5 sonuçtan 1 ile 5 arası

Konu: Sevmek mi Sevilmek mi?

  1. #1
    nilüfer - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29 Kasım 2008
    Yaş
    21
    Mesajlar
    295

    Standart Sevmek mi Sevilmek mi?

    Genç kız nihayet uyanmıştı. Tüm gece boyunca uyumuştu. Gözlerini ovuşturdu. Elbiselerini düzeltti. Şaşkındı.

    - Neredeyim ben? Siz kimsiniz?

    - Demek dün gece neler olduğunu hatırlamıyorsun?

    - Çok içtiğimi hatırlıyorum o kadar...

    - Evet, kapıyı sana açtığımda çok sarhoştun gerçekten. Kapıyı açar açmaz bana ilk söylediğin söz suydu:

    "Ben Tanrı'nın hediyesiyim" Genç kız bu söz karşısında utancını gizleyemiyordu. Bir şeyler söylemek istiyor ama nereden başlayacağını da bilemiyordu. Şaşkınlığını biraz olsun gizlemek için:

    - Peki ya sonra ? dedi.

    - İşin doğrusu ben Tanrı'dan böyle bir hediye beklemiyordum. Şaşırdım bir an. Gerçeği arayan birisine senin gibi bir serabın gösterilmesi doğal gelmedi bana. Ben bunları düşünürken sen de şu anda yattığın yerde sızıp kaldın zaten.

    - Dün geceden beri yerde mi yatıyordum? Diye sordu şaşkınlıkla.

    - Evet, düşüp sızdığın yerden kaldırmadım. Biliyorsun seraba dokunulmaz. Bütün gece Tanrı'nın seni almasını bekledim. Ama görüyorsun ki hala gelmedi. Sahi söyler misin sen hangi Tanrı'nın hediyesisin böyle?

    Ferda sitem dolu bir utangaçlıkla:

    - Lütfen benimle alay etmeyin, dedi.

    - Alay etmiyorum. Sadece seni anlamaya çalışıyorum. İstersen önce sana bir kahve yapayım da kendine gel. Kemal kahveleri getirdiğinde Ferda biraz olsun kendine gelmişti. Üzerindeki yabancılığı atmaya, doğal olmaya çalışıyordu.

    - Benim adim Ferda. İki sokak ilerideki sitelerde oturuyorum. Dün gece için özür dilerim. Arkadaşlarla yasadığım bir çılgınlıktı o kadar. Çok utanıyorum.

    - Ben de Kemal. Bu evde tek başıma yaşıyorum. (Bir an duraksadı Kemal). Senin hakkında ne düşündüğümü merak ediyorsun değil mi?

    - Biraz öyle...

    - Hiç... Hiçbir şey düşünmedim.

    - Neden?

    - Özel olarak hiçbir insan üzerinde düşünmem pek.

    - Gecenin yarısında kapını çalıp evinde yatan bir kız hakkında bile mi?

    - Evet...

    - Çok garip bir insansın.

    Kemal sustu... ve sonra

    - Söylesene maskeli bir baloda insanların gerçek yüzlerini tanımak mümkün müdür sence?

    - Tabii ki değil.

    - İşte şu toplumda gördüğün bir çok insan ve sen... Hepiniz maskelerinizle yaşıyorsunuz. Su toplum maskeli bir balodan farksızdır bence. Hem de zamana, kişilere ve olaylara göre her an değişen maskelerin kullanıldığı bir balo... Bu yüzden pek anlamlı gelmiyor bana insanlar üzerinde düşünmek.

    - Kendini soyutluyorsun insanlardan.

    - Öyle de denebilir. Zaten toplum ferdin en büyük düşmanıdır bence. Bu yüzden insanlardan hiçbir şey almamayı yeğliyorum. Buna rağmen her şeyimi vermeye de hazırım onlara.

    - İnsanların sevgisini de reddeder misin, örneğin?

    - En başta onu. Bugünün sahte sevgileri bir insanin kalbini yaralamak için seçilen en tehlikeli yoldur.

    - Ama insan hiç sevilmeden yasayamaz ki...

