir şeyin devamlılığı...
Ben ruhun(soul) varlığı ve onun bedenlerimizin enerjisi ve kütlesi ile olan esrarengiz, latif ilişkisi konusunda spekülasyon yapan ilk fizikçi / felsefeci değilim. Göreceğimiz gibi, Aristo ve Eflatun (Plato) da onun varlığı hakkında merak duydular.
Aristo ruhu (soul) latif bir madde olarak gördü. Ona göre beden yok olduktan sonra ruh da yok olacaktı, aynen keskin bir bıçağın yüksek ısılı fırında eritildikten sonra keskinliğinin kaybolması gibi.
Eflatun da (Aristo’nun hocası olduğu için) buna benzer bir görüşü paylaşıyordu. O da ruhu fiziksel olmayan bir şey olarak düşündü. Ruh (soul) ebedi idi ve düşünceler gibi bedenin ötesinde var olabiliyordu.
Bu tartışmada modern bilim ve teknolojinin yeri neresi? Bugünün fizik ve bilgisayar teknolojisi bize ebedi yaşamın ümidini verebiliyor mu? Bir an için bu soruyu bir kenara bırakalım ve olası bir cevabın yaşam şeklimizi ne şekilde değiştireceğini görelim.
Biz ruhlarımızı modern teknolojik yaşamda kayıp mı ettik?
Bizler yaşamın iyi şeklini yaşıyoruz. Evet, bu doğru. Hepimiz daha iyi doyuruluyor, korunuyor ve en azından batı dünyasında her gün ortaya çıkıveren teknik gelişmelerin ışığı ve lüksü içinde yaşıyoruz.
Üçüncü dünya olarak tanımlanan ülkeler grubunda ise maddi zenginliğin getirisi olan iyi bir yaşam yok belki, ama her şey yolunda gittiği takdirde iyi ve verici yönetimlerle bütün dünya Batı tarzı bir maddi refaha kavuşacaktır.
Pek çok kişi daha uzun yaşayarak belki de bilim ve teknolojinin yardımıyla daha uzun ve verimli bir hayat yaşadığımız için ütopyaya yaklaştığımızı düşünmekte. Modern tıp bize daha uzun bir yaşam ve bilgisayarın içindeki programlar gibi veya kriyojenik olarak (cryogenically) dondurulmuş başlar olarak daha uzun bir yaşam vaat etmekte. Gün geçtikçe bedenlerin dondurularak saklanması ve sonra tekrar yaşama döndürülmesi daha da popüler bir hale geliyor. Ancak, bütün bu uzun yaşam alternatiflerine rağmen, bizlerin bunu uygulamaya pek cesaretimiz yok. Şöyle bir düşünün, bu işlemlerin sonunda dirilecek olan nedir veya kimdir?

Biz makineleri çok daha akıllı kılmak için yatırımlar yaparken ortaya bir soru çıkıyor? Bizler hakikaten ruhlarımızı (soul) kaybedip onların yerine bu modern, suni bilgi cihazlarını mı koyacağız?
Bazı bilim adamları bizim ruhlarımızın sadece suni bilgi aletleri olduğunu düşünür (gelişmiş ve sofistike wetware bilgisayar programları olduğunu) ve bundan daha fazlasının olmadığını düşünür.
Bazıları ise bizim ruhlarımızı insanın biyolojik fonksiyonlarının temel yakıtını teşkil eden atom ve moleküllerin miniskül (son derece küçük) düzeydeki iletişiminin içinde olduğunu söyler. Benim gibi düşünen diğer kişiler için ise ruh biz insanların bedenimiz olarak tanımladığımız et kıvrımlarının arasına sıkıştırılamayacak kadar büyük bir esrar olarak kalmaktadır. Peki, başka nereye bakmalıyız?
Gerçekte, ben bir bilim adamı olarak ruhun bilimsel ispatı için ne yapmalıyım? Manevi evren ve onun aracısı olan ruhu tanımlamak için benim fizik bilgim hem bir nimet hem de bir lanet. Nimet olan benim objektif olarak fizik evrenin ne kadarının çalıştığını görebilmem. Bu perspektif bana evrenin sadece bir kaza/tesadüf olmadığını, insan hayatının anlamlı ve bir amaca yönelik olduğunu objektif olarak görmemi sağlıyor ve bu konuda aklım huzur buluyor.
Lanet olan tarafına gelince, o da subjektif olarak , kalben pek çok görmem gereken konuyu göremiyorum. Alışkanlık sonucu benim bilimsel aklım hemen işi ele alıyor ve ben de hem kötümser hem de sezgisiz oluyorum.
Ancak, benim bu yaşamdaki yolum, aklımdan ve sezgilerimden/altıncı hissimden geçiyor. Bu yüzden sadece insanın yüreğinde hissettiği subjektif bir manevi aydınlanma/ basiret (spiritual insight) kazanmak için çok çalışmam lazım, tıpkı bilim adamı olmayanların objektif ve bilimsel bilgi edinmek için uğraşmaları gibi.


