Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu

Go Back   Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu > Bilgi ve Tartışma > Düzyazı

User Tag List

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 12.02.17, 02:47   #1
Gönüllü Felsefeci
 Celebhol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2016
Nereden:
Mesajlar: 44
Standart İnsaniyetin Özellikleri: Bilimsel İlerleme

İnsanlık üstüne yazmak hem çok kolay hem de çok zor. Büyük laflar etmek ve kulağa haklı ya da hoş gelen ama aslında gerçeklikten kopuk, gereğinden fazla soyut safsatalardan oluşan saptamalarda bulunmak gerçekten çok kolay. Aynı zamanda, belli bir coğrafyadaki insanların davranışlarını, bütün insanlığınki gibi düşünmek de epey çekici. Özellikle ülke çapında düşünülünce, pek çok insan yurt dışına çıkmıyor ve uluslar arasındaki farkı görme şansı olmuyor. İnternet, bu açıdan çok iyi bir ortam sağlamış olsa da, insanların normal etkileşimlerde kontrol ettikleri agresif tarafın açığa çıkması gibi bir sıkıntısı da var. İnternet üstünden, insaniyet hakkında bir yargıya varılacak olsaydı, sonumuz epey kötü olurdu. Bunun yanısıra, interneti kullanmayan büyük bir halk kitlesi de mevcut. Bütün bu sebeplerden dolayı, insaniyet hakkında konuşurken, ele aldığımız örneklem düzeyinin sağlıklı olmama ve gerçeği yansıtmama ihtimali çok yüksek. Bu yüzden, izlenecek en iyi yöntemin iki şekilde olacağını düşünüyorum.

a) Belirli bir toplumun, belirli bir zaman dilimindeki özellikleri açısından saptamalar yapılabilir. Bu toplum yapısal açıdan ne kadar homojen olursa, hakkında o kadar daha fazla genel çıkarımlarda bulunulabilir. Toplum büyüdükçe, homojenliğinin azalması sebebiyle, pratikte, ele alınan topluluk ne kadar küçük olursa özellikleri bir o kadar daha iyi saptanabilir.

b) İnsaniyet, olabilecek en az homojen ve en büyük toplumdur. Dolayısıyla, insaniyet hakkında yapılacak sağlıklı çıkarımların sayısı epey azdır ve böyle de olmalıdır. Başka bir deyişle, insanlığın geneli hakkında, ancak çok sınırlı sayıda genel karakteristik söylenebilir. Bu durum, elbette, bilimsel saptamalar açısından daha farklıdır.

Bizim amacımız, insaniyet hakkında genel yargılara varmak ve böyle bir şey mümkünse, objektif bir şekilde insaniyetin nerede durduğunu görmeye çalışmak olduğundan, ikinci yolu izleyeceğiz.

İnsaniyet hakkında söylenmesi gereken ilk şeylerden birisi, onun başarılarından söz edilirken, aslında küçük bir kitlenin başarılarından bahsedilmesidir. İnsanlığın kendisini bu konuda övmeyi pek sevdiği bilimsel başarılar, halk kitleleriyle gerçekleştirilmemiştir. Az sayıda ve iyi eğitimli bilim insanının çalışmaları sonucu, bu çalışmaların ürünleri meydana çıkmıştır. Bununla beraber, bilimsel buluşun ardından, teknolojik açıdan bu yeni bilgileri uygulamada mühendisler rol almıştır. Onların ardından sanayiciler ve en son da, sanayi için çalışan iş gücü. Bu şekilde düşünülürse, bilimsel başarılar ve getirileri bir açıdan kolektif görünebilir fakat ilk neden, asıl itici gücün bilim insanları olduğu göz ardı edilemez bir gerçektir. Elbette, bilim insanları da nedensiz bir şekilde gökten inmemiş ya da yoktan peydah olmamışlardır. İstisnalar olmakla beraber, gerek kurumsal gerekse başka açılardan, iyi oturmuş bir eğitimin sonucu olarak yetişmişlerdir. Bu sebeple, insaniyetin ilerlemesi açısından kilit bir görevleri olduğu doğru olsa da, toplumun önceki nesillerinde oluşturulmuş eğitim sistemi ve anlayışının getirileri oldukları, yani toplumdaki belli nedenlerin devamı oldukları unutulmamalıdır. Eğitimcilerin önemi burada kendisini belli etmektedir.

