Sayfa 2/2 İlkİlk 12
17 sonuçtan 11 ile 17 arası

Konu: Ahlak'in Kaynagi Din mi Biyoloji mi?

  1. #11
    şehrin yabancısı - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Şubat 2009
    Yer
    istanbul
    Yaş
    40
    Mesajlar
    431

    Standart

    dikkat ediyorum tartışmalarda din olgusu varsa konu dönüp dolaşıp dinin nasıl oluştuğu ve tanrıya dayanıyor .neden? çünkü ahlakı dine dayandırmaya çalışan tartışmacı ile farklı düşünen tartışmacı ister istemez kısır döngüye giriyor. kim kimin fikrini düşüncesini yaşama bakış açısını değiştirebiliyor.her insan aldığı sosyal çevreden düşünce ve yaşam tarzı yıllarca sürüyor. bir cümlemi değiştirecek, o insanın yaşamını sonuçta bakıyorum güzel olan herkes iyi niyet çerçevesinde savunuyor düşüncesini güzel olan bu. İnsanın özü hala az da olsa var buna ister dine dayalı ahlak anlayışı olsun isterseniz kendini bilme ve insanın olması gerektiren bir bakışmış gibi görün. Bu insani davranışı dine dayandıranlar ahlak denilen durumu gerçekte olması gereken şey.eğer bu ahlaklı olmayı dine dayandırsak insan çok şey kaybeder. İnsanlığından. Bu konuya nasıl baktığımızdan çok yaşarken bunu hangi manada kullandığımızdır. önemli olan.
    Sözcüklerin gücünü anlamadan insanların gücünü anlayamazsınız.
    KONFİÇYUS

  2. #12
    enkaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13 Ekim 2009
    Yaş
    29
    Mesajlar
    447

    Standart

    her insan üzerinde inanç, din, gelenek kırıntıları taşır. bunun nedeni biyolojik değil de toplumsaldır diye düşünüyorum. kişinin yirmi yaşından sonra inançsız olması o kişiyi imandan kurtarmaya yetmez. sonraki hayatında her zaman bunun izlerini taşıyacaktır. ya da inançsız bir ailede, doğuşundan itibaren inançsız yetiştirilen bir birey aslında gene din ya da gelenek kurallarına göre yetiştirilir çünkü ebeveynler de zamanın da bu kurallar çerçevesinde insanlaşmışlardır ya da yaşadıkları çevre zaten bunu mecbur kılmıştır.
    türkiyedeki ahlağın adı islam, almanyadakinin ki hıristiyanlık... şimdi de moda var; isimsiz bir ahlak... varsın olsun demek istiyorum ama kendim bile gülüyorum halime
    dinlerin hepsinde temel ahlak anlayışları benzerdir. zaten din ve ahlak ayrı ayrı düşünülemezler.
    dinin oluşumunda toplumun, toplumun oluşumunda da dinin yeri yadsınamayacak kadar büyüktür ve oluşan ahlak anlayışları da dinden bağımsız düşünülemez.

    şöyle düşünsek mesela. müzik ırktan bağımsız mıdır? (daha önce benzer bir tartışmada benzer bir örnek vermiştim)
    evet evrensel nota simgeleri var. ama kimileri daha çok vurmalıları, kimileri yaylıları, kimileri de nefesli enstrümanları kullanır. müzik gene müziktir ancak türk müziği olur, ermeni müziği olur, alman müziği olur... ancak notalar değişmez.
    e siz şimdi kalkıp derseniz ki ırk diye bişey yoktur... tamam derim haklısınız ancak.... takılıyor insan... ne diyeyim evet ırk yok hepimiz insanız...

  3. #13
    telrunya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    18 Kasım 2009
    Mesajlar
    559

    Standart

    Amerikalı ünlü moleküler biyolog Dean Hamer, bu sorunun yanıtını, insana fiziksel özelliklerini veren DNA kodlarında aradı. 6 yıl süren bir dizi araştırmanın sonunda da "Allah'a inanç genini" bulduğunu açıkladı.

