Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu

Go Back   Felsefe.NET - Düşünce Eleştiri ve Paylaşım Platformu > Bilgi ve Tartışma > Biyoloji

User Tag List

Like Tree4Likes

Cevapla
 
LinkBack Seçenekler Stil
Alt 27.01.10, 05:05   #1
Phi
Düşünür
 Phi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2008
Nereden:
Mesajlar: 1.793
Standart Ahlak'in Kaynagi Din mi Biyoloji mi?

Pek çokları için ahlaklı yaşam dindarca yaşamın eş anlamlısı olarak görülür. Matematik öğrencileri için 1=1, kimya öğrencileri için Su=H2O neyse, dini eğitim alan insanlar için de, Ahlak=Din'dir. Bu denklem basitmiş gibi görünüyor ama konuyla ilgili üç değişik çıkarım yapılabilir.Birinci ihtimal, eğer din ahlağın tek kaynağıysa o zaman din eğitimi almayanlar ahlak yoksunu biçimde günah denizinde başıboş dolanıyorlar demektir. Dinibütün olanların elinde ise çok özel bir ahlaki pusula vardır.

İkinci ihtimal, aslında herkesin içinde neyin ahlaki açıdan doğru veya yanlış olduğunu gösteren bir mekanizma vardır, ama dini eğitimi olanlar bu mekanizmayı daha verimli kullanırlar ve kendilerini korurlar.

Üçüncü ihtimal ise, dinler bazı ahlaki değerlere yer vermiş olabilirler, ama bu tüm dini öğütlerin doğru olduğu anlamına gelmez. Bazı dinlerde bulunan merhamet, bağışlama ve empatiyi benimserken, bir yandan da aynı dinlede bulunan ayrımcılığı, nefreti, öfkeyi, din için başkalarını öldürmeyi ahlaksızca bulabiliriz.

Bu yorumlarımla dinlere ya da dinlere inanan topluluklara karşı bir tavrım yok. Ancak "dinler ahlağın tek ve en mükemmel kaynağıdır" tezine karşı duruyorum. Peki ahlaki değerlerimizin kaynağı din değilse, diğer etmenler neler olabilir?

Bu soruya verilebilecek yanıtlardan biri, zihin üzerine yapılan çalışmalardan gelebilir. Yapılan son araştırmalarda, tüm insanların, genç ve yaşlı, kadın ve erkek, tutucu ya da liberal, budist ya da yahudi, ilkokul mezunu ya da profesör, dünyanın neresinde yaşıyor olursa olsun ahlakla ilgili aynı biyolojik koda sahip olduğunu gösteriyor.

Bu evrensel kodumuz, bilinçaltında kararlarımızı etkileyen ilkeler ve prensipler sağlıyor. Tarafsız, rasyonel ve duygulardan bağımsız ilkeler. Kime yardım edeceğimizi ya da kime zarar vereceğimizi bize doğrudan söylemiyor. Bunun yerine, karşılaştığımız olayları kavramamızı sağlayan soyut kurallar vasıtasıyla neyin kabul edilebilir, neyin kabul edilemez olduğunu sezgilerimizle anlamamızı sağlıyor. Üstelik bunu adil biçimde yapıyor... Peki bunun bir kanıtı var mı?

Araştırmalarımızda ne gibi konuları değerlendirdiğimizi görmek isterseniz ahlaki eğilim testimize katılabilirsiniz. Kayıt esnasında size cinsiyetiniz, yaşınız, milliyetiniz, eğitim düzeyinizi, politik görüşünüz ve dininizle ilgili bilgiler sorulacak. Giriş yaptıktan sonra çeşitli senaryolarda ahlaki açıdan vereceğiniz kararlar sorulacak.

Çoğu senaryo ahlaki ikilemler içeriyor. Önyargılı karar vermemeniz için daha önce karşınıza çıkmayan örnekler veriliyor. 'Ötenazi' ya da 'çocuk aldırmak' gibi tartışmalı, kanunların ya da dinlerin bir şekilde yol gösterdiği veya karara bağladığı sorular sorulmuyor.

Örneğin; bir hastanede ölüm-kalım durumundaki beş farklı hasta, beş farklı organ nakli için beklerken, o sırada tesadüfen hastanede bulunan sağlıklı bir kişinin organlarının alınıp, doktorların diğer beş hastayı kurtarmasına izin verilebilir mi?