Peki, nedensellik zincirinde daha da uzaklara gidilirse ne olur? Eğitimcilerin, kitleler tarafından daha iyi eğitim talebi sonucu ortaya çıkmış oldukları söylenebilir. Bunun için, toplumu bu konuda teşvik eden entelektüel sınıf gösterilebilir. Entelektüel sınıfın oluşmasında, yine eğitimin önemi ortaya çıkar. Aynı zamanda, bilim ve eğitim birbirinden bağımsız kavramlar değildir. Bilimsel birikim arttıkça, eğitimin de kalitesi artmaktadır. Buradaki küçük bir detay, eğitimin eşit dağılmadığıdır; ailesel olarak, kurumsal olarak, coğrafi olarak vb. pek çok değişkene sahiptir ve bunlar sadece bir ülkenin genel eğitim sistemiyle sınırlı değildir. Özel okulların, neredeyse bin yıllık üniversitelerin, entelektüel birikimini bir sonraki nesile geçiren ailelerin varlığı buna kanıttır.

Açık bir şekilde, insanlığın bilimsel ilerlemesi konusu bile sadece bilim insanlarına atfedilemez. Daha geniş çapta, insanlar tarafından gösterilen bir çaba vardır fakat burada, hala, bir sabit varlığını korumaktadır; eğitimciler, entelektüeller, bilim insanları, yani az sayıda insanın çabaları sonucu, bu ilerleme gerçekleşmektedir. Elbette, toplumun istekleri eğitim politikalarında etkilidir ve bu konulara yaklaşımları (örn. bilimi kabullenmeye mi yoksa dışlamaya mı meyilli oldukları, veya eğitimi iyi mi kötü mü gördükleri) bir ülkenin bilimsel gelişimini ve eğitimini müthiş derecede etkilemektedir. Ancak, bu durum, ortalama insanın inanılmaz bir güç barındırmasından değil, sayısından kaynaklanmaktadır; eğitimsel, entelektüel ve bilimsel açıdan, ortalama insanın nitelikleri ortadadır. Yani, gücü burada olamaz. Onun, ortalama insanın gücü, kolektifliğindedir. Entelektüel sınıfı, zaten bu yüzden topluma bir şeyler anlatmaya ve onu eğitmeye -veya daha yumuşak bir terimle, onu yönlendirmeye- çalışır.

Bunlar göz önüne alınınca, ilk söylediğimiz ifade şu şekilde değiştirilmelidir. "İnsaniyetin başarılarında, birincil neden küçük bir kitledir. Ancak, onların ortaya çıkmasını sağlayan koşulların oluşmasında, bu küçük kitlenin yanısıra toplumun geneli de rol oynar fakat burada ortalama insanın rolü, önemli olmakla beraber, bireysel açıdan düşünülünce küçüktür."

Örnek verilecek olursa, bahsi geçen küçük kitleden bir bireyin bu konularda ortalama etkisi 100 X ise, ortalama bir bireyin ortalama etkisi 0.5 X gibi bir şeydir. Bu kişileri pasif ve aktif şeklinde düşünenler olacaktır ve pratik açıdan, kelimenin kullanımı doğru olabilir fakat bizi bir yanılsamaya götürebilir. Bu yanılsama, belli bir farkındalığı elde etmiş kişinin, nedensellik bağlarından kurtulduğu ve kendi özgür iradesiyle, yaptığı şeyleri yaptığıdır. Ancak, özgür iradeye dair hiç bir empirik kanıt ve neden yoktur, hatta aleyhindeki kanıtlar büyümektedir. Yani, birey, ne tarz özelliklere sahip olursa olsun, nedenselliğin bağlarından kurtulamaz. Bir bireyin ortalama mı yoksa seçkin mi olacağı, genetik ve çevresel (eğitim sistemi, ailesinin özellikleri, sosyal çevresinin özellikleri, mali durumu, fiziksel koşullar vb. yani genetik olmayan her şey) etkilere bağlıdır.