Ruh (soul) için ‘’yeni bir fizik’’ (A ‘’new physics’’ of the soul)
Çok yakın zamanlara kadar bilimin tek ilgilendiği konu evrenin özelliklerini objektif prosesler olarak tanımlamaktı. Subjektif prosesleri oldukları gibi dikkâte almak için de çok az bir çaba sarf ediliyordu. 20. yüzyılın sonuna gelirken, bilim adamları olarak bizler şuuru gene daha basit fiziksel proseslerden doğan bir fenomen şeklinde tanımlıyorduk.
En büyük çaba ise kanımca bütün yanlış soruların temelini teşkil eden bir soruya cevap aramak için sarf ediliyordu. Bu soru ‘’Kendini tanıyıp farkında olan bağımsız bir varlık, daha elementer seviyedeki fiziksel proseslerden nasıl ortaya çıkar?’’ Bu sorunun cevabı ise ‘’tabii ki hayır, böyle bir şey olmaz’’ şeklinde olacaktır ve bu cevap da bugünün indirgeyici bilimi için uğraşması çok zor bir konudur.
Amacım ‘’ruh (soul) için yeni bir fizik’’ kurmaktır. Burada ruh (soul), benlik/nefs/ego, madde ve şuurun her ne kadar birbirleriyle ilişkili olsalar da aynı şey olmadıklarını (birbirinin eşdeğeri olmadığını göstermek istiyorum) Bugünün ilmi Aristo’nun vizyonunu baz alan modellerden üretilmiş, daha sonra da Newton mekaniğinin yardımı ile gelişmiştir. Sonuç olarak bizi yanlış, indirgeyici ve materyalist/maddeci bir yola sokmuştur.
Yaptığı hata ise ruhu ve şuuru sadece fizik ve mekanik enerjiye haline indirgemektir. Buna göre ruh en iyi tanımlama şekliyle materyel prosesler tarafından üretilen çok latif bir fenomendir. Ancak, bu karmaşaya kuantum fiziğini katınca yanlış, açığa çıkar.
Kuantum fiziğini dikkâte aldığımızda yukarıda belirtilenin aksine, ruhun bir proses olduğunu ve içinde bilimin/bilginin şuuru bulunduğunu görürüz. Bu proses, uzayın vakumunda (boşluğunda) oluşur, burada madde ve enerji hem vardır hem de yoktur.
İşte bu yeni vizyon, bize ruhun neden ölümsüz olduğunu gösterir.
Bu demektir ki ruh, zaman, mekân ve kütleden oluşan evrenin ilk meydana gelişi ile başlar ve evren meydana gelmiş olduğu hiçliğe döndüğü zaman sona erer.
Ruhun en belli başlı işi madde ve enerjiyi açığa çıkarmak ve bilgi ile maddesel dünyayı şekillendirmektir. Hem dünyanın açığa çıkması hem de ruhun bunun hakkında bilgi sahibi olması kuantum fizik prensipleri ile ilgilidir, özellikle gözlemci etkisi ve belirsizlik prensibi ile ilgilidir.
Boşluk temel olarak dengesizdir. Var olan her şey ondan ruhun açığa çıkarmayı dilemesiyle var olmuştur. Bu dileme hem bütün maddenin görüntüsüne hem de kuantum fizik tarafından telaffuz edilen gözlemci etkisiyle maddedeki bütünleşmiş/tek (unified) bilinç ilişkisine hükmeder.
Dolayısıyla ruh (soul) ne maddesel olarak ne de indirgemeci bir şekilde görülebilir. Gerçekte ruh (soul) mekanik, fiziki bir şey olarak görünmez. Ruhun (soul) en temel amacı bilgiyi madde formuna dönüştürmektir.

