3 sonuçtan 1 ile 3 arası

Konu: Behçet Necatigil

  1. #1
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart Behçet Necatigil




    Solgun Bir Gül Dokununca

    Çoklarından düşüyor da bunca
    Görmüyor gelip geçenler
    Eğilip alıyorum
    Solgun bir gül oluyor dokununca.

    Ya büyük şehirlerin birinde
    Geziniyor kalabalık duraklarda
    Ya yurdun uzak bir yerinde
    Kahve, otel köşesinde
    Nereye gitse bu akşam vakti
    Ellerini ceplerine sokuyor
    Sigaralar, kâğıtlar
    Arasından kayıyor usulca
    Eğilip alıyorum, kimse olmuyor
    Solgun bir gül oluyor dokununca.

    Ya da yalnız bir kızın
    Sildiği dudak boyasında
    Eşiğinde yine yorgun gecenin
    Başını yastıklara koyunca.

    Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
    En çok güz ayları ve yağmur yağınca
    Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.
    Uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
    Solgun bir gül oluyor dokununca.

    Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
    Akşamlara gerili ağlarla takılıyor
    Yaralı hayvanlar gibi soluyor
    Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
    Yollar, ya da anılar boyunca.

    Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
    Kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
    Solgun bir gül oluyor dokununca.

    (1962, Yaz Dönemi kitabından)


    Sevgilerde

    Sevgileri yarınlara bıraktınız
    Çekingen, tutuk, saygılı.
    Bütün yakınlarınız
    Sizi yanlış tanıdı.

    Bitmeyen işler yüzünden
    (Siz böyle olsun istemezdiniz)
    Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi
    Kalbinizi dolduran duygular
    Kalbinizde kaldı.

    Siz geniş zamanlar umuyordunuz
    Çirkindi dar vakitlerde bir sevgiyi söylemek.
    Yılların telâşlarda bu kadar çabuk
    Geçeceği aklınıza gelmezdi.

    Gizli bahçenizde
    Açan çiçekler vardı,
    Gecelerde ve yalnız.
    Vermeye az buldunuz
    Yahut vakit olmadı...

    (1955, Eski Toprak kitabından)


    Gizli Sevda

    Hani bir sevgilin vardı
    Yedi sekiz sene önce,
    Dün yolda rasladım
    Sevindi beni görünce.

    Sokakta ayaküstü
    Konuştuk ordan burdan,
    Evlenmiş, çocukları olmuş
    Bir kız, bir oğlan.

    Seni sordu
    Hiç değişmedi, dedim,
    Bildiğin gibi...
    Anlıyordu.

    Mesutmuş, kocasını seviyormuş,
    Kendilerininmiş evleri..
    Bir suçlu gibi ezik,
    Sana selâm söyledi.

    (1953, Evler kitabından)


    Nilüfer

    Ben oraya koymuştum, almışlar,
    Arasına sıkışık saatlerin.
    Çıkarır bakardım kimseler yokken;
    Beni bana gösterecek aynamdı, almışlar.

    Kışken ilkyaz, sularımda açardı
    Buzlu dağlar gerisine kaçıracak ne vardı?
    Eski defterlerde sararırmış yaprak.
    Beni bana gösterecek anlamdı, almışlar.

    Bir ışıktı yanardı gecelerde;
    Akşam, çiçekler uykuya yattı,
    Sardı karşı kıyıları karanlık- -
    Beni bana gösterecek lambamdı, almışlar.

    (1962, Yaz Dönemi kitabından)

    Dönme Dolap

    Nerden niçin mi geldim
    Bilmeden bir şey diyemem, ya siz?
    Hem hiç önemli değil
    Geldim, yer açtılar, oturdum
    Girip çıkanlar vardı
    Zaten ben geldiğimde.

    Başka şeyler de vardı, ekmek gibi, su gibi
    Gülüşler öpüşler ne bileyim hepsi
    Doğrusu anlamadım bir düğün-dernek mi
    Sonra da kimileri düşünceli, durgundu
    Gidenler neye gitti doğrusu anlamadım
    Zaten ben geldiğimde.

    Bir lunapark mı bir konser bir gösteri
    Bilmem pek anlamadım önüm kalabalıktı
    Sıkıştığım yerde vakit çabuk geçti.
    Bak dediler baktım pek bir şey göremedim
    Hem her yer karanlıktı
    Zaten ben geldiğimde.