"Birincil neden" lafı, nedensellik açısından eleştirilebilir. Ortalama insanın etkisini ikincil yapan nedir, onların kolektif olarak çok büyük etkisi olduğu söylenmedi mi, diye sorulabilir. Bütün bu denilenler gayet yerinde sorulardır ve cevabı, objektif açıdan, nedenlerin sıralanamayacağı fakat pratik açıdan, bunu yapmamız gerektiğinde yatar. Örneğin, ben bir kibriti yaksam, buna sebep olan benim elimin bu hareketi mi, yoksa havanın yeterince kuru olması mıdır? Peki ya kibriti üretmiş olan fabrika? Onlar olmasaydı, yakacak bir kibrit olmayacaktı. Peki ya kibritin oluşmasını sağlayan atomlar, onlar olmasaydı, yine, kibrit diye bir şey olmayacaktı... bu düşünce zinciri, bizi nedenselliğin arkasında yatan gerçekliğe götürür; nedensellik, belli koşullar altında, belli olayların gerçekleşmesidir. Yani, denilebilir ki, her bir koşul bir nedendir. Ancak, pratiklik açısından, bir nedensellik sırası yapılması da zorunludur. Bu yaktığım kibriti bir binayı ateşe vermekte kullansam ve ardından suçu kibrit fabrikasına veya atomlara atsam, kabul edilir ki, aşırı derecede saçma olurdu.

Burada, insanın nedensellik anlayışında ilginç bir yere varıyoruz. Birincil neden ya da asıl neden diye bahsedilen, aslında "en yakın zamanda gerçekleşmiş olan koşulsal değişiklik" veya "değişken koşullar arasında en çok etkiye sahip olan" şeydir. Bilimin ilerlemesinde, bilim insanlarının en büyük etkisi olduğu, yani en çok etkiye sahip olan değişkenler oldukları düşünülürse, onları birincil neden olarak görmek doğrudur. Onların yetişmesinde yer alan eğitim -ve onun oluşturulmasında ve işlemesinde görev alan eğitimciler ile entelektüeller- bir sonraki nedendir. Bunları sağlayan toplum, en son nedendir.

Elbette, bu zincir daha da detaylandırılabilir fakat konumuz bu değil. Gösterilen şey, insanlığın -bilimsel- ilerlemesinde, birincil nedenin, küçük bir kitle olduğudur. Herkesin - bir miktar olumlu veya olumsuz etkisi olsa da- eşit payı varmış gibi bütün insanlığa atfetmek, bir yanılsama olur.

Blog linki



Konu Celebhol tarafından (12.02.17 Saat 12:47 ) değiştirilmiştir.
Celebhol isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 12.02.17, 04:27   #2
Gönüllü Felsefeci
 epoché - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2016
Nereden:
Mesajlar: 91
Standart

Evrimsel bir durumdur, kimsenin tekelinde, ya da içrek bir şey değildir. Bir yerde gece değilken, öbür yerde gündüz ol-maz; hiç bir form ve nitelik, bütünden yalıtılamaz.

Bilime gelirsek - felsefeye bağlıdır.

Felsefe yapmak ne demektir:

Düzgün filosofik uygulama: ilim sevgisinden beslenen kritik düşünce, epistemolojik içeriklendirmeyi mümkün kılan unsurlara temas uyarınca rasyonal ve sistematik olarak tertiplenen akademik çelişmeler neticesinde elde edilen kavramsal, ampirik ve değerlendirici çıkarsamalara ulaşma çabası demektir. Filosofik argümantasyon ve tartışma; verili bir konuya ilişkin ihtilâf ortamında önsel olarak mücadeleci-iletişim niteliğinde olup, taraflar arasında iknâ-edici argümanların zamana yayılarak irdelenmeleri, kabul gördüklerinde ise, tartım çapının rasyonal bağlamlardan koparılmadan genişletilmesidir; açmak gerekirse: taraflar, konuyu bir neticeye bağlamak maksadında, belirli ve uygun metodlarda anlaştıkları durumda, tartışma "sistematik" demektir. Nihayet iki taraf da profesyonel ortamın saygın gelenekleri ile uyum içerisinde hareket etme noktasında uzlaştıklarında, argümantasyonlar "akademik" sıfatını kazanırlar. Bu filosofik iletişim düzlemi, kendi içinde, yukarıda da değinildiği üzere, kavramsal, ampirik, ve değerlendirici olmak üzere üçe ayrılır — tartışılan konu objesini belirli bir mecraya dahil etmek üzere, belirli bir düşüncel içeriğin karşılıklı olarak saptanmaya çalışıldığı sürec, çatışmanın "kavramsal" düzlemdeliğini; konu objesi, duyusal-gözlem öğeleri üzerinden bir tabana oturtulmaya çalışılmaktaysa tartışma "ampirik"; konuya ilişkin argümantasyon öğelerinden birini diğerine öncelikli ya da üstün kılma girişimleri söz konusu ise tartışmanın "değerlendirici" düzlemde seyrettiği saptanır.