Veya bir fabrikada, bir kaçaktan dolayı zehirli gazın sızacağı odadaki kişilerin ölmemesi için, bir başka kişinin bacadan içeri itilerek gaz salınımının durdurulması, böylece 7 kişi yerine 1 kişinin ölmesine izin verilebilir mi? Bunlar gerçekten sezgilerimizi zorlayan ahlaki ikilemlerdir. Bizi ‘hayat kurtarmak iyidir’ ile ‘öldürmek kötüdür’ arasında senaryo gereği bir çatışmaya iter.

Araştırmalarda, bunlar gibi yüzün üzerinde ikileme verilen binlerce cevaba baktığımız zaman insanlar arasında kadın-erkek, inançlı-inançsız, tutucu-liberal, genç-yaşlı hiçbir fark olmadığını görüyoruz. İlk defa karşınıza çıkan olaylarda verdiğiniz ahlaki kararlarda, kültürel geçmişiniz hiçbir rol oynamıyor.

Bu durumlarda sizi bilinçaltından gelen ses, biyolojik kodunuz yönlendiriyor. Eğilimlerimiz, müdahale etmenin kendi haline bırakmaktan daha kötü olduğu yönünde. Birine müdahale ettiğimiz zaman eğer onu mevcut durumundan daha kötü bir duruma getiriyorsak, amacımız çok daha büyük ve önemli de olsa yaptığımızın yanlış olduğunu düşünürüz. Bu, engellenebilen zarar ile engellenemeyen zarar arasındaki farktır. Hastanedeki sağlıklı olan kişiyi öldürmektense, diğer beş kişiyi ölüme terkederiz... Bu seçim duygusal değildir, taraflı değildir ve genel geçerdir.

Peki bu biyolojik kod evrenselse ve herkesin içinde varsa neden insanlar arasında buna uymayan pek çok yanlış ve ahlaksız davranış var? Bunun cevabını anlamak için duyguları, hisleri ve grup psikolojisini düşünmek gerekiyor.

Sinema sektörünün de favorilerinden olan soğuk kanlı bir psikopatı ele alalım. Onları; pişmanlık duymayan, suçluluk hissetmeyen, utanmaz, doğruyla yanlışı ayrırt edemeyen kontrolsüz canavarlar olarak düşünürüz. Ancak yapılan araştırmalarda aslında onların da neyin doğru ya da yanlış olduğunun farkında olduğunu ancak umursamadıklarını gösteriyor. Yani aslında ahlaki algıları bütün, ancak duyguları hasarlı ve davranışları da bu sebeple anormal.

Burada yetiştirmenin ve eğitimin önemi ve tehlikesi ortaya çıkıyor. Bir grupta sürekli grup üyelerini över, kendi kendilerini yüceltirseniz, isteyerek ya da istemeyerek o grubun dışında kalanları ötekileştirir ve nefret tohumları ekersiniz. Bu da gruba dahil olmayanların değersizleşmesine, insan sayılmamasına ve hatta parazit olarak görülmesine sebep olur. Bu nefret ve iğrenme yerleştikten sonra ise grup dışındakiler, gruptakiler tarafından ‘temizlenmek’ istenecektir.

Dalai Lama Çinlileri kültürel soykırım yapmakla suçladığı zaman sadece Çinlilerin Tibetlilerin kültürel geçmişlerini yoksayması ve yaşanmasını engellemesi hakkında bir açıklama yapmamıştı, aynı zamanda ayrımcılığı körükleyen ve nefreti tetikleyen bir zihniyete karşı dünya uluslarını uyarmak istemişti.

İnsanlar da dahil tüm hayvanlar grupiçi-grupdışı ayrımını yapabilecek kapasiteye sahiplerdir. Ama grubun seçimi genlerden ziyade yaşam deneyimine bağlıdır.

Örneğin, çocuklar üzerinde yapılan araştırmalardan biliyoruz ki 1 yaşındaki bebekler kendi ırklarından insanların yüzüne bakmaya, kendi anadillerinde konuşan insanları dinlemeye, hatta aynı dilin kendi lehçelerini konuşanlara karşı dikkat kesilmeye eğilimliler.