-Alıntı-


Lefty isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23.03.2017, 11:29   #6
 ihaveanidea - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2017
Nereden:
Mesajlar: 715
Standart

Celebhol Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
(...)İnançlı olup, başka konularda çok güzel eleştirel ve kanıtla düşünebilen insanlar da var. Yine de, genel olarak, dindarlık ne kadar artarsa, kanıtla düşünmenin o kadar köreldiği fikrindeyim(...)
Zorbalık derken bunu kastetmiştim.İllaki kulağından tutupta "İnanmayacaksın." demek kadar kendince genel düşüncelere varıp nesnel kurallar koymanın fiziksel olmasa da fikir zorbalığı olduğunu düşünüyorum.

Konunun tek bir detayına takılıp eleştiri yapıyorlar demişsin.Evet itiraf ediyorum yazdıklarının ilk paragrafı hariç okumadım ama sonrasını tahmin ettiğimden okumadım.

Din hakkında bazı şeyleri kendinde kemikleştirmişsin ve savunuyorsun.Dinin anlamların üzerini örtme ya da geçiştirme olduğunu nereden çıkardın?Hayatının çoğu anlamlarını bir dine mensup olduktan sonra bulduğunu iddia edenler var.

Tabii ki dinler içinde de basit ve yüzeysel olanlar vardır ya da insanlara yarardan çok zararı olan.Ancak bu dinleri basit ya da işlevsiz yapmamalı.

İnsanların inandığı dini gerekçe göstererek birtakım eylemler yapmasına bende karşıyım.Dinler nefsi müdafaa hariç her zaman barışı ve kardeşliği savunmalı.Eğer bazı eylemlerin üzerini örtmek için din kullanılıyorsa söz konusu kavrama dini geçtim herhangi bir faydalı düşünce topluluğu dahi denemez,denmemeli.


_______________________
Sadece bir kez yaşarsın.O halde her gün Toblerone ye!

Konu ihaveanidea tarafından (23.03.2017 Saat 11:31 ) değiştirilmiştir.
ihaveanidea isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 23.03.2017, 21:30   #7
ls2
 ls2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Nov 2012
Nereden:
Mesajlar: 2.539
Standart

Celebhol Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Ben, şahsen, inanmayı bıraktığım sıralarda bir sonsuzluk olmaması fikri yüzünden hiç korkmadım. Çok doğal gelmişti. George Carlin'in deyimiyle, boşluktan geldik, kısa bir süre için var olduk, sonunda tekrar boşluğa döneceğiz, bunda garip olan ne var?
garip olan çok şey var bence.

''çok doğal gelmişti' ! varlığını yitirecek arkadaş ama bu çok doğal geliyormuş kendisine!?

doğal !

doğaya iman ediyorum! doğa verir doğa alır!

doğaya teslim oluyorum! gerçek bu ve ben bu gerçeğe teslim olup iman ediyorum!