Bilim yapmak ne demektir?

Düzgün bilimsel uygulama, bilgi yaratımına uygun tartışma ve argümantasyonlardan beslenen metodolojiler temelinde işlevsel hale getirilen saha-pratiklerine denir. O hâlde bilim; duyusal gözlemleri açıklamaya ve öngörmeye çalışan teorilere ilişkin, rasyonal, sistematik, ve ciddi akademik-çekişme demektir. Bu temelde, bilimin tabanı, çarpışan ampirik teorilerin değer ve niteliklerine ilişkin sistematik ihtilâftır, bu ihtilâfların geçerli sonuçlara ulaşmasını mümkün kılan temel unsur ise onları hem önceleyen hem de sonralayan akademik temelli filosofik uygulamalardır. Günümüzde uygulandıkları biçimde, büyük saygınlık kazanmış olan bilimlerin ve bilimsel öngörülerin doğruluklarına, bilimden gelen açıklamaların kalitelerine ilişkin söz konusu akademik çekişmeler, kültürel bazda bilimsel eğimin kaderini de çizmektedirler.

Felsefe - Bilim ilişkisi?

Bu ortamda, felsefeye bağlı bir bilimci ile, felsefeyi dışlayan bir bilimci arasındaki fark, bilimsel pratiklere ilişkin olarak bize ne ifade eder? Felsefesiz bilimci, hâkikaten bilimci midir — bu merağı, mantıksal temelde küçük bir idelemeye tâbi tutmak mümkündür.

Bir bilimci, önsel olarak eğitimini gördüğü metodoloji uyarınca, hem kavramsal, hem de değersel olarak belirli bir taraftadır. Praksisi yapılandıran, eğitimsel sistematiği temelleyen ve içerikleyen metodolojiler ise, filosofik ekollerin tarihsel iletişim ve etkileşimleri uyarınca türeyen kültürel-diyalektik çıkışlı epistemolojik biçimlemelerin ürünleridir. Bu hâlde, teorilerin varlaşmalarına, onları geliştirmeye yönelik doğru kavramlaştırmalar, ancak onları temelleyen önsel koşulların türeyişlerine dair filosofik içeriğe sahip olunmasıyla mümkünat kazanır. Praksis, bu kavramsal olanaklardan izole olarak yürütüldüğü takdirde ise, bilimciden ziyade, önyargılı-pratisyenler yetişecektir. Örneklendirmek gerekirse; batının filosofik tarihine bakıldığında, bilimselliğin günümüzdeki metodolojik dayanağı olan ontolojik natüralizmi doğurmuş olan rahmin, rasyonalizmin diyalektik karşıtı olan ampirisizmden başka bir şey olmadığı görülür, bu noktadan hareketle, bir bilimcinin özgün anlayış kapasitesini düzenleyebilmesi için, rasyonalizmin düşüncel tabanına hakim olması gerektiği de açıktır. Bu temelde, bir bilimciden beklenen, bilimi, özgün-ideolojilerinden yalıtık hâlde (sürekli-natüralist motivasyon ile) sistematik olarak yürüterek ampirik teorilere katkıda bulunmasıdır; zira sistematiğin bozumu, pratisyenin riyakârlığının göstergesi olacağı gibi, bilimsel duruşun da kendi maksadından sapmasına sebebiyet verecektir. Son tahlilde, sistematik anlamda felsefeye bağımlı olmayan bir bilimciye, bilimci sıfatını vermek, tutarlılık dairesinin de terki olacaktır.