    ABD Ulusal Kanser Enstitüsü'nde görevli olan Hamer, 1998 yılında, insanın genetik yapısının inanç üzerindeki etkisini araştırmaya başladı.

    Hamer, ilk olarak, genetik yapıları aynı olan "tek yumurta ikizleri" üzerinde inceleme yaptı. Ardından genetik yapıları tam olarak örtüşmeyen, ancak "aynı ortamda büyüyen" kardeşlerin inançlarını karşılaştırdı.

    Tek yumurta ikizlerinde inanç gücü aynı araştırmaya göre, kardeşler, aynı ortamda yetişseler de farklı inançlara sahip olabiliyordu. Ancak Hamer, genetik yapıları aynı olan tek yumurta ikizlerinin Allah inancının da neredeyse "aynı" olduğunu gördü. Bunun üzerine, genler ve inanç arasında bir bağ olduğu kanısına vararak, araştırmasını bu yönde derinleştirdi.

    Hamer, daha sonra, insandaki 35 bin genden hangisinin "inancı etkilediğini" bulmaya çalıştı. Yıllar süren araştırmanın ardından, "monoamin" enzimlerinin salgılanmasını kontrol eden 9 gen üzerinde yoğunlaştı.

    Bilinci ve inancı yönlendiren genler Amerikalı bilimadamı, 9 genin "en baskın" olanını bulduğunda ise, araştırmasının sonuna geldi. Hamer, VMAT2 (vesicular monoamine transporter 2) geninin inanç kavramını yönlendirdiğini açıklayarak bu gene, "İnanç Geni" adını verdi.

    Hamer'e göre, monoamin enzimleri, insanın "bilinç, algılama ve hafıza" gibi duyularını yönlendiriyor. Bu konuyu şöyle açıklıyor: "VMAT2 adıyla bilinen genin belli bir noktasındaki nükleik asit dizilimi sitozin veya adenin yönünden zenginlik göstermekte ve buna bağlı olarak da beyin kimyasallarından monoaminin sentezi az veya çok olmaktadır. Sözkonusu maddenin üretimi sonucunda kişide spritüel düşünceler artar. Bu üretimin fazlalığı kişide mistik görüşlerin artmasına, kişinin evrenle bütünleştirmesine tasavvufi duygulara yönelmesine vesile olur."

    Ancak, bilimadamının "İnanç Geni" adını verdiği gen, insanoğluna, asıl ayırt edici özelliği olan "kişisel ve evrensel farkındalık" yeteneği de kazandırıyor. Böylece insanın "evren, sonsuzluk, tanrı" gibi soyut kavramlar üzerinde düşünmesini sağlıyor.

    Bu yüzden, aynı "genetik yapıya" sahip tek yumurta ikizlerinde enzimler, "aynı genin kontrolünde ve tümüyle aynı biçimde" salgılandığı için "inanç yapıları" da aynı oluyor.

    Dean Hamer'ın tezi, bu kadarla kalmıyor, inançla evrimi de buluşturuyor. Hamer, bu tezini şöyle anlatıyor:

    "Gen tam çalışmıyorsa inanç zayıf oluyor''

    "İnsan hep daha fazla yaşamak ister. Bu nedenle insanoğlundaki iyi genetik özellikler, (doğal seleksiyon yöntemiyle) sonraki nesillere aktarılır. İnanç Geni de iyi bir genetik özellik. Çünkü kendisini koruyan yüce bir varlığa inanan kişiler, hayata daha olumlu bakıyor ve daha uzun yaşıyor. İnsana daha uzun yaşama imkanı verdiği için 'iyi' olarak algılanan bu genetik özellik, nesilden nesile geçti ve zaman içinde inanç kavramı yerleşti.