Ben büyük bir sistemin önemsiz bir parçasıyım , varlığım bir hiç ! ben zaten bir hiçtim ve hiç olacağım neden korkayım!
***

Bu teslimiyeti, bu kendi varlığını hiçleyişi, bu kabullenişi (bir psikolojik savunmada olsa) reddediyorum. biz burdayız ve varız!

doğanın canı cehenneme


_______________________
Sadelik, iyilik ve doğruluk olmayan yerde büyüklük yoktur. Tolstoy
ls2 isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 24.03.2017, 03:56   #8
 Celebhol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2016
Nereden:
Mesajlar: 87
Standart

@dijital
Alan Wolf kendi makalelerini peer review dediğimiz meslektaş incelemesine açmış bir kişi değil. Başka bir deyişle, makaleleri bilimsel olarak başka bilim insanları tarafından değerlendirilmiş değil çünkü bunu yapmamış olsaydı, bilimsellik açısından ne kadar yanlış oldukları hemen görülebilecekti. Yani, titrine rağmen bilimle uğraşmıyor. Hatta, bu tavrı onu bir bir sahte bilimci yapıyor. Bahsettiği kuantum iddiaları da bilimsel olarak desteksiz şeyler. Organizmalarda kuantum fiziği boyutunda süreçlerin rolleri yavaş yavaş açığa açığa çıkıyor. Ancak, bunların da, onun verdiği örneklerle uzaktan yakından alakası yok. Bilincin, yani kompleks bir biyolojik oluşumun fiziksel süreçlerden kaynaklanamayacağını düşünüyorsa, bir fizyoloğa danışmasının ve nasıl da bütün biyolojik sistemlerin kimyasal ve fiziksel süreçlerle açıklanabildiğini görmesini salık veririm. Bitki fizyolojisinin kurucusu Julius Sachs da zamanında biyolojik süreçlerin fizik ve kimya yasalarıyla açıklanamayacağı eleştirisiyle karşılaşmıştı. Bunun böyle olmadığını da kanıtladı. Tabii, Wolf'un öne sürdüklerine benzer olan bu durum, 200 yıl önce kadar bir süre önce gerçekleşti ve New Age'in sahte bilimsel iddialarını öne sürdüğü günümüzün aksine, o zamanlar bu konulardaki bilgimiz çok daha düşüktü. Ayrıca, şu devirde bilimsel literatüre uyar bir şekilde düşünen herhangi bir insan -bilim insanı olsun ya da olmasın- şansın ve olasılığın doğada ne kadar büyük pay oynadığını görebilmektedir.

Bilincin nasıl ortaya çıktığının bilimsel incelenmesi öğrenilmek isteniyorsa, nörologların konuşmaları iyi kaynaklar. Örneğin, TED konuşmaları gibi çok popüler kaynaklarda bile güzel şeyler var. Bilim diye psedobilimcilerin eline düşmek insanı çok yanlış yerlere yönlendiriyor.

Elbette herkesin amacı tek değil ve dinlere de yatırım yapabilirler. Hatta, insan hayatını herhangi bir şeye adayabilir. Ancak, doğru yatırımları açığa çıkarmak amacım. Dine yatırım yapmak, bir illüzyon üstüne yatırım yapmaktır, diyorum.

@ihavenidea

Böyle hakaret ve zorlama içermeyen bir eleştiriyi zorbalık olarak görüyorsanız, bakış açınız aşırı derecede çarpık. Ortada bir eleştiri var sadece. İnsanların inanamayacağı veya inanmalarının yasaklanması, bastırılması savunulmuyor. Diğer pek çok eleştiriden en büyük farkım, lafı dolandırmamak ve inananların yanlış olduğunu düşündüğümü söylemek. "İnanç bu, siz de haklı olabilirsiniz," deyip geçmiyorum çünkü inanmaya değil, kanıtla düşünmeye öncelik veriyorum. Sizin yanıldığınızı da mı söyleyemeyeceğim? İnsanlar herhangi bir şeye inanma veya inanmama hakkına sahiptir. Ancak, bu özgürlük, eleştirilmeme özgürlüğü değildir. Aynı şeyi siz de ateizm, deizm, agnostisizm için yapabilirsiniz.

"Tahmin ettiğiniz" yazının geri kalanı ne üstüne sizce, bana -geri kalana hiç bakmadan- açıklar mısınız? Merak ediyorum.