P : A, bilim yapıyor
Q : A, kavramsal ve değersel olarak belirli bir tarafta
R : A, uygun akademik eğitimi aldı
S : A, önyargılı veya riyakâr
T : A, felsefeye bağlı


---


1. Eger "P" ise, o hâlde "Q" ..............................[öncül]
2. Eger "P" + "R degil" ise, o hâlde "S" ............[öncül]
3. Eger "Q" + "R" ise, o hâlde "T" ....................[öncül]
4. "P" .................................................. .............[varsayım]
5. Ya "R", ya da "R degil" .................................[öncül]
6. Ya "S", ya da "T" ..........................................[çıkarım;1+2+3+5]
7. "S degil" .................................................. ....[öncül]
8. "T" .................................................. .............[çıkarım;6+7]
9. Eger "P" ise, o hâlde "T" ..............................[çıkarım;4+8]



Bu indirgeme, neyi ifade etmez?

Çıkarımlara, hiç bir şekilde bilimin felsefeye bağlılığı inancından, ya da tüm filosofların doğal olarak bilimci oldukları gibi bir varsayımdan, veya felsefenin, kendi temelinde bilimden izole olarak yapıldığı gibi mesnetsiz bir iddiadan hareketle varılmamıştır. Bilim, uygun eğitimi görmüş bilimciler tarafından yapıldığı takdirde, insan adlı varoluş kipinin doğru bilgi edinmesinin en iyi yoludur, ve tabi ki doğrulanmış ampirik bulgular da, felsefeyi çekirdeğine kadar etkileme potensiyaline sahip epistemolojik birimlerdir. Bu bağlamda, bilimde uygun eğitimi görmemiş filosofların bilimsele ilişkin öngörülerini ciddiye almamak da, aklın bir gereğidir. Bununla beraber, pro-bilimsel bir filosofun görevi, bilimsel bulguları pür-dikkat irdelemesi, bilimden gelen, doğrulanmış tüm verileri filosofik kariyerinin merkezine almasıdır; son kertede, epistemolojik çapı genişletecek, hem bilimi, hem de bilimcileri yönlendirerek onlara zaman kazandırmak suretiyle, gerek tanımlayıcı, gerek de deneysel bilimler düzleminde yeni anti-tezlere hızlıca yol açacak faktör budur.

Felsefe hakkında

Bazı teologların veya dindarların öne sürdüklerinin aksine, felsefe, ne doğası gereği, ne de tarihsel anlamda dinsel inancın müttefiki değildir, olmamıştır, ve olmayacaktır. Din karşıtlarının öne sürdüklerinin aksine de felsefe, hiç bir hâl ve şartta kendini gizleyen bir teoloji de değildir. Bu bağlamda, çağdaş doğa bilimlerinin üzerinde temellendikleri, teistik metafizik öğelerden tam oranda izole olan metodolojik natüralizm, karşıtlarının tüm itirazlarına rağmen, bilimsel tabandaki yegâne işlevsel filosofik pozisyondur.


_______________________
Koruyup - Kollayalım
FİLOSOFİ İLE


"Kendimle yaptığım her tartışmayı kazandım." William Feather

Konu epoché tarafından (12.02.17 Saat 09:15 ) değiştirilmiştir.
epoché isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 12.02.17, 21:59   #3
Düşünür
 dijital - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 2.740
Standart

Celebhol Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Örnek verilecek olursa, bahsi geçen küçük kitleden bir bireyin bu konularda ortalama etkisi 100 X ise, ortalama bir bireyin ortalama etkisi 0.5 X gibi bir şeydir. Bu kişileri pasif ve aktif şeklinde düşünenler olacaktır ve pratik açıdan, kelimenin kullanımı doğru olabilir fakat bizi bir yanılsamaya götürebilir. Bu yanılsama, belli bir farkındalığı elde etmiş kişinin, nedensellik bağlarından kurtulduğu ve kendi özgür iradesiyle, yaptığı şeyleri yaptığıdır. Ancak, özgür iradeye dair hiç bir empirik kanıt ve neden yoktur, hatta aleyhindeki kanıtlar büyümektedir. Yani, birey, ne tarz özelliklere sahip olursa olsun, nedenselliğin bağlarından kurtulamaz. Bir bireyin ortalama mı yoksa seçkin mi olacağı, genetik ve çevresel (eğitim sistemi, ailesinin özellikleri, sosyal çevresinin özellikleri, mali durumu, fiziksel koşullar vb. yani genetik olmayan her şey) etkilere bağlıdır.