    Benim tek düşüncem büzüldüğüm köşede
    Nasıl çekip gideceğim kalk git dediklerinde
    Çünkü çıkmak sıkışık sıralardan mesele
    Kalkacaklar yol vermeye bakacaklar ardımdan
    Az mı söylendilerdi şuracığa ilişirken
    Zaten ben geldiğimde.

    (1960, Dar Çağ kitabından)




    KAPI

    Çalınır
    Kim ne getirir
    Vazgeçemediklerin
    Anahtarları vardır.

    Sezilir
    Kim ne zaman gelir
    Yatağında uyuyan bir kedi
    Söyler içindeki türküyü

    İnsan bazen o kadar yalnızdır.
    Çocuk Marşı

    Kapı önünde ayşe,
    Hanım hanımcık iş gördü,
    Sonunda kendine göre
    Bir yuva kurdu.

    İlk ben oldum misafiri,
    Güle güle otur’a gittim.
    Bir yüksük-fincanda getirdiği
    Hayal kahveyi içtim.

    Kibrit kutusu şeklinde
    Oturmuştuk bahçeye karşı.
    Ortada hokkadan bir masa,
    Üstünde örtü yerine yaldızlı çikolata kağıtları.

    Gözüm gazoz kapaklarına gitti,
    Sorup öğrendim; kapkacakmış.
    Toplamış sokaktan ucu yanmış kibritleri:
    Bu kış odun yakacakmış.

    Yangın yeri bir arsadan bulduğu
    Cam kırıkları; para.
    Ev çevirmek kolay, diyordu,
    İş tutumlu olmakta. ayşe’yi o anda görmeliydiniz!

    Eski kadınların kanıyla evcimen
    Sisli geleceklere hazırlık
    Çıkmış çocuk varlığından
    Zamanların ötesine tertemiz.

    Ayşe’m gibi, dünyada,
    Ayşe’ler dolu.
    Hepsi “evcik” oynar
    Öteden beri.

    Ayşe’ler büyür,
    Günün birinde
    Oyun-ev’leri
    Sahici olur.

    Ama hepsinin mi?
    Hepsinin değil.

    Ayşe’lerin kimisi
    Yuvadan evden yoksun
    Sert rüzgarlar önünde
    Güz yaprakları gibi
    Boşluklara savrulur.





    Çocuklarımızın gözlerindeki ışığın eksilmediği nice 23 Nisan' lara...
    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  2. #2
    kalliope - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23 Aralık 2008
    Mesajlar
    737

    Standart

    Saklı Su


    Ürperen yaralara çıplak
    Havaların değmesi
    Acır.
    Korkunuz nerdeyse
    Bir şey söylenecek, bir şey sorulacaktır.

    Sekiz sokak önceden sezmeniz
    Adımlar yöneldi,
    Bir daralış gönlünüzde
    Ortalık karardı.

    Anla sıkıntımı geç git dost,
    Nedendir sorma.
    Gür bitkiler altında bir benim için akar
    Alıngan, onurlu
    İstemez görsünler saklı su.

    Kelimelerin gücünü anlamadan, insanların gücünü anlayamazsınız.(Konfüçyüs)

  3. #3
    fides - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    15 Şubat 2008
    Yer
    Sürgün
    Mesajlar
    1.515

    Standart

    UNUTMAK

    Böyle kalacak
    Sahipsiz, açık
    Örtmeye üstünü
    Vaktimiz olmayacak.

    Düşünmek bile suç
    Gibi uzak yakınları
    İçlerinde yaşar mı
    Bilgimiz olmayacak.

    Yıllarca beraber
    Yalnız saatlerde
    Olsun hatırlanmaz mı
    Cevapsız kalacak.

    Kopmuş bağlar
    Sonunda öyle ki
    Neyimizdi kimdi
    Kimsemiz olmayacak.

    BEHÇET NECATİGİL
    Eğer biri sana parmağıyla güneşi gösterir ve sen de parmağa bakarsan aptalsın demektir. Eğer güneşe bakarsan daha da aptalsındır, çünkü güneş gözlerini kör eder. Senin bakman gereken parmakla güneş arasında uçan kuştur... (Subcomandante Marcos)

Members who have read this thread : 1

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0