    Genin diğer genlerle etkileşimi ve ne kadar baskın olduğu, inancın gücünü belirledi. Yani, bu gen tam çalışmıyorsa kişinin inancı zayıf oluyor. Tersine güçlüyse insanın inancı o ölçüde güçleniyor.''

    Ateistler de sahiplendi dindarlar da

    'İnanç geni'nin bulunması beraberinde tartışmaları da getirdi. Ateistler, "Bu Tanrı'nın olmadığının bir kanıtıdır" dedi. Dindar bilimadamları ise "Asıl Allah'ın insan vücuduna nüfuz ettiğini ve gücünü gösterir" savunmasını yaptı.

    Araştırmayı yayınlayan Time dergisine göre, "İnanç geni"nin bulunması, bilim ile din dünyası arasında yüzyıllardır yaşanan, "Tanrı var olduğu için mi inandık, yoksa inanma ihtiyacı mı Tanrı'yı oluşturdu?" tartışmasını yeniden alevlendirdi. Amerikalı biyolog'un "İnanç genini buldum" açıklaması, bilim ve din dünyasına bomba gibi düştü.

    Ateistler, "inanç geni" keşfinin "Tanrı'nın olmadığının" bir kanıtı olduğunu öne sürdü. Ancak birçok bilimadamı bu görüşe karşı çıktı. Örneğin, Virginia Üniversitesi'nin psikiyatri uzmanı Lindon Eaves'ın konu hakkındaki yorumu şöyle: "Tanrı kavramının beyinde şekillendiği doğru olabilir. Peki neden bu kavram oluşuyor ona bakmak lazım? Yani neden beyinde "inanma" isteğini doğuran kimyasal aktiviteler yaşanıyor? Bence bunun cevabı yine Tanrı'nın gücünde yatıyor...



    Bu haberi okumamanıza çok şaşırdım. Haber alıntı fakat şu VMAT2 hakkında biraz ayrıntı ekledim. Sanırım artık daha sağlıklı konuşabiliriz çünkü gen olayını gerçekten açtığımızı düşünüyorum.
    Kendisine yakıştırılan bütün değerleri Hiç'e indiren bir yokluk!


    in vino veritas.


    non serviam.

  4. #14
    Aksiyom - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    04 Temmuz 2009
    Mesajlar
    611

    Standart

    Alıntı telrunya Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Amerikalı ünlü moleküler biyolog Dean Hamer, bu sorunun yanıtını, insana fiziksel özelliklerini veren DNA kodlarında aradı. 6 yıl süren bir dizi araştırmanın sonunda da "Allah'a inanç genini" bulduğunu açıkladı.

    ABD Ulusal Kanser Enstitüsü'nde görevli olan Hamer, 1998 yılında, insanın genetik yapısının inanç üzerindeki etkisini araştırmaya başladı.

    Hamer, ilk olarak, genetik yapıları aynı olan "tek yumurta ikizleri" üzerinde inceleme yaptı. Ardından genetik yapıları tam olarak örtüşmeyen, ancak "aynı ortamda büyüyen" kardeşlerin inançlarını karşılaştırdı.

    Tek yumurta ikizlerinde inanç gücü aynı araştırmaya göre, kardeşler, aynı ortamda yetişseler de farklı inançlara sahip olabiliyordu. Ancak Hamer, genetik yapıları aynı olan tek yumurta ikizlerinin Allah inancının da neredeyse "aynı" olduğunu gördü. Bunun üzerine, genler ve inanç arasında bir bağ olduğu kanısına vararak, araştırmasını bu yönde derinleştirdi.

    Hamer, daha sonra, insandaki 35 bin genden hangisinin "inancı etkilediğini" bulmaya çalıştı. Yıllar süren araştırmanın ardından, "monoamin" enzimlerinin salgılanmasını kontrol eden 9 gen üzerinde yoğunlaştı.