"Birincil neden" lafı, nedensellik açısından eleştirilebilir. Ortalama insanın etkisini ikincil yapan nedir, onların kolektif olarak çok büyük etkisi olduğu söylenmedi mi, diye sorulabilir. Bütün bu denilenler gayet yerinde sorulardır ve cevabı, objektif açıdan, nedenlerin sıralanamayacağı fakat pratik açıdan, bunu yapmamız gerektiğinde yatar. Örneğin, ben bir kibriti yaksam, buna sebep olan benim elimin bu hareketi mi, yoksa havanın yeterince kuru olması mıdır? Peki ya kibriti üretmiş olan fabrika? Onlar olmasaydı, yakacak bir kibrit olmayacaktı. Peki ya kibritin oluşmasını sağlayan atomlar, onlar olmasaydı, yine, kibrit diye bir şey olmayacaktı... bu düşünce zinciri, bizi nedenselliğin arkasında yatan gerçekliğe götürür; nedensellik, belli koşullar altında, belli olayların gerçekleşmesidir. Yani, denilebilir ki, her bir koşul bir nedendir. Ancak, pratiklik açısından, bir nedensellik sırası yapılması da zorunludur. Bu yaktığım kibriti bir binayı ateşe vermekte kullansam ve ardından suçu kibrit fabrikasına veya atomlara atsam, kabul edilir ki, aşırı derecede saçma olurdu.
Özgür iradeye yeterli kanıt yoktur çünkü bana göre en akla uygun görüş, John Polkinghorne'nin Science and Theology kitabında ifade ettiği gibidir.; "Özgür irade sorunu metafiziktir ve metafiziksel seçimlerle ilgilidir."

Madem bireyin yaşamı çeşitli etkilere bağlı ilerliyor ve kendi iradesi ile kararlar alamıyor bu durumda hapishaneleri boşaltmak gerekmez mi? Bu insanları hangi gerekçe ile içeride tutuyoruz, nasılsa çeşitli etkilerin kurbanı hepsi...

Özgür irade konusunda benim görüşüm bellidir, diğer tüm yazılarımda ifade ettiğim gibi "özgür irade" insanın ya da hayvanın hayatta bulunma amacına yönelik kritik kararlarda devreye giriyor. Çevresel koşullar, ahlaki koşullar tabii ki insanın hayatında belli bir zorunluluk yaratıyor fakat tüm bu koşulların içinde yaptığımız seçimlerde halen farklı bir karar verme şansımız var.


dijital isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 14.02.17, 14:32   #4
Gönüllü Felsefeci
 Celebhol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2016
Nereden:
Mesajlar: 44
Standart

@epoche
Beğeni sistemi kalkmış sanırım. Yazdıklarınıza pek çok alanda katılıyorum fakat felsefe ile ilişkisiz kişinin "hakiki" bilim insanı olmadığı kısmı hariç. Felsefe, özellikle epistemolojik alanlar bir bilim insanına büyük katkı sağlar fakat bunları çok iyi bilmeyen bir kişi de, yine de bilim insanı olabilir (tam potansiyeline ulaşamamış olsa da). Hakiki X gibi tanımlamaları "No true Scotsman" mantıksal yanıltması sebebiyle yerinde bulmuyorum.

@dijital
Bu denemenin öncüllerinden birisi, metafiziği dışlaması. Bu yüzden, özgür iradenin bu tarafı açısından sizinle tartışabileceğimizi zannetmiyorum fakat özgür irade olmadan da, suçluluk sistemi var olabilir. Kişisel sorumluluk denilen kavram, insanın kendi davranışları üstüne kontrol sahibi olması öncülüne dayanır. Bu kontrolün, özgür iradeden kaynaklanması gerektiğini belirtmez. Zaten, bizim farkındalık dediğimiz ve bu kontrolün kaynağı olarak belirlediğimiz şey de, beyindeki neokorteks tabakasının bir getirisidir.