@ls2

Evet, geldi. Ölümün doğal bir şey olduğunu kabullenemiyorsanız, bu sizin probleminiz. Zira, hayatın -güzel olmasa da- bir parçası. Sonsuza kadar yaşam olacağı fikrine ihtiyaç duymuyorum, bu gerçeklikle baş etmek için. Hatta, bu sonsuzluk iddiasının bildiğim her şeye ters olduğunu görüyorum. Ortada doğaya bir iman durumu yok.



Konu Celebhol tarafından (24.03.2017 Saat 04:04 ) değiştirilmiştir.
Celebhol isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 24.03.2017, 08:49   #9
 Lefty - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 4.309
Standart

Celebhol Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
@dijital
Alan Wolf kendi makalelerini peer review dediğimiz meslektaş incelemesine açmış bir kişi değil. Başka bir deyişle, makaleleri bilimsel olarak başka bilim insanları tarafından değerlendirilmiş değil çünkü bunu yapmamış olsaydı, bilimsellik açısından ne kadar yanlış oldukları hemen görülebilecekti. Yani, titrine rağmen bilimle uğraşmıyor. Hatta, bu tavrı onu bir bir sahte bilimci yapıyor. Bahsettiği kuantum iddiaları da bilimsel olarak desteksiz şeyler. Organizmalarda kuantum fiziği boyutunda süreçlerin rolleri yavaş yavaş açığa açığa çıkıyor. Ancak, bunların da, onun verdiği örneklerle uzaktan yakından alakası yok. Bilincin, yani kompleks bir biyolojik oluşumun fiziksel süreçlerden kaynaklanamayacağını düşünüyorsa, bir fizyoloğa danışmasının ve nasıl da bütün biyolojik sistemlerin kimyasal ve fiziksel süreçlerle açıklanabildiğini görmesini salık veririm.
Elbette herkesin amacı tek değil ve dinlere de yatırım yapabilirler. Hatta, insan hayatını herhangi bir şeye adayabilir. Ancak, doğru yatırımları açığa çıkarmak amacım. Dine yatırım yapmak, bir illüzyon üstüne yatırım yapmaktır, diyorum.
Alan Wolf'u hangi kriterlere göre sahte bilim insanı ilan ettiniz? Birçok bilim insanın yapamadığı sınırları aşması sebebi ile mi?

Fred Alan Wolf araştırmalarını tek başına yürütmemiştir. Fundamental Fysiks Group adı altında diğer fizikçi-matematikçiler ile beraber ortak çalışmalar yapmışlardır. Grubun başlıca üyeleri; Fritjof Capra, John Clauser, Philippe Eberhard, Nick Herbert , Jack Sarfatti , Saul-Paul Sirag, Henry Stapp ve Elizabeth Rauscher'dır. Elizabeth Rauscher fizikçi olması dışında aynı zamanda bir parapsikoloji ve NASA araştırmacısıdır. Bu insanların hepsi bilinç konusunda da araştırmalar yapmışlardır kaldı ki nörologlar bile bu kişileri kendi yazılarında referans göstermekten çekinmiyorken siz hangi sahte bilimcilerden bahsediyorsunuz? Fred Alan Wolf Amerikan Ulusal Bilim Ödülü almış, çeşitli belgesel,makale ve kitaplarla isim yapmış birisidir.

Gördüğümüz üzere siz bir biyolog olarak katı bir bakış açısına sahipsiniz ve tarafsız olamıyorsunuz. Yeniliklere ve araştırmalara sizin fikirlerinize ters düştüğü an şiddetle karşı çıkıyorsunuz. Ruh konusu ya da Kuantum Teorisi henüz son noktada değil ki nasıl bu kadar net konuşabiliyorsunuz hem de bilimsel bir bakış açısına sahipken?

Ruh ile bilinç farklı oluşumlardır. İnsan, beynin otomatik kontrol sistemine bağlı olarak yaşayıp, gidiyor fakat farkındalık çalışmaları ile bu otomatik kontrol sisteminin dışına çıkılabilir yani geçmişe takılmadan An'da kalmak sureti ile insan, olaylara vereceği otomatik tepkilerin önüne geçebilir. Bu da özgür iradenin bu yönü ile varlığına işarettir.

