Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu - vBulletin
Sponporlu Bağlantılar

Kullanıcı Tag Listesi

Edip Cansever

Bakmalar Denizi Bakmalar görüyorum bütün gün türlü bakmalar Pencere bakması, sabahlar bakması, yeşil otlar bakması Hepsi de beni buluyorlar, hepsi de bir yağmur uysallığında Gördüm suyun ki yumuşak, gördüm ağacın ki katı Gördüm ama şey, gördüm ama nasıl, gördüm ama bu kadar göz Aynı bir gözler denizi, aynı bir o kadar canlı. Bakmalar görüyorum, gök ortası gibi karşımda


BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu

  1. Ne Gelir Elimizden İnsan Olmaktan Başka / Edip Cansever

    I

    Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
    Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
    Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.

    Hiçbir şey !

    ...
    Bir oyun başka olamaz oyundan gibi
    Bir söz başka olamaz sözden gibi
    Bir şey başka olamaz şeyden gibi
    Tam öyle gibi, varıyor gibi bir mutluluğa
    Ne gelir elimizden insan olmaktan başka
    Ne gelir elimizden insan olmaktan başka

    Ne çıkar siz bizi anlamasanız da
    Evet, siz bizi anlamasanız da ne çıkar
    Eh, yani ne çıkar siz bizi anlamasanız da.

    Hiçbir şey ! Kimse bir gün gözlerimi sevmeyecek korkuyorum
    Bir yaşlı kadın en erkek boyutunda

    Kendisiyle çiftleşecek kaç kere yalnız
    Kaç kere yalnız, kaç kere şaşırmış, bitkin kaç kere
    Bir ölgün ses bulacak sesinden çok uzaklarda
    Vardır ya, hani bir yer, uzakta çok uzakta
    Ölüm mü- yok canım, çok sesli bir evrende çok erken daha
    Üstelik bilmiyoruz da, doğrusu bilmiyoruz, ölüm mü, bunu
    hiç bilmiyoruz
    Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla
    Tavşansı sıçramalarla bitirsek şu ormanı
    Böylece, niye olmasın, işte bir orman daha
    Sanki bir gölgeye geldik; yorulduk, acıktık, susadık biraz
    Ve doyduk, ve içtik, ayıldık bir anlamda
    Ayıldık ve sorduk, baktık ki hep ormandayız
    Kaç kere ölmemişiz, kaç kere sormamışız, bu kaçıncı dalgınlığımız
    Yani kaç sesli bir evrende kaç kere yalnız
    Ne ölmek, ne ansımak! sadece yaşamakla
    Tam öyle gibi.. Demeyin: eh, biraz yorulsak da
    Demeyin, sakın haa, yok şu kadar bir şey insanın sonsuzunda
    Biz şimdi ne yapsak, biz şimdi ne yapsak, biz işte biraz
    bilmiyoruz ya
    Diyoruz: yaşasak çıkmazları, sevişsek olmayanlarla.
    1961
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 11-12-2010, 19:04

  2. DÜŞ SUDA

    I

    O zaman neydi, eskidi sandıktı gölü
    Kapı önlerinde söyleşen kadınları
    Boyasız bir sandal sazların içinde

    Nasıl koyverdik sonra kendimizi
    Görünce suyun dibinde
    Boğulmuş beyaz kenti

    Genede
    Göz açıp kapayıncaya dek gittik geldik
    Üç kişiydik üçümüz de
    Geçmişe uzanan üç ayrı gün gibi.

    II

    Sevindik görünce birden
    Limandaki eski tekneyi
    Koştuk yokuş aşağı bir süre
    Yakalanmamak için
    Geceyi anlatan ishak kuşuna

    Sabaha benzedik tahta iskeleye varınca
    Suya
    Yıkıldık. Üç kere kımıldadı koy
    Ödünç aldığını sandı bizi
    Demirledi göğüsümüze eski tekne
    Suyla sabahın göğüsüne

    Oysa biz
    Çarçabuk geri döndük geldiğimiz yere
    Üç kişiydik üçümüz de
    Öldük ve dirildik
    Hani unutmuşuz da yolumuzu, birine
    Yol sorar gibi
    Demirin tırnakları kaburga kemiklerimizde.

    III

    Adını söylediler, ölümünü ardından
    Ardından hemen ölümünü
    Fısıldar gibi soyasını, ilgisiz
    Sokağın bitiminde sazlardan
    Şapkalar ören adama

    Kim ne der artık, boş hepsi
    Yüzünü yüzdürüyor suda
    Buruşturaraktan elindeki saz sapkayı

    Her şey, ama her şey
    Yüzüyle buruşan şapkanın arasında hızla.

    IV

    Konuşulmaz fırtınada, çünkü ölüm
    Katar özünü fırtınaya da

    Neyi bekliyoruz böyle neyi
    Yendik mi yenik mi düştük yoksa
    Bir ufak kuş yukarıda
    Sürüyüp durur gölgemizi

    Çözmüşüz nasıl olsa ipini sandallarımızın da.

    V

    Duymuyoruz dokununca duymuyoruz
    Taşlara kayalara taşlara
    Nasıl kanmıyorsa yüreğimiz sevince
    Sevince, acılara da

    İşliyor kireçli taşını yontucu
    Saat kaç, vakit ne vakit şimdi
    Bırakıp da elinde keskiyi
    Sırtını duvara dayayınca anlarız

    Severiz çünkü ara vermeden
    Anlamaya uymayan vakitleri

    Ey yerle gök arası mutlu kalebentliğimiz.

    VI

    Su
    Vuruyor kıyadaki gemi leşlerine
    Yalıyor sokaklarını kentin
    Savuruyor öfkeyle rüzgârını
    Masmavi yangınından

    Bir evin bir odası yanıyor yalnız
    Habersiz bütün kent bundan

    Bir ruh gibi yanıyor çünkü
    Giz dolu varlığından taşarak
    Aydınlığın içinde
    Aydınlıktan bir sarkaç gibi

    Sinsi bir gülüşle görüyor o
    Kayığını boyuyor bir yandan da.

    VII

    Uzatmışlar ölüsünü kumlara
    Mavi yüzlü çocuğun
    Unutulmayan maviden
    Hiç unutulmayan

    İri bir balık asılı durur ağaçta
    Dik ve bulanık

    Ayrı ayrı yönlerine sonsuzluğun
    İkisi de
    Eriyen kar sıcaklığında

    Ve ufuk
    Kurtulmuş tanrıların kucağından
    Uçsuz bucaksız bir yolculuğun koynunda.

    VIII

    Düşürdük gölgemizi suya
    Ardından kendimizi
    Sessizlik gibi sade, telâşsız
    Hani var ya oldukça yavaş uzanır el ağlayana

    Yüzdük bütün gün adalardan adalara
    Hiçbir şey düşünmeden. Yalnız
    Akşama doğru bir demet mavi süsen topladık
    Sunmak üzere bizi yaratan ozana

    Düşüyüz mavi dudaklı büyük ozanın.

    IX

    Öyle yorgun ki kentimiz
    Düşlerden ve söyleşmekten
    Yok duyacak kimse sesimizi

    Gönderdik göndermesine, yüzümüz
    Oradan da
    Yok olarak geri geldi

    Sesler, şarkılar... alışkanlık elbet.

    X

    Yok düş kuracak vakit bile
    Her şeyi bir yana bırakıyoruz söylene söylene.

    Edip Cansever
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 11-23-2010, 16:10

  3. ESKİ BİR TAKVİM İÇİN ŞİİRLER

    I

    Evlerin saati beş olma hali
    Ben yorgunum anlamaktan
    Bir duvar, bir tebeşir gibi yazmaktan yazılmaktan.

    Ve akşam
    Alanların caddelerin bana biraz fazla geldiği
    Üstümü başımı bilmediğim bir akşam
    Ne yapsam
    Alkollere girsem. Giderim alkollere bir mektup gibi
    Alkollerden gelirim bir mektup gibi
    Bellidir sırtımdaki kan lekesinden ve puldan.

    Yağar ki sokaklarda bir uzun yağmur
    Islanırım ıslanırım anlamam
    Sanki nedir bir yağmurun güzel olması
    Sahi bir yağmurun güzel olması
    Yağarken kendine severek bakmasından.

    II

    Duran ben değilim ki ayakta
    Gövdemden daha büyük ve akşama doğru
    Görünmekte olan bir sıkıntı var
    Dönüp arkama bakamam.

    Su gürültüleri! ey benim güneşimi iki bölen hızarlar!
    Ben iş günün birinde belli olurum
    İki olmam, bir olurum günün birinde
    Hızarlar! bir olurum, tarih de düşerim
    Cep defterime bir şeyler de yazarım
    Bir gün bir akşama doğru bulunurum da
    Hızarlar! neden olmasın, elbette sorulurum.

    Ey benim güneşimi iki bölen hızarlar!

    III

    Çimen kokusundan hızlı
    Bir sıyrık gibi bitiveren elde ayakta
    Nedir bu benim yalnızlığım?

    Neyiz ki bu karanlık kar yağışında
    Ey ipini kendi gerip ufka bakanlar
    Ölüler, diriler, daha doğmamışlar
    Toplanıp birdenbire hep aynı yaşta
    Ve nedir bu benim yalnızlığım?

    Ve içimde gezerim ucu sivri bir bıçakla
    Söylesem size söylerim ey ipini kendi gerenler
    Kedere kederle, ağrıya ağrıyla karşı çıkarım.

    Masam ki şuracıkta solgun bir köy akşamı
    Bir uzun yoksul, bir başka yoksul
    Düşer ellerimden bir çağın artıklarına
    Çatalımda kemikler, ölü gözleri
    Ve iniltiler, çığlıklar
    Benden bir şey sorulamaz gibiyim. Biri gelsin şu tabağımı kaldırsın
    Çatalımı da
    İğrenmenin, tiksinmenin en eskisiyim
    İki eşya arasında bir hiçlik
    Ne iskemle, ne masa, tam ortada tökezlenirim.

    Bir haziran, bir temmuz nasıl olsa gelir de
    Sorsanız size söylerim ey ipini kendi gerenler
    Ben döğüşken olanlara açılmış bir mendilim.

    Edip Cansever
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 11-23-2010, 16:11

  4. BİLMEZ MİYİM HİÇ

    Bilmez miyim hiç bütün bu sözler ne der ona
    Bu sözler ve bu sözlerin içinde çırpınan uzaklıklar
    Dolaşıyorum bir başıma, ortalıkta kimsecikler yok
    Kıyılar da bomboş, kır yolları da
    Soluğumu duyuyorum ara sıra, bir onu duyuyorum
    Duymuyorum belki de, biliyorum yalnızca
    Ayaklarımın altında yaban naneleri, kekikler
    Yol kenarında bir kapı, tahta
    Peki, kim yitirmiş evini, ya da
    Hangi yitikle yok olmuş o yapı
    Kimbilir
    Vuruyorum yokuş aşağı, kıyıya
    Bir taşın üstüne oturuyorum
    Ben oturur oturmaz
    Çıkıyor kuytularından bütün görünümler
    Ve ufak bir oyun oynuyor bana doğa
    Alıp alıp götürüyor gözlerimi bıkmadan
    Kısalıp uzayan bir çift yılan balığını andıran gözlerimi
    Güneşin şavkından yuvarlanan çakıllara
    Tam o sıra bir vapur yanaşıyor iskeleye uzun sürecek bir sonbahar taslağı gibi
    Denize yeni sürülmüs bir tarlaya benziyor, uyanık, diri
    Ve işin tuhafı bense
    Alışıyorum gittikçe
    Her gün bir parça daha alışıyorum yalnızlığıma
    Ürperiyorum bir ara arkamdaki ayak sesinden
    Ve bu yüzden mi bilmem
    Durup bir süre çevreme bakar gibi yapıyorum
    Sürüyle kus havalanıyor defnelerin içinden
    Sürüyle, evet, hatırlıyorum birden
    Nicedir unutmuşum saymayı bile günleri
    Dağılıp gitmişler herbiri bir yana
    Kuşlar gibi, onlar da
    Benimse ne gidecegim bir yer
    Ne de özlediğim bir şey var
    Öyleyse neden yazıyorum bu sözleri ona
    Bu biraz sevdaya benzeyen, biraz da sevdasızlığa
    Böyle gelişigüzel, böyle kırık dökük
    Sanki hiç kimselerin kullanmadığı bir gün kalmış bana.

    Uzun bir cumartesiyi hatırlıyorum, saat on iki
    Dalıp gidiyorum, düsünüyorum da, saat on iki
    Bir sigara yakıyorum, bir kağıda bir iki dize yazıyorum
    Yerini iyi bilen, onurlu bir iki sözcük daha
    Ama hiç kımıldamıyor, akrep de, yelkovan da
    Yani tam böyle birşeye benziyor zaman
    Yılgın ve çarpıcı renkler içinde pek kımıldamayan
    Çıkageliyor sonra, saat on iki.

    Anlıyorum
    Yaşam elbette uzun biz duyabildikçe sevgiyi
    Yalnızca bunun için uzun
    Yani sevgiyle de sevebilir insan, sevdayla da
    Örneğin
    Bir sevgiyi yontup onarmak için
    Döğüşmek de sevgidir
    Ve benim bildiğim kadarıyla
    Her şeydir bir insan, her şeydir
    Yalandır kısalığı yaşamın
    Ve özellikle insan dediğimiz şey
    İnançli bir insan soyunun parçasıysa.

    Sonunda başbasa kalıyoruz gene
    Başbaşa kalıyoruz doğayla ben
    İşte az önce yağmur da başladı, cumartesi günlerden
    On temmuz cumartesi
    Bir vapur daha kalkıyor iskeleden
    Ve yağmur hızlanıyor biraz
    Uzanıp yatsam diyorum otların üstünde çırılçıplak
    Tam öyle yapıyorum
    Şimdi yağmuru seviyorum, şimdi yağmuru seviyorum, yağmuru seviyorum.


    : )


    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 12-11-2010, 14:25

  5. ADSIZ BİR ÇİÇEK

    Rengini dünyaya ilk defa sunan
    Adsız bir çiçek gibi parlıyorsa gözlerim
    Sevgilim
    Bana "sen bir şairsin" dediğin zaman.

    Yalnız sana yazıyorum bu şiiri
    İstersen bir şiir gibi okuma
    Çünkü her yıl yeniden yazacağım onu
    Soğuklar başlayınca havalanıp
    Millerce yol katettikten sonra
    Güneyi tadan bir kuşun sevinciyle.

    Ve yazmış olacağım bir de
    Her dönemde her çağda
    Sevdanın kendine özgü diliyle
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 12-13-2010, 21:37

  6. TRAGEDYALAR V

    ...
    duymuyorum ben acılarımı. ve yitirdim çoktan
    yitirdim bütün karşıtlıkları. ne umut
    ne umutsuzluk, ne hiçbir şey
    kurtaramaz varlığımı benim. ve yoğun bir anlamsızlığın içinde
    sanki renksiz, boyutsuz
    ve göksüz, zamansız bir evrende
    tek çıkar yol yaşamaksa lusin
    yaşıyorum ben de kaygısız
    değişmez bir anlamsızlığı böylece
    ...
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 12-13-2010, 21:43

  7. “sonra her şey birdenbire çirkin, birdenbire çirkin, birdenbire
    çirkindi
    bozuldu bir akşamüstü kıyılara çıkmak çünkü
    eller bir soğuk el resmine girip dondular
    ay çürüdü
    her şey bir hizada kaldı, bütün eşyaları kaldırdılar
    o kaldı
    bir o kaldı: gelişen korku.
    yani kutsal kitaplardaki değil ve çağdaş felsefedeki
    seçkin bir dili abartırkenki görkemli
    bir korku değil
    değil de, ne romalı bir köleninki
    ne engizisyon mahkemelerindeki, ne de
    barışsever bir yahudinin
    avlanırken duyduğu
    bir korku da değil bu
    ve bütün insan avlarında duyulan
    konuşmaya ya da telaşlanmaya
    hiç mi hiç vakit bırakmadan
    tüyler, anılar bir daha yaşasın, bırakmadan
    kocaman bir “vur!” sesi
    var ya
    o bile değil.
    gelişen bir korku bu yalnız
    umudu, umutsuzluğu
    bir anlama getiren
    anlamsız bir soy olma korkusu”
    Edip Cansever, Tragedyalar V
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 01-02-2011, 00:28

  8. bir edip cansever şiirinde yeniden doğmak

    ÖLÜ KALMIŞ BİRİ

    ölü kalmış biri
    yaşıyor her ikisi de

    hatırlanmasıydın sanki
    su üstü düzgünlüğünde bir çakılın
    anısını kaybetmiş bir çakılın
    deniz diplerinde seğirtirkenki.

    şimdi sen öldükten sonraki güzelliğindesin
    sırtın denizi yalayan gemi ipleri gibi
    biçilmiş bir çayırdır yarı kapalı duran gözlerin
    güneşin altında
    hızını süzüyorken asfalt yolun
    bir gidiş de olabilir bu bir bekleyiş de.

    ben doğduğum günkü kadarım
    sense bir ölüm sonrası güzelliğinde
    basaraktan geçeceğiz yeniden
    yeniden yeniden yeniden
    daha öfkeli
    yenikken bıraktığımız ayak izlerimize.
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 01-12-2011, 20:26

  9. YENGEÇ

    Belirsiz olan ne? Ölülerden

    Boşalan yeri doldurur doğa

    Yansır beyaz hayvan kemikleri, taşıllar

    Yok oluşun içinde

    İri bir yengecin sırtı arasıra.



    Ben ki yengeçleri bilirim daha çok. Birini

    Yıllar var unutamadım

    Dönüp duruyordu bir taşın etrafında

    Sanki bir hırçınlıktan damıtılmış ya da bir sıkıntıdan

    Ve geçer gibiydi tekrar bir başka sıkıntıya

    Gömüldü kumlara iyice, şöyle bakındı

    Gördüm kendi büyüsüyle keserken kıskacını

    O gün bugündür anladım ağrıyı, taşıdım da.



    Büyüdür ölüm, külrengi harcıdır sonsuzluğun

    Bir vahşet gibi yaratılır orda umut

    Gerer kayalar kaburgalarını

    Katır tırnakları arasında

    Arabalar biter, atlar birikir

    Bir tanrı gelir belli belirsiz, ne kadarlık bir tanrıysa

    Büyüdür çünkü ölüm

    Külrengi harcıdır sonsuzluğun.



    Gerçi kurnazdır doğa, alımlıdır da

    Her gün biraz olsun geri verir aldıklarını

    Sızar kentlere, evlere, dölyataklarına

    Bir gün ki ölü bulmuştum kendimi, korkmuştum

    Öyle bir yok olma saatinde, bir kuytuda

    Sanırım boynumdaki bu yara izi ondan





    Kaplanır sabahları göğe uzatsam

    Geceden kalma bir yıldızla

    Buz rengi bir yıldızla. Ve uykum

    Yeni bitmiştir daha, üstelik

    Geri veriliyordur bana

    Düşlerimin o karmaşık mimarisi

    Dalgalar susmuştur çoktan, denizse gümüş sikkeler gibi harcanıyordur.

    Aşağıya yukarıya

    Yukardan aşağıya

    Nedense her başlangıçta bir acı vardır. Sabah

    Kuşatır bu acıyı önce

    Eskiyip gider sonra da



    Ve yengeç batırır göğsünün ortasına kıskacını

    Tam göğsünün ortasına. Artık

    Görüp göreceğiniz ölü bir yengeç kabartısıdır

    Her gümüş sikkenin üstündeki

    Yalnızca bir kabartma. Derken

    Kaskatı kesilir gök, fırlatıp atar bir kırlangıcı

    Ürperir yosunlar, deniz şakayıkları, batık gemiler

    Yaşlı balıkçılar sandallarında

    Kayalar, balık sürüleri ve fenerler

    Ve hayalet gemiler türer çıkarak kınlarından

    Yonulara döner tayfalar, çarşı

    Camlara, aynalara yapıştırılmış bitkiler

    Yoktur ki görünsün bir intihar anının gölgesi

    Ölü bir şeyin gölgesi yoktur ki

    Fışkırır kazılarından birbiri ardısıra yengeçler

    Sütunlar, kemerler, eski çağ mozaikleri üstünde

    Posta kurşunları üstünde, kandiller ve çanaklar

    Armalar, tapınaklar, yüzük taşları üstünde

    Ve yengeç ki onca dönüşten sonra geriye

    Yetişir kendi ölüm törenine yeniden

    Ve ölüm, o gözüpek savaşçı

    Bir yandan kendi büyüsüyle çizerken yazgısını

    Yazar bir kelimelik tarihini de.



    Belli ki bir yol bulmuştur yengeç

    Kumlardan değil, kendinden gidilen bir yol

    Ne var ki, rüzgar ileri olduğu için külden

    Ölümden önce geldiği içindir ki sezgi

    Duyar insan bu gereksiz yüzgeçleri

    İki gök arasında kımıldayan

    Tanımazsa da kendini bir başkasının düşü gibi.



    Üç kişiyle başka türlü konuşulur, bir kişiyle

    Kendini açıklar insan

    Bir vahşet gibi de olsa yaratılır orda umut

    Hızlı bir ibreye döner yürekse

    Yaşamını içerirken bir yandan

    İşler ölümünü de.
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 03-07-2011, 23:44

  10. GÜL KOKUYORSUN

    Gül kokuyorsun bir de
    Amansız, acımasız kokuyorsun
    Gittikçe daha keskin kokuyorsun, daha yoğun
    Dayanılmaz bir şey oluyorsun, biliyorsun
    Hırçın hırçın, pembe pembe
    Öfkeli öfkeli gül
    Gül kokuyorsun nefes nefese.

    Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
    Ve acı ve yiğit ve nasıl gerekiyorsa öyle
    Sen koktukça düşümde görüyorum onu
    Düşümde, yani her yerde
    Yüzü sararmış, titriyor dudakları
    Şakakları ter içinde
    Tam alnının altında masmavi iki ateş
    İki su
    İki deniz bazen
    Bazen iki damla yaz yağmuru
    Mermerini emerek dağlarının
    Şiirler söylüyor gene
    Ölümünden bu yana yazdığı şiirler
    Kızaraktan birtakım şiirlere
    Büyük sular büyük gemileri sever çünkü
    Ve odur ki büyüklük
    Şiir insanın içinden dopdolu bir hayat gibi geçerse
    O zaman ölünce de şiirler yazar insan
    Ölünce de yazdıklarını okutur elbet
    Ve senin böyle amansız gül koktuğun gibi
    Yaşamanın her bir yerinde.

    Gül kokuyorsun, amansız kokuyorsun
    Bu koku dünyayı tutacak nerdeyse
    Gül, gül! diye bağıracak çocuklar bütün
    Herkes, hep bir ağızdan: gül!
    Ve her şeyin üstüne bir gül işlenecek
    Saçların, alınların, göğüslerin üstüne
    Yüreklerin üstüne
    Bembeyaz kemiklerin
    Mezarsız ölülerin üstüne
    Kurumuş gözyaşlarının
    Titreyen kirpiklerin üstüne
    Kenetlenmiş çenelerin
    Ağarmış dudakların
    Unutulmuş çığlıkların üstüne
    Kederlerin, yasların, sevinçlerin üstüne
    Ve her şeyin üstüne bir gül islenecek.

    Bir rüzgar, bir fırtına gibi esecek gül
    Yıllarca esecek belki
    Ve ansızın dünyamızı göreceğiz bir sabah
    Göreceğiz ki
    Biz dünyamızı gerçekten görmemişiz daha
    Geceyi, gündüzü, yıldızları
    Görmemişiz hiç
    Tanışmaya komamışlar bizi güzelim dünyamızla.

    Öyleyse dostlar bırakın bu yalnızlıkları
    Bu umutsuzlukları bırakın kardeşler
    Göreceksiniz nasıl
    Güller güller güller dolusu
    Nasıl gül kokacağız birlikte
    Amansız, acımasız kokacağız
    Dayanılmaz kokacağız nefes nefese.
    Alıntı ile Cevapla Alıntı ile Cevapla Mesaj Zamanı 04-12-2011, 15:59


BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu

Benzer Konular

  1. edip nedir ?
    Konu Sahibi 5N1K Forum E Harfinden Nedir? Başlıkları
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 12-27-2011, 10:04
  2. Cansever Eyüboğlu
    Konu Sahibi kırmızıpabuç Forum A'dan Ç'ye
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 12-18-2009, 02:03
  3. Fuat Edip Baksı
    Konu Sahibi kalliope Forum D'den F'ye
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 09-19-2009, 18:25
  4. Halide Edip Adıvar
    Konu Sahibi mavimor Forum Kimdir?
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 03-28-2008, 20:30

Sosyal Linkler
Sistem Bilgileri

Powered by vBulletin® Copyright © 2014 vBulletin Solutions, Inc.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1

uyarılar
  • Forum kullanıcıları 5651 sayılı kanun'un ilgili maddesine ve T.C.K'nın 125. maddesine göre yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.