Celebhol isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 16.02.17, 16:55   #5
Düşünür
 dijital - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 2.740
Standart

Celebhol Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu denemenin öncüllerinden birisi, metafiziği dışlaması. Bu yüzden, özgür iradenin bu tarafı açısından sizinle tartışabileceğimizi zannetmiyorum fakat özgür irade olmadan da, suçluluk sistemi var olabilir. Kişisel sorumluluk denilen kavram, insanın kendi davranışları üstüne kontrol sahibi olması öncülüne dayanır. Bu kontrolün, özgür iradeden kaynaklanması gerektiğini belirtmez. Zaten, bizim farkındalık dediğimiz ve bu kontrolün kaynağı olarak belirlediğimiz şey de, beyindeki neokorteks tabakasının bir getirisidir.
Beyin kıyas ile çalışır, tüm yaşam boyunca edinilen bilgiler-yaşanmışlıklar bir veri tabanı gibi kayıt altına alınır. Karar vermeden saniyeler önce beyin hangi kararı vereceğimizi (geçmiş veri tabanını taramak sureti ile) belirlemiştir. "Farkındalık" dediğiniz durum işte bu otomatik kararların seyrini değiştirmeyi başarabilir, bu da yoğun çalışma ve sağlıklı bir ruh hali ile mümkündür. Reiki, Meditasyon, imajinasyon çalışmaları v.s. bu farkındalığı artırmayı amaçlar.


dijital isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 16.02.17, 17:23   #6
Gönüllü Felsefeci
 Celebhol - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2016
Nereden:
Mesajlar: 44
Standart

dijital Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Beyin kıyas ile çalışır, tüm yaşam boyunca edinilen bilgiler-yaşanmışlıklar bir veri tabanı gibi kayıt altına alınır. Karar vermeden saniyeler önce beyin hangi kararı vereceğimizi (geçmiş veri tabanını taramak sureti ile) belirlemiştir. "Farkındalık" dediğiniz durum işte bu otomatik kararların seyrini değiştirmeyi başarabilir, bu da yoğun çalışma ve sağlıklı bir ruh hali ile mümkündür. Reiki, Meditasyon, imajinasyon çalışmaları v.s. bu farkındalığı artırmayı amaçlar.
Kendinin farkındalık, farkındalık, bilinç vb. diye tabir ettiğimiz kavram neokorteks ve subkortikal sinirsel ağlarla ilişkili. Sadece insanlarda da görülen bir durum değil çünkü bu dediğimiz yapılar insana özgü değil, ancak en gelişmiş neokortekse sahip olduğumuz için en fazla farkındalık bizde görülüyor gibi duruyor (Şu anlık bildiğimiz kadarıyla; Gri Afrika papağanının insana yakın farkındalık gösterdiğine dair kanıtlar var).

Alakalı; Cambridge Bilinçlilik Beyannamesi

Aşağıda bu konuyla alakalı başka bir sitede yazdığım mesaj var.

---

Spinoza "İnsanlar kendilerini özgür düşünmekle yanılırlar; bu düşünceleri kendi davranışlarının bilincinde olmalarına ama onları belirleyen nedenlere ilişkin bilgisiz olmalarına dayanır," der. Sinir bilimci Bruce Hood ise şöyle bir soru yöneltmiştir "Eylemlerimden geçmişim ya da içinde yetiştiğim çevre sorumludur demek, bana bunu beynim yaptırdı demekten daha mı anlamlı?"

1980'lerde Kaliforniyalı psikolog Benjamin Libet'in yaptığı deneylerde, kişi bilinçli kararının farkına varmadan önce zaten beyin aktivitesinin bu kararı almış olduğuna dair bulgular edindi; beyin aktivitesi yarım saniye önce zaten gerçekleşiyordu(1). Yani, bilinçli bir karar aldığımızı düşünürken, bilinçsiz bir kararın çoktan alınmış olduğunu buldu. Daha sonraki çalışmalarda, bu uzunluğun yedi saniyeye kadar çıkabildiği de bulundu(2).