    - Bunda yanılıyorsun. İnsan sanıldığının aksine sevilerek değil severek yaşar. İnsan sevilmek ihtiyacında olan zayıf bir varlık değildir. Kısacası sorun bence sevilmek değil sevmektir.

    - Sevdiğin halde sevilmiyorsan?

    - Sevilmek senin sorunun değil onun sorunu. Bence sevmek bir insanı kendi içinde hissetmendir. Sevilmek ise kendini bir insanin içinde hissetmen. Anlayabiliyor musun? Sevmek seni zenginleştirir, sevilmek değil. Bunu evreni kapsayacak şekilde de düşünebilirsin.

    - Nasıl yani?

    - Evrensel anlamda sevmek kainatı kendinde seyretmek, sevilmek ise kendini kainatta seyretmektir. Ferda'nın kafası karışmıştı. Hiç bu kadar derinlemesine düşünmemişti sevgi üzerine.

    Bunu fark eden Kemal:

    - Bunları bir anda anlamak sana güç gelebilir. Ama biraz düşünürsen umarım anlayabilirsin. Şunu unutma ki insanlık bugün ikinci tas devrini yaşıyor. Birinci taş devrinde insanlar yumuşacıktı. Sevgi sayesinde her şey yumuşacıktı. Sadece evleri ve aletleri taştandı. Simdi ise her şeyimiz yumuşacık, yüreklerimiz taş gibi. Hatta taştan da katı. Çünkü öyle taslar vardır, üzerlerinde otlar yetişir ve öyleleri de vardır ki... Kemal'in gözleri nemlendi bunları söylerken. Yılların acılarını, ihanetlerini, buruklukların, kelimelere döküyordu aslında. Ağlamaklı bir hale dönüşüyordu sesi kesik kesik...

    Uzun bir sessizlik oldu. Bütün bir hayat şeridi geçti Ferda'nın gözleri önünden. Eğer Kemal'in anlattıkları doğruysa sevgi hiç olmamıştı hayatında. Bir anda gözleri duvarda bir çerçevede olan mısralara takıldı:

    "Donuk sevgiler çağındayız Sıcak sevgiler cehennemde yanıyor Sevgi... Yaşanmayacak kadar güzel, Fark edilmeyecek kadar sade, Duyulmayacak kadar doğaldır."

    Kemal duvarda ağlayan bir çocuk portresi gösterdi Ferda'ya:

    - Biliyor musun bir çocuğa verilecek en değerli besin şefkattir. Ve de cesaret. Bunlar öyle hassas bir dengeye sahiptir ki, denge bozuldu mu işte şu insanları görürsün karşında... Şefkat ve cesaret kurbanları... Kimileri aşırı şefkatin yanında cesaretsiz büyütülürler. Bu insanlar küçücük bir dünya kurmak isterler kendilerine. Güçsüzdür bu insanlar, kolayca kırılırlar. Dünya çok acımasızdır öylelerine göre... Kendilerini sevecek birilerini ararlar hep. O kadar yoğunlaşırlar ki bazen şiddetli bir arzuyla birine doğru akmak isterler. Cesurca sevemezler. Cesareti öğrenememiştir bu insanlar. Öte yandan da cesur insanlar... Dünyayı bile devirebilirler. Ama basit bir sevgi oyunuyla kolayca yıkılıverirler. Dünyayı titretecek cesareti taşıyan bu insanlar kalplerine dokunan bir parmakla diz üstü çöküverirler yere. Ve su sözleri duyar gibi olursun onlardan: " Dağ düştü üstümüze Yıkılmadık ama İnsan değdi tenimize Acısı yıktı bizi...! Cesaret onları o kadar sertleştirmiştir ki sevdikleri insanı kolları ile kalpleri arasında neredeyse öldürür.

    Kemal sustu birden. Ferda bir şeylerin olduğunu hissetmişti. Çözmek istiyordu Kemal'i.

    - Niye sustun?

    - Bana ne şefkati öğrettiler nede cesareti.

    - Ama tüm bunları biliyorsun sen

    - Nasıl olduğunu merak ediyorsun değil mi, anlatayım. Bir an durdu sonra:

    - İnsanların nefretinden sevgiyi, ihanetlerinden sadakati, korkaklıklarından cesareti öğrendim.

    - İnsanlar bu kadar acımasız mi? Gerçekten seven insanlar yok mu hiç?

    - Bırak sevgilerini gülmeleri bile doğal değil onların. Seni senin için değil kendileri için severler. O kadar iyi o kadar güzel ve o kadar haince severler ki hayran olmamak elde değil biliyor musun? Sevgi ve ihaneti sanatsal bir uyarlamayla o kadar güzel sahneye koyarlar ki son sahnede öleceğini bile bile seyredersin oyunu. Mükemmel bir katildir onlar. Seve seve öldürürler seni. Dudaklarından sevgi sözcükleri yükselir. Yapacağın tek şey gözlerini kapatıp sevgi atmosferi içinde sevgi sözcüklerinin sağanak yağmuru altında ölümü beklemendir. Anlıyor musun?

    - Sen sevilmekten korkuyorsun

    - Belki...

    - Neden? - Neden mi? Ben her insani kalbime misafir edebilirim, sevebilirim yani. Kalbimden eminim çünkü. Sevdiğim insani rahatsız edecek hiçbir şey yok kalbimde. Ama kimsenin kalbine girmek istemem. Çünkü bilmiyorum nelerle karsılaşacağımı. Bilmiyorum hangi tuzaklar bekliyor beni. Ve bilmiyorum o insan bunlardan haberdar mı?

    - Fikirlerimi alt üst ettin. Her şey karıştı. Sevmek sevilmek, nefret sevgi... Hatta şu ana kadar gerçekten yaşayıp yaşamadığımı düşünüyorum.

    - Aslında sana anlattığım her şeyi kendinde bulabilirsin.

    - Nasıl?

    - Kendini tanıyarak... Yalnız kaldığın anlarda...

    - Yalnızlıktan kaçmışımdır hep...

    - Yalnızlıktan kaçmak kendinden kaçmaktır. Bir düşünsene, doğarken de yalnızsın, ölürken de. O halde yasarken yalnızlıktan kaçmak anlamsız değil mi?

    - Yalnızlıkta insan ne bulabilir ki sıkıntı ve boşluktan başka?

    - Kendini gerçekten tanıyabilseydin uzaydaki derinlikten daha derin bir iç uzayın olduğunu görebilirdin. Bizler ruhumuzu öldürüyor sonra başına geçip ağıt yakıyoruz... Benliğindeki zenginliği fark etseydin dünyada ikinci bir insan aramazdın biliyor musun?

    - Anlamadım!

    - Dünyada bir tek kişi vardın aslında. O bir tek kişinin içinde beş milyar insan.

    - Benliğim bu kadar kalabalık mi?

    - Evet. Benliğin tüm varlığın merkezidir. Tüm acılar ve sevinçler yüreğinde gizlidir senin. Ölenleri yüreğine gömdüğün gibi doğacak çocuğun kalbi de senin içinde atar. Hem acıyı hem sevinci yaşarsın iç içe, yan yana... Hatta o kadar acı çekersin ki acı, acı olmaktan çıkar...

    - Sözlerin çok karışık.

    - Belki haklısın bu konuda. Bazı insanlar başlı başına paradokstur. Düşünceleri de öyle. İnsanlar paradoksal düşünmeye alışık değiller. Bu yüzden anlaşılmıyoruz. Zaman bir hayli ilerlemişti. Ferda izin istedi. Zihni o kadar dağılmıştı ki hiçbir şey söylemeden çıktı evden. Bütün gece boyunca Kemal'in sözleri ile uğraştı Ferda. Bazen onu anladığını düşünüyor, bazen saçmaladığına karar veriyordu. Her şeye rağmen hayranlık duyuyordu ona. Ara sıra arkadaşlarına anlatmak istiyordu onu. Ama kimsenin anlamayacağından emindi. Günler geçiyor, yüreğinde Kemal'e, karşı konulmaz bir sevgi taşıdığını hissediyordu Ferda. Her geçen gün biraz daha büyüyordu sevgisi. Aylar geçmiş ama bir türlü ona gitmeye karar verememişti. Çekiniyordu. İnsanlardan bu kadar uzak biri onun gibi deli dolu bir kızı ciddiye alır miydi? "Hiç kimse sevgiyle dirilmeyecek kadar ölmüş değildir hiçbir zaman". Evet, bu söz de onun değil miydi? Nihayet karar verdi Ferda. Gitmeli ve ona sevdiğini söylemeliydi.