    Bilinci ve inancı yönlendiren genler Amerikalı bilimadamı, 9 genin "en baskın" olanını bulduğunda ise, araştırmasının sonuna geldi. Hamer, VMAT2 (vesicular monoamine transporter 2) geninin inanç kavramını yönlendirdiğini açıklayarak bu gene, "İnanç Geni" adını verdi.

    Hamer'e göre, monoamin enzimleri, insanın "bilinç, algılama ve hafıza" gibi duyularını yönlendiriyor. Bu konuyu şöyle açıklıyor: "VMAT2 adıyla bilinen genin belli bir noktasındaki nükleik asit dizilimi sitozin veya adenin yönünden zenginlik göstermekte ve buna bağlı olarak da beyin kimyasallarından monoaminin sentezi az veya çok olmaktadır. Sözkonusu maddenin üretimi sonucunda kişide spritüel düşünceler artar. Bu üretimin fazlalığı kişide mistik görüşlerin artmasına, kişinin evrenle bütünleştirmesine tasavvufi duygulara yönelmesine vesile olur."

    Ancak, bilimadamının "İnanç Geni" adını verdiği gen, insanoğluna, asıl ayırt edici özelliği olan "kişisel ve evrensel farkındalık" yeteneği de kazandırıyor. Böylece insanın "evren, sonsuzluk, tanrı" gibi soyut kavramlar üzerinde düşünmesini sağlıyor.

    Bu yüzden, aynı "genetik yapıya" sahip tek yumurta ikizlerinde enzimler, "aynı genin kontrolünde ve tümüyle aynı biçimde" salgılandığı için "inanç yapıları" da aynı oluyor.

    Dean Hamer'ın tezi, bu kadarla kalmıyor, inançla evrimi de buluşturuyor. Hamer, bu tezini şöyle anlatıyor:

    "Gen tam çalışmıyorsa inanç zayıf oluyor''

    "İnsan hep daha fazla yaşamak ister. Bu nedenle insanoğlundaki iyi genetik özellikler, (doğal seleksiyon yöntemiyle) sonraki nesillere aktarılır. İnanç Geni de iyi bir genetik özellik. Çünkü kendisini koruyan yüce bir varlığa inanan kişiler, hayata daha olumlu bakıyor ve daha uzun yaşıyor. İnsana daha uzun yaşama imkanı verdiği için 'iyi' olarak algılanan bu genetik özellik, nesilden nesile geçti ve zaman içinde inanç kavramı yerleşti.

    Genin diğer genlerle etkileşimi ve ne kadar baskın olduğu, inancın gücünü belirledi. Yani, bu gen tam çalışmıyorsa kişinin inancı zayıf oluyor. Tersine güçlüyse insanın inancı o ölçüde güçleniyor.''

    Ateistler de sahiplendi dindarlar da

    'İnanç geni'nin bulunması beraberinde tartışmaları da getirdi. Ateistler, "Bu Tanrı'nın olmadığının bir kanıtıdır" dedi. Dindar bilimadamları ise "Asıl Allah'ın insan vücuduna nüfuz ettiğini ve gücünü gösterir" savunmasını yaptı.

    Araştırmayı yayınlayan Time dergisine göre, "İnanç geni"nin bulunması, bilim ile din dünyası arasında yüzyıllardır yaşanan, "Tanrı var olduğu için mi inandık, yoksa inanma ihtiyacı mı Tanrı'yı oluşturdu?" tartışmasını yeniden alevlendirdi. Amerikalı biyolog'un "İnanç genini buldum" açıklaması, bilim ve din dünyasına bomba gibi düştü.

