+ Konu Cevaplama Paneli
1 den 3´e kadar. Toplam 3 Sayfa bulundu

Konu: Darwin, Evrim ve Göz

  1. #1
    telrunya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    18/11/2009
    Mesajlar
    266
    Teşekkürler
    0
    3 mesajına 3 kere teşekkür edilmiştir

    Post Darwin, Evrim ve Göz

    İnsanlık, Charles Robert Darwin'e çok şey borçlu. Dağınık ipuçlarını birbiriyle tutarlı bir bütün halinde kuramlaştıran müthiş bir gözlemciydi. Canlılığın evrensel dilini anlamamız için gereken dilbilgisi kurallarını önümüze seren Türlerin Kökeni adlı kitabı 24 Kasım 1859'da yayımlandı. Etkisi o denli büyük oldu ki, bilimin doğal dünyaya bakışı kökten değişti. Evrim kuramı kendi içinde de evrimleşti, bilim insanlarının elinde geliştirildi. Kuram, karşıtlarını da harekete geçirdi ve o günden bugüne devam eden bir tartışmaya yol açtı. Evrim karşıtlarının sıklıkla öne sürdüğü gözün karmaşık yapısı ve evrimleşemeyeceği tezine, evrimi savunanlar doğada keşfedilen örneklerle yanıt veriyorlar.

    Öncül Göz
    Evrim karşıtlarının sıklıkla öne çıkardıkları bir konu, algımızın çok büyük bir bölümünü oluşturan gözdür. Karşı çıkanların 'indirgenemez karmaşıklık' diye tanımladıkları bir önerme, gözün çok karmaşık bir yapı olduğunu ve uzun zamanda küçük adımlarla evrimleşemeyeceğini söyler. Darwin doğrudan gözlemlememiş olmasına karşın bu organın evriminin 'öncül göz' adını verdiği, olabilecek en basit atasal yapı ile başlamış olabileceğini düşündü. Hiçbir canlının görmediği bir ortamda, ışığın yönünü algılayabilecek en basit yapı bile sahibinin üreme şansını artıracaktı.
    Kuramın 150. yılına girerken Almanya'nın Heidelberg kentindeki Max Planck Enstitüsü'nden evrim biyologu Gáspár Jékely ve çalışma arkadaşları, Darwin'in öngördüğü biçimde yalnızca iki hücreden oluşan öncül göz yapısını kapsamlı bir araştırmayla gözler önüne serdi. Çalışma, bilimsel adı Platynereis dumerilii olan bir deniz zooplanktonu (hayvansı plankton) larvası üzerinde yürütüldü. Araştırmacılar, ışığı algılayan alıcı hücre ile ışığın yönünün belirlenmesinde rol oynayan gölgeleyici pigment hücresinin beyin ve kas ile olan eşgüdümünü tüm ayrıntılarıyla incelediler.
    Böylece evrimsel açıdan olabilecek en basit hayvan gözünün atasal biçimine çarpıcı bir örnek sundular. Ortaya çıkan öncül göz yapısının ilginç bir özelliği, gözden vücuda bilgiyi ileten sinir hücresinin beklentinin tersine beyine değil, doğrudan larvanın yüzmesini sağlayan kaslarına bağlı olmasıydı. Larvalar küçücük de olsa bir beyin yapısına sahipler. Beynin larvanın hareketlerindeki kumanda rolü şu anda hararetli bir araştırma konusu.

    Balıklar Uyanmasın
    Zooplanktonlar, balıklara yem oluşturmaları açısından besin zincirinde önemli yer tutar. Yunanca 'kürek ayaklı' anlamına gelen kopepod (copepod) grubu zooplanktonların yetişkinleri, deniz ve göllerimizde gün içinde gerçekleştirdikleri dikey göç ile dikkat çekerler. Boyları 3-4 milimetre olan kopepodlar, güneşin doğmasına yakın kürek gibi kullandıkları duyargaları yardımıyla, görerek avlanan balıklardan kaçmak için derinlere dalarlar. Öyle ki, 500 metre derinliğe kadar inebildikleri Kanarya Adaları açıklarında sonarla ölçülmüştür. Hava kararmaya yüz tuttuğunda, aynı yolculuk yüzeydeki tekhücreli yosunlar ve bakterilerle beslenmek için bu defa ters yönde gerçekleşir. Gün boyunca asansör gibi tek bir hat üzerinde gerçekleşen bu yolculuk için yalnızca ışığın geliş yönünü algılayabilmek, Darwin'in öngördüğü gibi yaşam kavgasını sürdürebilmek için yeterli derecede yarar sağlayan bir özelliktir.

    Çekiciliğin Sırrı
    Göz temasını denizlerde sürdürerek, sığ su balıklarının canlı renklerinin evrimsel açıklamasını Darwin'in öne sürdüğü doğal seçilimin özel bir biçimi olan eşeysel seçilim ile yapalım. Işığın egemen olduğu sığ sularda yaşayan balık türlerinin özellikle erkekleri göz alıcı renklere sahiptir. Erkek balıkların renkleri ne kadar canlı ve parlak olursa, dişiler için o derecede çekici olurlar ve dolayısıyla üreme şansları artar. Parlak renkler, dişiler açısından erkeklerin iyi beslendiğinin, sağlıklı ve güçlü olduğunun doğrudan işaretidir. Bu durum eşeysel seçilimin en yalın özetidir.
    Nature bilimsel dergisinde 2008 yılının ekim ayında yer alan bir çalışmada, İsviçreli biyolog Ole Seehausen ve çalışma arkadaşları, erkek siklid (cichlid) balıklarının gövdesindeki kırmızı veya mavi renkli dikey çizgilerin canlılığının, dişi balıkların renkleri görebilme düzeyiyle orantılı olduğunu gösterdiler. Göl suyu, insan kaynaklı kirlenme nedeniyle saydamlığını yitirdiğinde, dişi balıkların gözlerindeki kırmızı ve mavi renge duyarlılığı sağlayan genlerin üzerindeki doğal seçilim baskısı ortadan kalkıyor. Dişilerdeki bu değişime paralel olarak, erkek balıklar da vücutlarındaki çizgileri oluşturan renkli pigmentleri üretmeyi birkaç kuşak içinde durduruyorlar.
    Seehausen'ın çalışması, suyun berrak olduğu ortamda kırmızı ve mavi renkli erkeklerin farklı derinliklerde dişilere kur yaptığını ve dişilerin güdümündeki bu davranışın kısa zamanda iki ayrı türe yol açabileceğini gösterdi. Dişilerin, erkeklerin renklerine karşı gösterdiği davranış, algı güdümünde türleşme denilen bir evrimsel düzenekle adeta domino taşı etkisi yaratarak başka evrimsel türleşme mekanizmalarını da tetiklemektedir. Viktorya Gölü'nün tabanından alınan çökelti örnekleri, geçmişte gölün defalarca kuruduğunu ve en son 12 bin yıl önce yeniden dolmaya başladığını gösteriyor. Göldeki 500'den fazla siklid balığı türünün bu kadar kısa bir sürede tek bir atasal siklid türünden patlama halinde türeyişi evrimin nefes kesici örneklerinden biridir.

    Kör Mağara Balığı
    Seçici baskının ortadan kalkmasıyla yitirilen yapıların en uç örneklerinden biri, Meksika'nın derin su mağaralarında yaşayan kör mağara balığı Astyanax mexicanus'tur. Işığın ve avcıların ulaşamadığı mağaralarda yaşayan bu balık, gözlerini tümüyle yitirmiştir. Eskiden yarar sağlayan 'olmazsa olmaz' nitelikteki yapılar doğal seçilimin yön değiştirmesiyle erozyona uğrayabiliyor. Örnek olarak, avcı baskısının olmadığı adalardaki kuşların uçmayı bırakmasını, deniz yaşamına uyum sağlayan memelilerin arka ayaklarını yitirmelerini, artık çiğ yiyecek yemeyen bizlerin yirmi yaş dişlerine gereksinim duymamamızı sayabiliriz. Bu olgunun, ünlü Fransız evrimci Jean Lamarck'ın öne sürdüğü 'kullanılmayan organların körelmesi' ilkesini çağrıştırmasına karşın, genetik işleyiş bakımından tümüyle farklı olduğunu vurgulamak gerekir.

    530 Milyon Yıllık Tasarım
    Balıklardan başlayarak sürüngenlere, kuşlara ve memelilere kadar tüm omurgalı canlıların göz yapısında ortak üç temel 'tasarım sorunu' vardır. Işık gözümüzden içeri girerek retinaya ulaştığında aynı sorunla karşılaşır. Işığa duyarlı algılayıcı hücreler, kılcal damarlar ve sinirlerle örülü bir dokunun ardındadır. Gözlerimiz bu güçlüğün üstesinden gelebilmek için sürekli küçük titreşimsel hareketler yapmak zorundadır. Retinadaki 'kablolar' tam anlamıyla ters bağlanmıştır. Heyhat, bizler gibi göz merceğine sahip omurgasız bir canlı olan mürekkepbalığının gözü doğada en iyi gören organlardan biridir ve beklendiği üzere kablolar en yüksek verimliliği sağlayacak biçimde bağlıdır.
    Ikinci tasarım sorunu, görüntü bilgisini beyine ileten sinirlerin gözden çıkmak için bir araya geldiği yerin retina üzerinde kör bir nokta oluşturmasıdır. Doğal seçilim, kötünün içinde en iyiyi ortaya çıkarmakta oldukça başarılıdır. Bizden kat kat daha iyi gören kedi, baykuş gibi omurgalılar, bu sorunu 'fovea centralis' adı verilen ışığa duyarlı hücrelerin yoğun olduğu ama aynı zamanda kılcal damar ve sinir yapısının seyreldiği retina bölgesinin evrilmesiyle gidermişlerdir. Gözümüzün en işlevsel bölümünde yer alan kör noktadaki görüntü eksikliği, iki gözden gelen bilginin beyinde çakıştırılmasıyla giderilir.
    Üçüncü sorun yine kablo sorununun bir uzantısıdır. Retina ters bağlantı nedeniyle göz duvarına sağlam olarak bağlanamaz. Sert bir darbe ile koparak gözün içinde yüzer hale gelmesi sıklıkla yaşanan bir sorundur.


    Kaynak: U. Uzay Sezen (Georgia Üniversitesi, Bitki Genomu Haritalandırma Laboratuarı araştırmacısı)
    "Cennette yaşamak üzere yaratılmıştık ve cennet bize hizmet etmek için düzenlenmişti. Sonra bir şeyler oldu ve yazgımız değiştirildi; cennetin yazgısında da bir değişiklik oldu mu, bu hiçbir yerde belirtilmiyor.." Franz Kafka

  2. Bu mesajı için telrunya üyemize teşekkür edenler:

    diyalektist_ismail (16 Ağustos 2010)

  3. #2
    nejdet - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    20/08/2008
    Nerden
    istanbul
    Yaş
    46
    Mesajlar
    1.351
    Teşekkürler
    5
    16 mesajına 14 kere teşekkür edilmiştir

    Standart

    Bilim dünyası bunun salt göz ile sınırlı olduğunu düşünmemektedir; o, el-ayak-dil-beyin-göz diyalektiğinin sonucunda insanlaşmanın gerçekleştiğine inanmaktadır. Gerçi Darwin'in buna itirazı zaten yoktur. Ayrıca, çok uzun bir süre mağarada karanlık bir ortamda kalan insanın görme yetisini yitireceğini de bilimsel olarak kanıtlamış bulunmaktadır. Göz reflekslerini fotonlara borçlu olsa gerek, ne dersiniz?
    kadınlarını erkeğe muhtaç bir şekilde yaşamaya zorlayan bir toplum, kökünden acizdir.

  4. #3
    endlesslive - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23/06/2010
    Nerden
    cos mos
    Mesajlar
    121
    Teşekkürler
    0
    3 mesajına 3 kere teşekkür edilmiştir

    Standart

    Bir karikatür görmüştüm;
    Darwin bir makak'la aşk yaşıyor..
    Makak: "Aşkım, aşkımızı daha ne kadar gizleyeceğiz?..
    ben seninle sinemaya tiyatroya operaya gitmek istiyorum.."
    Darwin: "Merak etme güzelim, ortaya öyle bir teori attım ki..
    ortalık fena karışacak.."
    yazdığım bildiğimden değil düşündüğümden
    (üzümü ye.. bağcı sanal.. üzüm üzüm.. bak haalâ..)

+ Konu Cevaplama Paneli

Etiketler

Yetkileriniz

  • Yeni Konu açamazsınız
  • Konulara cevap yazamazsınız
  • Dosya gönderemezsiniz
  • Mesajlarınızı düzenleyemezsiniz