    Ferda Kemal'in evine gittiğinde büyük bir şaşkınlık geçirdi. Evde kimse yoktu, taşınmıştı... Evin bekçisi yaklaştı Ferda'ya:

    - Kızım, adinizi öğrenebilir miyim?

    - Adım Ferda, Kemal Bey taşındı mi?

    - Evet kızım, taşındı. Ve kimseye söylemedi nereye gittiğini, bana bile. Bir mektup bıraktı sana. Gelirse verirsin dedi. Ferda mektubu aldı. Tereddütlü adımlarla evine gitti. Yıkılmıştı. Derin bir boşluk hissetti yüreğinde. Birden ümitle doldu yüreği. Belki de onu yanına çağırıyordu.

    Sabırsızlıkla mektubu açtı. "Ey sevgili, Seni sevip sevmediğimi söylemeyeceğim. Ama sevgiyi öğretebildim sana sanırım (ne kadar öğretilebiliyorsa). Dilerim kalbine kalbimden verdiğim şey yüreğinde yeşerip meyve verir. Böylece ne sen bende kaybolacaksın, ne de ben sende. Sen beni kendinde, ben seni kendimde bulmuş olacağım. O zaman hiç ayrılmayacağız.

    Sakin sevgimle seni tuzağa düşürdüğümü sanma. Sevgi hayatin hem çekirdeği hem de meyvesidir. Bir ağaç, meyvesiyle seni kendine çağırıyorsa bu bir aldatma sayılmaz. Unutma ki ağaç meyvesine çağırır, kendisine değil.

    Ey sevgili, Sen bir sığınak arıyorsun ama ben durulmaz bir fırtınayım. Sen kendinin sakini olmak istiyorsun ama ben evrenin sakini olmak istiyorum. Sen olmayacak bir barışı arıyorsun. Bense tüm kötülüklerle savaşmak istiyorum. Sen küçücük bir çocuksun. Ama ben küçükken çok büyüdüm. Sen dünyadan kopup yıldızlara sığınmak istiyorsun. Bense kendimi yeryüzüne karşı sorumlu tutuyorum. Sen bir ağacın gölgesine sığınıp yaşamak istiyorsun. Bense ülkemi arıyorum. Yolları aydınlık, insanları ümitli ve huzur dolu olan bir ülke. Sen bende kaybolmak istiyorsun ama ben seni kaybetmek istemiyorum. Sen susuyorsun, bense haykırıyorum.

    Sakin unutma:

    Kalbim paylaşılamayacak kadar senindir. Seninle bile. (Ama bilmiyorum sen bu kadar bende misin?)
    Bir karikatür ustasının kalemine binmişsin ,ama minnacıksın.O çizdikçe sende çizgiyi seyrediyorsun dönme dolap misali.Kalemin ucundan tarama ucuna geçincede mürekkep olup akıyorsun kurşun kalem çiziğine.Karikatür olup çıkıyorsun…

  2. #2
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20 Ağustos 2008
    Yer
    istanbul
    Yaş
    48
    Mesajlar
    2.545

    Standart Sevmek mi Sevilmek mi?

    MASKELER

    Mask üreticileri
    Çok sevinçliydiler;
    İşler her geçen gün artıyor
    Ve maskeler çeşitleniyordu;
    Gel gör ki,
    Yorgun ve de şaşkındılar
    Çarptılar, böldüler, topladılar
    Hesapları tutmadı
    Maskların sayısı insanlardan fazlaydı
    Biri dedi ki ötekine;
    “rakamlar maskelenmiş
    maskelerini çıkartırsak
    hesaplarımız tutar”
    Kafasına yatmıştı ötekinin
    Çala-kalem koyuldular
    Maskeleri bir-bir çıkartmaya
    Çıkardılar
    ___çıkardılar
    _____çıkardılar
    “Bir”e ulaştıklarında
    Gözlerine inanamadılar
    Düşündüler kırk gün kırk gece
    “bir”
    Üryan bakıyordu
    Söz kadim bir ırmak gibi
    Dökülüyordu dilinden
    Bir hırka vardı sırtında
    Sözler eşlik ediyordu adımlarına
    Bunu görünce utandılar
    Bir yazı astılar pencereye
    “üretim durdurulmuştur
    utanç kendinizindir”
    Çıktılar sokağa
    Masklarını atarak
    Çıktılar sokağa
    Gün-yüzü ilk kez çaptığında suratlarına
    Kokladılar, açıldılar
    Islık çalarak uzaklaştılar...


    1 Mart 2009

    Küçüksu


    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  3. #3
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart Ynt: Sevmek mi Sevilmek mi?

    Nilüfer, paylaşımınız için teşekkürler...

    Gerçek sevginin içinde egoizm olmaz. Sevgi karşılıksız açmış, yürekten kopartılıp sunulmuş bir çiçek gibidir.
    Sevgi belirli bir kalıba sığmayacak kadar çok boyutludur... Bazen anlaşılmazdır...Parmaklarınıza konar küçük bir serçe... Bir kaç dakika sonra uçup gidecektir, gideceğini bile bile seversiniz... Aç mı, susuz mu, yarası var mı diye endişe edersiniz.Gökyüzünde kaybolduğu noktaya kadar bakarsınız, uğurlarsınız... Onu alıp bir kafese kapatmayı düşünmez gerçek seven... Onun doğaya ait olduğunu bilir... Sevmek, sevdiğini olduğu gibi kabul etmektir, başkalaştırmamak, kendi kalıplarına sokmamaktır.
    Sevmek, paylaşmaktır... Ekmeği, tuzu, suyu değil sadece... Gözlerinizdeki ışığı, sıcaklığı, içinizden yansıyan bütün renkleri samimiyetle paylaşmaktır...

    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  4. #4
    sewal35 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    26 Mart 2010
    Yer
    izmir
    Mesajlar
    31

    Standart

    öncelikle yazıyı ilk okunuşta kavranamayabiliyor bnu anladım.yazıyı okuduktan sonra bir an durdum ve düşüncelrimin değiştiğini gördüm.sevmekte sevilmekte bence önemlidir.ancak herkes seni sevebilir ama sen herkes değildindirki herkesi sevemezsin o yüzden sevmek daha önemliymiş
    ne [ASLA] kadar kararlı ol
    ne de [BELKİ] gibi çeliş
    [ELVEDA]yı söylediğin yerde bırak
    yeni bir [MERHABA]ya ölesiye alış

  5. #5

    Üyelik tarihi
    19 Haziran 2009
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    52
    Mesajlar
    773

    Standart

    Çok zamanlar düşünülendir,çoğu şairlerin çok derinden irdelediği sevgi konusu.
    Sevmek mi?
    Sevilmek mi?
    Ne zor bir çelişki..
    İkisi de bence;tek başına çok anlam ifade etmiyor..
    Genel anlamda 1sevmek" kolay olsa da,
    öze ve kişiselliğie indirgendiğinde;
    bir elmanın iki yarısı olmak gibi düşünürsek "sevmeyi/sevilmeyi"
    sevilmeden sevmeyi istemem...

    Çiçekler sevileceklerini bilmeden açıyor gibi düşünülebilir olsalar da;
    özde sevileceklerini bildiklerine inanıyorum.
    Bir kuş'un kanadına dokunulmadan da sevildiğini bildiğini biliyorum..

    Ama;bir insan sevilmediğini bilerek sevmeye ne kadar devam edebilir?
    Sonuçta sevgi de kontrol edilebilir bir duygu olduğuna göre..

    Sevmek çok güzel ve hatta eşsiz bir duygu olsa da,
    Sevilmek gibi bir güzellik ile bütünleşmeli bence..
    Derin anlamınıa ulaşması ve ruhu tatmin etmesi için.

Members who have read this thread : 6

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0