Bu hayatta herkesin kendine göre önem verdiği konular vardır ve bu yönde yaşamını sürdürür. Kimisi dini konulara zaman harcar, kimisi sanata kendini adar, kimisi de bilimsel konulara zaman harcar fakat sonuçta her kim ne yaparsa yapsın önemli olan en iyi şekilde yapmasıdır. Dini konuları zaman kaybı olarak gören birisine zorla sevdirmek zaten mümkün değildir kaldı ki yine söylüyorum tekamül planı denen süreçte böyle bir müdahale söz konusu olamaz. Herkes kendi yolunu seçecektir, içine nasıl siniyorsa öyle yaşamalı ve hayat amacını da bu doğrultuda belirlemelidir fakat yanılan taraf olursa da bu sorumluluğu baştan almalıdır. Benim de ateist arkadaşlarım var, kendi meslek yaşamlarına göre hedefleri de var ayrıca ateist olmak insanı amaçsız yapmadığı gibi inançlı olmak da sonsuz yaşamı garantilediği anlamına gelmez. Kısacası kul ile Allah arasına kimse giremeyeceği için herkes seçimlerinde özgürdür.


Lefty isimli Üye şuanda  online konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 24.03.2017, 10:13   #10
 Celebhol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2016
Nereden:
Mesajlar: 87
Standart

dijital Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Alan Wolf'u hangi kriterlere göre sahte bilim insanı ilan ettiniz? Birçok bilim insanın yapamadığı sınırları aşması sebebi ile mi?

Fred Alan Wolf araştırmalarını tek başına yürütmemiştir. Fundamental Fysiks Group adı altında diğer fizikçi-matematikçiler ile beraber ortak çalışmalar yapmışlardır. Grubun başlıca üyeleri; Fritjof Capra, John Clauser, Philippe Eberhard, Nick Herbert , Jack Sarfatti , Saul-Paul Sirag, Henry Stapp ve Elizabeth Rauscher'dır. Elizabeth Rauscher fizikçi olması dışında aynı zamanda bir parapsikoloji ve NASA araştırmacısıdır. Bu insanların hepsi bilinç konusunda da araştırmalar yapmışlardır kaldı ki nörologlar bile bu kişileri kendi yazılarında referans göstermekten çekinmiyorken siz hangi sahte bilimcilerden bahsediyorsunuz? Fred Alan Wolf Amerikan Ulusal Bilim Ödülü almış, çeşitli belgesel,makale ve kitaplarla isim yapmış birisidir.

Gördüğümüz üzere siz bir biyolog olarak katı bir bakış açısına sahipsiniz ve tarafsız olamıyorsunuz. Yeniliklere ve araştırmalara sizin fikirlerinize ters düştüğü an şiddetle karşı çıkıyorsunuz. Ruh konusu ya da Kuantum Teorisi henüz son noktada değil ki nasıl bu kadar net konuşabiliyorsunuz hem de bilimsel bir bakış açısına sahipken?

Ruh ile bilinç farklı oluşumlardır. İnsan, beynin otomatik kontrol sistemine bağlı olarak yaşayıp, gidiyor fakat farkındalık çalışmaları ile bu otomatik kontrol sisteminin dışına çıkılabilir yani geçmişe takılmadan An'da kalmak sureti ile insan, olaylara vereceği otomatik tepkilerin önüne geçebilir. Bu da özgür iradenin bu yönü ile varlığına işarettir.