Libet'in 80'lerde yapılmış bu çalışmalarıyla ilgili teknik -ve haklı- eleştiriler de olmuştu. Ancak Berlin'deki bir bilim adamı Haynes ve çalışma grubu, 2007'de bu çalışmayı fMRI (fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme) gibi daha modern bir teknikle ve daha iyi bir ortamda tekrarladıklarında da aynı sonuç çıktı(3). Yedi saniyeye kadar varan bir sürede, bilinçli karar verme eyleminden önce, bilinçaltında beyin zaten kararı veriyordu. Tabii, Haynes'in çalışması mükemmel değil. Hipotezin hangi kararın verileceğini tahmin etme oranı %60. Şansa bağlı bir tahminden daha iyi olsa da, bu alanda daha fazla ilerlemeye ihtiyacımız olduğunu gösteriyor, ki bunlar şu anda gerçekleşiyor.

Sinir bilimci Itzhak Fried'ın, Libet'in kullandığı EEG (elektroensefalogram) veya Haynes'in kullandığı fMRI'dan, kelimenin tam anlamıyla daha derine inerek tek nöron seviyesinde değişimleri gözlemleyebildiği bir teknik kullandığı çalışma var. Beyinin belli bölgelerinin 1.5 saniyeye kadar, bir kişi bilinçli bir seçim yapmadan önce aktivite gösterdiğini görüntüleyebiliyor. 700 milisaniyelik (0.7 saniye) bir süreye inildiğindeyse, %80 oranla kişinin hangi kararı verebileceğini tahmin edebiliyor(4).

Empirik olarak, özgür iradenin var olduğuna dair bir kanıt gördüğümü hiç hatırlamıyorum. Ancak, yukarıdaki örneklerde görüldüğü gibi, aksi yönde bilimsel kanıtlar var ve zaman ilerledikçe, miktarları da artıyor. "O zaman neden seçimlerimizin bize ait olduğunu hissediyoruz?" diye sorulabilir. Harvard Üniversitesi'nden sinir bilimci Dan Wegner, güzel bir açıklama getirmiştir(5).

Wegner, eylemleri, karar ve eylemlerin izini sürmenin çok yararlı bir yolu olarak "yaptığımızı düşünüyoruz" deneyimi çerçevesinde yorumlayan bir beynimiz olduğunu öne sürer. Bunun nedeni seçimlerimizi ortaya çıkaran bilinçli veya bilinçdışı pek çok etki ve sürecin izlenebilmek için çok karmaşık ve örtük olmasıdır. Ne var ki tüm bunların sonucunu verdiğimiz bir karar olarak takip edebiliriz(6).

Kaynaklar

1) https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/6640273
2) http://www.rifters.com/real/articles...Soon_et_al.pdf
3) http://www.nature.com/neuro/journal/...l/nn.2112.html
4) https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/21315264
5) https://mitpress.mit.edu/books/illusion-conscious-will
6) Bruce Hood, Benlik Yanılsaması, Ayrıntı Yayınevi, 2014, s. 160-161

İleri okuma: Neuroscience vs philosophy: Taking aim at free will : Nature News

---

Görüldüğü üzere, bilinç meselesi gayet güzel bilimsel yöntemle araştırılabiliyor ve kendi çalışma alanı içinde, bilimin doğruyu bulma başarısı diğer bütün felsefi yöntemlerden daha yüksektir. Dediğiniz sav hakkında bir gün bilimsel bir kanıt görürsem, o zaman gerçek olabilme ihtimali olduğunu kabullenirim. Şu anki haliyle, öyle görünmüyor.



Konu Celebhol tarafından (16.02.17 Saat 17:30 ) değiştirilmiştir.
Celebhol isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 16.02.17, 22:32   #7
Düşünür
 dijital - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Dec 2012
Nereden:
Mesajlar: 2.740
Standart

Michio Kaku



dijital isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:29.

Forum Yasal Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2
Webcrawler by Felsefe.Net
Felsefe.Net Her Hakkı Saklıdır

Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info Adresine yollayabilir veya Buradaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz