7 sonuçtan 1 ile 7 arası

Konu: Risale-i Nur, Nasıl Bir Kitaptır? (Turan Dursun )

  1. #1
    faust - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    30 Ocak 2009
    Yer
    Bursa
    Yaş
    24
    Mesajlar
    428

    Arrow Risale-i Nur, Nasıl Bir Kitaptır? (Turan Dursun )

    Risale-i Nur, gerçekte ilmi olmaktan çok uzak bir kitaptır. Neden derseniz:
    Risale-i Nur’da ilmi hatalar, alabildiğine çoktur. Hemen her konusunda ilmi yanlışlığa rastlamak mümkündür. Hem din ilmi yönünden yanlışlıklar vardır; hem de müspet ilim yönünden. Birkaç örnek vermeyi faydalı görmekteyim: Sözler adlı risalenin “Onbeşinci söz” adlı bölümünde bir ayet ele alınıyor ve izah edilmeye çalışılıyor. Ayetin Türkçe anlamı şöyledir:“Andolsun ki biz, dünya göğünü, kandillerle süsledik ve şeytanlara birer taşlama kıldık onları.”

    Sorumluluk meleklerde mi insanlarda mı?

    Bu ayetin yorumu yapılırken şöyle giriliyor konuya:
    “Ey kozmoğrafyanın ruhsuz meseleleriyle zihni darlaşan ve aklı gözüne inen, şu âyetin büyük sırrını, o sıkışmış zihinde yerleştiremeyen mektepli efendi! Şu âyetin semasına yedi basamaklı bir merdivenle çıkılabilir.”
    Şeklinde yüksekten atan, üstelik bilimi ve bilim öğrenmeye çalışanları küçümseyen bir üslûptan sonra şunlar anlatılıyor:
    “Birinci basamak: Hakikat ve hikmet ister ki: Yer gibi, göklerin de kendisine göre sakinleri bulunsun. Şeriat dilinde bunlara melekler ve ruhaniyet adı verilir. Evet hakikat bunu gerektirir. Çünkü yeryüzü, küçük olduğu halde, canlı ve şuurlu yaratıklarla doldurulmuştur. Bu açıkça gösterir ki, ihtişamlı burçlar sahibi ve süslü saraylar durumunda olan gökler de, canlı ve şuurlu yaratıklarla doludur...
    “Kâinatı, sayıya sınıra gelemeyen süslerle süslemiş ve sayısız güzelliklerle bezemiş olması, düşünenler ve takdir edenler ister, her güzellik bir âşık ister, yenen içilen şeyler, aç olanlara verilir. Oysa; yeryüzündeki insanlar ve cinler, şu sınırsız görevi yapmaya, bunca şeyleri ibretle incelemeye ve bu kadar geniş kulluk görevlerini yerine getirmeye yeterli değildir. İnsanlar ve cinler yeterli olmak şöyle dursun; düşünme ve yapma görevlerin milyonda birini ancak yerine getirebilirler. Öyleyse; bu sınırsız ve çeşitli görevlerin, ibadetlerin yerine getirilebilmesi için, sınırsız melekler ve çeşitli ruhaniyetler gereklidir.”
    Birinci basamakta işte bunlar anlatılıyor. Burada özet olarak demek istenen şudur:
    “Kâinatı düşünmeye, kavramaya, Tanrı’nın buyruklarını ve çeşitli görevleri yerine getirmeye, insanlar ve cinler yetmez. Bunun için, başka varlıklar da gereklidir. İşte bu varlıklar, melekler ve ruhaniyetlerdir.”
    Bu anlatış biçimi, ne akla uyar ne de dine uyar. Neden akla uymadığı açıktır. Hiçbir akıl, meleklerin ve ruhaniyetin varlığına bu yolla ulaşamaz. Bu, bir. İkincisi, dünyamızdaki şuurlu yaratıkların dışında, görev ve so*rumluluk yüklenecek varlıklar bulunacağını akıl kabul etmez.
    Melekleri ve ruhaniyetleri bu şekilde ispat etmeye kalkmanın neden dine uymadığına gelince:
    Kur’an-ı Kerim’de, Tanrı’ya ibadet için yalnızca insanlar ve cinlerin yaratıldığı belirtilir; yani ibadet sorumluluğu, yalnızca insanlara ve cinlere yöneltilir. Bütün sorumlulukları (emaneti) yüklenen varlığın da insan olduğu açıklanır. Bir ayetin anlamı şöyledir:
    “Biz görevlerin sorumluluğunu (Emanet’i), göklere, yeryuvarlağına, dağlara (Her şeye) sunduk. Ama bunlar, sorumluluğu yüklenmekten kaçındılar. Korktular. Sorumluluğu, insan yüklendi.”
    Demek ki, düşünme, kavrama ve görev yapma sorumluluğu altında bulunan, melekler, ruhaniyeti olanlar falan değil; yalnızca insandır; insanoğludur.
    “Melekler yok mudur?” diyeceksiniz. Elbette vardır. Ama ispatı, bu kitaptaki gibi yapılamaz. Bu ispatın, hiçbir ilmi, akli ve dini değeri olamaz. Bu ispat biçimi, hiçbir şeye değil, olsa olsa “işkembeye” dayanır. “İşkembe”den rastgele atılmadır bu. Üstelik bu ispat biçimiyle, meleklerin varlığı konusunda kalplere şüphe bile düşürülebilir. Çünkü bir ispat biçimi, inandırıcı olmazsa, ispat edilmeye kalkılan şeyle ilgili olarak zihinler bulandırılmış olur. Kaş yapalım derken göz çıkarılmış olur. “İnsanlar, cinler ibadet için kâfi gelmiyormuş da, meleklerin vb.nin varlığı o yüzden zaruri imiş.” Bunu hangi mantık kabul eder? Böyle bir iddiaya karşılık demezler mi ki; “Tanrı (...)
    Hakikat, sevgili Pilatus, Tanrı’dır ve hakikati arayan herkes Tanrı’yı arar ve över. Tanrı nerede yaşar? Kafanda; başka nerede yaşayabilir ki?
    Max Stirner

  2. #2
    iuflsfozkn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    09 Ocak 2011
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    26
    Mesajlar
    675

    Standart

    Alıntı faust Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Risale-i Nur, gerçekte ilmi olmaktan çok uzak bir kitaptır. Neden derseniz:
    Risale-i Nur’da ilmi hatalar, alabildiğine çoktur. Hemen her konusunda ilmi yanlışlığa rastlamak mümkündür. Hem din ilmi yönünden yanlışlıklar vardır; hem de müspet ilim yönünden. Birkaç örnek vermeyi faydalı görmekteyim: Sözler adlı risalenin “Onbeşinci söz” adlı bölümünde bir ayet ele alınıyor ve izah edilmeye çalışılıyor. Ayetin Türkçe anlamı şöyledir:“Andolsun ki biz, dünya göğünü, kandillerle süsledik ve şeytanlara birer taşlama kıldık onları.”

    Sorumluluk meleklerde mi insanlarda mı?

    Bu ayetin yorumu yapılırken şöyle giriliyor konuya:
    “Ey kozmoğrafyanın ruhsuz meseleleriyle zihni darlaşan ve aklı gözüne inen, şu âyetin büyük sırrını, o sıkışmış zihinde yerleştiremeyen mektepli efendi! Şu âyetin semasına yedi basamaklı bir merdivenle çıkılabilir.”
    Şeklinde yüksekten atan, üstelik bilimi ve bilim öğrenmeye çalışanları küçümseyen bir üslûptan sonra şunlar anlatılıyor:
    “Birinci basamak: Hakikat ve hikmet ister ki: Yer gibi, göklerin de kendisine göre sakinleri bulunsun. Şeriat dilinde bunlara melekler ve ruhaniyet adı verilir. Evet hakikat bunu gerektirir. Çünkü yeryüzü, küçük olduğu halde, canlı ve şuurlu yaratıklarla doldurulmuştur. Bu açıkça gösterir ki, ihtişamlı burçlar sahibi ve süslü saraylar durumunda olan gökler de, canlı ve şuurlu yaratıklarla doludur...
    “Kâinatı, sayıya sınıra gelemeyen süslerle süslemiş ve sayısız güzelliklerle bezemiş olması, düşünenler ve takdir edenler ister, her güzellik bir âşık ister, yenen içilen şeyler, aç olanlara verilir. Oysa; yeryüzündeki insanlar ve cinler, şu sınırsız görevi yapmaya, bunca şeyleri ibretle incelemeye ve bu kadar geniş kulluk görevlerini yerine getirmeye yeterli değildir. İnsanlar ve cinler yeterli olmak şöyle dursun; düşünme ve yapma görevlerin milyonda birini ancak yerine getirebilirler. Öyleyse; bu sınırsız ve çeşitli görevlerin, ibadetlerin yerine getirilebilmesi için, sınırsız melekler ve çeşitli ruhaniyetler gereklidir.”
    Birinci basamakta işte bunlar anlatılıyor. Burada özet olarak demek istenen şudur:
    “Kâinatı düşünmeye, kavramaya, Tanrı’nın buyruklarını ve çeşitli görevleri yerine getirmeye, insanlar ve cinler yetmez. Bunun için, başka varlıklar da gereklidir. İşte bu varlıklar, melekler ve ruhaniyetlerdir.”
    Bu anlatış biçimi, ne akla uyar ne de dine uyar. Neden akla uymadığı açıktır. Hiçbir akıl, meleklerin ve ruhaniyetin varlığına bu yolla ulaşamaz. Bu, bir. İkincisi, dünyamızdaki şuurlu yaratıkların dışında, görev ve so*rumluluk yüklenecek varlıklar bulunacağını akıl kabul etmez.
    Melekleri ve ruhaniyetleri bu şekilde ispat etmeye kalkmanın neden dine uymadığına gelince:
    Kur’an-ı Kerim’de, Tanrı’ya ibadet için yalnızca insanlar ve cinlerin yaratıldığı belirtilir; yani ibadet sorumluluğu, yalnızca insanlara ve cinlere yöneltilir. Bütün sorumlulukları (emaneti) yüklenen varlığın da insan olduğu açıklanır. Bir ayetin anlamı şöyledir:
    “Biz görevlerin sorumluluğunu (Emanet’i), göklere, yeryuvarlağına, dağlara (Her şeye) sunduk. Ama bunlar, sorumluluğu yüklenmekten kaçındılar. Korktular. Sorumluluğu, insan yüklendi.”
    Demek ki, düşünme, kavrama ve görev yapma sorumluluğu altında bulunan, melekler, ruhaniyeti olanlar falan değil; yalnızca insandır; insanoğludur.
    “Melekler yok mudur?” diyeceksiniz. Elbette vardır. Ama ispatı, bu kitaptaki gibi yapılamaz. Bu ispatın, hiçbir ilmi, akli ve dini değeri olamaz. Bu ispat biçimi, hiçbir şeye değil, olsa olsa “işkembeye” dayanır. “İşkembe”den rastgele atılmadır bu. Üstelik bu ispat biçimiyle, meleklerin varlığı konusunda kalplere şüphe bile düşürülebilir. Çünkü bir ispat biçimi, inandırıcı olmazsa, ispat edilmeye kalkılan şeyle ilgili olarak zihinler bulandırılmış olur. Kaş yapalım derken göz çıkarılmış olur. “İnsanlar, cinler ibadet için kâfi gelmiyormuş da, meleklerin vb.nin varlığı o yüzden zaruri imiş.” Bunu hangi mantık kabul eder? Böyle bir iddiaya karşılık demezler mi ki; “Tanrı (...)


    f: Bu anlatış biçimi, ne akla uyar ne de dine uyar. Neden akla uymadığı açıktır. Hiçbir akıl, meleklerin ve ruhaniyetin varlığına bu yolla ulaşamaz

    i : bu yargının bir gerekçesi olmalı değil mi?sizin gerekçeniz : hiçbir akıl bu yolla ulaşamaz olmuş..e hangi yolmuş meleklerin varlığını ispat edecek olan merak ettim...siz sadece kabul etmediğinizi söylemişssiniz bilmem farkında mısınız ama sizin herhangi bir iddianız yok
    f:Bu anlatış biçimi, ne akla uyar ne de dine uyar
    i:bu yargı da bir gerekçe ister ..öyle değil mi?

    f: Bu anlatış biçimi, ne akla uyar ne de dine uyar. Neden akla uymadığı açıktır. Hiçbir akıl, meleklerin ve ruhaniyetin varlığına bu yolla ulaşamaz. Bu, bir. İkincisi, dünyamızdaki şuurlu yaratıkların dışında, görev ve so*rumluluk yüklenecek varlıklar bulunacağını akıl kabul etmez.
    Melekleri ve ruhaniyetleri bu şekilde ispat etmeye kalkmanın neden dine uymadığına gelince:
    Kur’an-ı Kerim’de, Tanrı’ya ibadet için yalnızca insanlar ve cinlerin yaratıldığı belirtilir; yani ibadet sorumluluğu, yalnızca insanlara ve cinlere yöneltilir. Bütün sorumlulukları (emaneti) yüklenen varlığın da insan olduğu açıklanır. Bir ayetin anlamı şöyledir:
    “Biz görevlerin sorumluluğunu (Emanet’i), göklere, yeryuvarlağına, dağlara (Her şeye) sunduk. Ama bunlar, sorumluluğu yüklenmekten kaçındılar. Korktular. Sorumluluğu, insan yüklendi.”
    Demek ki, düşünme, kavrama ve görev yapma sorumluluğu altında bulunan, melekler, ruhaniyeti olanlar falan değil; yalnızca insandır; insanoğludur.
    i: burası da eksik...biz sadece insan sorumludur desek ve bunun dışında hiçbir varlık yoktur desek ne kadar doğru olacak.? yani benim gördüğüm tüm elemalar kırmızı renklidir demek yeşil elma yoktur anlamına mı gelir....tek sorumlu insan ise otlar da yoktur..var diyebilmek için ille gözle görmek gerekmez...ki insan gözü arının gözüne kıyasla çok da üstün değildir..

    f: “Melekler yok mudur?” diyeceksiniz. Elbette vardır. Ama ispatı, bu kitaptaki gibi yapılamaz. Bu ispatın, hiçbir ilmi, akli ve dini değeri olamaz
    i: ispatınızı merakla bekliyorummm


    i: siz sadece eleştiri yapmış yıkıp geçmişssiniz alternatif çözümleriniz nerde görmek isteriz.....bana melek var derseniz ispatı gerekli, diyelim ki ispat ettiniz ı halde kabir hayatını ispatlayınız, onu da yaptınız mı , tmam haşir gününü tarif edin onu ispatlayın mesela hessap günü olacak mı sizce?? bence olmayacak çünkü henüz görmedim
    Konu iuflsfozkn tarafından (08 Mayıs 2011 Saat 18:50 ) değiştirilmiştir.
    İnsanoğlu eğer en iyiye ulaşacaksa hangi yolu izlemelidir

  3. #3
    iuflsfozkn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    09 Ocak 2011
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    26
    Mesajlar
    675

    Standart

    Alıntı iuflsfozkn Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    Bu anlatış biçimi, ne akla uyar ne de dine uyar. Neden akla uymadığı açıktır. Hiçbir akıl, meleklerin ve ruhaniyetin varlığına bu yolla ulaşamaz

    bu yargının bir gerekçesi olmalı değil mi?
    Bu anlatış biçimi, ne akla uyar ne de dine uyar
    bu yargı da bir gerekçe ister ..öyle değil mi?

    Bu anlatış biçimi, ne akla uyar ne de dine uyar. Neden akla uymadığı açıktır. Hiçbir akıl, meleklerin ve ruhaniyetin varlığına bu yolla ulaşamaz. Bu, bir. İkincisi, dünyamızdaki şuurlu yaratıkların dışında, görev ve so*rumluluk yüklenecek varlıklar bulunacağını akıl kabul etmez.
    Melekleri ve ruhaniyetleri bu şekilde ispat etmeye kalkmanın neden dine uymadığına gelince:
    Kur’an-ı Kerim’de, Tanrı’ya ibadet için yalnızca insanlar ve cinlerin yaratıldığı belirtilir; yani ibadet sorumluluğu, yalnızca insanlara ve cinlere yöneltilir. Bütün sorumlulukları (emaneti) yüklenen varlığın da insan olduğu açıklanır. Bir ayetin anlamı şöyledir:
    “Biz görevlerin sorumluluğunu (Emanet’i), göklere, yeryuvarlağına, dağlara (Her şeye) sunduk. Ama bunlar, sorumluluğu yüklenmekten kaçındılar. Korktular. Sorumluluğu, insan yüklendi.”
    Demek ki, düşünme, kavrama ve görev yapma sorumluluğu altında bulunan, melekler, ruhaniyeti olanlar falan değil; yalnızca insandır; insanoğludur.
    burası da eksik...biz sadece insan sorumludur desek ve bunun dışında hiçbir varlık yoktur desek ne kadar doğru olacak.? yani benim gördüğüm tüm elemalar kırmızı renklidir demek yeşil elma yoktur anlamına mı gelir....tek sorumlu insan ise otlar da yoktur..var diyebilmek için ille gözle görmek gerekmez...ki insan gözü arının gözüne kıyasla çok da üstün değildir..

    “Melekler yok mudur?” diyeceksiniz. Elbette vardır. Ama ispatı, bu kitaptaki gibi yapılamaz. Bu ispatın, hiçbir ilmi, akli ve dini değeri olamaz
    ispatınızı merakla bekliyorummm


    siz sadece eleştiri yapmış yıkıp geçmişssiniz alternatif çözümleriniz nerde görmek isteriz.....bana melek var derseniz ispatı gerekli, diyelim ki ispat ettiniz ı halde kabir hayatını ispatlayınız, onu da yaptınız mı , tmam haşir gününü tarif edin onu ispatlayın mesela hessap günü olacak mı sizce?? bence olmayacak çünkü henüz görmedim


    anicius manlius boethius der:
    felsefe bilgelik sevgisidir , bu ise sadece spekülatif bilgiler üretmek değildir.
    İnsanoğlu eğer en iyiye ulaşacaksa hangi yolu izlemelidir

  4. #4

    Üyelik tarihi
    29 Mart 2011
    Yer
    izmir-karşıyaka
    Mesajlar
    131

    Standart

    bu yazıları turan dursun kendisini müslüman olarak tanımladığı zaman yazmıştı..o yüzden melekler elbette vardır diyor..sonradan dine karşı tavır almıştır..

  5. #5
    telrunya - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    18 Kasım 2009
    Mesajlar
    559

    Standart

    Edebiyat için oku dur, ezberle.
    Kendisine yakıştırılan bütün değerleri Hiç'e indiren bir yokluk!


    in vino veritas.


    non serviam.

  6. #6
    iuflsfozkn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    09 Ocak 2011
    Yer
    İstanbul
    Yaş
    26
    Mesajlar
    675

    Standart

    dindar insanlar hiçbir devirde rahat bırakılmamış ..bunun nedenini iktidar kavgasına bağlamak çok dar bir bakış açısı olabilir...bediüzzaman denilen deha şahsiyetin başına gelenleri okuduğumda , şu an bizim apo diye nitelenen caniye yaptıklarımızın tam zıttını gördüm..ironik bir durum...biri milletinin dertlerini ıslah etmeye çalışırken hor görülüp insanlık dışı uygulamalara maruz kalıyor, biri vatanına kastediyor ama ağa gibi ağırlanıyor...iktidar kimde şimdi diye düşününce akp de olmadığı açık ...neyse konumuz risale adlı kitaplara ilişkin saçma sapan iddialar .. ben ahirete de inanırım, hesap gününe de , meleklere de ,tanrı ya da fakat bunu ispatlamak gibi bir kaygım ve niyetim de yok...bu ispatlanamaz demek değil...ispatı risalede var hem de çok akılcı bir şekilde...tesadüflere hiç yer vermemiş ...örnek verelim.. tabiatın yönetimini Tanrı dan alıp tabiat anaya versek ne olur? bunu eczacı örneğiyle anlatır bir yerde...eczacı öksürük ilacı yapmak istese önündeki şişelerin hepsini rastgele oranlarda karıştırsa öksürük şurubu oluşabilir mi? bu zorluk şuruba katılacak maddelerin adedi ve gerekli oranlar düşünüldüğünde anlaşılacaktır..peki bir öksürük şurubu bile rastgeleliğe imkan vermiyorsa koca kainat imkanı var mı ki rastgele -kaostan oluşuversin....???
    İnsanoğlu eğer en iyiye ulaşacaksa hangi yolu izlemelidir

  7. #7
    rainbow64 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06 Şubat 2010
    Mesajlar
    346

    Standart

    Aslında okumadığım şeyler hakkında pek birşey söylemem. Fakat sadece duyduklarımdan yola çıkarak birşeyler söylemem gerekirse , bu kitapçıklar sadece dini daha ayrıntılı hale getirmekten başka birşey yapmıyor. Yani o kadar ağdalı dil kullanıp sonra bunu dini anlatma adına yormak bence gereksiz. Elbette herkes anlayacak diye birşey yok ve olmamalı da ama amaç burda dini yaymak , herkese ulaşmasını sağlamak ise o zaman daha kısa şekilde de ifadeedilebilirdi. Mesela ben kısa bir bölümünü okuduğum zaman kendimde bir eksiklik hissettim. Arapça bilmeyen bir kimse bu kitapçıklardan faydalanamaz. Çünkü çok fazla Arapça kelime var.
    Bilginin peşinden hiç durmadan koşmak ümidiyle.

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0