Bu hayatta herkesin kendine göre önem verdiği konular vardır ve bu yönde yaşamını sürdürür. Kimisi dini konulara zaman harcar, kimisi sanata kendini adar, kimisi de bilimsel konulara zaman harcar fakat sonuçta her kim ne yaparsa yapsın önemli olan en iyi şekilde yapmasıdır. Dini konuları zaman kaybı olarak gören birisine zorla sevdirmek zaten mümkün değildir kaldı ki yine söylüyorum tekamül planı denen süreçte böyle bir müdahale söz konusu olamaz. Herkes kendi yolunu seçecektir, içine nasıl siniyorsa öyle yaşamalı ve hayat amacını da bu doğrultuda belirlemelidir fakat yanılan taraf olursa da bu sorumluluğu baştan almalıdır. Benim de ateist arkadaşlarım var, kendi meslek yaşamlarına göre hedefleri de var ayrıca ateist olmak insanı amaçsız yapmadığı gibi inançlı olmak da sonsuz yaşamı garantilediği anlamına gelmez. Kısacası kul ile Allah arasına kimse giremeyeceği için herkes seçimlerinde özgürdür.
Çok basit bir kriteri var. Peer review yapılabilecek dergilerde makaleler basılır ve bu makaleler, bilimsel yöntemle başka bilim insanları değerlendirilir, sonuçları tekrarlanabiliyorsa tekrarlanır ve bilimsellikleri doğrulanır. Örneğin, bir bilim insanı A hipotezini peer review (meslektaş seçimi) olan bir dergide basmak istiyor. Bu tarz bilimsel bir makalede basabilmesi için, yazdığı makale taslağını yollar ve dergideki editörler ile başka bilim insanları tarafından gözen geçirilir. Bu gözden geçirmede, sadece editörler değil, konuda uzman bilim insanları da inceleme yapmaktadır. "Hipotez iyi kurulmuş mu? Test etme yöntemleri nasıl, sağlıklı mı? Bulunan sonuçlar iyi değerlendirilmiş mi? Makalede ileri sürülen sonuçlara gerçekten varılabiliyor mu?" vb. pek çok soru açısından değerlendirilir. Bu değerlendirmeler sonucu makale kabul görürse basılır. Kabul görmezse, sebepleri belirtilerek geri yollanır. Ondan sonra ya yazar gerekli düzeltmeleri yaparak tekrar başvurur ya da vazgeçer. Bütün bilimsel dergiler, makalelerin kalitesini belirlemek için, bu meslektaş seçimi yöntemini kullanmaktadır. Makalenin bilimselliği, bu şekilde sınanmaktadır.

Wolf, makalelerini bu tarz dergilerde yazmıyor. Yani, bilimsellik açısından bir değerlendirilme yapılmadan yayınlanıyor. Böyle bir dergide, herhangi bir iddia, herhangi bir şekilde öne atılabilir. Tecrübeyle sabittir ki, bu yolu tercih eden kişiler zaten bilimsel iddialarda bulunmamaktadır çünkü bilimsel iddialarda bulunsalardı, meslektaş seçiminin olduğu bir dergide yayın yapabilirlerdi. Bir bilim insanı, durduk yerde böyle akademik intihara yol açacak bir işe kalkışmaz çünkü seçimsiz bir dergide basım yapmak, makaleyi bir blogta yayınlayıp "Bilim yaptım," demekle eşdeğerdir.

Yani, Wolf, bu sebepten dolayı, bilim yapmıyor, öyle olduğunu iddia etse de. Bir zamanlar, peer review'in yapıldığı dergilerde bilimsel makaleler basmıştır belki ama bu iddialarını ortaya attığı makaleler, o tarz dergilerde basılmamış. Bu arada Ulusal Bilim Ödülü almamıştır kendisi, yazdığı bir kitap, bilim dalında Ulusal Kitap Ödülü almıştır. Belgesel, kitap vb. yazmış ve yaratmış olması, bunların bilimsel açıdan güvenilir olduğu anlamına da gelmiyor. Pek çok kitap ve pek çok belgesel mevcut.

Katı bir bakış açısına sahip değilim, bilim nasıl işliyor veya bilimsel olan nedir konusunda burada çok büyük yanlış anlamalar ve bilgi kirliliği var. Yani, kuantum teorisi hakkında çok güzel kaynaklar varken, olabilecek en kötü kaynaklardan bazılarını örnek gösteriyorsunuz. Ek olarak, kuantum konusunda bilimsel bir birikimim de mevcut, elbette düzgün bir fizikçi kadar olmasa da. Biyoloji okumak, insanın sadece bu konuyla sınırlı kalacağını göstermiyor, ki artık pek çok bilim alanı bağlantılı. Temel kimya bile kuantum bazlı öğretiliyor.