Bu sosyal kategoriler tecrübeyle ve zamanla kurulur. Ancak önemli olan bunların soyut olduğudur. Örneğin yukardaki ırksal önyargı, anne ve babası farklı ırklardan olan çocuklarda ortadan kalkmaktadır. Çevresinde farklı ırklardan insanlar olanlar, olmayanlara oranla çok daha az önyargılıdır. Bu nedenle ayrımcılığa ve grupsal önyargılara karşı en etkili yöntem farklı dini, ırksal, dilsel, sosyal gruplara açık olmaktır.

Yanlış anlaşılmamak için söylediklerimi biraz daha netleştireyim, evrimsel açıdan ahlaki bir yaşam sürmek için tamamen donanımlı biçimde evrimleştiğimizi iddia etmiyorum. Bu iki önemli sebepten dolayı pek olası değil.

Birincisi, evrim sürecinin uzunluğu ele alınırsa insanın ahlak değerleri bugün yaşadığımız zamanla karşılaştırılmayacak aşamalardan geçti. Eskiden hiçbir kuralın olmadığı küçük kabileler halinde yaşıyorduk. Şimdiyse kalabalık ve dağınık biçimde, karmaşık kurallar ve kanun uygulayıcılarla beraber yaşıyoruz. Ayrıca bilimdeki büyük gelişim sebebiyle evrim geçiren zihnimizin hiç karşılaşmadığı durumlarla karşı karşıyayız.

İkincisi ise, mevcut ahlaki değerlerimizi anlamaya çalışmak ve mümkünse ilerletmek, ahlaklı bir yaşam sürmenin gereğidir. Bir ahlak eğitimine gerçekten ihtiyacımız var, çünkü kendi ahlak sistemini dayatanlara karşı insanlığın evrensel değerlerini savunan, ayrımcılığa karşı duran ve çoğulculuğu savunan insanlara ihtiyacımız var.

Kaynak
Marc D. Hauser - 12 Nisan 2009
IT SEEMS BIOLOGY (NOT RELIGION) EQUALS MORALITY
Moral Sense Test


Phi isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.01.10, 05:29   #2
Yeni Üye
 gamze - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2010
Nereden:
Mesajlar: 25
Standart

Ahlak ın dinle hiçbir alakası yok.Dinli ahlaksız cok gördük bunun terside mümkün tabi..Ahlak sedece merhamet duygusundan ve iradeden ortaya cıkan durumumuz tavrımız.Merhameti yitirmez irademizi kullanırsak ahlaksız olamayız.


gamze isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.01.10, 13:02   #3
monaliza
Guest
 monaliza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Nereden:
Mesajlar: n/a
Standart

Bu konudan önce bence; DİN NEDİR?i irdelemek,ardından ahlak olgusuna gelmek daha mantıklı. DİN;"ALLAH' IN GÖSTERDİĞİ YOL" olduğuna göre;ilk insan yaratıldığından bu yana tek bir din vardır. İnsanlar tarafından, elçilerine göre isimlendirilmiş ve çok fazlaca bireysel yorum katılmıştır. Kur'an-ı Kerim'e bireysel yorum eklenememiş,ancak yorumunda farklılıklar meydana gelmiştir. Örneğin; Tek bir insanı öldürmek,tüm insanlığı öldürmek gibidir. Can'a kastetmek en büyük günah iken;örneğin Yahudiler,sırf kendi dünyevi ihtiraslarına istinaden "YAHUDİLİĞİ HAKİM KILMAK" adına ne entrikalar çevirmektedirler. Aklı selim sahibi,belli bilgi birikimine sahip insanlar bunların farkındadırlar. DA her nedense bazılarının işine gelmez.

AHLAK;kişiliğin en önemli parçası. Ve çeşitli versiyonları var. Kişilik ahlakı, namus ahlakı vs.olarak nitelenen. Yalan söylemek,insanların arasını bozmak, gibileri kötü kişilik özellikleri ve Allah'ın yasakladığı şeyler. Zina? Nesillerin karışmaması için getirilmiş önemli bir yasak.

Geçtiğimiz Perşembe akşamı TNT de HOUSE isimli dizide; bir beyaz adamın, evli olduğu beyaz kadından dünyaya gelen beyaz oğlu ve bir zenci kadınla evlilik dışı ilişkisinden dünyaya gelen melez kızı,üvey kardeş olduklarını bilmiyorlar ve birbirlerine aşık oluyorlar. Sonuçta çok ciddi bir hastalığa yakalanıyorlar. Orada benim öğrenimim ZİNA'nın neden yasak yada günah olduğu ve neden AHLAKSIZLIK olarak nitelendirildiği oldu.

Ancak; bu demek değildir ki; inandığını beyan eden her insan güzel ahlaklıdır veya inanmayan her insan kötü ahlaklıdır. Buna katılmıyorum. İnandığını BEYAN ETTİĞİ halde ne kötü işler yapan ahlaksız insanlar var. Buna inanıyorum. Belirli bir dini inancı olmadığı halde çok dürüst ve düzgün insanlar da var, buna da inanıyorum. Kişinin kendisi (yetiştirilme etkenleri vs )ile ilgili bir durum.

Ahlakın kaynağı Din mi,Biyoloji mi? dediğinizde ise yanıtım...İnsanı(Biyolojiyi)yaratan ALLAH olduğuna ve yarattığı insana çeşitli elbisele sunduğuna göre, irade dediğimiz olgu ile, (kişiyi yetiştiren insanların iradesi de etkin olmak üzere)insan beğendiği elbiseyi giyiyor ve zevkine göre beğendiği aksesuarları kullanıyor...diye düşünüyorum...Saygılar...


 
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.01.10, 13:15   #4
Yeni Üye
 melaike - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2010
Nereden:
Mesajlar: 11
Standart

ahlağın kaynağı ne dindir ne de biyoloji kaynak bence bazı şeylerin farkına vamaktır farkındalıktır.Her konunun merkezine din kavramını yerleştirmekten vazgeçemedi toplumlar.Hayatı herşeyi dinle bağdaştırmak basite kaçmaktır kılıf uydurmaktır.kendimizin farkına varalım yaşamı kendi irademiz sonucunda yönlendirelim.Ahlak kişinin kendini sevmesi sonucunda kendiliğinden ortaya çıkar zaten.Bağlılık şart olmamalı..


melaike isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.01.10, 14:39   #5
monaliza
Guest
 monaliza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Nereden:
Mesajlar: n/a
Standart

İnsan kişilik,özgüven,irade gibi konularda güçlü olabilir,olmalıdır da. Çünkü bu yetiler insana verilmiştir. Özünde vardır. Kişi özünde olanları doğru yönde geliştirebilir yada gelişemez,kısır kalır. Ya elimizde olmayanlar? Elimizde olmayan, güç yetiremedikleimiz? Hayatı dinle bağdaştıramamak asıl basitlik,asıl acziyettir. Neden korkuyoruz ki yaratılmış olmaktan bu kadar? Zaten her insan kendi hayatının merkezidir, Yaratıcıya bağımlı olmak belirli bir şuuru gerektirir. Bu bağlamda idrak gücünün anlamı ortaya çıkar ki, bunu fütursuzca garip bir bağımlılık olarak eleştirmek de bana ters düşüyor açıkçası.


 
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.01.10, 14:41   #6
Düşünür
 Aksiyom - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jul 2009
Nereden:
Mesajlar: 610
Standart

Eğer ahlağın nedeni dinse,Türkiyenin yaklaşık %95 'i müslüman böyle bir ülkede hala ahlaki olmayan olaylar yaşanıyorsa bunun nedeninin din veya biyolojik yapıyla bir alakası yoktur.Ben ahlağın bireyin kendisine olan saygısı ve neticesinde topluma olan saygısında buluyorum.Tabiki de din düşünenlere güzel ahlağı tanımlamıştır ama dikkatinizi çekiyorum düşünenlere ,monaliza'nın dediği gibi ''tek bir insanı öldürmek tüm insanlığı öldürmek gibidir'' böyle bir düşünceye hakim olan bir toplumda canice savaşların olması olası mıdır?Sonuç olarak ahlak bireysel olguların neticesinde doğan, insana doğal/uygun bir olgudur.


Aksiyom isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.01.10, 15:00   #7
Yeni Üye
 melaike - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2010
Nereden:
Mesajlar: 11
Standart

Dine bağlı olmayanlar yaratılmış olmaktan korkanlar olarak nitelendirmek doğru bir niteleme mi oluyor yoksa sadece sizin görüşünüze ters düştüğü için mi bu niteliği kazanıyor? Yaratılma olgusu dinden dine anlatıları değişiyor.Bence hepsi mythoslardan ibaret...sözünü ettiğinz şuur islam şuuru oluyor heralde...


melaike isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.01.10, 15:15   #8
monaliza
Guest
 monaliza - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Nereden:
Mesajlar: n/a
Standart

Musevilik ve İseviliğin de özü aslında İslamdır. Bu durumda sözünü ettiğim şuur İslam şuuru olmuş oluyor tabii. Ayrıca;korkanlar,demedim korkuyoruz ki? dedim.
Ben de modern, örtülü olmayan bir bayanım. Toplumla içiçeyim. Ve dini inancım da var. Bunların konumuz ile bağlantılı olmadığının da farkındayım.
Anlayamadığım tek şey;bazı insanların üstün ve yüce bir güç tarafından yaratılmış olma fikrinden ürpertisi...Ben de buraya bilgilenmek için geldim sonuçta.
Kişisel çatışmaları sevmiyorum ayrıca.Saygılar...


 
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.01.10, 15:19   #9
Yeni Üye
 melaike - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2010
Nereden:
Mesajlar: 11
Standart

Yaptığımızın kişisel bir tartışma olduğunu düşünmüyorum farklı ya da zıt iki görüşe sahip insanlar olabiliriz ben anlamaya çalışıyorum karşı düşünceyi sadece bu şahsınıza yapılan bir eleştiri olarak almanız beni anlamadığınızı belirtiyor ya da ben anlatamadım
SAYGILAR..


melaike isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Alt 27.01.10, 15:27   #10
Gönüllü Felsefeci
 nietzsche... - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Jan 2010
Nereden:
Mesajlar: 36
Standart

ben hemen hemen tüm konularda ortak noktalar görüyorum
çoğu insanların doğumundan yetiştirilişine dayanan konularla başlangıç noktası bulan konular
öncelikle ahlağın kendimce ne anlama geldiğini düşündüm
sanırım ahlağın ilk alt başlığı saygı ve iyilik
ailede,toplumda,ikili ilişkilerde vede insanın kendisi ile olan iletişiminde zarar verici olmaması
hayatı kolaylaştırıcı ve mutluluk duygusunun yanı sıra diğer güzel duyguların oluşumuna zemin hazırlamaktır ahlak.
peki ya kaynağı nedir yine başa dönücem.Kaynağı bir veya iki şey değildir.
kontrol mekanizmamızın oluşumuna etki eden herşeydir.
çok kapsamlı örnekler gerektirir ama bir örnekle yalan söylemek ahlak dışı bir davranışdır
bir çocuğa babası yalan söylemek ahlaksızlıktır derde
bir telefon geldiğinde ve çocuğu baktığında,oğlum ahmet amcansa ben yokum derse
çocuk bunu alıcaktır.örneğinde olduğu gibi tüm davranışlara uygulayabileceğimiz yöntemdir bu.
ahlak doğum öncesinden yetişmenin tüm evrelerinin kaynağını oluşturduğu bir davranış eylemidir.


nietzsche... isimli Üye şimdilik offline konumundadır  
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık


Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesajlar
bürokrasi nedir ? 5N1K B Harfinden Nedir? Başlıkları 0 26.12.11 14:34
açık eksiltme nedir ? 5N1K A Harfinden Nedir? Başlıkları 0 16.12.11 02:31
Yalnızlığın Hafifliği Nejdet Evren Sosyoloji 82 26.09.11 20:05
Enki Bilal (Enes Bilaloviç) nilüfer Resim ve Heykel 0 28.09.09 15:14
Pollock 'a ait özlü sözler mavimor P-R-S-Ş 0 20.09.09 02:34

Tüm Zamanlar GMT +4 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 13:55.

Forum Yasal Uyarı
Powered by vBulletin® Version 3.8.8
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0
User Alert System provided by Advanced User Tagging (Lite) - vBulletin Mods & Addons Copyright © 2017 DragonByte Technologies Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.3.2
Webcrawler by Felsefe.Net
Felsefe.Net Her Hakkı Saklıdır

Sitemiz Bir Paylasim Forum sitesidir Bu nedenle yazı, resim ve diğer materyaller sitemize kayıtlı üyelerimiz tarafından kontrol edilmeksizin eklenebilmektedir. Bu nedenden ötürü doğabilecek yasal sorumluluklar yazan kullanıcılara aittir. Sitemiz hak sahiplerinin şikayetleri doğrultusunda yazı ve materyalleri 48 Saat içerisinde sitemizden kaldırmaktadır.
Bildirimlerinizi info Adresine yollayabilir veya Buradaki Formu Doldurarak bize iletebilirsiniz