    Ateistler, "inanç geni" keşfinin "Tanrı'nın olmadığının" bir kanıtı olduğunu öne sürdü. Ancak birçok bilimadamı bu görüşe karşı çıktı. Örneğin, Virginia Üniversitesi'nin psikiyatri uzmanı Lindon Eaves'ın konu hakkındaki yorumu şöyle: "Tanrı kavramının beyinde şekillendiği doğru olabilir. Peki neden bu kavram oluşuyor ona bakmak lazım? Yani neden beyinde "inanma" isteğini doğuran kimyasal aktiviteler yaşanıyor? Bence bunun cevabı yine Tanrı'nın gücünde yatıyor...


    Bu haberi okumamanıza çok şaşırdım. Haber alıntı fakat şu VMAT2 hakkında biraz ayrıntı ekledim. Sanırım artık daha sağlıklı konuşabiliriz çünkü gen olayını gerçekten açtığımızı düşünüyorum.
    Bilmiyordum böyle bir araştırma olduğunu emin ol çok dolu dolu bir paylaşımdı teşekkür ederim.
    Yedi parça oldu.
    Altısı uçtu.
    Birini aldı.
    Üzerinde 'oluş' yazıyordu..

  5. #15
    telrunya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    18 Kasım 2009
    Mesajlar
    559

    Standart

    Rica ederim.
    Kendisine yakıştırılan bütün değerleri Hiç'e indiren bir yokluk!


    in vino veritas.


    non serviam.

  6. #16
    enkaz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13 Ekim 2009
    Yaş
    29
    Mesajlar
    447

    Standart

    Amerikalı ünlü moleküler biyolog Dean Hamer, bu sorunun yanıtını, insana fiziksel özelliklerini veren DNA kodlarında aradı. 6 yıl süren bir dizi araştırmanın sonunda da "Allah'a inanç genini" bulduğunu açıkladı.

    ABD Ulusal Kanser Enstitüsü'nde görevli olan Hamer, 1998 yılında, insanın genetik yapısının inanç üzerindeki etkisini araştırmaya başladı.

    Hamer, ilk olarak, genetik yapıları aynı olan "tek yumurta ikizleri" üzerinde inceleme yaptı. Ardından genetik yapıları tam olarak örtüşmeyen, ancak "aynı ortamda büyüyen" kardeşlerin inançlarını karşılaştırdı.

    Tek yumurta ikizlerinde inanç gücü aynı araştırmaya göre, kardeşler, aynı ortamda yetişseler de farklı inançlara sahip olabiliyordu. Ancak Hamer, genetik yapıları aynı olan tek yumurta ikizlerinin Allah inancının da neredeyse "aynı" olduğunu gördü. Bunun üzerine, genler ve inanç arasında bir bağ olduğu kanısına vararak, araştırmasını bu yönde derinleştirdi.

    Hamer, daha sonra, insandaki 35 bin genden hangisinin "inancı etkilediğini" bulmaya çalıştı. Yıllar süren araştırmanın ardından, "monoamin" enzimlerinin salgılanmasını kontrol eden 9 gen üzerinde yoğunlaştı.

    Bilinci ve inancı yönlendiren genler Amerikalı bilimadamı, 9 genin "en baskın" olanını bulduğunda ise, araştırmasının sonuna geldi. Hamer, VMAT2 (vesicular monoamine transporter 2) geninin inanç kavramını yönlendirdiğini açıklayarak bu gene, "İnanç Geni" adını verdi.

    Hamer'e göre, monoamin enzimleri, insanın "bilinç, algılama ve hafıza" gibi duyularını yönlendiriyor. Bu konuyu şöyle açıklıyor: "VMAT2 adıyla bilinen genin belli bir noktasındaki nükleik asit dizilimi sitozin veya adenin yönünden zenginlik göstermekte ve buna bağlı olarak da beyin kimyasallarından monoaminin sentezi az veya çok olmaktadır. Sözkonusu maddenin üretimi sonucunda kişide spritüel düşünceler artar. Bu üretimin fazlalığı kişide mistik görüşlerin artmasına, kişinin evrenle bütünleştirmesine tasavvufi duygulara yönelmesine vesile olur."

    Ancak, bilimadamının "İnanç Geni" adını verdiği gen, insanoğluna, asıl ayırt edici özelliği olan "kişisel ve evrensel farkındalık" yeteneği de kazandırıyor. Böylece insanın "evren, sonsuzluk, tanrı" gibi soyut kavramlar üzerinde düşünmesini sağlıyor.

    Bu yüzden, aynı "genetik yapıya" sahip tek yumurta ikizlerinde enzimler, "aynı genin kontrolünde ve tümüyle aynı biçimde" salgılandığı için "inanç yapıları" da aynı oluyor.

    Dean Hamer'ın tezi, bu kadarla kalmıyor, inançla evrimi de buluşturuyor. Hamer, bu tezini şöyle anlatıyor:

    "Gen tam çalışmıyorsa inanç zayıf oluyor''

    "İnsan hep daha fazla yaşamak ister. Bu nedenle insanoğlundaki iyi genetik özellikler, (doğal seleksiyon yöntemiyle) sonraki nesillere aktarılır. İnanç Geni de iyi bir genetik özellik. Çünkü kendisini koruyan yüce bir varlığa inanan kişiler, hayata daha olumlu bakıyor ve daha uzun yaşıyor. İnsana daha uzun yaşama imkanı verdiği için 'iyi' olarak algılanan bu genetik özellik, nesilden nesile geçti ve zaman içinde inanç kavramı yerleşti.

    Genin diğer genlerle etkileşimi ve ne kadar baskın olduğu, inancın gücünü belirledi. Yani, bu gen tam çalışmıyorsa kişinin inancı zayıf oluyor. Tersine güçlüyse insanın inancı o ölçüde güçleniyor.''

    Ateistler de sahiplendi dindarlar da

    'İnanç geni'nin bulunması beraberinde tartışmaları da getirdi. Ateistler, "Bu Tanrı'nın olmadığının bir kanıtıdır" dedi. Dindar bilimadamları ise "Asıl Allah'ın insan vücuduna nüfuz ettiğini ve gücünü gösterir" savunmasını yaptı.

    Araştırmayı yayınlayan Time dergisine göre, "İnanç geni"nin bulunması, bilim ile din dünyası arasında yüzyıllardır yaşanan, "Tanrı var olduğu için mi inandık, yoksa inanma ihtiyacı mı Tanrı'yı oluşturdu?" tartışmasını yeniden alevlendirdi. Amerikalı biyolog'un "İnanç genini buldum" açıklaması, bilim ve din dünyasına bomba gibi düştü.

    Ateistler, "inanç geni" keşfinin "Tanrı'nın olmadığının" bir kanıtı olduğunu öne sürdü. Ancak birçok bilimadamı bu görüşe karşı çıktı. Örneğin, Virginia Üniversitesi'nin psikiyatri uzmanı Lindon Eaves'ın konu hakkındaki yorumu şöyle: "Tanrı kavramının beyinde şekillendiği doğru olabilir. Peki neden bu kavram oluşuyor ona bakmak lazım? Yani neden beyinde "inanma" isteğini doğuran kimyasal aktiviteler yaşanıyor? Bence bunun cevabı yine Tanrı'nın gücünde yatıyor...


    Bu haberi okumamanıza çok şaşırdım. Haber alıntı fakat şu VMAT2 hakkında biraz ayrıntı ekledim. Sanırım artık daha sağlıklı konuşabiliriz çünkü gen olayını gerçekten açtığımızı düşünüyorum.
    teşekkürler.

  7. #17
    telrunya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    18 Kasım 2009
    Mesajlar
    559

    Standart

    Rica ediyorum.

    Umarım faydalı olur arkadaşlar...
    Kendisine yakıştırılan bütün değerleri Hiç'e indiren bir yokluk!


    in vino veritas.


    non serviam.

Sayfa 2/2 İlkİlk 12

Members who have read this thread : 4

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0