Otomatik kontrol sistemi iddianız hakkında, olma olasılığını reddetmiyorum. Ancak, böyle bir iddiada bulunuluyorsa, bilimsel kanıt sunulmalıdır ve şu an böyle bir şey yok. Evet, kanıt yokluğu, yokluğun kanıtı değildir fakat bir iddianın kendisini kanıtlaması da gereklidir. Hele ki bilimde. Kesin konuştuğumu söylemişsiniz fakat bu otomatik kontrol konusunda, hiç bir bilimsel kanıt olmadığı halde "Şöyle oluyor, bu şekilde gerçekleşiyor," tarzı konuşan sizsiniz. Bir olasılık yok, bir kesinlik var ifadelerinizde. Oysa ben, dediğinizin büyük ihtimalle yanlış olduğunu düşünsem de, bir olasılık, gerçek olabilme ihtimalini kabulleniyorum. Bilimsel düşünce, yanlışlanmamış iddialarda, böyle bir pay bırakmayı gerektirir. Katı dediğiniz konuda ise, bilimsel bir desteği olmayan -ama öyle görünen- iddialar ortaya atıyor ve bilimsel olmadıklarını, bu yüzden ciddiye alınmamaları gerektiğini söylediğimde "katı" diyorsunuz. Katılık değil, eleştirel düşünmedir bu. Bilimsel bağlamı katmadan da konuşulabilir bu konular ve eğer öyle yapılırsa, yaklaşımım elbette farklı olacaktır.

Seçimlerinizde elbette özgürsünüz. Katılmayabilirsiniz ama ben özetle zaman kaybı diyorum dinin varlığına, hele ki anlamsal bazda. Ancak bu demek değildir ki, dinle birlikte yapılan her şey zaman kaybı. Altruistik davranışlar vb. etkileri olduğunda güzel şeyler. Aynı zamanda, bunların dinlere gerek kalmadığı oluşabileceğini de düşünüyorum, hatta düşünmekle kalmıyor biliyorum. Sonuçta inanmayan ama bu tarz davranışlarda bulunan pek çok kişi mevcut.

Düzenleme: Anlam ilginç bir şey. A kişisi, X kavramına -ne olduğu fark etmez- çok büyük anlam yükleyerek hayatını geçirebilir ve buna inanarak -dini bağlamda kullanmıyorum şu an- ölebilir. Bu X kavramının gerçeği yansıtıp yansıtmadığı, belli bir açıdan, önemsizdir çünkü A kişinin, X'in gerçek olduğuna inanması yeterlidir. "Herkes kendince bir anlam buluyor bu dünyada," tarzı bir ifadeye, bu noktada katılıyorum. Ancak, sağlıklı bir hayata bakışın gerçeklikle uyumlu bir dünya görüşünden geçtiğini düşündüğüm için, bu X'in gerçeklikle uyumlu olmasını savunuyorum. Başka bir deyişle, bir yalanı veya yanlışı değil, gerçeği yansıtması. Dinlerin bunu yansıtmadığını düşündüğüm için, onları bu anlama katmıyorum. Yine de, dinlere anlam yükleyerek yaşamayı sürdüren insanlar olacak. Benim savunduğum ise bunun böyle olmaması gerektiği çünkü dinlerin illüzyon olduğu ("böyle olmamalı" derken, bir zorlama şeklinde "olmamalı" demiyorum).



Konu Celebhol tarafından (24.03.2017 Saat 10:26 ) değiştirilmiştir.
Celebhol isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
anlam, ustune


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 10:53.

Forum Yasal Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.11
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2018 DragonByte Technologies Ltd. Runs best on HiVelocity Hosting.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2
Webcrawler by Felsefe.Net
Felsefe.Net Her Hakkı Saklıdır

Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info Adresine yollayabilir veya Buradaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz